[5 Ara 2011 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]
A Treatise of Human Nature #3 – David Hume

(warm passions | violent passions ile devam edilmesine)
Kitabın güzel özelliklerinden biri de, neredeyse tamamen ‘kapalı’ olması. Kapalılıkla kastım, diğer filozoflara referansın azlığı: Hume, bir konuyu anlatırken, mümkün olduğu kadar kendi gözlem ve analizlerine ağırlık veriyor, diğer filozofların fikirlerine, dizgelerine olan referans sayısını ise minimize ediyor. En fazla edebiyattan alıntılarla destekliyor (daha doğrusu örnekliyor işte) anlattıklarını. Yoksa, “Locke şöyle dediydi de aslında orda yanıldıydı.” kabilinden hesaplaşmalara yer ayırmamış. Hoş, ayırsa “name-dropping yapıyon hacı.” diye çıkışmak aklıevvellik olur, o da ayrı mesele.
Edebiyattan örneklerle desteklemek demişken, yine aklıma Schopenhauer geldi. (Ki zaten Schopenhauer’i …

Yazının devamı...»

Mecelle-i Fürahnek »

[12 Tem 2012 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]
La vita è bella (Hayat Güzeldir)

Kayıtlarda “İtalyan yönetmen Roberto Benigni’nin yönettiği 1997 yapımı İtalyan drama filmidir.” diye geçse de bu filmin tek bir cümleyle tasviri hem yetersiz hem de yersizdir.
İster “II.Dünya Savaşı Yılları” diyelim ister “Yahudi Soykırımı”, o dönemi  en iyi aktaran filmlerden biridir La vita è bella. Savaş yıllarında anne baba olmak, Yahudi olmadığın hâlde esir kamplarında kalmaktır gözler önüne serilen.
“Yahudi” nedir? “SS” nedir? Sorusuna boş gözlerle bakan kişileri dahi, buna 8 yaşında bir çocuk da dahil edilebilir,  etkileyebilecek tesirde slapstick bir başyapıttır.
Kanımca bu filmi bu noktalara taşıyan ve bende böylesine yoğun bir etki …

Yazının devamı...»

Mecelle-i Fürahnek, Serbest Kürsü »

[3 Haz 2012 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

Dostum anlık demişsin ama bu zeka? Olmadı akıl, olmadı idrak? Hacı abi bakınızla makınızla olmuyor bu işler yav, biz orda değiliz.
(Neyse, ‘ayar’ bizim işimiz değil, devam edelim.)
Bir odada aklıma geleni diğerinde unuttuğumda, ilk odaya giderek fikri geri çağırıyorum mesela. Bu çok basit bir association örneği ve işleyişini de şöyle anlatabilirim: Odayla aklımdaki x fikri kendi niteliklerinden, tamamlayıcılıklarından değil, zihnin genel bir birleştirme şablonundan dolayı birbirlerine bağlanıyorlar. Odada olmamla x fikri kendilerinde bağlantılı değil yani. Bir aradalar, bir arada düşünülebiliyorlar, çünkü bir arada olmuşlardı (ilkokul alışkanlıkları “çünkü ülkemizin üç yani denizlerle …

Yazının devamı...»

Mecelle-i Fürahnek, Serbest Kürsü »

[20 May 2012 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]
An Essay Concerning Human Understanding #2

Buradan devam etsem daha çok konuşurum, o yüzden kitaba geri dönüyorum. Locke’u okumamın bir sebebi de aslında Kant’ın Prolegomena’sının ilham kaynağının izini sürdüğümde (so stalk we all), Hume’e ve Locke’a rastlamamdı ve Essay’ı okuyunca Locke’un neden önemli olduğunu anladım: Kendinde-şey konsteptinin ilk derin tahkiki (afaik) burada çünkü. Kitap hem nesnelerin ‘kendilerinde’ nasıl olduklarıyla ilgili bilgimizin sınırlı olması, hem de hür irade meselesi üzerine temiz irdelemeler ihtiva ediyor. Şaşırarak ve hatta sevinerek anladım ki Locke’un konumlanışı bağdaşırcılık (bkz: compatibilism) civarında. Yani determinizmle iradeyi uyumsuz görmüyor, bilakis seçeneklerin seçilme ihtimallerinin eşit olmasını …

Yazının devamı...»

Çalışmalar »

[20 May 2012 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

Özet: Siandra Ikvernia’da kalırken Elrisse Ranke topraklarının içlerine doğru işgale devam eder. Ranke ülkesinin batısında bir çocuk olan Kimachos, bir anda kendilerine saldıran Novoxim ordusuna karşı ailesiyle birlikte direnişe katılır.
***
Gün boyu süren top atışları geceleyin azalarak devam etmiş ve terk edilmişliğe dayanamamışçasına bir günde yerle yeksan olmuştu Domnia. Yine de tuzak kuracak yeterince vakit bulmuşlardı. Yaklaşan bir güllenin korkusuyla sık sık gökyüzüne bakarak, soğuk terlerden sırılsıklam vaziyette koymuşlardı yer naftalarını, üzerlerini örtüp onları gizleme işini ise güllelerin kaldırdığı tozlara bırakmışlardı. Kendi silahları zarar verecekti Novoxim ordusuna, bu ufak kurnazlık dahi …

Yazının devamı...»

Yeraltı »

[4 May 2012 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

Şu yazının orta kısmında biraz değinmiştim mazi ve anın algılanışının farklılığına dair. Bu yazımda ise bu algılanış farklılığından dolayı geçmiş ve şimdinin fotoğraflaryla ilgili hislerin de değişkenlik arzettiğinden bahsedeceğim.
Mazi ile ilgili hatıralar genelde silik, şimdiyle karışmış, rüya mı yaşanmış mı belli olmayacak bir şekilde üşüşür zihne (en azından benimkine). Hâl ise daha canlı algılanabildiği için fotoğrafına da biraz yan gözle bakılır genelde. Anı bizzat kendim deneyimleyecekken niye başka aracı koyayım, değil mi? Fakat mazi öyle değil, ona dair renkler karışık. Bazen çok belirgin değilse hatırda kalan kısmı da pek az oluveriyor. …

Yazının devamı...»