7 Ekim 2007 Befrock 6 Metal Festivali
~Bizkit

İzmir’deki metalciler, onları sürekli etkinliğe boğan iki çalışkan üniversite Rock kulübüne sahipler. Bu yüzden fazlasıyla şanslı olduklarını söylemek, hiç de yanlış olmaz.
Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir’in, düzensiz dağılımlı üniversitesi, bünyesinde iki farklı Rock kulübü barındırıyor. Bunlardan birincisi DEUROCK (Dokuz Eylül Üniversitesi Rock Kulübü), ikincisi ise BEFROCK (Buca Eğitim Fakültesi Rock Kulübü). DEUROCK, her hafta aksatmadan düzenlediği klip gösterimleriyle, metalci tayfayı kalbinden vuran grupları seçerek, güzel işler çıkarırken; BEFROCK, kendi ismini taşıyan Metal festivalleriyle İzmirli metalkafaları sarsıp kendine getirirken, onları boş bırakmamaya and içmiş gibi görünüyor. Şimdiden 7′ye ulaşan bu festivalleri, 6.sından itibaren takibime aldım.
İzmir’de öğrenci yoğunluğunun en yüksek olduğu ilçe olan Bornova’daki, en sert Rock bar olan Dungeon, genel olarak bu tür festivallere ev sahipliği yapmakta. BEFROCK Metal Fest 6 da, yine Dungeon Rock Bar’da düzenlendi. Mekandan bahsetmek gerekirse, çok yoğun bir kalabalığa ev sahipliği yapabilecek kadar büyük bir yer değil. Tahminim 500 civarı insanla dolabileceği yönünde. Bir adet balkon kısmı da bulunmakta. Sahnesinde ise rahatsız edici küçük bir detay var. Aslında iki detay var. O da kirişimsi iki oluşum. Sahnenin önünde duran bu iki sütun, açıkçası göze sevimsiz gelen bir görünüme sahip. Yine de metal müzik hatrına görmezden geliyoruz.
Gelelim performanslara..
İlk çalan grup, artık İzmirli olabilmiş olan Unleash’di. Artık diyorum, çünkü grup daha önceleri çalışmalarını internet üzerinden yürütüyordu. Evet, yanlış duymadınız. Birbirlerine kayıtları yollayarak, beste çalışmalarında bulunmaya çalışan bu insanlar, artık tam anlamıyla bir grup görünümüne kavuştular. Grubun müzik dışındaki çalışmaları gayet olumlu görünüyor. Örneğin MySpace adreslerine girdiğinizde, ilk bakışta Türkiye’den amatör bir topluluk olduklarına inanmanız gayet zor olacaktır. Gayet profesyonelce hazırlanmış, tüm kıstaslara uygun bir sayfa karşılıyor bizi çünkü. Grup elemanları da bu konserde, sahnede kendi grup isimleri yazılı tshirtleri giyiyorlardı. Tanıtım açısından verilen onca çabayı takdir etmek gerek. Ancak müzik için son derece olumlu şeyler yazmak için, henüz erken. MySpace adreslerine eklenen Braveman isimli yeni şarkıları, ilgi çekici noktalara sahip, evet. Ama önceki şarkılar için aynı yorumu yapmak, en azından benim adıma pek doğru olmayacak. Ancak onların kayıt kalitelerinin düşük olduğunu da göz önünde bulundurmak, yeni kadroyla kaydedilmiş yeni versiyonlarını beklemek gerek. Sahneye gelirsek eğer.. Şarkılarına hakim olmadığım için, aklımda pek fazla bir şey kalmadı grup hakkında. Bu da etkileyici olmadıklarını gösteriyor. Ama daha yolun başındalar. İlk izlediğimde UÇK Grind’dan da etkilenmemiştim, ama şu anda konser haberlerini kolladığım grupların başında geliyorlar. Umudu kesmeden beklemeye devam diyorum o sebeple. Altyapı çalışmalarına verilen bunca önemi gözönüne alınca, beklememek tutarsız olurdu zaten.
İkinci olarak Serpenta sahne aldı. Serpenta’yı açıkçası Befrock Fest’e kadar duymamıştım. İstanbul’dan gelen grubun isminin açıklanmasının hemen ardından ufak bir internet araştırması yapıp, şarkılarını dinlemek istedim; fakat somut bir şey bulamadım. Bu yüzden konseri beklemek tek çareydi. Grubun türü Gothic etkili Black Metal ve vokalistleri bir bayan! Arch Enemy’nin Angela’sından hiç eksik kalmayacak bir güçle brutal vokal yapabiliyor, en sert duruşunu sergiliyor sahnede. İlk kez dinlediğim için ve grubun tarzının Black Metal olmasından dolayı, canlı performans olayına 1-0 mağlup başladığı için, şarkılar hakkında adam akıllı yorum yapabilecek duruma erişemedim. Çok büyük bir farklılık duyduğumu söyleyemem ama. Tipik işlerden biri olarak yorumladım, maalesef ki. Aktifliği ne durumda bilmiyorum ancak en kısa sürede bir MySpace sayfası açıp, tanıtımlarını sağlamak adına bir adım atsalar, hiç fena olmaz diye düşünmekteyim. Herkes İstanbul’da yaşamıyor..
Serpenta’nın ardından, nihayet yıllarca adını duyup, şarkılarını dinlediğim; canlı performansına dizilen övgüleri okuyup, hayranlık ve merak içinde yollarını gözlediğim Dawnfall vardı sırada. Tarz olarak Heavy Metal ile Thrash Metal arasında gidip gelen bir müzikleri var. Süpersonik bir sese sahip vokalisti, biri 80lerden fırlamış uçuk kaçık, bir diğeri ise saçları uzun John Petrucci karizmasına ve hatta yeteneğine sahip iki gitaristi, mükemmel bir sahne duruşu, hoş şarkılara sahip, İzmir’in medar-ı iftiharı olan grup. Canlı performansında, vokalistleri Orçun’un sesinin ne denli mükemmel olabileceğine tanık etmiş de oldum ki bunu herkesin tatması gerekiyor zannımca. Gerçi İzmir’de herhangi bir metal müzik konserine katıldığınızda, seyircilerin arasından bir köşede onun çığlıklarını duymanız kuvvetle muhtemel. Grup bilinen tüm şarkılarını çaldı. Ardından da Painkiller coverladı ki, sahneye Freedom Gray’den Murat Akça da geldi, vokallere eşlik etmek için. Herhalde Orçun ve Murat’ın çığlıklarını Rob Halford görse kıskanırdı. Onun dışında albüm çalışmasının haberini aldık, mutlu olduk fazlasıyla. Gerçekten albüme sahip olmayı hakeden bir grup çünkü Dawnfall. MySpace sayfasından Fall of the Crown’u dinleyerek, gruba hayran olmaya başlayabilirsiniz.
Freedom Gray nedenini bilmediğim bir şekilde iptal olduğu için, sıra son gruba yani Prime Object’e gelmişti. Yine İzmirli olan grup, Melodic Death Metal ile Metalcore arasında bir müzik icra ediyor ki artık buna Deathcore deniyor. Müziği etiketleme merakı olan dinleyicilere duyurulur. Kadrolarına bayan vokal olarak Sinem’i katarak, bir süre önce grup içi reformu yaptıklarını görmüştük. Uygulamasını ise ilk kez görecektim. Açıkçası Sinem’in pek de pozitif katkısını göremedim. Bu tür bir grup için gereksiz olduğunu düşünüyorum. Umarım beni yanıltacak kozları vardır ellerinde. Grup kendi şarkılarıyla ortama baya bir gaz verdikten sonra, coverlara girişerek, ortalığı tam anlamıyla yıkmayı başardı. Ortamın tozunu zaten atmış olan grup, Lamb of God coverları ve yaptırdıkları Wall of death ile, kalan partikülleri de temizlemiş oldu. Seyircinin en çok coştuğu grup da aynı zamanda Prime Object’ti. Canlı performansları gerçekten şahaneymiş. Yaptıkları bestelerin ötesinde, uygulama bazında tam bir konser grubu olduklarını görmüş oldum. Gitaristleri Caner’in askere gideceğini söylediler bir ara. Onun yokluğunda grup neler yapacak bilemiyorum, ancak en kısa sürede yeni konser haberleri beklemekteyim.
Tek grup iptali ve iyi bir seyirci desteğiyle, bir Metal müzik organizasyonu daha son buldu. Bizlere baki kalan da gruplardan aldıklarımız oldu; bizim gruplarımızın da yavaş yavaş, izlendiklerinde, yabancı bir grubun konserini aratmadıklarını farketmemiz oldu. Pek güzel oldu…


