Anasayfa » Yeraltı

Hat Sanatı #2

[16 Mar 2008 | Yazan: | 1 Yorum]

~Ayna-i Marzî

“Kamışı eskisi gibi sık alamıyordum elime. Başarısızlık korkusu mu yoksa tembellik miydi buna sebep? Belki de bezip sabırsızlanmaya başlamıştım. Bir gün başarabileceğime inandıysam, çıktığım yolu yarı bırakmam yakışmaz bana, yeteneğim olsun, olmasın çalışıp sabırlı olursam başarabilecektim. Evet, inanmalı başarmaya, korkmamalı… Sanırım sonu belirsiz bir yola çıktığında insan, ne kadar ara verirse o kadar soğukluk giriyor. Bir tatil girip, iki hafta bırakınca hat çalışmayı, ister istemez korku karışık bir isteksizlik kapladı içimi. Yarı yolda bırakırsam biliyorum ki çok kızacağım kendime. Bu yüzden ümitsizliğe düşsem de zaman zaman, bir şekilde eski halime dönüp tekrar ümitleniyor ve dönüyorum çalışmaya. Uzun bir müddet bu belirsizlik halindeyken, kendimi zorlayarak sıyrıldım bu halden ve aldım kamışı tekrar elime, ki bu yazıyı yazmaya da böyle karar verdim.”

Girişteki ilk hat örneğini, Japon Hat Sanatçısı Fuad Kouichi Honda’nın, kasım ayında Yıldız sarayında açmış olduğu sergisinden çekmiştim (örnek ayet’el kürsi bu arada). Bu örnekteki hat çeşidi ise, aklam-ı sitteden olan sülüs hattı olup, benim çalışmakta olduğum hat türüdür aynı zamanda, bu yüzden önemi ayrı benim için. =)

Bu ay sizlere bu hat türünü anlatacağım. Öncelikle aklam-ı sitte hakkında kısaca bir bilgi vereyim:

Aklam-ı sitte: Altı yazı manasına gelir. İranlılar tarafından şeş kalem olarak da isimlendirilir. Daha evvel kufi yazısından bahsetmiştim. VIII. Yüzyılın sonlarından itibaren hattatların daha güzeli arama gayesiyle ölçülü şekil almaya başlayan hat, İbn Mukle’nin bu nizam ve ahengi belirli kaidelere bağlamasıyla birlikte “mensup hat” ismini almıştır. XIII. yüzyılda Yakut el-Müstasimi, o zamana kadar düz kesilen kamışın ağzını eğri kesmiş ve bu buluşuyla hat sanatına büyük bir incelik ve zarafet katmış, aklam-ı sitte denilen sülüs, nesih, muhakkak, reyhani, tevki, ve rika hatlarını en geniş şekliyle tespit etmiştir. XV. yüzyılına gelindiğinde Şeyh Hamidullah, aklam-ı sitteyi bir düzenlemeye tabi tutup, kendi sanat zevkini de birleştirerek yeni bir tarz ortaya koymuştur. Bu düzenlemeyle birlikte artık Yakut devri sona ermiş, yerini “Şeyh üslubu” denilen bu tarza bırakmıştır.

Sülüs: Lügat manası üçte bir demektir. Bu adı niçin aldığı hususunda çeşitli görüşler varsa da akla en uygun olanı, harflerinin üçte iki kısmında düzlük, üçte bir kısmında meyil hakim olduğu görüşüdür. Eski kaynaklarda “ümmü’l-hat” olarak isimlendirilen sülüs, aklam-ı sitte içinde sanata en uygun olanıdır. Özellikle camilerde, türbelerde veya tarihi bir çok yerde bu özelliği sebebiyle çok kullanılmıştır. Bir de bu hat çeşidinin bir özelliği istiflemesi, yani harflerin bir araya gelip kelimeyi oluşturmasında hayal gücüne verdiği serbestlik. Aynı zamanda Osmanlı hattatlarından rağbet görmesinin sebebidir bu istiflenebilme özelliği. Aşağıda vereceğim örneklerde bu istifleme kullanılmıştır çok. Yine de bu hat çeşidinin en güzel örneklerindendir diyebilmem imkansız, Hamid Aytaç gibi bir hattatın elinden çıkanların yanında nisbeten sönük kalır; ancak Hamid Aytaç’ın yazmış olduğu hat örneklerini maalesef internette bulamadım. Tuğralarda kullanılan hat çeşidinin de Sülüs olduğunu belirtmeliyim.

Sülüs hattı ile yazılmış bir kaç örnek:

İstiflemesi olsun, boyaması olsun çok hoşuma giden bir örnektir.

Bu sonuncusu ise Sülüs hattındaki harfleri ölçüleri ile gösteren bir örnek. Mesela en üst sağdaki çubuk gibi olan harf elif harfidir ve ölçüsü kamışla uzunlamasına 7 noktadır (buradaki noktalar hat noktaları olup, kamışın büyüklüğüne göre değişir).

1 Yorum »

  • tuba said:

    harika.. bayıldım… bende bu kadar kendimi geliştirmek istiyorum

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>