Anasayfa » Yeraltı

İş Dünyasına Giriş

[24 Eyl 2008 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, gördüğünüz ‘İş Dünyasına Giriş’ başlıklı materyal hiçbir şekilde ‘Çıkar Dünyası’nın devamı, türevi, vs. olmamakla birlikte asla bir Scare yazılımı da değildir. Şahsımın scare olduğu şeklindeki iddialar tamamen yalan olup, işbu metin BTG İnsan Kaynakları’nca hazırlanmıştır. Bu noktada insan kaynakları teriminden farklı şeyler anlıyor olabileceğimizi belirtmekte de fayda var sanırım, IK sizdeki yemek departmanına denk geliyor BTG A.Ş.’de.

Burada sizinle, yaz stajım süresince edindiğim çok kıymetli deneyimlerimi paylaşmaya çalışacağım. Bunlardan bazıları genelleştirilemeyecek günlük gözlemler gibi görünse de, bu şekilde küçümsememeniz konusunda ısrar etmekteyim. Hepsi iş dünyası içerisinde benzerleri görülebilecek bilimsel niteliğe sahip fenomenlerdir.

Çevrenizden, iş dünyasına ilk adımınızı atarken vereceğiniz ilk izlenimin çok önemli olduğu gibisinden şeyler duyabilirsiniz. Akademiden şirket ortamına girerken de çalışma hayatını kafanızda tam olarak canlandıramayabilirsiniz. Ancak garanti ediyorum; ilk gününüz, gereğinden fazla önem vermeniz durumunda bekleyebileceğiniz gibi özel bir şey olmayacağı gibi, aslında pek kimse tarafından da sallanmayacaksınız. Adamlar işti güçtü bir ton olaya koşturuyorlar zaten, özellikle büyük şirketlerde bir stajer uğramış, uğramamış kimse sallamıyor. Ben ikinci günümde ‘Okul triplerinden çıkamadın galiba ha hehe’ şeklinde uyarılınca anca kendime geldim zaten. Ancak bu iş dünyasının rahat olduğu şeklinde anlaşılmamalı. Özel olmanızın, ilk günlerinizden kendinizi göstermenizin beklenmemesi, iş dünyasında sizi bir ton tuzağın beklemediği anlamına gelmiyor. Bu tuzaklara ve gözlemlediğim diğer şeylerin farkında olabilmek için yazının devamını pür dikkat okumanızı tavsiye ederim.

Giyim
Pek çok kurumsal şirkette gömlek kravat giyilmekte, kıyafetinizde de belli bir tarzı takip etmeniz beklenmekte. Örneğin işe başlamadan önce ‘mevsim yaz, kısa gömlek mi giysem lan acaba’ diyen ben, ikinci gün uzun kol, son düğmesine kadar iliklenmiş gömlek giyerken üzerine bir de ceket mi giysem diye düşünüyordum. Çiçekli böcekli gömlekleri de ne kadar ısrar ettiysem kabul ettiremedim, ancak bir gün bütün şirket insanlarının çiçekli gömleklerle dolaşacağına dair umudumu da henüz yitirmiş değilim. Sizin de o güne kadar sabredip uslu uslu takımınızı giymenizi tavsiye ederim. Bu konuda istek azlığından muzdaripseniz şayet, How I Met Your Mother’ı izleyip, canla başla Barney’in ‘Suit Up!’ çağrılarına tav olmaya gayret edebilirsiniz. Dizilerden bu tarz insanları idol olarak görmeye başlamak bu konuda kesinliklikle yardımcı oluyor.

Konuşma
İş ortamında konuşmaların şüphesiz ayrı bir üslubu vardır. Ancak işin o kısmı oldukça sıkıcı olduğundan hızlıca çok daha kritik konulara atlamayı uygun görüyorum. İlk uyarım işten tanıştığınız insanlarla konuşurken kullanırken kullanacağınız yeni kelimelerle, buradaki yeni literatürle ilgili olacak. Bu hususta, ilk duyuşunuzda size gayet anlamsız gelecek bir kelimeyle karşılaştığınızda söyleneni anlamış görünmenin işteki karizmanızı arttıracağını söylemeliyim. Anlamaya çalışın, ancak anlamaya çalıştığınızı belli etmektense söylenene kayıtsız kalın, onaylayın veya ani bir hamleyle konuyu değiştirmeye çalışın. Kelimenin anlamı cümle içerisinde çok net değilse, imkanınız varsa söyleneni ‘valla ha, di mi, doğrudur, haklısın babuş’ gibi ifadelerle onaylayın, yoksa dikkat dağıtın ‘o değil de çaycı süleyman abi gay mi ne’ diyin, konuyu bir anda değiştirecek kadar sansasyonel bir şey söylemeye bakın. Bu arada kelimeyi anlamış gibi yapacaksanız dikkatli olmalısınız. Örneğin ikinci haftamın ilk gününde birisine ‘nasıl gidiyor’ diye sorup, ‘sendrom ya işte’ cevabını alınca söyleneni ilk başta tam olarak kavrayamamıştım. Yeni insanlarla tanışıyorsunuz ve bildiğiniz gibi dışarıda bu tarz kelimeleri değişik anlamlarda kullanan insanlar var. Nitekim ‘fenomensin abi/dramlardayım bugün/atraksiyon var mı’ gibi kullanımları siz de duymuşsunuzdur sağda solda. Ben de saatin sabah 9 olmasının da etkisiyle, sendrom kelimesine o şekilde bir anlam yüklendiğini düşünüp ‘di mi valla’ demiştim. Hatta o sırada işim olmasa söylenen feci ‘cool’ kelimeyi anladığımı, benim de aslında gayet cool birisi olduğumu göstermek için sendrom kelimesini cümle içinde de kullanacaktım ‘akşamki maç tam sendromdu / havalar da çok sendrom gidiyor ha’ gibi şekillerde. Çok şükür yapmamışım, nitekim yemek arasında, tam hamburgerimden koca bir ısırık alırken bir anda jeton bütün heybetiyle düşüverdi. Mevzu bahis sendrom Pazartesi sendromuymuş meğer.

Konuşma konusunda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, benim ‘Nurettin Fenomeni’ şeklinde adlandırdığım, bilim dünyasında şok etkisi yaratan fenomen. Benim bu fenomeni Nurrettin isminde birisinde gözlemlemiş olmam bu ismi vermemde etkili olmuşsa da, daha artist olacaksa Fenomen N, N Fenomeni şeklinde de adlandırabiliriz bu doğa olayını. Buradaki anakarakterimiz Nurrettin herkese ‘dostum’ şeklinde hitap eden bir çalışandır. Dostum kelimesi kullanıldığında gayet garipserim ben şahsen, günlük hayatta da ‘dostum nasılsın’, ‘evrakları aldın mı dostum’ şeklinde konuşan pek kişiye rastlamazsınız sanırım. Ancak Fenomen N’in gözlemlenebildiği bu olayın baş kahramanı herkese bu özel hitap şekliyle hitap etmektedir. Burada bir gariplik yok. Gariplik diğer herkesin de Nurrettin’in etrafındayken konuşma şeklini değiştirmesi. İnsanlara soğuk davranan güvenlik görevlisinden, son derece artist takılan genel müdüre kadar istisnasız herkesin Nurrettin’in etrafındayken dostum hitabını kullanmasında. Herkesin masasına uğradığında ‘Bilançolar hazır mı/ Saat 3′te X şirketiyle görüşmemiz var/ Senden daha çok şey bekliyorum’ tadında laflar eden genel müdürün söz konusu kişiyle konuşurken birden ‘Bilançolar hazır mı dostum/ dostum saat 3′te x şirketiyle görüşmemiz var’ tarzına girmesini ilk gördüğünüzde baya garipseyebiliyorsunuz. Siz de insanların kendisiyle konuşurken ‘ajan naber ya/kanka napıyosun’ şeklinde hitapları kullandıkları kişilere rastlamışsınızdır. N Fenomeninin gücünü küçümsemeyiniz. Bu arada bu hitapları kullanmak için çok da acele etmemenizi tavsiye ederim, ayrı bir samimiliğin, yoldaşlığın ifadesi çünkü bu hitaplar bir yerde. Ancak çalıştığınız yerde bu fenomen ortaya çıkmamışsa, hemen kendinize ait bir hitap yaratıp karizmanıza karizma katmanız mümkün. Garanti ediyorum, insanlar size seçtiğiniz hitap şeklini kullanabilmek için fırsat kollayacak, bulamadılarsa böyle bir fırsat yaratabilmek için içleri içlerini yiyecek, her bir anlarını bu düşünceyle geçirecekler.

Telefonlara Çıkma
Bir stajer olarak telefona cevap vermek şüphesiz size kendinizi yetersiz hissettirecek çok talihsiz dakikalar yaşatacaksa da, bazen telefonu açmak kaçınılmaz olabiliyor. Telefon konuşmaları genelde şu şekillerde olabiliyor:

- Betege Bank, ben monte
- İyi günler ben Kardeşler Market’ten arıyorum. Devlet tahvillerinde bulunan 3 milyar dolarımızla, 5 milyar dolarlık altın rezervimizi 123456 no’lu hesabımıza Yen cinsinden yatırmanızı istiyoruz.
- Bir saniye bekleteceğim.
*etrafta işlerden çakan birisi olup olmadığına bakılır*
- 5 dakika sonra arayabilir miydiniz acaba?
- Pardon?
- Burada yeniyim de, henüz staj yapmaktayım.
- Nasıl, bi halt bilmiyor musun yani?
- Durumu başka şekilde ifade etmek daha doğru olabilir. Örneğin…
- Ne yani, biliyon mu?
- Eyvallah aabey.
Ancak bu konuşmanın bu şekilde olması gerektiğini düşünmeyin. Burada sizinle paylaşacağım taktik ile tatsız telefon konuşmalarından kaçınabilirsiniz. İşin püf noktası karşınızdakinin kafasını karıştırdıktan sonra bir anlık dikkat dağınıklığından faydalanabilmek. Klasik hareket ‘Yanlış numara2 demek olsa da; karşınızdakinin dikkatini, telefonu betege bank diyerek açmış olmanızı unutturacak kadar dağıtmak için bu yeterli olmayacaktır. Şahsi tectübelerim yabancı dilde bir şeyler söylemenin oldukça yararlı olduğunu gösterdi. Birkaç kelime İngilizce ile bütün bunların yaşanmasını engelleyebilirsiniz.
- Betege Bank, ben monte
- İyi günler ben Kardeşler Market’ten…
- What are you talking about?
- Ha?
- Dude Fbi, Cia George Bush, Microsoft, Manchester, General motors.
- Ee şimdi şöyle, ay lav yu, ay lav yu, du yu lav mi yes ay du. Okey?
- Fakyu madafaka (az önce söyledikleriniz yabancı olduğunuz konusunda karşınızdakini ikna etmediyse, hiçbir şey bilmese bile İngilizce küfür etmeyi öğrenmiş olduğunu rahatça farzedebileceğimiz muhatabımızla konuşmamızı bu şekilde sonlandırabiliriz. Karşımızdaki de yabancı dilde bir şey anlamış olmanın verdiği gururun tadını çıkararırken yanlış bir numara çevirdiğine mutlulukla ikna olacaktır.)
Yaş Farkı
İş yaşamınızın ilk günlerinde iş yerindeki insanların çoğunun yaşı sizinkinden yüksek olacağından, aranızdaki yaş farkını dikkate almanızda fayda var. Bir şey söylerken bu hususa dikkat etmek kimi zaman zaruri olabilmekte. Kendimden örneklemek gerekirse yemek arasında bankanın bir departmanındaki elemanlarıyla dışarı çıktığımız zamanı anlatabilirim. Departmanın yöneticisi bir şey anlatıyordu, derken fonda ‘What a Wonderful World’ çalmaya başladı. Adam da ‘Zamanında hocamız derste, sözleri kolay anlaşıldığından bu şarkıyı söyletiyodu bize, ne günlerdi’ dedi. Bir anlık dalgınlıkla bu çok önemli ilkeyi anımsayamayan ben de ‘İlkokulda mıydı, biz de söylerdik valla ne günlerdi’ deme gafletine düştüm. Nitekim bana yönelen, oldukça da uzun süren soğuk bakışların ardından adamın bahsettiği zamanın üniversite zamanları olduğunu öğrendim. Söz konusu olayın ardından mevzu bahis kişi her gece eve gittiğinde kafasında bu olayın anısı, bir köşeye sinip kendi kendine saatlerce ağlama yolunu seçerken, benim de söz konusu departmana uğrama sıklığım dramatik bir biçimde azaldı. Aman dikkat, ben ettim siz etmeyin.
Çıkış Saati
İşteyken, staj yapıyorken erken çıkabileceğiniz her bir dakikanın hesabını yapacağınızı söylesem pek şaşırmazsınız sanırım. Özellikle ara sıra geç çıkmanıza neden olacak şeyler ortaya çıkıp feci canınızı sıkabilecekken. Ancak erken çıkma planları yaparken, hayatın, evrenin ve her şeyin işleyişindeki en önemli noktalardan birini de mutlaka göz önünde bulundurun. Birazdan sizinle paylaşacağım çok gizli ve çok şeytani taktik, ‘Da Vinci Şifresi’ vari kitaplardaki gizli örgütlenmelerin en tepesindekiler tarafından hazırlanıp içerdiği öğütler takip edilen, insanlığın gördüğü en şeytani yöntemlerin yer aldığı bir kitaptan ele geçirilmiştir. Bu kitap demektedir ki; asla işten çıkabileceğinizi söyleyecek kişiye çıkıp çıkamayacağınızı sorma. Şayet sonunda çıkabileceğinizi öğrendiğiniz bu hayati konuşmayı başlatan kişi siz olursanız, bu ilk adımı atmadan önce “hep beş dakka erken soruyorum, şimdi adam kıllanmasın / geçen gün ‘peki çık madem’ derken çok pis baktı sanki, laf yemeyeyim şimdi. En iyisi on dakika daha kalıp gözüne gireyim. Yok yok on beş olsun. Ya da yirmi olsun anasını satayım” gibi monologlara girmeniz işten bile olmamaktadır. Bu insanlık tarihinde oldukça önemli bir yeri olan konuşmayı başlatacak kişiyi, siz değil de işten çıkabileciğinizi söyleyen kişi olarak gördüğünüzü belli edebilirseniz, bu sefer bu tür şeyleri düşünen kişi o olacaktır. Ancak bu sefer ‘Çıksın çocuk ne olacak / ulan geçen beş dakika fazladan beklettik, on beş dakika erken çıksın bu sefer ne olacak, o kadar iş yapıyor çocukcağız’ gibi şekillerde. Dolayısıyla erken çıkma planları yaparken, koyun postuna girmiş kurt olma avantajını elden bırakmamaya çalışın. Bu sayede işten çıkarken ellerinizi ovuştururken, Dünyayı Kurtaran Adam’daki Sihirbaz gibi kötü adam kahkahaları da atabilirsiniz. Kesinlikle tecrübe edilmesi gereken bir deneyim bence.
Espri Anlayışı ve Espri Anlayışlarının Uyuşması Mevzusu
Bu konuyu özellikle dikkat edilmesi gereken bir konu olarak gördüğümü söylemek istiyorum öncelikle. Çalışırken, insan psikolojisi bakımından uçlara gidip gelebilmekte, sinirlerinizi bozacak şeyler yaşayabilmektesiniz ve böyle anlarda bir espri hayatınızı kurtarabilme ya da daha derin ızdıraplar çekmenize neden olma gücüne sahip. Bir örneğini yüzlerce kredi ve atm kartını üç beş defa saydıktan ve ardından da zarflardaki isimlerin her birinin onbeş sayfalık bir listede yer alıp almadığını kontrol ettikten sonra bu isimleri, başka birkaç bilgiyle daha birlikte bilgisayara girme görevini üstlenmişken yaşamıştım. İşi beraber yaptığım kişi gerçekten rezil olan esprileriyle hayat enerjimi sömürmekte bir sakınca görmemekteyken, en sonunda ciddi anlamda sapıtmıştım, ve o an Özgür Leylek!i gördüm. Adamın adı Özgür, soyadı Leylek’ti (soyadı değiştirdim, ama gerçeği leylek değilse de buna benzer bir kuş türüydü sonuçta). ‘Ehuehuehuheu özgür leylek lan hüeeeeee, yok özgür martı jonathan ehiüehihüepüekekekei, aslında hangi isim güzel olurdu biliyor musun; Mutlu Arslan hahahaha hahahahaaa hahahahahahahaahahah (Arslan soyadlı üç beş kişiyi daha yeni sisteme girmiştik)’ diye kendimi kaybetmişken farkettim ki, adam neden bahsettiğimi anlamak için suratıma öylece bakmakta. Özgür leyleği açıklamakta, bir yandan kendimi iyice kaybetmişken baya bir zorlandıysam da bu olaydan gerekli dersi çıkarmıştım. Emin olmadığınız sürece karşınızdakinin espri anlayışını fazla gelişmemiş olarak varsayın. Bir şeyler kaçırabilecek olsanız dahi, akıl sağlığınızı muhafaza edebilmek adına önemli bir önlem almaktasınız.

İşteki En Önemli İnsan
Çaycı. Doğru okudunuz çaycı. Özellikle büyük şirketlerde görmeyi, iyi geçinmeyi en fazla umacağınız kişi ne herhangi bir müdür, ne bir başkası, bizzat şirketteki çaycı olacaktır. Sonuçta stajersiniz, zaten her yere, herkese çay-kahve dağıtmayan çaycınız sizi pekala es geçebilecektir. Siz siz olun, kendisiyle iyi geçinmeye bakın. Arada sırada mutfağa gidip memleketi kurtarırken veya bütün piercingleri, küpeli erkekleri, dövmelileri vs. kütede kütede dövme isteğini dile getirirken bir saniye tereddüt etmeden kendisini gazlayın. Sonuçta sizi sevmesini sağlayın ki “geçerken şu çocuğa da bir kahve bırakayım , ne olacak” dedirtebilin. Masanıza her çay, kahve bırakışınızda büyük bir minnettarlıkla teşekkür edin, bardakları toplarken “senin yaptığın kahveyi kimse yapamıyor” gibi laflar edin. Zaten sizin için şirketteki en önemli şahsın kendisi olduğunu siz de kendiniz çalışırken kavrayacaksınız. Önemli olan bunun geç olmaması, bir an evvel kendisinin gözüne girmeyi başarabilmeniz. Bu pek değerli bilgiyi sizinle önceden paylaşmış olduğum için bana daha sonra teşekkür edersiniz.

Çalışma Temponuz
Dikkat, birazdan bu başlık altında, kapitalizmin en büyük sırrını açığa vurmama tanıklık edeceksiniz. Yakınınızdaki sıcak içecekleri kendinizden uzaklaştırmanız tavsiye olunur. Böyle bir aydınlanmaya uygun olmayan, büyük bir iç huzurla saatlerce kıpırdamadan durmanızın sakıncalı olabileceği internet cafe gibi bir ortamdaysanız, veya gene aynı meditatif ruh hali içerisindeyken farkında olmadan birkaç saat içerisinde girmeniz gereken bir sınav, gitmeniz gereken bir program gibi şeyleri kaçırma ihtimaliniz var ise bu okumayı sonraya bırakmanız konusunda önceden uyarılmaktasınız.

Bu sır kapitalizmin sizi nasıl köleleştirdiği hakkında…

İnsanları köleleştirmek isteyen süper sinsi, hiper şeytani, multi kötü mihraklar önce bunu kuvvet kullanarak yapmaya çalıştılar.

Ve başarısız oldular.

Bu ve bunun gibi aynı gayeye hizmet eden yöntemleri ardı ardına, hiç durmadan denediler.

Hiç biri başarılı olamadı.

Tam yılmak üzereydiler ki, aralarından birisinin aklına bir şey geldi.*

Monte olarak da anılan bu kişinin önerdiği korkunç sinsi yöntem şöyleydi:

Önce insanlar çok çalışarak istedikleri her şeyi elde edebileceklerine ikna edilecektiler. Bu çalışma yerlerine iş, işlerin kişilere istedikleri her şeyi elde etmelerine olanak vermesini mümkün kılan şeye de para dendi.

Her insan hayatının bir döneminde istediği hayata sahip olabilmek için iş denilen bu yerlerde çalışmaya razı olacaktı. Hayalleri sınırsız, saf ve güzeldi. Ancak bu hayallere ulaşabilmenin yolu da oldukça zahmetliydi. Bu denli ağır çalışma koşulları yalnızca o güzel hayallere ulaşmak içindi.. Günde en az dokuz saat çalışacaklar, yorulacaklar, bitkin düşeceklerdi. Kendilerinden istenecek şeyler bedenlerini, zihinlerini acımadan bitkin düşürecekti. En azından insanlar öyle sanacaktı.

Ta ki işlerindeki ilk güne kadar.

Hiçbir kişiden o gün hiçbir şey yapması istenmeyecekti. Ağır koşullar altında çalışmaya razı olmuş insanlar o gün geldiğinde öylece oturacaklardı.

Sabah dokuzdan akşam altıya öylece oturacaklardı.

İkinci gün, üçüncü gün de böylece geçtiğinde sistem sinsice beklemeye devam ederken, aslında hiç farkettirmeden ellerini ovuşturmaya başlıyordu bile. İnsanlar dokuz saatlik mesaileri boyunca öyle sıkılıp, ruhları bütün heybetiyle yokluk tarafından dehşete düşürülmüşken, düşmüş oldukları bu boşluk içerisinde tutunmalarını sağlayabilecek bildikleri tek şeye yöneleceklerdi: Çalışmak.

Evet arkadaşlar bir gün siz de, aynen benim yaşamış olduğum gibi o günü yaşayacaksınız. Öyle bir boşluğa düşeceksiniz ki, insanların size bir şey yapmanız gerektiğini söylemelerini isteyeceksiniz. Hayalleriniz, o temiz, o güzel, o saf hayalleriniz içine düştüğünüz boşlukta ruhunuz titrerken, kaybolup giderlerken, artık üstlerinizin size çalışmanızı söylemelerini hayal etmeye başlayacaksınız. ‘Çalış köle’ demelerini isteyeceksiniz.

Ve sistem o an sizi ele geçirmiş olacak.

Stajınızın başında gerçekten hiçbir şey yapmıyorsunuz. Öyle sıkılıyorsunuz ki ufak tefek işlere koşmak istiyorsunuz, “bu kağıdı Ayşe Hanım’a götürür müsün?” dediklerinde bir değişiklik olması sizi gerçekten de mutlu edebiliyor.

Ancak elden gelen bir şey yok, düşman çok güçlü ve bir o kadar da sinsi, şeytani. O gün geldiğinde kaderinizden kaçmak için yapacağınız hiçbir şey olmayacak.


* Genel Kültür Notu:
Kendisi bu fikrin, aydınlanma ağacı olarak da bilinen Buda’nın kutsal incir ağacının altındayken aklına geldiğini iddia etse de Monte, böylesine parlak bir fikrin ancak tuvaletteyken akıl edilebileceğini bilen arkadaşlarını hiçbir zaman ikna edemedi. Girdiği bunalımdan çıkamayan kapitalizmin mimarı, dünyayı ele geçirmekle çok meşgul olan hiper şeytani arkadaşları tarafından da sırt çevrildikten sonra, hissettiği kullanılmışlık duygusu ve nihayet arkadaşlarının iç yüzünü görebilmiş olması ile, içinde bulunduğu şeytani mihraklardan tamamen ayrılarak, bir çeşit direniş olarak anılan bir gruba katıldı. O gündür direniş ile bu şeytani mihraklarla mücadele ettiği söylenegelir.

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>