Anasayfa » Çalışmalar

Yabancı #11

[2 Kas 2008 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

~Kerem ya da Alp

Yatağından hızla kalkan Trondur başucunda duran baltasını alarak çıktı çadırından. Hemen karşısındaki çadırının önünde bağırıyordu ablası Ruris. Uyurken kabarmış saçlarının bir kısmını kökünden kazıyarak geçti bir ok. Öne atıldı, ablasına sarılarak onun çadırının içine çekti.

Equanlar! Obamıza gelmeye nasıl cüret ederler ki?

Tam donanımlı koca bir bölük halinde. Şimdiden birçok kişiyi öldürdüler. Hiç ayrım yapmadan herkese saldırıyorlar. Trondurun çadırı alev aldı birden. Görünüşe bakılırsa yakıyorlar da!

Yanında Ruris ve oğlu ile geri çıktı çadırdan. Burnunun ucundan geçti sol tarafından gelen atlının mızrağı. Sağ elindeki baltayla mızrağa vurup sol eliyle adamı çekerek düşürdü eğerinden. Diğer taraftaki süvari ise ona çarpan mızrağın etkisiyle çadırın alevlerinin içine düştü. Düşürdüğü adamın üzerine çullandı Trondur. Sol elini kullanarak adamın miğferiyle göğüs zırhı arasında baltası için boşluk açmaya çalışıyor, bu sırada da sağ dirseğiyle adamın hala kalkan takılı sol kolunu yere bastırıyordu. Ruris tüm ağırlığını sağ ayağına vererek tekrar tekrar sağ eline basıyordu adamın, oğlu ise adamın belinden sarkan kısa kılıcını çekerek yere düştüğünde aralarında boşluk oluşan baldır zırhı ile bacak zırhı arasından sağ dizini kopardı tek hamlede. İstediği boşluğu sağlamayı başaran Trondur da askerin boynuna geçirdi baltasını. Arkasını döndüğünde sırtı alevler içindeki diğer süvarinin iki eliyle havaya kaldırdığı kılıcıyla hamle yapmak üzere olduğunu gördü. Hala yerdeki askerin boynuna saplı baltasını bırakıp iki eliyle adamın iki bileğine yapıştı çeviklikle. Sola ve geriye doğru iterek yere düşürdü adamı. Sol bileği kendi kafasına hızla çarpan adam kılıcını yere düşürürken sırtındaki alevler Ruri’sin çadırını tutuşturdu.

Çıkın! Diye bağırdı ablasıyla yeğenine.

Soyuna yakışır dövüş yeteneklerine sahip kadın elinde onun baltasıyla yardıma geliyordu halbuki. Alevlerin korkutuculuğu ve askeri tek başına haklayabileceğinden emin olduğu kardeşinin buyurgan sesi onu ikna etmeye yetti, hala Equan kılıcını taşıyan oğlunu elinden tutup sürükleyerek çıkardı çadırdan. O sırada Trondur düşen kılıcı alıp karnına diziyle bastırdığı askerin boğazına saplamıştı bile. Kılıcı alıp çıktı ablasının ardından; ancak onları göremedi. Sol tarafında, kendi çadırının üç çadır yanında, atlarından inmiş iki okçu seri hareketlerle avlıyordu obasının insanlarını. Dikkat çekmemeye çalışarak yaklaştı onlara, son iki adımda hızlandı, elindeki kılıcı ona yakın duranın sırt zırhının altından içeri sokup sol böbreğini ve dalağını parçalarken sol eliyle de yayını germiş olan adamı sağa doğru döndürdü tüm gücüyle. Fırlayan ok diğer askerin miğferini delip sol kulağının biraz aşağısından, çene kemiğinin gerisinden kafasına saplandı. Refleksle yayını boşaltan asker bir Nisk çocuğunu daha vurdu göğsünden. Trondur okçuyu döndürdüğünde zırhın içine sıkışan kılıç çıkmıyordu yerinden. Askeri öne, diğerinin üzerine itip sağındaki çadıra girerken bir saniye daha geç kalsa, daha yere düşmeden adamın sırtına saplanan ok onun zırhsız gövdesinde olacaktı.

X

Merakının cezasını çeken Rentus en son olmak istediği yerdeydi. Anın heyecanıyla güney burcuna koşmuştu. Tam bir saldırı taburu giriyordu kaleye atlarının üzerinde. Tüm vücutları akşam güneşinde parlayan zırhlarıyla kaplı mızraklılardan oluşuyordu bölüğün üçte ikisi, kalanı ise rahat atış yapmalarına izin verecek biçimde yalnızca gövde ve bacak zırhı giymiş, miğferlerinin önü açık okçulardı. Nöbet yerine döndüğünde denetim subayını onu beklerken bulmuştu. Saldırı bölüğünü çok beğendiyse onlara katılmasını söyleyen öfkeli adam onun adını bizzat yazmıştı, Castratta’dan talep edilen destek bölüğü için gönüllüler listesine.Barbarların saldırılarından artık sıkılan vali son yağmayı da bahane ederek imparatoru büyük bir karşı saldırıya ikna etmiş olmalıydı. Nöbet değişiminden sonra destek bölüğü komutanına giderek rapor vermişti Rentus. Yayını ve sadağını levazım subayına teslim edip akşam yemeği için geri dönmüş, sonra da birkaç saat uyumuştu.

Gece yarısından az sonra uyandırılan bölük kalenin avlusunda toplanarak saldırıda kullanacakları silahlar ve zırhlar dağıtılıp atları teslim edilmişti. Akşamı onlar gibi yemek yiyip uyuyarak geçiren tabura katılarak kaleden çıkıp Nisk topraklarına girmişler, bir süre aradıktan sonra sabahın ilk saatlerinde bulup saldırmışlardı vahşilerin kampına. Aldıkları tek emir herkesi öldürmeleriydi. Atış serbest deyip kampın çevresine dağıtmışlardı askerleri. Rentus da belaya bulaşmadan atının üzerinden ok atıyordu yalnızca. Kalabalık yerlerden uzaklaşıyor, çadırlarından panik halinde çıkan şaşkın Niskleri avlıyordu yaşlarına veya cinsiyetlerine bakmadan. Az önce ise uyku mahmurluğundan sıyrılıp savaşan birini hedeflemişti, yan yana duran iki okçuyu yalın kılıç öldüren adam son anda kaçtığından okçulardan birinin sırtına saplanmıştı ok. Atını sürerek oradan uzaklaştı Rentus. Bu korkunç savaşçılarla bu kadar yakın olmaktan nefret ediyordu. Bir daha nöbet tutabilirse hiçbir şeyin onu yerinden kıpırdatamayacağına dair söz verdi kendine. Korkunun etkisiyle verilen sözlerin genellikle tutulmadığını hatırlayacak durumda değildi.

X

Silahsız kalan Trondur çadırların arasında ilerliyordu, yerde bir arkadaşının ok kaplı cesedini gördü, çevresinde üç asker yatıyordu. Hala elinde duran kanlı baltasını aldı saygıyla. Çadırların ortasındaki toplanma meydanına doğru koştu, ölüler için daha sonra üzülebilirdi.Meydanda Kamban esaslı bir direniş örgütlemişti. En ortada kadınlar ok atıyor, onları çevreleyen bir grup erkek yaklaşan Equanları bertaraf ediyor, çocuklar yere düşen askerlerin işini bitiriyordu. Kamban ve diğer güçlü savaşçılar ise yakında duran okçuların üzerine saldırıyordu. Tüm Nisk kadınları iyi birer savaşçı olsa da Yelgüder kavminin kadınları okçulukları ile ayrı bir üne sahipti. Kadınlarını avlanmaya yolladıkları için diğer kavimlerce alay konusu edildikleri bile oluyordu. Merkezdeki kadınların arasında kız kardeşi Gabtuyu fark etti, ailenin en küçüğü olan kız gençliğe yeni adım atmıştı. Ancak daha küçük bir çocukken bile, babalarıyla gittikleri atış talimlerinde tüm ağabeyleri ve ablasından daha iyi kullanırdı yayını.

Sol tarafındaki çadırın yanından çıkan dört askeri fark etti; beş, altı. Çift sıra halinde ilerliyorlardı. Gittikleri yön daire biçimli savunmanın en zayıf görünen bölgesiydi. Askerlerin diğer tarafından yaklaşan iki Nisk savaşçısını gördü, kendisi de çadırın arkasında aniden çıkarak elindeki baltayı en öndekinin boğazından ensesine tek hamlede geçirdi, arkadaki askerin kalkanına çarparak durdu balta. O askeri de sol koluyla itti geriye doğru ve baltasıyla en arkada duranın sağ kolunu omzundan ayırdı hızla. Diğer taraftaki üç askerle de gelen iki Nisk ilgileniyordu. Baltasını sağ kolunu kaybetmiş adamın boynuna saplarken sol kürek kemiğine giren okun etkisiyle bir anlığına gevşetti elini ve asker boynunda baltayla düştü yere. Yine silahsız kalmıştı, üzerine atladı az önce ittiği asker. Adamın saldırmak için kaldırdığı kılıçlı elini dirseğiyle bileği arasından tuttu sol eliyle, bu arada eğilip sağ omzunu adamın karnına dayadı, kafası adamın sağ koltuk altının biraz aşağısında kalıyordu. İki ayağıyla birden hızla iterek yere düşürdü Equan’ı, kendisi de üzerindeydi. İki eliyle tutup sertçe yere vurdu miğferli kafasını. Bu sırada askerin serbest kalan sol kolunu ise oraya yetişen bir Nisk çocuğu engelledi; dirsek eklemini kestiği bir balta darbesiyle. Ense köküne saplanan bir okla yere devrildi çocuk. Trondur ise askerin miğferini çenesinin yukarısına kadar çekmeyi başarmıştı, çocuğun küçük baltasını alıp defalarca indirerek askerin boğazını parçaladı. Sağ kalçasına bir ok saplandı, kafasını kaldırdığı sırada çenesinden bir parça kopararak geçti başka bir ok. Diğer üç askeri öldüren iki savaşçı da aldıkları kılıç darbelerine eklenen oklarla can veriyordu yanı başında. Okların geldiği yöne bakınca vücuduna saplı beş oka aldırmadan okçulara saldıran Kamban’ı gördü, uğradıkları baskının sonu ne olursa olsun sürübaşının bu geceyi göremeyeceği belliydi.

Etrafına baktı Trondur, her çadır alev içindeydi artık ve gelen askerlerin de ardı kesilmiyordu. Meydandaki savunma grubu dağılmak zorunda kalacaktı. Çadırların arasında geçip alevlerden uzağa, açık alana çıkmaları gerekiyordu ama orada hazırda bekleyen askerler olduğuna emindi genç savaşçı. Cesur kız kardeşinin attığı seri ve ölümcül oklarla diğerlerine kaçma fırsatı yarattığını gördü, herkes uzaklaşınca da peşlerinden gitti. Vücudundaki okların saplarını kırıp atan Trondur kardeşinin peşinden gitmek istese de meydanı diğer tarafa kadar boydan boya geçmeye çalışmanın Equan okçularına hakaret olacağını düşünüp kendi hizasında bulunan Kamban’ın yardımına gitmeye karar verdi; yerden aldığı bir baltayı elinde tartarak. Aynı anda iki askerle dövüşen sürübaşı baltasını önündekinin boynuna indirdiği sırada o askerin kılıcı da karnına saplandı. Arkasına geçen diğer asker ise sırtından sapladığı kılıcı iri adamın göğüs kafesinin içinde olabildiğince itti. Kamban ölürken bir anlığına şimdi ne yapacağını düşünmek için duran Trondur sol köprücük kemiğinin üzerine giren bir okla kendine geldi. Okun ucu diğer taraftan çıkmıştı. Sağ tarafındaki iki çadırın arasına attı kendini, alevlerin üzerinden zıplayarak geçti. Çadırların arasından dolaşarak Gabtu’ya ulaşmaya karar verirken okun iki ucunu da kırarak gövdesinden söküp attı. Umutsuzluk içini kaplarken ağırlaşmış sol kolu ve giderek artan öldürme isteğiyle koşmaya başladı.

X

Yananlardan uzak durmaya özen göstererek çadırların etrafında atıyla dolaşıyordu Rentus. Zihnine kazınmış askerlik bilinciyle uygun gördüğü hedeflere ok atıyor, sonra da fark edilmeden oradan uzaklaşıyordu. Bir çadırdan dışarı elinde yayıyla çıkan genç bir kız gördü, arkasından elinde balta taşıyan, erkekliğe yeni adım atmış gibi görünen bir oğlan çıktı. İkisinin de yüzleri hafif kızarmış, saçları terden alınlarına yapışmıştı. Kız hemen diğer tarafa yöneldiğinden fark etmemişti ancak oğlan çadırdan çıktığı sırada alışkanlıkla etrafa attığı sıkılgan bakışları sayesinde görmüştü onu. Kızın sağ omzuna dokundu, bir savaş çığlığı atıp Rentus’un üzerine saldırdı, askerin altındaki atın tehditkar varlığını hiçe sayıyordu. Kız ona nişan alıp yayını kurarken atını topukladı Rentus. Hangisini vurursa vursun diğerinin onu öldüreceğini hesaplamıştı. Yayını serbest bırakarak büyük bir hata yaptı heyecanlı kız, bu hızdaki bir hedefi vurmak o kadar kolay değildi. Talihi birden dönen Rentus atını çevirirken sadağından çektiği oku da yerleştirdi yayına.Genç adam ona çok yaklaştığı için panikleyip kötü bir atış yaptıysa da tam göğüs kemiğinin altından vurabildi. Dudaklarının kenarları aşağı doğru bükülmüş, gözleri yaşlı kız kısa bir çığlık attı, sonra kendini toparlayıp titreyen elleri ile ona nişan almaya hazırlandı. Kız yayını bıraktığı anda atının birden öne atılması sayesinde sağ köprücük kemiğinin arkasından zırhını yalayıp geçti ok. Disiplinli atı hareket ettiren, göğsüne ok saplı adamın ters tepen bir iyi niyetle atın sağ baldırına sapladığı baltasıydı. Hayatta kalma dürtüsü paniğinin önüne geçen Rentus yayını tekrar hazırladı, attığı ok ona nişan almaya çalışan kızın sol bileğinin dış kısmından girip iç tarafından çıktı ve ucuyla sol memesinin üzerinde küçük bir kırmızı nokta bıraktı. Acıyla bağırmak yerine yalnızca dişlerini gıcırdatan kız yayını düzgün tutmaya çabalarken, atışının ölümcül olmadığını fark eden Rentus’un üzerine sürdüğü atın toynakları altında can verdi. Korkmuş olmasına rağmen kızın taşıdığı savaşçı ruha hayran kalmıştı Rentus. Çadırların çevresinde daire çizmeye devam etti. Sağ tarafındaki çadırların arasında bir boşlukta çarpışan bir Nisk ile kaleden hatırladığı bir askeri gördü, ayaklarının yanında bir Equan cesedi vardı. Vahşi adamın yüzünün yarısı sıçramış kanla kaplıydı. Yayını hazırladı, bu sefer yeterince zamanı vardı. Savaşçı baltasının korkunç ağırlıkta bir darbesiyle askerin zırhını yarıp kaburgalarını kırdığı sırada serbest bıraktığı ok güçlü savaşçının boynunu sağ tarafından saplandı. Sendeleyen adam dizlerinin üzerine çöktü, baltasını iki eliyle kavrarken gözlerini dikmiş Rentus’a bakıyordu onaylamazlık ve öfkeyle. Sonra gözlerini kapatıp gücünü yoğunlaştırarak ayağa kalkmayı denediyse de hızla akan kana direnemedi ve yüzüstü kapaklandı yere. Rahat bir nefes alan Rentus oradan çabucak uzaklaşırken yayına bir öpücük kondurdu.

X

Üç çadır geçmişti ki sağ tarafından çıkan bir asker üzerine atladı Trondur’un. Son anda yana çekilmesine rağmen sağ omzunda derin bir kesik açtı kılıcı. Sol kolu neredeyse kullanılmaz hale gelmişken şimdi de sağ kolu güçten düşmeye başlıyordu. Asker kılıcını yeniden kaldırmıştı ki baltasını indirdi sağ kolu üzerine, kemiğin yarısına kadar saplanıp daha öteye gidemedi balta. Geri çıkardı baltasını yaralı savaşçı, zırhı da kılıcı gibi Nisk kanlarıyla lekeli asker kolunun son gücüyle kılıcı sağ koltuk altından sırtına doğru savururken, sol ayağı üzerinde dönüp arkasına geçerek kurtuldu bu hamleden ve koca gövdeli adamın çevikliğine şaşmış askerin sol topuğunun biraz üzerine vurdu baltasını. Tendonu kesilen askerin artık yürüyemeyeceğini biliyordu, baltasını kaldırıp leğen kemiğinin üzerinden karnının sol tarafına sapladı. Bu sırada asker kalkanının alt ucuyla sert bir darbe indirmişti sol kaşının üzerine. Yere düşen Trondur hemen ayağa kalktı tekrar ve kalkarken de sağ ayağı üzerinden ona doğru dönmüş olan askerin sağ ayak bileğine geçirdi baltasını. Ağzı diğer taraftan çıkmış olan balta adamın ayağında kalmıştı. Devrilen asker kılıcına tutunarak dizlerinin üzerinde durmayı başarınca sol ayağıyla bir tekme savurdu sağ kolundaki kesiğin üstüne, bu onu bağırtıp kılıcını düşürerek yere devrilmesine yetmişti. Sinirle kılıcı yerden alan, kafasından damlayan kanla görüşü zorlaşmış Trondur, yanan çadırların kokusu burnuna dolarken sapladı kılıcı adamın ensesine, o güne kadar Equanlar tarafından öldürülmüş bütün Nisklerin anısı kollarına gereken kuvveti vermişti.

X

Atı artık tekleyerek ilerliyor da olsa onu değiştirme şansı yoktu Rentu’sun, bir gün için çok fazla atın katledilmiş olduğunu görebiliyordu geçtiği yerlerde. Aklında acil bir durumda kaçabilme ihtimalini tartan asker dikkatini pek de vermiyordu çevresinde olup bitenlere. İnce bir savaş çığlığıyla irkildi, elindeki koca baltayı zorlukla atının sağ ön bacağına savuran çocuğu görüp son anda ayaklarını eğerin üstüne çekerek devrilen atın üzerinden atladı. Yuvarlandı, zırhının içinde zorlanarak geri kalktı ayağa. Çocuk ise atın çevresini ön tarafından dolaşıp gelmişti karşısına, ona yetişmeye çalışan eli kılıçlı kadın ise atın karnıyla aynı hizadaydı, atın arkasından dolaşıp etrafını sarmaya çalışacağını tahmin etti. Kadını beklese günü kurtaracak olan çocuk bunu düşünemeyecek kadar küçüktü, ağır bir hareketle baltasını Rentus’un üzerine indirdi. Sola doğru bir adım atıp kurtulan asker şaşkınlığından sıyrılarak kılıcını çekti ve toprağa saplanmış olan baltasını çıkarmakla meşgul çocuğun başını tek hamlede ayırdı omuzlarından. Bunu gören kadın acı dolu bir çığlık attı, arka ayakları hizasında olduğu atın üzerinden kendini olabildiğince öne uzatarak salladığı kılıcı Rentus’un göğüs zırhını sıyırdı. Nisklerin ne zamandan beri Equan kılıçları kullanmakta bu kadar iyi olduğunu düşündü genç adam. Üst üste yaşadığı tehlikelerden gözü dönmüştü artık, atın boynunun üzerinden atlayarak kadınla aynı tarafa geçti, iki eliyle tuttuğu kılıcıyla artık oldukça doğru bir savunma duruşuna geçmiş olan kadının boynunun sağ tarafına yaptı hamlesini, karşılandı. Sol alttan yaptığı kesme hareketi boğazını hedefleyen bir saldırıyla karşılık görünce hamlesini yarıda kesip bir adım geri çekildi. Karşısındaki kadının yaşamak gibi bir kaygısı yoktu, önemsediği tek şey onu öldürmekti. Saldırıya geçen kadının Rentus’un kılıç tutan eline yaptığı saldırıyı son anda savuşturdu asker. Savunma duruşuna geçme sırası ondaydı, kadın ise etrafında dönüyordu. İleri doğru bir hamle yaptı aniden, Rentus bir adım daha geri giderek önemli bir hata yaptı. Şimdi arkasında atın gövdesi, iki yanında ön ve arka ayakları, önündeyse bu tehlikeli kadın vardı.

X

- Ruris! Yaralarının acısını hissetmeden ablasına doğru koşuyordu genç savaşçı. Elinde kendi baltasını taşıyan yeğeni gözlerinin önünde ölmüştü, şimdi de ablası çarpışıyordu aynı askerle. Elindeki baltayı sıkıca kavradı. Askerin bileğinden çıkarmak için biraz uğraşması gerekmişti ama hala gerektiği kadar keskindi balta. Bir kaç çadır geçmiş sonra da solundaki aralığın sonunda ablasıyla yeğenini görmüştü.

X

Anlamadığı bir sözcük bağıran savaşçı bir anlığına dikkatini dağıtmıştı Rentus’un, ama rakibinin de öyle. Üstelik sırtı sese dönük olduğundan geriye bakması gerekmiş olan kadın daha çok zaman kaybettiğinden iyi bir fırsat geçmişti eline. Kadının sol tarafına doğru savurdu kılıcını iki eliyle. Son anda fark ettiği bu hamleyi kılıcıyla savuşturan kadın hiç beklemeden karşı saldırıya geçti, kılıcını olduğu yerde Rentusun havaya kalkmış kolunun altından sol koltuk altına saplamaya çalıştı. Kendi kılıcını yalnızca sağ eline alan Rentus sol koluyla kadının sol dirseğinden tuttu hamlesi sırasında ve onu sola döndürürken kendisi sağa doğru bir adım attı, kadının kaburgalarının altından enlemesine sapladı kılıcını. Sol ayağıyla kadının kalçasına bastırıp çektiği kılıcını emin olmak için bir kez de sırtına sapladı.

X

Bağırmamak için kendini zor tuttu Trondur. Tükenmekte olduğunu hissettiği gücünün her zerresini saklaması gerekiyordu. Hayattaki son eylemi bu olsa da öldürecekti karşısındaki askeri.

X

Yaralı savaşçı vücuduna saplı oklara aldırmaksızın üzerine gelirken ne yapacağını şaşırmıştı Rentus. Bu sefer karşısındaki gerçek bir savaşçıydı ve çok ama çok öfkeli görünüyordu. Kaçmaya kalkışırsa kendi zırhının mı yoksa kararlı barbarın yaralarının mı taşıyanı daha çok yavaşlatacağını tarttı kafasında. Savaşçının arkasından gelen askerleri görünce bu ihtimal de kayboldu. Askerler yardım edemeyecek kadar uzak, kaçtığını görüp de disiplin cezası almasına neden olacak kadar yakındı. Çaresiz Rentus kılıcını iki eliyle kaldırıp pozisyon aldı.

X

Yapacağı hareketi kafasında canlandırdı Trondur. Hazırdı. Doğru mesafeye gelince sol eliyle askerin ona doğru inen kılıcını bileğinden tutarak engelleyip ağırlığını sağ tarafına vererek sol leğen kemiğinin üzerine saplamaya çalıştı baltasını, ancak öfkesi nedeniyle gücünü sağ tarafa çok fazla verdiğinden yaralı bacağı ağırlığa dayanamamıştı. Devrilirken son bir hareketle askerin sol baldırına doğru savurdu baltasını.

X

Üzerindeki yaralara etkilenmiyormuş gibi hala ürkütücü biçimde güçlü olan savaşçı yalnızca sol eliyle durdurabilmişti onun tüm gücüyle indirmeye çalıştığı kılıcı. Şimdiyse yere düşerken elini gevşetmek zorunda kalmıştı. Bundan yararlanarak yeniden havaya kaldırıp kurtardı kılıcını ve sol baldırında patlayan ağrıya rağmen adamın hala havaya bakan sol koluna paralel biçimde, köprücük kemiğinin üzerinden boynuna sapladı. Kolunu geri çektiğinde fışkıran kan üzerini kaplarken savaşçı da sırt üstü uzandı yere. Çenesini sıkmaktan dişleri sızlıyordu Rentus’un, ne acı ne de zafer çığlığı atabildi. Bacağının ağrısına ve panikle çarpan kalbine teslim olup o da yavaşça bıraktı kendini yere.

X

Kendi kanının içerisinde, ablasının yanında gökyüzüne bakarak yatıyordu Trondur. Göğsünden çıkan son nefesle, kendisi ve o gün öldürülen her Nisk için, savaşçılar son yolcuğuna uğurlanırken söylenen geleneksel veda sözlerini mırıldandı: Bir savaşçı asla ölmez, çünkü savaş hep devam eder.

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>