Fotoğraf Üzerine
~Ayna-i Marzî
Fotoğraf çekmeye benim gibi yeni başlayanlar için, gerek ellerinde fotoğraf makinesi varken, gerekse fotoğrafla ilgili düşüncelere daldıklarında hep akılda bir soru belirir; neyi, neden ve nasıl çekeceğim? Tabi diğer sorularda da olduğu gibi hemen çözümü bulamayız. Düşünerek; sorgulayarak araştırma yapmamız, bir nebze olsun sorularımıza cevap bulabilir. Tecrübeli, bizim şimdi geçtiğimiz yollardan geçmiş olan kimselerin dedikleri; yazdıklarına kulak verip okumak ise pek çok ipucunu beraberinde getirir. Bu yüzden okuduklarımın arasından bir kaç tanesine değineğim istedim bu ay.
Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj – Özcan Yurdalan

Hani bazı kitaplar olur, bir ders dinliyormuşsunuz gibi dikkatlice okur, kimi cümlelerin altını çizer, kimisini de not alırsınız. Yazarın kurmuş olduğu cümleler, yanlış anlamaya ihtimal vermeyecek derecede sarih, bazı noktalara farkında olmadan kapamış olduğunuz gözlerinizi isteyerek açmanıza sebep olacak denli vurgulu olur. Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj işte o kitaplardan biri.
“Belgesel fotoğraf, bir fotoğraflama tarzının, hayata ve fotoğrafın konusuna yaklaşımın adıdır. Genellikle konuyu derinlemesine ele alan, farklı yanlarıyla göstermeye çalışan fotoğrafçının, öznel algısını fotoğraf diliyle ifade etme pratiğidir.”
İlk bölümde fotoğrafın anlamına yönelik cümleler dikkatimi çekmişken, Fotoğraflama Davranışı ve Saldırganlık isimli başlığa geliyorum. Bu vurgulu başlık altındaki cümleler ise, fotoğraf çekerken geçirdiğim değişim gerçeğini yüzüme vuruyor. Evet, kendi halinde olan bir insan bile fotoğraf çekimi esnasında farkında olmadan saldırganlaşabiliyor. Zira fotoğraf makineli birey, bir nevi avcıya dönüşüveriyor:
“İlk çağlarda yeryüzünün tenhalıklarında bir yerde karnını doyurmak için taş baltasıyla avlanmaya çıkmış atalarımızdan birinin davranışları ile bugün, elinde makineyle fotoğraf çekmeye çıkmış birinin davranışları arasında ne fark vardır?”
Bu sorunlu davranışı düzeltmenin ipuçlarını ise belgesel fotoğrafçılıkta bulabiliriz. Çünkü belgesel fotoğraf, konusuna nesnel yaklaşımı reddeder, yerine fotoğrafladığı şeye anlam yükleyen, sadece çektiği anda değil, öncesi ve sonrasıyla ilişki halinde olan bir tavrı koyar:
“İnsanlar, ‘yoksulların güzel fotoğraflarını çekiyorsun’ derler bazen. Bunu söyleyen aslında hiç bir şey anlamamıştır, çünkü ben asıl fotoğraf çekmek için gitmem. Güzel bir fotoğraf nedir ki ayrıca? Hayır. Ben öykünün içinde yaşamak için giderim, neler olup bittiğini anlamak için, fotoğraflarını çektiğim insanlara yakın olmak için ve bir şeyler iletebilecek bir bilgi akışı oluşturmak için.” (Sebastiao Salgado)
Dört ana bölümden(1) oluşan Belgesel Fotoğraf ve Fotoröportaj, her bölümü etkileyici bir hikaye ile bitiriyor, bize de bu kitabı ders dinler gibi dikkatlice okumak, notlar almak düşüyor.
O Ana Adanmış – John Berger

İkinci durağımız ise John Berger’in makalelerinden seçilmiş bir Metis Seçkisi. Aslında salt olarak fotoğrafa dair değil, görünümleri de içeren makalelerden oluşuyor O Ana Adanmış. Mesela John Berger, İlkel ve Profesyonel adlı makalesinde, profesyonel olarak resim eğitimi almış ressamlarla; teknik eğitim almaksızın kendi kendine çözüme ulaşmaya çabalamış ressamların karşılaştırmasına değiniyor.
Şu anki konumuz olan fotoğrafa dair makalalerine dönelim. Takım Elbise ve Fotoğraf’ı ele alalım mesela. August Sander’in çekmiş olduğu, düğüne giden üç köylünün takım elbiseli fotoğrafından yola çıkılarak, bu kıyafet biçiminin köylü bir kimseye neden oturmadığına dair fikirler sunuluyor bu yazıda:
“Takım elbise, canlı hareketleri engelleyen, ayrıca hareketin buruşturduğu, kırıştırdığı, bozduğu bir kıyafettir…
…Bedensel karşıtlık çok açıktır, çabayla bütünleşmiş olan bedenler, büyük, geniş harekete alışık bedenler (köylülerin bedeni), oturmayı, farklılığı ve çabasızlığı yücelten giysiler (takım elbiseler).”
Fotoğrafla ilgili diğer makaleler içerisinde dikkat çeken başlıklarsa şöyle: “Paul Strand”, “Istırabın Fotoğrafları”, “Fotoğrafın Kullanımları (Susan Sontag’a ithaf edilmiş bir yazı), “Görünümler”. Kuşkusuz her kitapta diğerlerine nazaren daha anlamlı gelen bir başlık ve yazı olur. Fotoğraf ile alakalı olmasa da (hazır kitabı tanıtmışken) 1979 yılında yazılmış olan “Boğaz’da” adlı makaleden bahsetmek istiyorum biraz; İstanbul’a dair gözlemlerini, gezdiği zaman boyunca tutmuş olduğu notlardan yola çıkarak yazmış John Berger. O tarihteki siyasi olaylara değinmesinin yanı sıra, Türk insanına dair gözlemlerini anlattığı cümlelerdeki ustalığına hayran kalmamak elde değil:
“Vapura yüzlerce insan dolaşıyor. Bunların çoğu bu yolu her gün gidip geliyor. Giysileriyle ve yüzlerinden okunan hayret ifadesiyle öbürlerinden ayrılan bir kaç kişiyse, Avrupa yakasına ilk kez geçiyor; Anadolu’nun uzak yerlerinden gelmişler.Otuz beş yaşlarında bir kadın, saçlarını örten başörtüsü ve basma şalvarıyla, suyu aynaya dönüştüren gün ışığında, en üst güvertede oturuyor.
…Kadın tedbirle kocasının elini tutuyor. Aşina olanlardan geriye kalan bir tek o var. Kadının tuttuğu el, güvertede kucaklara konmuş duran pek çok hareketsiz el gibi. Çok rastlanan Türk erkeği elinin aynı; geniş ayalı, kalın, tahmin edeceğinizden daha etli, nasırlı, güçlü. Topraktan asma fidanının çıkması gibi gelişmiş eller -örneğin İspanyol köylüsünün elleri- değil bunlar; tersine yeryüzünü katetmiş göçebe elleri.
…İstanbul’daki tembellikten hastalanmış, şekerlemelerden şişmanlamış zengin burjuva kadınlarının yüzleri, hayatımda gördüğüm en acımasız yüzler arasında.”
Fotoğrafın bir anlama arayışı da olduğunu varsayarsak, görünümlere, insana dair yazılardan oluşan bu seçki, anlam yolculuğumuzda durup nefes alacağımız bir durak esasında, gerisi de sizin keşfetmeniz gereken bir yolculuk.
Fotoğraf Neyi Anlatır

Bu ayki fotoğrafı anlamaya yönelik son durağımızı ise, 12 (2) farklı yazarın, fotoğraf üzerine yazmış oldukları yazılarından oluşan “Fotoğraf Neyi Anlatır” adındaki kitap olarak seçtim pek sevgili okurlar.
“Çımacı – Neler görebileceğini kimse sana anlatamaz. Çünkü herkes başka bir şey görür. Aynı şeyi görseler bile başka türlü algılarlar. Herkes gördüğünü farklı anlatır.
Yazar – Öyle mi? Peki amacı nedir fotoğrafın? Onunla neyi sunmak istiyorsun?
Çımacı – Hiçbir şeyi. Yani yaşamın kendisini. Olduğu gibi, göründüğü gibi değil. Algıladığım gibi… Ancak, çektiğim fotoğrafa, gözümdeki ışığı, genzimdeki kokuyu, damağımdaki tadı da vermek isterim.
Yazar – O halde sözcüklere ihtiyacın olacak.
Çımacı – Hayır, zannetmiyorum. Onlara hiçbir zaman ihtiyacım olacağını düşünmüyorum. Benim işim görüntü; sadece görüntü. Üstelik görüntüye sözcükleri eklersem bir bindirme olmaz mı?” (Ferit Edgü – Seyir Sözcükleri)
Bizim amacımız da Çımacı gibi çektiğimiz fotoğrafa hissettiğimiz tüm duyuları görüntüyle eklemleyebilmemiz, sunabilmemiz değil midir zaten? Belki de, Hayalbaz kitaplığı’nın yayın hayatını, fotoğrafa dair makalelerinden oluşan bu kitap ile başlatmalarını sağlayan da aynı amaçtı.
Sosyoloji ile yaşıt olan fotoğrafın kısa tarihinden, çağdaş sanat akımlarının içerisinde fotoğrafın yerine, fotoğrafın toplumsal değişime nasıl ön ayak olabileceğinden Türkiye’de fotoğraf temelli sanatın neler olduğuna dair bir ön bilgi, bir düşünce ediniyoruz bu makaleler sayesinde.
Mesela Birsel Matara’nın “80′den günümüze Türk Fotoğraf Sanatına Genel Bir bakış” makalesine şöyle bir göz gezdirebiliriz pekala.
80 dönemiyle birlikte Türkiye’de niceliksel olarak artan, fakat gittikçe içi boşalan bir fotoğraf ve sanattan bahsedilirken çağdaşlığın daha çok tüketmek şeklinde çarpıtılarak anlaşılan bir biçime dönüşmesinin sebeplerine değiniliyor:
“Öğrenme ve öğretme özgürlüğünün, yaratıcılığın, gelişmenin ve dayanışmanın kaynağı olan Köy Enstitüleri ve Halk Evlerinin kapatılması çağdaşlaşma ve yaratıcılık adına Türk toplumunun en büyük kayıplarından biri olmuştur. Oysa, yaratıcı yetenekleri söndürmek, ussallık yolarını tıkamak, toplumsal sayrılığı besleyen kaynakların en temel nedenlerindendir.”
“…Günümüz Türkiye’sinde oynanmakta olan özne (sanatçı, politikacı, bilim adamı, işveren vs.) ve nesne (toplum, halk, kitleler vs.) oyununda, özne bugüne kadar tam anlamıyla çözümleyemediği, açıklayamadığı nesneyi, ne pahasına olursa olsun gerçek anlamda çözmenin bir yolunu bulmayı denemek yerine (istisnalar kaideyi bozmaz), bu işten vazgeçerek nesneye küsmekte, kendi üstüne kapanmakta, bireysel kurtuluş yollarına dalmakta, ya da kendi öznelliklerine (tam oturmamış öznelliklerine demek daha doğru olacak) bir son vererek nesnenin (yani bilinmeyenin) içinde yitip gitmektedir. (Mustafa Coşturoğlu, Toplumsal Çözülme)”
Elbette bu kitapları, makaleleri okumakla yolculuk bitmiyor, bilakis yolumuzun uzunluğu, uçsuz bucaksızlığı serpiliyor gözümüzün önüne. Yine de, fotoğrafı anlamaya yönelik bir adım atmışsak, geri dönmek istemediğimizi, dahası bu anlamanın sınırsızlığından korkmadığımızı söyleyebiliriz.
(1)ilk iki bölüm teorik olarak fotoğraf ve belgesel fotoğrafla ilgili yazılar içerirken, son iki bölüm ise pratik uygulamalardan bahsediyor.
(2)(Walter Benjamin, Andre Bazin, Rosalind E. Krauss, Beyhan Özdemir, Merter Oral, Jean Baudrillard, Orhan Alptürk, Sadık Tumay, Ahu Antmen, Birsel Matara, Mary Warner Marien, Göran Senesson.)



[...] Kerbela Şubat 2003″ isimli kişisel ve karma sergiler gerçekleştirdi. Kasım 2007′de Belgesel Fotograf ve Fotoröportaj isimli kitabı [...]
Yorumunuz?