Anasayfa » Çalışmalar

Yabancı #17

[15 Tem 2009 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

~Kerem ya da Alp

Özet: Her şeyini bir günde kaybeden bir adam, kral babasından duyduğu son söz olan görevine odaklanıp batıdaki Aşılmaz Dağları geçer.  Ölmek üzereyken Pulchraqua’nın eski baştüccarı Targolien tarafından bulunur. Az bildikleri kadim dil sayesinde kısıtlı da olsa iletişim kurarlar. Yeni baştüccar Welien ona dil hocası olarak aynı ülkeden küçükken kaçırılmış olan Mannelig adlı tayfayı tutar. Pulchraqua’da başlayan Baravid-Ranke tartışması sonucunda Welien büyücülerin şehri terk etmesini ve Valenlerce temsil edilmesini önerip kabul ettirir ve toplantıya katılmak için meclise gider. Bir hafta içerisinde bir Baravidle kavga etmesine yetecek kadar dil öğrenen Yabancı, Madras giysileri içerisindeyken adamın burnunu kırmıştır. Welien toplantıdayken harap durumda bir haberci aniden meclise girer ve kötü bir haber getirdiğini söyler.

X

Uyandım. Alnımdaki sızlama artık geçmişti. Yüzümü yıkayıp giyindikten sonra kahvaltı salonuna indim. Kahvaltı hazırdı ancak kimse yoktu odada. Sandalyeme oturduğum sırada Mannelig de girdi içeri ve karşıma oturdu beni selamladıktan sonra. Welien toplantı için gitmişti, ikimiz yemeye başladık. Her zamanki alışkanlığından olsa gerek, üç tabak koymuştu uşak masaya. Onun varlığı da garip geliyordu bana hala. Babam bile her işini kendi görürdü benim yurdumda, burada ise insanlar neredeyse kendileri yerine nefes alması için birini tutacak durumda.

- Beni beklemeye gerek duymadınız demek!

Odaya giren Targolien’in yüzü gülüyordu, Welien’in sandalyesine oturarak devam etti konuşmaya:

- Şaka yapıyorum yahu, rahat olun. Baştüccarın görevlerini yapacaksam baştüccar gibi beslenmeliyim değil mi?

Bir kahkaha daha atan yaşlı adam yemeye koyuldu önündekileri. Neşesi yerindeydi, olması gerektiği yerde hissediyordu kendini. Benimse böyle bir umudum bile yoktu, geçmişimle muhtemel geleceğim birbiriyle hiç tanışmıyordu.

X

Kahvaltı sürerken önceki gün alınan kararları anlattı Targolien. Mannelig’in aklı ise Yabancının yaptıklarındaydı. Yıllardır bu büyücülerden boş yere korkup korkmadığını sorguluyordu zihninin derinliklerinde. Adamın cesaretine hayran kalmıştı. O olayı Targolien’e anlatmak konusunda karar veremiyordu bir türlü. Her şeyi bilir havalarından hiç hazzetmediği tüccarların bir bilgiden de mahrum kalmasını istediğine karar verdi en sonunda.

X

Önceki akşamdan beri koşturuyordu Targolien. Welien hemen yola çıkmak zorunda olduğundan dolayı Baravid ve Ranke tüccarlarla onun görüşmesi gerekmişti. Welien’in kafasının içinde durmaksızın çalışan karıncaların parlak fikrini yaşlı tüccarı çok uğraştırmadan kabul etmişti kendileri de bu kargaşadan oldukça sıkılmış olan tüccarlar. Aralarında bir ateşkese ise hiç niyetleri yoktu, kiminle konuşsa diğer tarafın nasıl da kendi halkına nesillerdir zulüm ettiğini ve tek yaptıklarının kendilerini korumak olduğunu anlatıyordu. Ranke ülkesine giren Deroslu bir çocuğun belki de bilinçsizce attığı taş koca bir çığı harekete geçirmişti. O taşı acilen kuyudan çıkarmak da en başında o taşları dizmiş olan Valen halkına düşüyordu. Konseye çağrılmamak ağırına gidiyordu aslında, beceriksiz Tarden’e ve onu görevlendiren düşüncesizlere söyleyecek lafları vardı. Tek tesellisi ise tekrar baştüccarlık yapmanın keyfiydi.

Sabah baştüccarlığa doğru yürürken sokakların görünümü hiç de hoşuna gitmemişti. Birçok Madrasla birebir konuşup Valinin önceki gün söylediği el koyma kararının Welien’in fikrinden sonra iptal olduğunu söylemesi gerekmişti. Kibirli büyücülerin böyle bir harekete vereceği tepkiden korkuyordu. Valinin sakinleşmiş olması ve mantıklı olan kararı seçmesi günün sonunda Pulchraqua’nın olacağı durumda kritik öneme sahipti. Öfkeli gözler saldıracakları kişiyi seçmekte titiz davranmazdı. Sakinleşmek için akşam yemeğini tenha ve sakin bir Pulchraqua’da denizi seyrederek yemenin hayaline bırakmıştı kendini.

Sofradan kalkmak üzereydiler ki uşak girdi içeri:

- Efendim, şehirdeki Valenler’den üçü gelmiş, izin beklemeden içeri daldılar, üstleri darmadağın ve korkmuş gözüküyorlar.

Tüm neşesi kaybolan Targolien sıkıntılı bir çeviklikle kalktı ayağa ve girişe doğru yürüdü hızla.

X

Konuşmaları takip edebilmiş ancak olanları kavrayamamıştım. Neyse ki Targolien gittiğinde Mannelig sabırla açıkladı bana her şeyi. Ticareti çok abartıyordu bu diyarın insanları. Sende çok olanı verir ve başkasında çok olanı alırdın işte, tüm bu karmaşaya niye ihtiyaç duyuyorlardı ki? Hayatımı kurtarmış olan adam, alnından sıkıntı terleri damlayarak döndü yemek odasına, yanında ondan biraz daha genç üç kişi vardı.

X

Tüccarlara sakinlik öğütleyip yemek odasına almıştı Targolien.

- Hadi buyrun, sofraya oturun da konuşalım derdinizi.

- Vaktimiz yok Targolien, Pulchraqua yok olmak üzere!

- Biraz tartışıp giderler merak etmeyin.

- Bu seferki öyle değil işte, kavga hızla tüm şehre yayılıyor. Vali çıldırmış olmalı, Madras kolluk kuvvetleri ellerinde tüm Baravid ve Ranke mallarına tazminat olarak el koyacakları emriyle dolaşıyorlar, tabii büyücüler de o belgeleri küle çeviriveriyor!

- Ben ise valilikten geliyorum, ayrı havadislerim var. Burnu kırık bir Baravid genci bunu yapanın bozuk şiveli bir Madras tayfa olduğunu söylüyor. Olay dün gerçekleşmiş. Çok sayıda Baravid valiliğin önünde toplanmış o tayfanın bulunup kendilerine teslim edilmesini istiyor. Valinin yardımcısı da çıkıp o tayfayı bulurlarsa yapacakları şeyin onu ödüllendirmek olacağını açıklamış. Baravidler daha da öfkelenmişti, biz konuşurken valilik yıkılıyor olabilir.

- Asıl benim getirdiğim haber ilgilendiriyor bizi. Çarşıda bazı dükkan sahiplerinin tüm bu olaylardan baştüccarın sorumlu olduğunu konuştuğunu duydum. Özellikle Rankeler kendi ülkelerinin daha uzak olduğunu ve Welien’in fikrinin asıl suçlu olan Baravidleri ödüllendirdiğini düşünüyorlar. Welien’den bahsederken kullandıkları kelimeleri dile getirmek istemiyorum burada, genel olarak tüm Valenlerin Baravid tarafını tuttuğunu iddia ediyorlar. Dün çok beğenilen fikri bugün nefretle anılıyor. Canımızı seviyorsak kaçmalıyız.

- Ya diğer Valenler?

- Evlerinde saklanıyorlar. Nereye gidebiliriz ki?

Targolien sandalyeye çöktü, sakalını sıvazladı. Alevler içindeki Pulchraqua’nın düşüncesi üzüyordu onu. Bu şehri hala seviyordu.

- Karar vermeni bekliyoruz Targolien. Baştüccar vekili olarak sorumluluk senin üzerinde.

İç geçiren yaşlı adam konuşmaya başladı. Dışarıda, alevler ve bağırış sesleri çok yakından geliyor gibiydi.

- O zaman şöyle yapalım…

Cümlesinin sonunu getirmesini kapıyı hızla açıp salona giren ve o günkü saygısızlık hakkını iki misli aşan uşak engelledi.

- Efendim, avluda büyücüler var, bağırıp çağırıyorlar. Konuşmaya çalıştıysam da üzerime bir ateştopu attılar, kapıyı kapattım ama elime geldi birazı.

Adamın yanmış sol kolunun görüntüsü tüm tüccarlarının bakışlarını diğer tarafa çevirmesine neden oldu.

- Demiştim size, bu Rankelerin işi.

- Çalışırken kullandığımız silahları nerede saklıyorsun?

Panik halinde birbirlerine bakmakta olan tüccarlar, daha önce görmedikleri bu adamın kararlı sesini duyarak bakışlarını ona çevirdiler.

X

Mannelig tüm olanları şaşkınlık içinde dinlemişti. Yabancı ayağa kalkınca o da kendine geldi ve aynı şeyi yaptı:

- Gel benimle.

Bakışları ile iki adamın kalkışını takip eden Targolien tüccarlara döndü:

- Balkona çıkalım da ben bir konuşayım şunlarla.

Valenler arkasına saklanarak takip ettiler onu isteksizce. Mannelig ise Yabancı’yı silah deposuna götürdü. Kapının pervazına yaslanıp konuştu eğleniyor gibi görünen adam:

- Kılıç, yay ve bir sadak dolusu ok. Her birimiz için.

Mannelig bu emre karşı gelemedi ancak yay kullanmayı bilmediğinden Yabancıya istediklerini verip kendisi yalnızca bir kılıç ve Yabancıya yedek olsun diye bir sadak ok aldı. Aslında dışarıdaki şamata onu da öfkelendiriyordu. Ne var ki içindeki korkak şansını denemekten geri kalmadı:

- Yine mi saldıracaksın büyücülere? Yapma bak, Baravidler de arıyormuş zaten bizi.

Burnundan aşağılayıcı bir nefes veren Yabancı silahları kuşanırken bir yandan da konuştu:

- Sen bu odada otur ve ağla o zaman, ben savaşmaya gidiyorum.

Üzerindeki silahlarla azameti iyice artan Yabancı’yı takip etmek için zorladı kendini Mannelig. Yabancı’nın sözleri onu incitmişti. İçindeki korkakla hala mücadele ediyordu.

X

Balkona çıkan Targolien ilk başta gördüğü manzara karşısında gözlerine hücum eden yaşlara engel olamadı. Pulchraqua’nın her yanından alevler yükseliyor, duman gökyüzünü kaplıyordu. Hakaretlerle birlikte anılan bu sefer de kendi ismiydi avluda duran altı Ranke’nin dudaklarında. Onlara dönüp konuşmaya başladı:

- Bakın yanlış anlamışsınız, biz herkesin iyiliğini istiyoruz. Saldırganlıktan vazgeçin!

Ona fırlatılan ateştopu balkonun alt kısmında patladı. Kol kaslarının yetersizliğini fark eden büyücüler yaklaşmaya başladılar.

- Arka kapıya, haydi!

Bunu söyleyen Praxien içeri girerken diğer ikisi hareket belirtisi göstermeyen Targolien’i de onlarla gelmeye ikna etmeye çalışıyordu. Praxien kapıdan çıkmayı başaramayıp gerisin geri onlara çarptı. Tüccarlar daha ne olduğunu anlayamadan duydukları kalın bir nota eşliğinde bir ok saplandı bahçedeki Rankelerden birinin karnına ve yere serdi büyücüyü. Elindeki çömlek kırılarak bahçedeki otları tutuşturdu.

- Çıldırdın mı sen? Ne yaptığını sanıyorsun?

X

Sağ koluma asılan tüccarı atışımı bozmasına izin vermeden savurdum uzağa. İkinci atışım daha başarılı olmuştu, boynunu tutturmuştum bir diğer düşmanın. Şımarmadan yayıma bir ok daha yerleştirip üçüncü deri giysili adamı da göğsünden vurdum, o da düştü yere diğer ikisi gibi. Hem balkondaki hem de avludaki herkes susmuş, şaşkınlıkla bana bakıyordu. Dördüncüye nişan almıştım ki avludakiler kendilerine gelip balkonun altına doğru koşmaya başladılar. Oku son anda fırlattım, hedef çok yakınımda olduğu için yarısına kadar saplandı köprücük kemiğinin arkasından. Yayı omzuma astım, içeri girerken Mannelig kolumu tuttu.

- Nereye gidiyorsun?

- Yüz yüze dövüşmeye.

- Bunun için hazır olmayabilirsin.

- Yüzlerindeki ifadeyi gördüm. Onlar da değil.

Bizi iterek balkon kapısından geçip merdivenlere yönelen tüccarlara bakıyordu. Hafifçe itti kolumdan.

- Hadi gel, biz de gidelim. Bu kadarı yeter.

Elini savurdum, iki omzundan tutarak öne arkaya salladım. Heyecandan dolayı öğrendiklerimi unutmuş, anadilimde bağırıyordum savaşması ve halkına layık olması gerektiğini. Sonra da onu bırakıp içeri girdim. Yalnızlığa alışmam gerekiyordu.

X

Alt kata indiklerinde girişin alevler içinde olduğunu gördüler, arka kapının da ulaşılmaz hale gelmesine az kalmıştı. Targolien belgeleri kurtarmak istiyordu ama bunun için ölümü göze alacak değildi. Yabancıyla Mannelig’in arkasında tartışmakta olduğunu fark etti, çıldırmış gibi davranan Yabancı alevlerin arasına atlayıp ön kapıdan geçmek istiyor, onu durdurmaya çalışan Mannelig’i iterek yaşlı adamın anlamadığı bir şeyler bağırıyordu. Kolundan tutarak kendine çekti onu. Sonrasında kendi de şaşıracaktı bu hareketine.

- Seni ben kurtardım, benimle geleceksin.

Bunun ardından da onu sürükleyerek çıktı arka kapıdan. Diğer Valenler de oradaydı, bahçeye çıkarlarsa görülmekten korkuyor olduklarını tahmin etti Targolien. Paniklemişlerdi, duyulmamak için seslerini çok yükseltmeden bağırır tonda konuşmaya başladılar:

- Baştüccarlığı yakmaya nasıl cüret ederler? Bu açıkça saldırı! İlişkilerimiz mahvolacak!

- Buradan hemen uzaklaşmalıyız, avluda dört Ranke cesedi var, yakında bu şehirdeki her Ranke buraya gelecektir.

- Ne yaptığını sanıyordun ki sen manyak herif?

Maenies, Yabancı’nın yakasına yapışmaya yeltendiyse de geri çekti kendini. Bu gözü dönmüş adamın üzerine gitmek akıllıca olmayacaktı. Kaçmaya hazır biçimde devam etti konuşmaya:

- Hiç mi korkmuyor musun şu büyücülerden? Ateştoplarını gördün işte!

Hali hazırda sinirli olan Yabancı öne doğru iyice eğilerek yüzünü Maenies’e yaklaştırdı, olduğu yerde ufalan adamın göz bebeklerine içindeki tüm çılgınlığı akıtarak konuştu:

- Kılıcı olan adamın korkacağı kimse yoktur.

Bu sırada eli de kılıcının kabzasına gittiyse de Targolien elini onunkinin üzerine koyarak izin vermedi buna. Bu hareketi gören Maenies cesaretlenmişti:

- Aman ne duygusal! Gemide sallanmaktan beyniniz ölüyor sizin!

- Tamam be herif! Yürüyün artık, uzaklaşmalıyız buradan.

İkisini birden kolundan tutup hafifçe ittiren Targolien yürüdü sağa doğru. Evin arka duvarının sonunda durdular, tüccarlar sol taraflarında kalan arka kapıdan çıkıp uzaklaşmak isterken Yabancı sağa dönüp ön avluya çıkarak Rankelere saldırmak niyetindeydi. Sartes paniklemişti:

- Ya yolda önümüzü keserlerse? Bir yere gidip saklansak olmaz mı?

Targolien başıyla Yabancıyı işaret etti:

- O bizi korur merak etmeyin.

O bunu söylerken Yabancı köşeden diğer tarafa geçmişti bile. Mannelig de her an geri dönmeye hazır biçimde bir adım arkasındaydı. Onlara doğru bir adım attı Targolien:

- Hey nereye gidiyorsunuz?

- Dövüşmeye.

- Hayır, buradan uzaklaşacağız. Gel hadi. Yanımızda olmanız lazım, kendimizi koruyamayız.

- Şehre bak. Eve bak. Cezası olmayacak mı?

- Şimdi değil.

- Siz beni takip edin önce, sonra da birlikte gideriz.

- Olmaz. Çok tehlikeli. Biz o tarafa gidiyoruz. Seçimini sen yap.

X

Mannelig belki de ertesi sabahı görüp göremeyeceğini belirleyecek olan konuşmayı itaatkarca dinliyordu. Targolien arkasını dönüp diğer Valenlerle yürümeye başladı. Ayağıyla yere sertçe vuran Yabancı’nın anadilinde bir küfür ettiğini işitti Mannelig, sonra da burnundan verdiği uzun ve öfkeli bir nefes eşliğinde tüccarlara yetişmeye çalıştığını gördü. Onun arkasından rahatlamış bir biçimde yürümeye başladı. Yabancı Targolien’in yanına ulaştı, başını çevirmis ona bakıyor ama yürümeyi de sürdürüyordu:

- Sana can borcum vardı, o borç kapanmış oldu.

Targolien de ona döndü gülümseyerek:

- Tamam, anlaştık.

Yaşlı adamın suratından söylediklerine itaat edilmesinden ne kadar hoşlandığını okuyabiliyordu Mannelig. Hem hızlı olmaya, hem de dikkat çekmemeye çalışarak şehrin daha sakin dış bölgelerine ulaşıp bir at arabası bulmak niyetinde olduklarını açıkladı Valenler. Arabaların dört kişilik olduğunu ise söylememeyi tercih ettiler. Daha sakin sokakları tercih etmeye çalışarak hep birlikte koşturuyorlardı. Alevler içinde, malları ortalığa saçılmış dükkanlar sokaklarda yürümeyi zorlaştırıyordu. Hala kavgaların sürdüğü sokaklarda ise dönüp diğer tarafa yürüyorlardı hızla. Bir köşe başını dönecekleri sırada iki Madras devriyesi çıktı karşılarına.

- Tüccar Targolien, biz de seni almaya geliyorduk. Vali bey seni çağırıyor.

- Ona söyleyecek bir çift lafım var zaten. Baştüccarlığa saldırıldı ve konak ateşe verildi. Güvenliğimizi sağlamakla yükümlü olduğu halde hiçbir şey yapmıyor!

- Bunu ortalıkta dolaşıp da Madrasları onun emirlerini yok saymaya teşvik etmeden önce düşünecektin. Düşün şimdi önümüze.

Bu arada Yabancı ve Mannelig’e doğru yaklaşmış olan diğer devriye Targolien’e dönerek sordu:

- Bu ikisi de kim? Niye silahlılar?

Targolien nasıl bir cevap vereceğini düşünürken diğer tüccarlar girdi araya:

- O zaman biz üçümüzle bir işiniz yok, biz gidelim. Vali bey de umarım iyidir, sabah Baravidler sarmıştı konağını.

- Aradıklarını bulamayınca şehre dağıldılar.

Diğer Madras araya girdi:

- Hey, onlara açıklama yapmana gerek yok.

- Evet evet, genç adam haklı. Bizi ilgilendirmez, hadi biz gidelim de ayakaltında dolaşmayalım.

Gitmek için hareketlenen tüccarların önünü ilk konuşan Madras keserken Mannelig konuştu onlara hitaben:

- Biz de Madras polisiyiz, daha önce karşılaşmadık herhalde. Pulchraqua büyük şehir tabii. Siz hangi bölgede devriyesiniz genelde? Neyse, biz de tam Targolien’i valiliğe götürüyorduk zaten.

- Hadi ya, şaka olsun diye mi Valen kıyafetleri giyiyorsunuz? Görevliye yalan söylemenin cezasını biliyor musun sen? Silahlarınızı da hemen teslim edin bana!

Üzerindeki giysileri unutmuştu Mannelig, hala bir denizci gibi görünüyor sanıyordu kendini. Silahlarını vermek için acele etmedi. Büyücülerden korksa da bu iki Madrastan çekinmiyordu, hele de Yabancı yanındayken. Yabancı ise devriyenin suratına karşı tek hecelik alaycı bir kahkaha attı yalnızca. İyice öfkelenen Madras kılıcını çekti:

- Verin şu silahları dedim!

X

Yabancı tam karşı koymak üzereyken boğuk bir bağırış duydular:

- İşte şu ikisi! Tanınmamak için farklı giyinmişler, derslerini verelim!

Herkesin dikkati üzerlerine doğru koşan Baravidlere dönünce üç Valen bu fırsattan istifade edip yan tarafa doğru kaçmaya başladı, önlerindeki devriye de onların peşine düştü. Çevik davranan Yabancı karşısındaki devriyenin elindeki kılıcın kabzasını sol eliyle tutup olduğu yerde dönerken sol dirseğini de adamın sağ yanağına indirip düşen kılıcı kaptı sol eliyle. İki elinde iki kılıç ile Baravidlerin üzerine koşarken delice bir çığlık atıyordu, yay ve sadağı yere bırakmıştı. Bu sırada Mannelig, Yabancı’yı durdurmaya çalışan devriyenin üzerine atlayıp yere devirdi; donup kalan Targolien ise hiç kıpırdamadan duruyordu.

Kırık burunlu arkadaşlarının hikayesine hala tam olarak inanamamış olan Baravidlerin saldırı hızı Yabancı’nın üzerlerine koştuğunu görmeleri ile yavaşlamıştı. Şişe tutan sol elleri havada, hançer tutan sağ elleri ise aşağıda saplamaya hazır konumda savunma pozisyonu alıp durdu çoğu. Yabancı ona en yakın olanın doğrudan üzerine koştu, son anda sağa doğru bir adım atıp sol elindeki kılıç ile onun, sağdakiyle de hemen yanında duranın boğazını kesti içten dışa doğru birer hareketle.

Mannelig hala direnen Madras’ın kafasını yere bastırıyor, bir yandan da bağırıyordu adama:

- Görmüyor musun, o sizin şehrinizi korumaya çalışıyor.

Mannelig’i üzerinden savurup olduğu yerde doğrulan Madras kavgayı seyretmekle yetindi. Mannelig de her an hareketlenmeye hazır biçimde onu kolluyordu.

İki kılıçla birden gözü dönmüş biçimde dövüşüyordu Yabancı. Sağdaki kılıcı birinin boynuna saplarken soldakiyle başka birinin karnını boydan boya yardı, dökülen sıvılara basıp kaymaktan kaçınmak için iki adım sağa çekildi. Sağdakiyle havadaki bir eli keserek tuttuğu şişeyi ona fırlatmasını önleyip soldakiyle bir kafayı ayırdı omzundan. Bir yandan da ona yapılan saldırı hamlelerinden korunmak için durmadan hareket ediyor, olduğu yerde dönüyor veya çapraz adımlar atıyordu. Dört yanından saldıran büyücülerden yan tarafında kalan ikisinin boğazını kılıçlarına havada çizdirdiği birer yarım daire ile kesip hemen ardından sağdakini elinde ters çevirerek arkasındaki adama, soldakini ise önündekine sapladı aynı anda. Sağa ve geriye iki adım atıp pozisyonunu düzelttikten sonra önündeki üç büyücüden yan tarafta olanların göğsünü boydan boya keserken ortadakine kafa atmaya çalıştı ancak burnu kırık olan adam önceki günden deneyimliydi. Kendini geriye çekerek elindeki şişeyi Yabancı’nın üzerine boşaltmak için kolunu öne uzattı, ne var ki Yabancı hızla sağa bir adım atmış ve sol elindeki kılıcı da kendine doğru yere dik bir biçimde çekerek şişeyi tutan elini koparmıştı. Hemen ardından da büyücünün hançerini kullanmasına fırsat bırakmadan sağ omzunu keserek kopardı, yere paralel ve uçları rakibine dönük pozisyona getirdiği kılıçları adamın göğüs kemiğinin üstüne ve altına sapladı. Diğer Baravidler birbirlerine onun deli olduğunu bağırıp geri çekilirken kılıçlarını iki yana açıp rahatlama ve zafer dolu bir çığlık attı.

X

Dağları geçtiğimden beri olanlara bakan biri beni şanslı bir adam olarak düşünebilir. Gücüm daha yerine gelmediği için zorlu rakiplerle baş edemeyecek durumdayken karşıma bu beceriksizler çıkmış ve uzun süre kendimi yenik hissettikten sonra bu kılıç ile baltayı birbirinden ayırt edemeyecek zavallılara karşı kazandığım zafer kendimi bir zamanlar olduğum kişi gibi hissetmemi sağlamıştı. Buradaki kılıçların hafifliği kaslarımdaki güçsüzlüğü telafi ediyor, hızlı hareket etmemi kolaylaştırıyordu. Mannelig yanıma gelip başını önüne eğdi:

- Yardımına gelecektim ama şu Madras’ı engellemekle meşguldüm.

Açıklamayı bana değil kendisine yapmasını söyledim ve Madras’a döndüm, kılıcını kanlı ağzından tutarak ona doğru uzattım:

- Sana teslim edeceğim tek silah bu.

Gülümseyen Madras kılıcı aldı. Harabeye dönen şehrin hesabının sorulmasından keyif almış görünüyordu.

- Öyle olsun, ama valiliğe gelme konusunda sorun çıkarmayın.

Karşı koymak üzereydim ki hareket yeteneğini geri kazanan yaşlı tüccar göğsümün önünde kaldırdığı eliyle durdurdu beni.

- Gidelim bakalım, ben de konuşmak istiyorum onunla.

Baravidlerin kaçmış olduğu sokaktan devam ettik yürümeye. Her taraf alevler içindeydi, ortalık darmadağındı. Dört bir yanından dumanlar yükselen şehir hem unutmaktan hem de hatırlamaktan korktuğum başka bir yerleşime götürüyordu zihnimi. Bu şehri yakanları öldürürken ellerimin aslında o yerleşimi yakanlara karşı hareket etmiş olduğunu kavradım birden.

Biraz daha ilerlediğimizde bir kalabalık gördük. Yanımızda yürüyen devriyeye benzeyen adamlar ile Welien’in evini yakanlar gibi giyinmiş bir grup tartışıyordu hararetle. Aralarında sağ bırakmak zorunda kaldığım ikisi de vardı. Bizi gördüklerinde tartışmayı kestiler hemen, o ikisi tanımıştı bizi. Ben son anda eğildim, ne yazık ki arkamdan yürümekte olan devriye kurtulamadı alevler içinde kalmaktan. Pek tanımıyor olsam da üzüldüm onun için.

Kimse yanarak ölmeyi hak etmiyordu.

Burnumda aynı yanık kokusu, dumandan kızarmış gözlerimde aynı öfke ile saldırdım bu sefer düşmanın üzerine. Eğilip bükülerek kaçıyordum havada uçuşan çömleklerden. Karnıma giren ağrı hala zayıf olduğumu fısıldadı bana, bu kadar çabuk yorulmamalıydım. İyice sinirlendim, kılıcı iki elimle tutarak geçirdim önümdeki kadının kafasına. Yarılan kafasından kılıcı zorla çıkartıp bedenimin üst kısmını döndürerek soldakinin boynunu keserken sağ ayağımı da sağ taraftaki adamın karnına geçirdim, ardından ters yönde yineledim bu hareketi. Dikkatsiz davranıp kalabalık içinde kalmıştım, karaciğerimi hedefleyen bir hançeri son anda fark edip sola kayarak derin bir çizikle atlattım tehlikeyi. Kılıcı yere paralel biçimde önümde tutarak kendi etrafımda döndüm, verdiği hasardan çok korkutuculuğu ile fayda sağlayan bu hareket bana biraz alan kazandırdı. Hareketimi planlayıp düzgün bir pozisyon almaya çalışırken sol taraftan Mannelig’in bağırışını duydum, sonunda cesaretini toplamıştı anlaşılan. Dönüp ona bakma hatasını yapıyordum ki fark ettim üzerime doğru uçan ateş çömleğini. Sağa hızlı bir adım atıp iki elimle tuttuğum kılıcımın enli yüzüyle vurdum çömleğe, parçalandı ancak büyük kısmının onlara geri gitmesini sağlayabilmiştim. Aralarından biri alev aldı, ben de çok ısınmış olan kılıcı acıya ve elimin su toplayacak olmasına rağmen tutarak savurdum onların üzerine. Tüm bu olanlar onları korkutmaya yetmişti. Çekilmeye başladılar kontrollü bir biçimde. Kalan son çömleklerini atmaya hazırlanıyorlardı ki az önce tartışıyor oldukları Madraslar da saldırmaya başladı onlara, hala çekingendiler ama ben ve Mannelig’i görmeleri en azından onları hareketsiz bırakan korkularının zincirlerini gevşetmişti biraz. Panik halinde kaçan büyücülerin savurdukları son iki çömlekten ayaklarıma doğru inişe geçen ilkini geriye sıçrayarak savuşturdum, daha yukarıdan gelen ikincisinde ise eğilerek öne attım kendimi. Hazır eğilmişken de kılıcımı fırlatarak en yakınımdaki gencin ayak bileğine saplamayı başardım. O yere yüzükoyun kapaklanırken diğerleri kaçmıştı.

Targolien, Mannelig ve Pulchraqualılar ikimizin çevresinde toplandı. Sırt üstü dönen genç bana yalvarmaya başladı canını bağışlamam için. Güldüm. Göz ucuyla etrafımdakilere baktım, hepsi de çok etkilenmiş görünüyordu. Amcamın hep eleştirdiği yufka yürekliliğim herhangi bir şey yapmaktan alıkoyuyordu beni, o sırada birkaç Pulchraqualı gelip büyücüyü tekmelemeye başladı, bunu yapıp da lanetlenmediklerini görünce de yerdeki cesetlerden aldıkları hançerleri tekrar tekrar sapladılar gövdesine.

Herkes karşısındakini kolayca incitebileceğini fark edene kadar zararsızdı.

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>