Kahraman #2
(Öykünün ilk kısmı için BtG Ocak sayısına bakabilirsiniz.)
En sonunda, köye vardılar, bebeği taşıyan savaşçı Conn, aynı zamanda köyün demircisiydi, bu köyde herkesin bir işi vardı, çalışmayan kişi köyden dışlanırdı. Savaşçılık onlar için bir iş değildi, o halk doğuştan savaşçıydı. Gerçi Conn savaştan nefret ederdi ama bunu hiç kimseye söyleyemezdi, bu halkı için bir zayıflık göstergesiydi. Ama yine de gerekirse halkı için kanının son damlasına kadar vuruşmaya hazırdı.
Karısı Alanna, başka bir kabiledendi, kocasını severdi fakat şimdiye kadar biri kız diğeri erkek olmazk üzere sadece iki çocukları olmuştu, bebeklerin ikisi de birinci kışı doldurmadan ölmüştü. Alanna tanrılar tarafından lanetlendiklerini düşünüyordu. Köyün şefi bebeğe en iyi bakacak ailenin Conn ile Alanna olduğuna karar vermişti. Çocuğu kendi yetiştirmek istiyordu fakat karısı buna asla izin vermezdi.
Bunları düşündükten sonra Conn’a döndü ve dedi ki:
- Bu çocuğa sen ve karın bakacak çünkü ben böyle istiyorum.
Conn buna dünden razıydı. Büyücü itiraz etmek için ağzını açtı, o çocuk ve onun boynundaki madalyon onun hakkıydı. Şef bunu ona yapamazdı, her şeyi kendisine borçluydu. O çocuk kesinlikle onun gözetimine verilmeliydi.
- Şef bu çocuğa ihtiyacım var, ondaki potansiyeli gördüm ve onu çırağım olarak yetiştirmek istiyorum.
- Ben kararımı verdim, dedi şef, çocuğa Conn ve eşi bakacak.
Büyücü homurdanarak ayrıldı. Şef bunu ödeyecekti…
X
Aradan 14 kış geçti, çocuk büyüdü. Büyücü, zor da olsa çocukla günde bir saat eğitim koparabilmişti. Onu kendi tarafına çekmeliydi ve çocuğun kendi rızasıyla o kolyeyi kendisine vermesini sağlamalıydı. Fakat çocuğun derslere ilgisi yoktu, hep dışarı bakardı fakat onu azarlamak için anlattığı şeyler hakkında soru sorulduğunda çocuk anlattığından daha fazla şeyi söylüyordu. Böyle bir şey mümkün olabilir miydi? Çocuk bunları doğuştan bilebilir miydi?
Büyücü ona bunları nasıl bildiğini sorduğunda, çocuk “sadece biliyorum” diyip omuz silkiyordu. Çocuğun inanılmaz bir problem çözme gücü vardı, büyücü böyle insanlar hakkında bir kaç şey duymuştu. Onlar büyük taştan duvarların arkasında oturan kralların emrinde çalışırlardı ve kendilerine mühendis derlerdi ve küçük ukalalar sürekli kendi küçük mekanik zekâları hakkında atıp tutarlardı.
- Pöh mekanik zekâymış, hangisinin zekâsı onu sümüklüböceğe dönüştürmemden beni alıkoyabilir ki?
Fakat büyücünün bildiği kadarıyla onlar böylesine genç yaşta bunca şeyi öğrenemezlerdi. Fakat bu çocuk… Çocukta ürkütücü bir şey daha vardı; son derece huzur vericiydi. Tabi çoğu kişi bu huzura kapılıp nedenini sorgulamazdı, ama o değil, büyücü o kadar saf değildi. “Tanrılar” dedi. Bu çocuk kontrol edilemezdi fakat onu kendi tarafına çekebilirse kovulduğu meclisten intikam alabilirdi.



Yorumunuz?