Bir Hastanın Günlüğü 2- Jonathan C. O’Reen
Pazartesi – 2 Kasım 1981
Bugün yeni bir hastanın geldiğini öğrendim. Bunu bana doktor söyledi. Yalnızca benim hasta olmadığımı, başkalarının da benim durumumda olabileceğini açıklamaya çalıştı. Böyle söyleyerek iyi hissetmemi sağlayacaktı. Ama yanılıyordu. Ben farkındaydım ve onlar bunun farkına varmıyorlardı. Acılarımı hafifletmek için başkalarını bile kullanarak her yolu deniyorlardı. Oysa ben başkaları gibi değildim. Onlar hastaydı, ben ise ölüme yaklaşan çaresiz bir vaka…
Doktorun dediğine göre 107 numaralı odaya yerleştirilmiş. Orada ne kadar kalacağını bilmiyorum ama benden önce çıkacağına eminim. Ben ise 101 numaralı odadaydım. Koridorun sonundaki oda. Günlerdir bu odada kalmama rağmen hâlâ alışamamıştım. Evimdeki odamdan çok farklıydı çünkü. Burada çok daha farklı geçiyordu zaman. Geçerken de beraberinde götürüyordu hiç vermek istemediklerimi.
Düşünüyordum; bu olanlara sadece seyirci kalmam doğru olmazdı, yazmalıydım. Amacım günlük tutmak değildi. Ayrıca bu konuda oldukça yeteneksizdim. Bir günlük tutmanın en önemli yanlarından biri de; her güne özel, birbirini izleyen ama birbirinden tamamen farklı anılara sahip olmandı. Benim ise her günüm aynıydı. Aynı acı ve onun getirdikleri. Biliyorum, yazdıklarım bir günlüğe yazılması gereken türden yazılar da değildi. Her gün hissettiğim acıları bir günlüğe aktarmanın hiç de iç açıcı bir yanı yoktu zaten. Sadece aptalca şikâyetlerin ve kendime acındırmayı sağlayacak bir tarzda yazılmış düşüncelerin var olduğu, içimdeki huzursuzluğun dışarıya haykırışını kötümser cümlelerle ifade ettiğim yazılardı…
Bütün gün yatakta uzanıp sadece gökyüzünü görebildiğim bir pencereden daha fazlasını görebilmek için gözümü ayımadığımı, hiç hoşlanmadığım o doktorun kendisinin de inanmadığı halde beni iyileştirmek için zamanını boşa harcayıp bana sık sık mutlaka iyileşeceğimi söyleyerek zaman kazanmaya çalışmasını, bununla birlikte ailemin beni yalnız bırakmayıp iyi hissetmemi sağlamak için gereken her şeyi yapmaya çalışmalarını ve eski hâlime döndükten sonra nasıl bir hayat yaşayacağıma dair aldığım kararları… Ve çok daha fazlasını da yazabilirdim.
Bir türlü durmayan kanamalar, her gün değiştirilen çarşaflar, tadı berbat olan ilaçlar, bir günde defalarca vurulan iğneler ve tabi ki hiç dinmeyen kan kokusu; benim kokum. Hep kan, hep kan. En sevdiğim renk kırmızı değildi ama sevmiş olsam bile yine de ona bu şekilde bu kadar yakın olmak istemezdim doğrusu. Belki de doktorla yeni gelen hasta ile ilgili olarak bir kez daha konuşmalıydım.
İyileştirebileceği bir hastanın gelmiş olduğunu bilmesi, onu ne kadar mutlu edecek görmek istiyordum. Benim gibi tedaviye hiç bir yanıt vermeyen bir hasta yerine, şansını iyileşme umudu daha fazla olan bir hasta üzerinde denemek isteyeceğine eminim. Ve burada bir çok insanın bilmediği bir gerçeğin farkına varmıştım:
Doktorlar bütün imkânlar denenmesine rağmen hiçbir iyileşme belirtisi göstermeyen bir hasta ile ilgilenmeye devam ederek zaman kaybetmek yerine, iyileşmesi mümkün görülen diğer bir hastanın tedavisiyle ilgilenmenin daha doğru olacağı görüşündeydiler. Hem böylece ikinci hasta ile daha fazla ilgilenilebilecek ve hastanın rahatsızlığı artmadan tedavi süresi kısalmış olacaktı. Böyle bir şey düşündüğüm için kendimden utanmalıydım belki ama bu odada yaşadıklarım beni buna zorluyordu. Doktorun son zamanlarda bana ilgisiz davranmasından bunu anlayabiliyordum. Ters giden birşeyler vardı. Şu an için en iyisi yeni gelen hastanın durumuyla ilgilenmekti. Bir doktorun iyileştirebileceği hastalarıyla ilgilenmesi en doğru seçimdi bence.



Düzeltme: Tarih 2 Ekim yerine 2 Kasım olmalıydı. Sıralamada bir yanlışlık olup, yazı olması gerekenden önce siteye verilmiştir. Tamamen yazı sahibinin; yani benim hatamdır. Denedim ama site içinden düzeltemedim. Özür dilerim, böyle bir hata nasıl olur? :) Ayrıca bu yazı Hafif.org’da da yayımlanmıştır.
Tüh, bu yazıyı dvd için de göndermiştim. Keşke uyarıları da önceden yapsaydın. Buradakini düzeltsek de, Dvd’de çıkan böyle olacak maalesef :/ (gelecek aya hafif.org sitesinde yayınlandığını belirtiriz.)
Ehem… gerçekten de ”Tüh”. Kullanıcı kaynaklı (yani ben) bu tür hatalar sebebiyle site ismine leke sürülmesine istinaden doğan özür dileğinin; başta şahsımca ve yönetim dahil tüm iştirakçilerce kabul edilebilmesi namüsait görülür-görülecektir. Tekrarlanmaması temennisiyle, saygılar :)
Yorumunuz?
Bir Bakıverin
BtG
Etiketler
Mecelle-i Fürahnek: Anime, Çizgiroman, Film, Kitap, Konser, Müzik, Sinema, Tiyatro.Oyun Araştırmaları: Homo Ludens, Oyun İncelemeleri, Oyun yapımı, Oyun geliştirme üzerine zırvalamalar.
Çalışmalar: BtG Kapakları, Çeviri, Çizim, Derleme, Figür, Öykü. Proceler, Şiir.
Serbest Kürsü: Deneme, Felsefe, Makale, Siyaset.
Yer Altı: Babe of the Month, Demoscene, Donanım, Etkinlik, Fotoğraf, Frp, Hat Sanatı, İlginç, Komik, Rehber, Söyleşi, Tanıtım.
Haberler: Duyuru, Yeni Sayı,
Arşiv
Zombiler twitter'da beyin mi yiyor?
Posting tweet...
Powered by Twitter Tools
Meta
Geçmiş yazılar
Geçmiş Yorumlar