Bienal – İnsan Neyle Yaşar?
Bu yılki Bienal’in “İnsan Neyle Yaşar?” teması ile o kadar reklam yapıldı, üzerine de o kadar söz söylendi ki, hem bir karara varabilmek, hem de ilgimi çeken işleri görmek için gitmek elzemdi artık. Tabi tepkileri çekmesindeki en büyük pay, tema ile sponsorun birbirine son derece zıt olmasıydı (1). Haklı olarak şöyle bir soru beliriyor akılda: “Sol bakış açısına sahip bir temaya neden Koç sponsorluk yapsın ki?”
Neyse, sadece Antrepo No.3′e gittim ben, ötekilere gidecek zaman bulamadım zira. Biletin yanında eserler hakkında fikrimiz olması için iki liraya da bir kitapçık sattılar. Esasında Bienal’in sitesinden bazılarına bakmıştım, ancak yine de aldım. İyi ki almışım, çünkü eserler hakkında sergide hiç bir şekilde bilgi yok. Bir tek sanatçı ve eserlerinin ismi var ki bence çok yanlış olmuş bu. Çünkü kitapçığı güzelce düzenleyip alfabetik sıraya uygun bir fihrist yapmamışlar, insanlara baktığımda, eserlerden çok eser hakkında bir fikir edinebilmek için yana yakıla kitapçığı karıştırdıklarını gördüm (ben de buna dahildim de, sonra kitapçığın olayını çözdüm, hızlı hızlı bulmaya ve etrafımda gördüklerime sayfa sayısını söylemeye başladım).
Girişte ilk olarak, Rabih Mroué’nun bir videosu karşılıyor bizi. Lübnan savaşıyla ilgili bir video bu, sanatçının sadece yüzü gözüküyor ve Arapça özür diliyor savaşta olan her şeyden, savaşın asıl müsebbibleri özür dilemediği için diliyor daha çok. Sonrasında Erkan Özgen’in “Nefes” isimli bir kısa videosunu izledim ufak bir odada. Jumana Emil Abboud’un videosunda bir kadın narları tekrardan yerine koymaya çalışıyor, şiddetli yerinden edilmeye bir göndermeymiş, ama kitapçıkları olmayan izleyicilerin bu videodan pek de bir şey anlamadıklarını gözlemledim, ben de okumasam anlayamayacaktım zaten. En çok hoşuma giden video ise feminist sanatçı Canan Şenol‘ün yapmış olduğu İbretnüma adlı animasyon oldu. Minyatür sanatıyla sunduğu ve 8 bölümden oluşan animasyonda Fadika adlı bir kadının hayatından bahsediliyor. Güzeller güzeli Fadika köyden şehre göçmüştür, tutucu bir annesi vardır ve devamlı nasihat vermektedir (annenin şivesini de çok güzel yaptıklarını belirteyim). Güzelliği başına bela olduğu için annesi onu çarşafa bürür, evlenir evlenmesine de, kocası da eşcinsel çıkar sonraları. Katılmadığım yerleri oldu muhakakkak, ancak yine de İbretnüma’nın çok güzel olduğu gerçeği değişmiyor (2). Sergi boyunca en sevdiğim eserler kısa videolar oldu zaten, ancak vaktim biraz kısıtlı olduğu için hepsine bakma fırsatım olmadı maalesef.
Aydan Murtezaoğlu & Bülent Şangar tarafından yapılmış “İşsiz İşçiler – sana yeni bir iş buldum!” çalışması ise ilgimi çekenler arasındaydı:
İşsiz İşçiler – sana yeni bir iş buldum!’un katılımcıları, gazetelerde duyurulmuş ücretli bir iş için başvuran genç ve işsiz üniversite mezunlarından oluşuyor. Enstalasyon bir atölye ya da fabrikayı andırıyor, burada gençler anlamsız edimlerde bulunuyor. Bazıları sonu gelmez bir şekilde giysileri katlayıp açıyor, diğerleri bir mağazadaymışçasına parfüm sunuyor. Bu boş edimler işi daha geniş anlamda “hizmet endüstrisi”nin çerçevesine sokuyor. Çalışanlar fikir ve düşüncelerini birbirleriyle ve izleyicilerle diyalog içinde dile getirmeye özendiriliyor. Sanatçılar bu projenin amacının, kapitalizmin “proletaryadan prekaryaya geçiş süreci”yle yarattığı toplumsal adaletin yenilgilerini ve azalışını sorgulamak olduğunu belirtiyor.
Bienal
Cidden bu çalışmanın aklımda iz bırakmasının sebebi, İngilizce işletme mezunu genç bir kadının benimle iletişime geçip sergi hakkındaki fikirlerimi sorması ve devamında ettiğimiz muhabbet oldu. Yurtdışında stajlığın bir meslek haline gelmesi sebebiyle şirketlerin güvencesiz işçi bulma imkanı elde ettiklerinden bahsetti ve parfüm sıkıp vedalaştık. Sabah ve akşam olmak üzere dönüşümlü olarak çalışıyorlarmış Bienal’da. İçlerinde çizerler de varmış, zaten ilgimi en çok bu çizimler çekti:
İşsiz işçiler çalışmasının bulunduğu odadan çıktığım da ise Bureau d’études Medya Kolektifi tarafından yapılmış bir şema karşılıyor bizi. Söz konusu kolektif 1998′de kurulmuş, küresel ağla ilgili araştırmalar yapıp bunu resmileştiriyor (fotoğraflar çok da net çıkmamış maalesef):
Bureau d’études, karmaşık harita projeleri aracılığıyla medyada, bilim dünyasında, askeri ya da endüstriyel komplekslerde ve çoğu zaman bunların hepsini içeren beklenmedik ama çok anlamlı şirketlerdeki farklı baskı ve yönlendirme sistemleri arasında görülen koşutlukları ve sistemik yakınlıkları araştırıyor ve ortaya çıkarıyor. Bu haritalar normalde dağınık ve zor bulunur halde olan bilgiyi görselleştirir ve parçaları birleştirerek, gündelik gerçekliği biçimlendiren güç mücadelelerini ve etkileri tutarlı bir resim halinde sunar. Terörün Yönetimi (2009) “geride kalan” gizli orduların ve onların başlıca operasyonlarının tüm dünyada 1950′lerden bu yana birbirlerine nasıl bağlı olduğunu gösteren bir haritayı ve bunun analizini sunuyor. Harita, farklı araştırma, diplomasi, istihbarat ve ordu yapılarının oluşturduğu ittifakları ve bunların yarattığı “gerilim stratejisi”nin dünya yönetişimindeki etkisini çok ciddi bir biçimde ortaya koyuyor.
Bienal
Terörün Yönetimi’nin hemen karşısında ise Yüksel Arslan‘ın Kapital dizisi bulunuyordu. Yüksel Arslan eserlerinde, kağıdın üzerinde kan, yumurta akı, bal, petrol gibi şeyler kullanıyormuş farklı olarak:
Kendime, küçük, toplum dışı, yıkıcı, anarşist, insanlara – karşı bir yaşantı seçmiştim. Bu küçük özel dünyadan, 1967 yılı sonlarında materyalizm diyalektiğe vararak çıkıp kurtuldum, yeniden doğmuş gibi oldum.
Yüksel Arslan, Kapital Dizisi
İnce Furni’den toplumdaki kadın halleri üzerine çalışmalar var:
İdeal Türk kadınının yapıbozumuyla ilişkilenen hilal ve yıldız resimleri, başörtülü ve başörtüsüz popüler kadınlar, siyasi meselelerin provokatif illüstrasyonları, efsaneler ve reklamlar, toplumun kural koyucu söylemine meydan okuyor. Dini, ataerkil ve heteroseksüel klişeleri aşırıya götürerek, Furni eğlenceli ve ilişkisel bir sembolik düzensizlik alanı açıyor.
Bienal
Ve son olarak paylaşmak istediğim bir çalışma; Lübnan iç savaşında muhtelif örgütlerin afişleri yıllarına göre sıralanıp toplanmış. Hepsi de Arapça elbette, Bienal’i ziyaret edenlerin arasında anlayarak bakmak da ayrı bir duyguymuş :p
Bienal’den çıktığımda neyle yaşarıma elbette cevap bulamadım veya düşüncelerimde aklımı delip geçen bir fikir. Benim için daha çok bir aktivite ve dönüş yolunda yaşadığım macerayla aklımda kalacak bir etkinlik oldu diyebilirim. Sanatçılar hakkında daha fazla bilgi almak için de Bienal’in sayfasına bir göz atabilirsiniz.
——–
(1) Şurada Experess dergisinin Bienal küratürü ile yaptığı röportajı okuyabilirsiniz. Bienal’in Bretch’i kullanmasına yönelik eleştiriler için şu ve şuraya bakabilirsiniz.
(2) Sanatçıyla yapılan bir röportaj için şuraya bakabilirsiniz.























Çok güzel bir yazı olmuş. Hem bienal’in içeriği konusunda doyurucuydu hem de dipnotlarla bienal konusunda daha derinlemesine kaynaklar sunman çok hoş olmuş. Eline sağlık :).
Beğendiğine sevindim yoldaş, teşekkürler güzel sözlerin için :)
bienalleri eleştirmenlerin değil de izleyenlerin ağzından dinlemeyi seviyorum ki bence de çok güzel anlatmışsın ayna. teşekkürler.
Ben de teşekkür ederim, beğenilmesine sevindim cidden :)
Yorumunuz?
Bir Bakıverin
BtG
Etiketler
Mecelle-i Fürahnek: Anime, Çizgiroman, Film, Kitap, Konser, Müzik, Sinema, Tiyatro.Oyun Araştırmaları: Homo Ludens, Oyun İncelemeleri, Oyun yapımı, Oyun geliştirme üzerine zırvalamalar.
Çalışmalar: BtG Kapakları, Çeviri, Çizim, Derleme, Figür, Öykü. Proceler, Şiir.
Serbest Kürsü: Deneme, Felsefe, Makale, Siyaset.
Yer Altı: Babe of the Month, Demoscene, Donanım, Etkinlik, Fotoğraf, Frp, Hat Sanatı, İlginç, Komik, Rehber, Söyleşi, Tanıtım.
Haberler: Duyuru, Yeni Sayı,
Arşiv
Zombiler twitter'da beyin mi yiyor?
Posting tweet...
Powered by Twitter Tools
Meta
Geçmiş yazılar
Geçmiş Yorumlar