Bilek Kesenler
22 yaşımı doldurduğumda hayatım çok güzeldi. İyi bir okula gidiyor, iyi insanlarla arkadaşlık ediyordum. Karamsar olmak için, kötü düşünmek için hiç bir sebebim yoktu. Hayatım mükemmeldi ve benim mükemmeliğime ihtiyaç duymadan kendisini idare edebiliyordu. Hayattan alabileceğim her şeyi aldığımı düşünüyordum ki, eğer bunu düşünüyorsanız yapacağınız şeylerin sayısı azalmış demektir. En azından ben öyle düşündüm.
Yapabileceğim şeylerin sayısı gün be gün azaldı. Yeni yüzler eskilerine benziyordu, eskileri de tozlanmaya başlamıştı. Yapmak istediklerimi birer birer eleyince hayatımdan, geriye bir şey kaldı yapmadığım.
Bir kış gecesiydi, kar yağıyordu. Pembe bir gökyüzü vardı ve ona baktığınızda tane tane karları görebiliyordunuz. Sabaha insanlar kusursuz bir beyaz örtüyle uyanacaktı, çocuklar camdan baktıklarında sevinçten çığlık atacak okulun büyük ihtimalle tatil olduğuna sevineceklerdi. Ben onları göremedim, okulların tatil edilip edilmediğini de bilmiyorum ama edilmiş olmalı. Ben bunu öğrenebileceğim vakitlerde, boğazda kaskatı kesilmiş bedenimle beceriksizce yüzmeye çalışıyordum.
Eminim ki beni bulmaları çok uzun sürmemiştir. En çok merak ettiğim şey ailemin bunu nasıl karşıladığı. Umarım beni anlarlar. Umarım yapacak başka bir şey kalmadığını, görülmesi gereken son bir yer kaldığını anlarlar. En azından üzerimdeki kısa notu bulduklarında -tabii suda hasar almazsa- anlayacaklarını umuyorum: “Artık Mükemmelim”
Ölüm gibi basit bir film Bilek Kesenler. Kendisini boğazın serin sularına bırakan yazı mankenimizin değil, kız arkadaşı yüzünden intihar eden Zia’nın bir varmış bir yokmuş hikayesi anlatıyor. Ama merak etmeyin, yazı mankenimiz de oralarda bir yerde, renklerin matlaştığı, çiçeklerin toprakta kuru bittiği, yüzlerinin gülümseyemediği o yerdedir.
Zia’nın eski hayatından daha beter yeni hayatı, intihar etmesine neden olan kız arkadaşının da intihar ettiğini öğrenmesiyle değişiyor. Takıldığı bir barda tanıştığı Eugene ile birlikte kız arkadaşını bulmak için yola çıkıyor.
Ufak tefek ayrıntılarla süslü, insanlar gülümseyemeseler bile ufak mutlulukların olduğu bir film Bilek Kesenler. Öyle ki, sonradan gülümseyenleri görünce ister istemez bir gülümseme yayılıyor insanın suratına, üstelik tam da gülümsemenin bir önemi kalmadığında.
Aslında geçenlerde okulda birisi anlatmıştı bana bunu. “Bi eleman intihar ediyo, sonra kız arkadaşını bulmak için yola çıkıyo falan” dediğinde aklıma hemen böyle karanlık, zombili bir film gelmişti. Sonradan tesadüf eseri başka birisinden ismini öğrenip izlediğimde, çok daha eğlenceli ve şirin bir film olduğunu öğrendim.
Gogol Bordello parçaları ve Tom Waits’in özel katkıları ile biraz karamsar ama eğlenceli, ufak mutluluklar serpiştirilmiş bir yol macerası Wristcutters: A Love Story.



Hoş geldin tekrardan :)
+rep 1678 veriyorum ben de, kurabiye de ikram ediyorum hem. Kahveyle birlikte üstelik :p
Yorumunuz?