Anasayfa » Çalışmalar

Yabancı #23

[25 Ara 2009 | Yazan: | 2 Yorum]

Welien düşüncelere dalmışken Baravid ve Ranke bölgelerinde çalışan tüccarların görüşleri dinlenmiş, Dibractes sözünde durarak Tarden’i savunmuştu. Tüm akşam süren hararetli tartışmaların ardından toplantı sona erdiğinde ise iki tarafın da sakinleştirilmesi için bir an önce arabuluculuk çalışmalarına başlanması kararlaştırılmıştı. Pulchraqua konusu bir daha açılmadığından Welien’in oradaki varlığı bir seyirciden öteye geçememişti. Dibractes’le Welien toplantıdan çıktıklarında bir haberci yanlarına geldi ve Targolienin Weliene yollamış olduğu mektubu verdi. Mektupta kısaca Diove’nin Pulchraqua’ya sağ salim vardığı ve bir an önce Astenum’a gelmek istediği yazıyordu. Başlarını mektuptan kaldıran iki adam birbirine gülümsedi, ikisi de çok daha huzurlu görünüyordu:

- Evet genç dostum, toplantı da bitti haber de geldi, artık tüm dikkatimizi Diove’ye verebiliriz.

- Benim tüm dikkatim dün akşamdan beri onda aslında.

- Güzel. O zaman onu buraya getirmenin bir yolunu da bulmuşsundur.

- Düşündüm ki, Pulchraqua’da olaylar durulmuş, artık güvende.  Şu savaş durulana kadar orada kalsa daha iyi olmaz mı sizce de? Ben hemen yanına gidebilirim, tehlikeyi göze aldım. Kuzey ticareti ne kadar acil?

- Kuzey ticareti hiç yapılmasa bile umurumda değil, kızım güvende ve mutlu olsun da. Önemli olan onu şu büyücülerin ulaşamayacağı kadar uzak bir yerde bulundurmak.  O ukala herifler çok kincidir, bir anda hepsi Pulchraqua’ya saldırırsa çok da şaşırmam. Hatta buraya kadar bile gelebilirler, meclisi zamanında onlara çok yakın kurmuşlar. Tabii o zamanlar Equan lordundan uzak, ona karşı çıkan büyücülere yakın olmak işlerine gelmiş ama şimdi her şey tersine döndü. Bize saldırırlarsa Equanların buraya ulaşması zaman alır ve ölenler de geriye dönmez. Kuzeye hem büyücüler ulaşamaz, hem de Equanlar yardımınıza çabuk ulaşır, adam etmeyi başardığımız Niskler de. Bakma vahşi olduklarına, daha kolay yönlendiriliyorlar. Orada güvende olacaksınız. Kararlarına bu kadar karışmamdan rahatsız olduğunu da biliyorum, kızımın güvenliği sağlandıktan sonra emin ol ki tek kelime etmeyeceğim.

Welien ne demesi gerektiğini bilemedi, olduğundan daha yaşlı görünen düşünceli baba devam etti:

- Targolien’in raporunda bahsettiği şu iki Madras koruma var ya, onları nasıl aldın hizmetine?

- Son olayların gelişini sezmiş ve Targolien’e güvenlik sağlamamız gerektiğini söylemiştim. Merkezin silahlı güç sahibi olmama konusundaki kesin tavrı yüzünden haber yollamayıp cebimden ödedim. Kurallara karşı gelmek istemezdim ama sonuçta işe de yaradı.

- Yanlış anladın beni, sormak istediğim onları nasıl buldun, daha fazlasını bulabilir misin? İkisi Pulchraqua’yı kurtardıysa, daha fazla adam tutup kızımın yol güvenliğini de sağlayabilir miyiz sence?

- Eh, bir şehir dolusu çıldırmış büyücü tüccarı biz felaket haberi beklerken durdurdularsa haydutları da geçebilirler sanırım. Çok iyi düşünmüşsünüz sayın Dibractes. Targolien’e yazacağım, ancak daha fazla Madras’ı da bu işe ikna edebilir mi, emin değilim.

- Yeterince paramız var, Targolien’in ikna konusundaki deneyimi de ortada. Koca Pulchraqua’da da boş gezen adam kıtlığı yok ya! Bence olur bu iş.

- Umudum seninle. Hemen yazıyorum.

***

Şehrin kirli havası, artık kendini UR791 olarak hissedecek kadar uzun süredir bu kimliği kullanan genç adamın gözlerini rahatsız ediyordu. Tam sağ gözbebeğine bir iğne batırıyorlar gibi hissediyordu, batırıp batırıp çıkartıyorlardı hem de, hiç durmadan. Sol gözünde ise yorgun bir ihtiyarın görevini yapmaya mecali olmayan akciğerleri gibi bir vazgeçmişlik vardı; kaşındırıcı, kumdan yapılmış bir yufka ile örtüldüğünü hissediyordu. Yufkaları nasıl hatırladığına şaşırdı, küçükken köyünde yemişti yalnızca. O güzel Equan buğdayından, güneşin doğum sancılarının rengindeki yufkalar, şu Novoximlerin yalnızca beslenmek için tükettikleri yiyeceklerle aynı türden nesneler olamazdı.

Gözlerini kırpıştırmak biraz rahatlatıyordu ama en güzeli tamamen kapatmaktı onları, bunu yapamayacağını ise biliyordu. Makinesinin başına geçti, tüm ağrılarını unutup nefes almayı bile zar zor hatırlayacağı yoğunlukta bir mesai daha başlamak üzereydi. Dikkat çekmemeye çalışarak derin bir nefes aldı burnundan, güzel koku beynini ısıttı. Evet, kadın yine oradaydı. Tüm bu çılgınlığa dayanabilmesinin, hatta mesaisine zevkle gelmesinin sebebi olan işçi kadın tam arkasında çalışıyordu. Geriye doğru birer adım atsalar sırt sırta dokunacaklardı.

Mutluluğun kaynağının bu kadın olduğunu birkaç gündür fark edebilmişti, endişelenmekten vazgeçtiğinden beri. Şimdi anlıyordu ki, o bir hafta boyunca da sıkıntıdan çökmemesini sağlayan onun kokusu olmuştu gizli gizli. Yalnızca gelişi ve gidişi sırasında, göz ucuyla bakabiliyordu ona bir anlığına. Kuralları gayet iyi biliyordu, birisinin onu başka bir işçiye bakarken tekrar tekrar görmesi; önce sorgulara, ardından da itirafa ve Novoxim kanunlarındaki tek cezaya neden olurdu.

Kadının nasıl göründüğünden emin değildi, onu düşündüğünde aklına gelen tek görüntü güzelliğin ta kendisiydi. Yalnızca geliş ve gidişte göz ucuyla bakabiliyordu ona ama kokusu tüm gün yanında, gece ise rüyasında oluyordu. Geceleri mutluydu bu durumdan ancak gündüz iş başındayken, zihni muhtemel olması bile mümkün olmayan bir geleceğin tasvirinde kaybolup geri dönme konusunda her seferinde daha da isteksiz davranıyordu ve makinelerin hızına yetişmeyi onun için iyice zorlaştırıyordu.

En azından onun adını öğrenmek istediğine karar verdi UR791, bunu kendi yöntemiyle yapacaktı. En iyi planın sakin kafayla yapıldığını bildiğinden tüm dikkatini işine yoğunlaştırdı. Mesai bitiminde yemeğe ve yatakhaneye giderken düşünmek için yeterince zamanı olacaktı.

***

Rahat yataklara yeniden alışmış olan Pelcardes güzel bir uykunun ardından Welien ve Dibractes ile kahvaltı ediyordu.  Pelcardes kendi geleceğini düşünüyordu, diğer iki adam ise Diove’yi.  Targolienin yanıtı en iyi ihtimalle gece geleceği için beklemekten başka bir şey gelmiyordu ellerinden, Pelcardes ise yönetim kurulunun atama kararını bekliyordu. Masadaki üç adam da devletin merkezindeyken tatil yapamayacaklarının bilincindeydi elbette, bu fırsatı değerlendirmeleri lazımdı. Tabağındakileri bitirmiş olan Pelcardes söze başladı:

- Ben çıkıp dolaşacağım, tanıdıklarla arayı kapatmak lazım. Siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?

- Welien’e kuzeydeki arazinin özelliklerini ve Nisk ticaretinin inceliklerini anlatmam gerekli, bir sürü de belge var incelenecek. Hiç sanmıyorum ama erken bitirirsek sana katılırız.

- Sen şu atama konusunda ne yaptın Pelcardes? Yeni Pulchraqua’nın yeri belli mi?

- Evet Welien, biraz daha batıda kalıyor. Baravid ve Rankelere neredeyse eşit uzaklıkta, bu sefer kimse haksızlıktan bahsedemeyecek. Kesin değil ama masrafları azaltmak amacıyla tek bir şehirle yetinilecek sanırım. Başvuruma herkes sıcak bakıyor gibi, küçük bir kasabaya yalnızca bir aceminin gitmek isteyeceğini düşündüklerinden bana çok şaşırıyorlar ama deneyimim sayesinde sağlayacağım yararlardan dolayı da mutlular. Novoximlerin arasında akıl sağlığımın sarsıldığına inanıyor ve isteğimi de buna bağlıyor zaten çoğu, bilmiyorlar ki deniz kenarında sakin bir kasaba iyi gelecek çölden sonra.

- Ah, bana kaybettiklerimi hatırlatma şimdi.

Gülüştüler ve Pelcardes çıktı evden, aslında tasarıları bambaşkaydı. Salisaurum’da sakinlik bulacağı kesindi ama aynı zamanda gizlilik de bulacaktı. Merkezde geçirdiği birkaç gün, diğer tüccarların meraklı ve kıskanç gözlerinden hoşlanmadığını anlamasına yetmişti. Salisaurum’a yol yapılması, limanın genişletilmesi, düşük vergi ve gümrük ücretleri uygulanarak ticaret hacmi buraya yönlendirilip köyün daha fazla sayıda Valeni barındıracak bir şehre dönüşmesi yıllar sürecekti, Pelcardes’in kendi casuslarını yetiştirmesine yetecek yıllar. Bu basit balıkçı köyünde, şekillendirilmeye yatkın çocuklar ve onların birkaç altına her şeyi satmaya hazır aileleri ile baş başa olacaktı önce, kasaba büyüklüğüne ulaşınca da sırların saklı kalmasını sağlayacak keskin bıçaklara sahip serseriler bu güvenliği daha tam oturmamış yerleşime gelecekti. Her şeyi düşünmüştü Pelcardes, her şeyi planlamıştı. İhtiyacı olan akla zaten sahipti, fırsat işte önündeydi, paraya ise Novoxim ülkesindeki görevinin tamamlamasından dolayı alacağı ödül ve yeni şehrin kuruluş ödeneğinden tırtıklayacakları yoluyla sahip olacaktı. Dünya onu beklerken, merkezin taş döşeli temiz kaldırımlarına adımını attı.

***

UR791 sessizce doğruldu yatağında, koğuştaki sesleri dinlemiş ve herkesin uyuduğundan emin olmuştu. Kontrol sayımı için uykunun tam yarısında geldiklerini biliyordu, yaklaşık üç saati olacaktı. Her ihtimale karşı yatağına birkaç yumru yaparak içinde uyuduğu izlenimi verdi, nöbetçilerin umursamazlığını fark etmişti, eğer vaktinde gelemezse onların dikkatsizliğine bağlı olacaktı hayatı.

Usulca indi yatağından, gölgelerin arasından süzülerek yatakhaneden çıktı, fabrikaya ulaştı. Bu işte artık ustalaşmıştı, bilgiden çok sezgiyle hareket ediyordu. Yaptığı işin çılgınca olduğunun farkındaydı ama kendini durdurmayı başaramadı. Kadının adını okumak, dosyasına bakmak istiyordu. Bir haftadır sıradan bir işçi gibi yaşamaktan da bıkmıştı ayrıca, paslarını dökmeliydi.

Dosya deposu, müdürün odasının arkasındaydı, üst kata çıkıp koridora girdi. Onun gibi birinin varlığını kimse tahmin etmediğinden güvenlik görevlileri yalnızca yatakhane, yemekhane ve fabrikanın girişinde bulunuyordu, koridor bomboştu.

Arkasından gelen ağır ayak seslerini işitince hemen sol taraftaki dolapların arasındaki gölgeye sindi, koridorun loşluğunun onu gizleyeceğini ummaktan başka çaresi yoktu. Dümdüz önüne bakan asker hiç farkına varmadan geçti onu neyse ki. UR791 onu buraya getiren yarbayı tanımıştı. Burada olması şaşırtıcıydı, casus içgüdüleri oraya geliş amacını unutturdu birden. Kapıya olabildiğince yaklaşıp başını konuşmayı dinlemeye uğraştı:

- Hala bekliyoruz müdür, ordunun sabrı tükeniyor.

- Tamam, çok az kaldı. En kaliteli üretimi yapmaya çalışıyoruz ki elinizde patlamasınlar.

- En kaliteli üretimi yapmaya çalışmayacaksınız, en kaliteli üretimi yapacaksınız. Yüce Monoxim’in size verdiği görev bu ve başarısız olursanız hepinizi dev toplara koyup Equanlara yollayacağız!

- Buraya gelip beni tehdit etme yetkiniz olduğunu bilmiyordum yarbay.

- Öyle mi! O zaman bir şikayet dilekçesi yaz da götüreyim üstlerime! Dilekçeyi çöl rüzgarları alıp götürmese bile kimsenin umrunda olacağını sanmıyorum, herkes kızgın ve sabırsız. Böyle devam ederseniz ordularımızın mutlak zaferini kasten geciktirdiğiniz kanısına varacağız.

- Ne münasebet! Ben de Yüce Monoxim’e hepiniz gibi şevkle hizmet ediyorum ve emrimdekilerin de etmesini sağlıyorum, bu çok ağır bir hakaret yarbay, artık yeter!

- Bizim beklediğimiz de yeter müdür, ne yapman gerekiyorsa yap ve ilk partinin hemen bitmesini sağla. Onu almadan geri dönmemem emredildi, ben de burada olacağım. Kalede eğitim alanı bile hazır durumda!

Aydınlanma yıldırımı ile sarsılan UR791, titremeye başladı. Fabrikanın her tezgahına ayrı ayrı zamanlarda göz ucuyla bakıp gördüklerini aklında tutmayı başarmış, şimdi de askerin sözleri sayesinde zihninde birleştirebilmişti. Hala unutamadığı köyüne olacakların öngörüsüne teslim olmadan toparladı kendini ve geri döndü yatağına geldiği gibi. Uyumaya çalışmadı bile, çığlık atarak uyanması hiç iyi olmazdı.

***

Tozlu belgeler arasında geçen günün sonunda isteksizce uyandı Welien, kapıya sertçe vuruluyordu. Dibractes’in panik halinden iyice yorulmuştu artık, ne var ki Pulchraqua’yı da kaybettiğine göre bu son şansı olabilirdi ve iyi değerlendirmek zorundaydı. Yatağında doğrulup girmesini söyledi kapıdaki adama, içeri bir uşak girince şaşırdı:

- Kusura bakmayın efendim, Targolien bir haber yollarsa hemen getirilmesini emretmiştiniz.

- Evet, doğru. Masanın üzerine bırakabilirsin.

Adam çıkınca kalkıp masadaki zarfı aldı genç tüccar, gidip Dibractes’i uyandırması gerekecekti. Her ihtimale karşı önce açıp okudu, Targolien’in sır saklama yeteneğini biliyor ancak eski rakibine bir türlü güvenemiyordu:

“Dostum Welien,

Madras korumalardan ilk işe aldığın adam– bundan sonra ondan aramızdaki lakabı ile Yabancı diye bahsedeceğim – daha fazla Madras gencini yanına toplamış durumda. İkisi dahil on bir kişiler. Gemide tayfayken bir seferde aldıkları ücret neyse onu istiyorlar, yolun daha kısa sürdüğünü söyledim ama inatçılar. Yabancı, adamlara paranın ödeneceği taahhüt edilir edilmez yola çıkabileceklerini söylüyor. Hepimiz sizden gelecek haberi bekliyoruz.

Günün 3. Kum saati yarıda, Targolien.”

Hemen ihtiyarın yanına gitti, haberin geldiğine sevinen adam hiç de uyandırılmaktan rahatsız görünmüyordu. Welien sanki yeni gelmiş gibi kapatmıştı zarfı, açıp sesli biçimde okudu.

- Ee, ne diyorsun Dibractes?

- Birer tayfa ücreti ha! Taşıyacakları yükün değerinin farkında değiller tabii. Buraya gelsinler de bir, ücretlerini de veririm, karınlarını da güzelce doyurup sırtlarını donatırım. Bak bunları da yaz cevabına da heveslensinler!

- Kabul ediyoruz yani, hemen yola çıkacaklar.

- Ben ediyorum, sen ne dersin?

- Ah, tabii tabii. O anlamda söylemek istemedim.

- On bir kişi yeter mi sence de? Daha fazla mı bulsalar?

Mektubu hala düşünüyordu Welien, nedense ihtiyar dokuz kişi buldum dememişti; onun yerine Yabancı etrafına topladı demişti. Bu adamları o mu bulmuştu yani? Peki nasıl? Onunla karşılaştığında epey bir konuşması gerekecekti ancak şu anda kafası başka şeylerle meşguldü.

- Bunu yapabileceklerini sanmıyorum, mümkün olsa zaten daha fazlasını almış olurlardı.

- Sonuçta o büyücülerin yalnızca tüccar kesimiyle karşılaştılar şimdiye kadar, haydutları daha dişlidir.

- İki kişi bir şehir dolusu, hem de iki halktan büyücüyü yendiler ne de olsa; yalnızca Baravidlerden oluşan haydutlara karşı on bir kişi… bana gayet iyi görünüyor. Hem tek şansımız da bu gibi.

- O zaman çıksınlar yola.

***

Eski ama bakımlı deri koltuğunu büyük ve ağır masasına yaklaştırdı Vaspinien. Okuma gözlüklerini takarak hafifçe öne eğildi. Pelcardes’in az önce teslim ettiği kalın raporun işlenmiş deriden kapağını kaldırdı, ilk sayfasını da çevirdi. Ne de olsa belgenin adını, yazarını ve tarihini biliyordu. İlk makaleden başladı okumaya, adı “Başlangıç üzerine…” idi:

“Novoxim halkıyla ilgili her şeyi anlamanın anahtarı, nasıl olup da hiç yoktan var oluverdiklerine ilişkin bu masaldan geçiyor diye düşünüyorum. Birçok farklı biçimde anlatılan bu öyküyü, her bilgiyi içeren ama mantıksızlıktan da mümkün olduğu kadar uzak biçimde derledim. Yine de oldukça inanılmaz görünüyor ama kabul edilmesi gerekir ki imkansız değil.

Masalımızın geçtiği yer Equan – Ranke sınırının en güneyi, şu anda Novoximlerin yaşadığı çölün kenarı; o zamanlar – ve yakın zamana kadar – bu çöllerin ıssızlığına ve hiçbir yaşam barındıramayacağına inanılıyordu.

Zaman konusunda kimse kesin bir şey söylememiş de olsa, imparatorluğun dağılmasından kısa bir süre sonra – ama tarih yazımı ölçütlerine göre kısa, bir insan yaşamına göre değil – gerçekleştiği konusunda hemfikir herkes. Zaten anlatılanlar da bunu doğruluyor, ancak o dönemin karmaşasında fark edilmeyebilirdi böyle bir halkın doğuşu. Masalımızın başında tüm şiddetiyle sürmekte olan Ranke – Equan savaşı da şimdiki ateşkesten çok daha eski bir zamanda fakat o büyücülerin çıkarttığı kavganın imparatorluğu parçalamasından sonra olduğunu kesinleştiriyor.

Öykümüz şöyle, Equanların ufak bir askeri gücü ile bir grup Ranke, sınırın en güneyinde çarpışmakta imiş günlerdir. Kimse birbirine üstünlük sağlayamıyor ancak karşısındakileri öldürüp duruyormuş. Saflarının en güney tarafından bulunan bir Equan erkeği ile Ranke kadını, masal bu ya, aynı anda akıl etmişler düşmanı nasıl yenebileceklerini. Bu yöntem, gizlice düşmanın çevresinden dolaşıp arkasından saldırmak imiş – gördüğünüz gibi hainlik, bu halkın kültürünün temelinde bir övünç gibi yatmaktadır, P. –.

Aynı kurnazlığı taşıyan Equan ile Ranke, karşılıklı harekete geçmişler, çölün içinde biraz yol almaları gerekmekteymiş, bunu yaptıkları sırada ufak bir çöl fırtınası çıkınca görüş mesafesi çok azalmış. Zafer için her şeyi yapmaya hazır bu iki insan ise yürümeye devam etmişler ve bir süre sonra birbirlerinin karaltılarını seçebilir hale gelmişler. Fırtına ise daha da şiddetlenmiş. Karşılarına çıkan kişinin kendilerini görmediğini ve onun da arkasından dolaşabileceklerini umarak ikisi de fırtınanın içine dalmış korkusuzca – masal böyle dese de doğrusu safça olmalı, P. – nereye gittiklerini bilemez hale gelmişler kısa sürede. Bu şekilde yürümeye devam ederken çarpışmışlar, önce birbirlerini öldürmeye çalışsalar da fırtınanın etkisiyle tüm çabaları boşa gitmiş. Yakın dövüşe geçtiklerinde ise birbirlerinin silahlarını hamleleriyle düşürmeyi başarmışlar ve çöl hemen çalmış yere düşen kılıçla hançeri. Hala durmaya niyeti olmayan ikili tam birbirinin boğazına sarılmışken fırtına açılıvermiş aniden.

Buradan sonra masal üç farklı biçimde devam ediyor, ilk olarak yönetici sınıfa anlatılan ve en zor öğrendiğim öyküyü anlatıyorum:

Fırtınadan çıkmış olmalarına rağmen ikisinin de üzerinde hiç kum yoktur, aksine çöl onları önceki yaşamlarının kirlerinden temizlemiştir, – burası ne kadar saçma olsa da devamını anlatabilmek için çıkartamadım, P. – adam ile kadın ilk kez birbirini görür, koklar, hisseder. Birbirlerinin boynuna sarılı kolları artık incitmek için değil sarılmak için oradadır – resmi bir rapora uygun olmayan kısımları kesiyorum, P. – ardından iki aşık çöle yerleşir, daha da güneye inip yaşamaya uygun bir yer ararlar. İşte bu büyük aşkın çocukları ve onların çocukları ile onların çocuklarının çocukları… kimsenin dikkatini çekmeden çölde gelişir, Equan teşkilatlanması ile Ranke büyülerini ve iki halkın ortak yönü olan hırsı birleştirerek Novoxim adıyla bildiğimiz halkı oluşturur ve yeterince güçlendiklerine inanınca ortaya çıkarlar.

Askerler – ki hepsi erkektir Equan’dan dolayı, P. – ve Mühendisler – yani o fabrikaları kuranlar, makineleri tasarlayanlar, kısacası üretim biçimini üretenler de tahmin edeceğiniz üzere Ranke büyüsünden nasibini almış kadınlar oluyor, P. – sınıfına anlatılan hali ise şöyledir bu öykünün, fazla uzatmadan söyleyeyim, yukarıdaki öykünün aşk yerine görev mantığıyla yürüyen halidir. İki aşık çevrelerine bakınca bu çölde kurabilecekleri yüksek(!) medeniyetin hayalini görür ve bunun için “çalışmaya” koyulur – bu iğrenç halkın o ürpertici üreme sistemi okunduğunda iki öykü arasındaki farkın sebepleri daha iyi anlaşılacaktır, P. – öykünün gerisi ise aynı zaten, o ikisinin soyundan Novoximler doğuyor.

Son anlatacağım öykü ise işçiler arasında anlatılan, onlara göre ayarlanmış olan şekil:

Fırtına dağıldığında ikisini seyreden çok sayıda ilkel insanı görürler. Çölde yaşayan bu zayıf insanlar, olabilecek en kötü biçimde yaşıyor, koşullara dayanamayıp hemen ölüveriyordur. Equan ile Ranke onların durumuna acır, kavga etmeyi bırakıp o insanlara hamilik etmeye başlarlar. O insanlardan çalışkan olanlara nasıl yaşamaları gerektiğini gösterirler ve böylece o insanlar da yiyecek üretebilir, kendilerini çölden koruyabilir. Tabii öğretmenlerine de sunarlar ürettiklerini keyif ve gururla, onlar sayesinde yaşıyorlardır – bu öyküde hiçbir şekilde üremeye ve halkın oluşumuna değinilmiyor. Zaten anlaşılabileceği üzere işçilerin beynini yıkamak için üretilmiş. Ancak satır aralarını okuyunca, en mantıklı olanı bu gibi duruyor. Benim ulaştığım sonuca göre, gerçeğe en yakın öykü şudur:

Fırtına dindiğinde, bitkin durumdaki adam ve kadın nerede olduklarını anladı, çölün ortasında kaybolmuşlardı. Belki orada bulundular çöl insanları tarafından, belki bir çıkış yolu ararken karşılaştılar onlarla. Bu çöl insanları Equan’ın zırhının parlaklığı ve Ranke’nin büyülerinden çok etkilenmişti, onları üstün görüyorlardı. İkisini kurtarıp baktılar, çölde nasıl hayatta kalınacağını öğrettiler. Adam ve kadın zaman içerisinde barıştılar, diğerlerinin ilkelliğinden kaçınmak için arkadaşlık etmeye başladılar ve sonunda çift oldular. Kültürlerini birleştirip çöl insanlarını yönettiler ve birlikte Novoxim devletini kurdular.

Ben Pelcardes, duyduklarımın hepsi bu kadardır. Umarım devletimizin işine ziyadesiyle yarar. Şahsımın naçizane fikri ise şudur ki, bu kadar garip şeylere inanan veya bu anlatılanlarda gerçek payı varsa böyle ortaya çıkmış olan bir halktan çekinilmeli ve her fırsatta onların karşısında olunmalıdır. Uygarlığa ve özgürlüğe karşı oluşturdukları tehdit ortadadır.”

2 Yorum »

  • Yong said:

    beneathythegground.org, how do you do it?

  • Ayna-i Marzi said:

    beneathy nedir ama ya, niyazi gibi o.O

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>