Anasayfa » Çalışmalar

Rosemary – V – V

[8 Şub 2010 | Yazan: | 1 Yorum]

En sonunda sadece 3 kişi kalana kadar, her ay ikişer ikişer götürdüler çocukluğumu paylaştığım kızları. Bulunduğumuz malikhanedeki kilisenin yapımı bitmiş, ben artık orada görev yapmaktaydım. Kalan boş vakitlerimi bahçe ile uğraşarak ya da Efendi Aaron’un bana getirdiği kitapları okuyarak geçiriyordum. Zaman zaman birdenden yanımda bitiyor, bana benim hakkımda sorular soruyor, düşünceli bir biçimde başını salladıktan sonra iyi günler dileyip gidiyordu.

Aradan iki yıl geçti, ben artık 16 yaşındaydım. Efendiler bize iyi bakıyorlardı. Hiçbir eksiğimiz olmuyordu, her şey kaliteliydi. Efendi Aaron bana zaten bildiğim italyanca ve ingilizcenin yanı sıra, ispanyolca, fransızca, latince ve rusça da öğretmeye başlamıştı. Sürekli değişik kitaplar getiriyor, bana düşünmem ve yorumlamam için konular veriyordu. Düzenli olarak çevredeki korulukta yürüyüşe çıkıyorduk; bana çevrede olanları, tarihi anlatıyor, düşünmem için ödev verdiği konuları uzun uzun tartışıyorduk. Bu saatleri iple çekiyor, bir yandan bu hissettiğim zevkten utanıyordum; çünkü başrahibenin verdiği vaazlardan hatırlıyordum kavuşmak için yanıp tutuşacağım tek varlık Tanrı olmalıydı.

Ilık yaz günlerinin birinde malikhanede yemeğe davet edildim. Bu alışılmadık bir durumdu tabii fakat anladığıma göre Efendi Aaron’un özel isteğiydi. Sevinmiştim. Ama bir yandan da içim içimi yiyordu heyecandan; nasıl görünüyordum acaba… Davranışlarım uygun muydu? Yanımda bir şey götürmeli miydim? Neden beni çağırmışlardı ki?

Davetin olduğu gece temiz kıyafetlerimi giyinip bahçedeki en güzel çiçeklerden hazırladığım buketi aldım ve malikhaneye gittim. Oda arkadaşım olan kızkardeşlerin gözlerindeki kıskançlığı okuyabildiysem de zihnimde gerilere attım o bakışlar ve geceye odaklandım.

Kapının önüne geldiğimde elimi kaldırdım kapıyı çalmak için ama elim daha kapıya temas etmeden kapı kahya tarafından açıldı. Adam başıyla selamladı beni, elimdeki buketi aldı ve içeri buyur etti beni. Yavaşça ve dikkatlice içeri adım attım; efendi Aaron merdivenlerin yanında durmuş, bana bakıyordu. Gülümsedi. Gülümsedim. Kolunu uzattı bana, hafifçe elimi koyarak beni yönlendirmesine izin verdim.

Beyaz badanalı, yüksek tavanlı ve ferahtı malikhanenin içi. Duvarlar büyük tuvallerle doluydu, koridorun iki yanında ise saksı bitkileri ve değişik heykeller, vazolar, metal süsler diziliydi. Benim büyük bir merakla etrafı incelediğimi gören efendi Aaron hafifçe güldü. Utanarak gözlerimi yere çevirdim. Bu tepkime daha fazla güldü.

“Rahat ol.” dedi güven verici bir sesle. Beni kendine çevirdi, saçlarımı gizleyen başlığı kavradı elleri ve çıkardı. Bir eliyle onu tutarken, diğeri saç tokamı kavradı, tek bir hareketle onu da çıkarıp saçlarımı dağıttı. “Böylesi daha iyi.” dedi yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Ben ise gözlerimi kaçırdım tekrardan, sıcak basmıştı ve utançtan kıpkırmızı kesildiğime emindim. Bu onu eğlendiriyormuş gibi görünüyordu.

Sonra yine koluna girmemi istedi ve beni çift kanatlı kocaman bir kapının önüne getirdi. “Ailenin kalanıyla tanışmak için hazır mısın?”

Algılayamamış bir surat ifadesiyle başımı çevirip efendi Aaron’a baktım, ama o tek eliyle kapıyı iterek açtı ve beni içeri sürükledi.

1 Yorum »

  • Ayna-i Marzi said:

    Sonrasını merak ettim ama ben, hani nerede? :(

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>