Anasayfa » Çalışmalar

Gümüş Zindan – Huzur İçinde Boğulmak…

[13 Şub 2010 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

Dostları vardı ve düşmanları da.. Yüzlerini bile görmediği, isimlerini bile bilmediği… Aslında ne dostu vardı ne de düşmanı, yapayalnızdı sadece. Yalnızlığını kendinden saklamak için kendine hayali dostlar ve düşmanlar yaratırdı. Pek de hayali sayılmazlardı aslında, gerçekte varolan ama kimliklerini bilmediği karakterlerin onun zihnindeki hayal dünyasını şekillendiren silüetleriydiler, sadece bunun farkında değildiler. Ama onların arasında bile yalnız hissediyordu kendini, oysaki onları kendisine yalnız olmadığını düşündürmeleri için hayal etmiyor muydu? Buna rağmen nasıl hala yalnız hissettiriyorlardı ona kendini? Kendi hayal ürünü olan karakterler nasıl olur da onun varlığından habersizmiş gibi davranırlardı? Nasıl kendilerine ait, ondan bağımsız bir dünya kurabilirlerdi kendilerine? İstese hepsini tek bir hamlede sonsuzluğa yollayamaz mıydı? Kurdukları dünyayı kendi istediği kurallara göre yeni baştan şekillendiremez miydi?

Yapamıyordu işte, kendi hayalgücü bile onu yalnız bırakıyordu.  Halbuki bilmediği bir şey vardı, hayalgücünün görevi onu yalnız bırakmaktı zaten. Bunu isteyen hayalgücü değildi elbette, hayalgücü sadece onun isteklerini gerçekleştiriyordu. Yalnız kalmak isteyen kendisiydi sadece. Fakat o bunun farkında değildi. Yalnızlığından kurtulmak için hayalinde yarattığı dostlara ve düşmanlara sığınıyordu fakat dönüp dolaşıp yine kaçtığı o yalnızlık duvarına tosluyordu. Çünkü asıl aradığı yalnızlıktı, asıl huzur bulduğu yer yalnızlıktı. Fakat o yine de yalnızlığından kurtulmak için çırpınıp duruyordu.

Yalnızlığı bir hiçlik olarak görüyordu ve o hiçlikte boğulmak istemiyordu fakat yaşadığı en ufak bir hayalkırıklığında boğulmaktan korktuğu o hiçlik denizine dalıyordu. Hiçliğin o karanlık sularında defalarca boğuyordu, kaçtığı yalnızlığa hapsediyordu kendini. Halbuki kaçtığı yalnızlık kendisiydi aslında. Bu yüzden dönüp dolaşıp kendini buluyordu karşısında hep. Kendi hiçliğine esir oluyordu her defasında, kendinden kaçtıkça yine kendisini buluyordu karşısında. Bir gün yalnızlığından kurtulabileceğini ümit ederek kaçmaya devam ediyordu kendisinden… Kaçıyordu hiçliğinden çünkü kendisi onun için hiçlikti, tek başına bir anlamı yoktu varoluşunun, hayatının. Boş, dipsiz, karanlık bir kuyunun içinde havada asılı duruyordu sanki ve sadece kendisi vardı bu mükemmel tabloyu bozan, sadece kendisi yırtıyordu karanlığın verdiği huzuru ve dinginliği. İşte bu yüzden kurtulmak istiyordu kendisinden. Belki o zaman karanlığa karışabilir, ruhunu serbest bırakabilir, yeniden özgür olabilirdi.

Fakat kımıldayamıyordu hiçbir yere ama en azından karanlığı hissediyordu ruhunun ta en derininde. Biraz olsun rahatlatıyordu karanlık onu, sakinleştiriyordu. O karanlığı bozuyordu ve karanlık onu dinginleştiriyordu. Sonra bıraktı çabalamayı, kendisini bıraktı karanlığın huzur dolu kollarına, gittikçe kayboldu silüeti yavaşça ve o kendisini biraz daha mutlu, huzurlu ve en sonunda gerçekten özgür hissetmeye başladı. Geriye sadece karanlık kaldığında artık ruhu tamamen özgürdü ve daha önce hiç olmadığı kadar mutluydu artık. Yitirdiği her şey yanındaydı, dingin, ıssız, karanlık bir denizin tam ortasında…

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>