Arap Edebiyatında Şuûbiyye
Artık kitaplarımın çoğunu internetten sipariş vererek aldığım için (çok daha uygun bir fiyata direkt evime geliyorlar) kitapçılara eskisine nispetle az gidiyorum. Böyle bir gidişimde “2 liraya kitaplar” bölümü, orada da “Arap Edebiyatında Şuûbiyye” adlı kitap ilgimi çekti. Zira Arap Dili ile ilgili her şey cezbediyor beni.
Gelelim kitabımıza ve Şuûbiyye’nin ne olduğuna. Arap tarihini biraz araştıranlar onlardaki kabileciliği fark ederler. Bu kabilecilikleri yüzünden bir millet haline de gelememişler ve birbirleriyle devamlı kavga halinde olmuşlardır. İslam’ın ilk devirlerinde kabilecilik büyük oranda kalkmış olsa da, özellikle Emevi döneminde tekrar hortlamış, bu sefer millet haline gelmiş olan Arapların kabileciliği direkt ırkçı bir şekle bürünmüştü. Öyle ki devlet kademelerine Arap olmayanları (mevâlileri) almıyor, onlara karşı şiirlerinde her fırsatta övünüyor ve devamlı hakir görüp zulüm ediyorlardı. İşte Şuûbiyye akımı da buna bir başkaldırı olarak ortaya çıktı ve temelinde İslam’ı benimsedikleri için çıkış noktaları Hucurat suresindeki ayet oldu (1). Böylece kendilerine “şuub” (millet) lafzını seçtiler ve sadece Araplar değil tüm insanların özünde eşit olduklarını savunmaya ve Arapların kendileriyle devamlı övünmelerini eleştirmeye başladılar.
Şuûbiyye Emevi döneminde kendisini gizlemek zorundaydı bu yüzden edebiyat alanında çok ortada görünmez. Ancak siyasi hareketlere katılımda aktiflerdir, isyanları tertiplerler. O derece ki Abbasîlerle birleşerek Emevi dönemini alaşağı ederler. İşte esas edebiyat alanındaki faaliyetleri de Abbasîler döneminde, rahata kavuşup devlet kademelerinde önemli mevkilere geldikleri zamana rastlar (2).
Şuûbiyye güçlendikçe esas amacından uzaklaşıp Arapların kusurlu bir ırk olduğunu savunmaya başlar (bunun sebebini de Arapların kendileriyle çok övünmesine bağlıyorum şahsen). Aşağıda Mevâlilerden olan Beşşar B. Burd el-Ukayli’nin (3) bir kasidesini paylaşmak istiyorum sizinle. Arap milletinden birinin Beşşar’a “Hiç Mevâliye şiir söylemek yakışır mı?” diyerek hakir görmesi üzerine okumuş bu kasidesini:
اعاذل لاانام على اقتصار ولا القى على مولى وجار
ساخبر فاخر الااعراب عنى وعنه حين بارز للفاخر
اناابن الاكرمين ابا واما تنازعني العرازب من طخار
نغاذي الدرمك العنفوط عزا ونشرب فى الجين وفى النظار
ونركب فى الفريدالى الندامى وفى الدى باج للحرب الحبار
اسرت وكم تقدم من اسير يزين وجهه عقدالاسار
ككعب اوكبسطام ابن قيس اصيباثم ما دنسابعار
فكيف ينالني مالم ينلهم اعدنظرا فان الحق عاري
اذا نقلب الزمان على لعبد وسفل بالبطاريق الكبار
ملكناهم فغطيناعليكم ولم ننصبكم غرضا لزار
احين لبست بعد العرى خزا ونادمت الكرام على االعقار
ونلت الشبارق والقلايا واعطيت البنفسج فى الخمار
تفاخر يا ابن راعية وراع بنى الاحرار حسبك من خسار
لعمر ابى لقد بدلت عيشا بعيشك والامور الى مجارى
وكنت اذا ظمئت الى قراح شركت الكلب فى ذاك الاطار
وتقظم هامة الجعل المصلى ولا تنعى بدراج الديار
وتدلج للقنافذ تدريها وينسيك المكارم صيد فار
وتغبط شاوى الحرباء حتى تروح اليه من حب القتار
وفخرك يربوع وضب على مثلى من الحدث الكبار
مقامك بيننا دنس علينا فليتك فى غائب فى حر نار
“Ey beni azarlayan kişi! Unutma ki ben ne zorlama ile uyurum, ne de mevlâ ve komşuyu karşılarım.
Karşılıklı olarak övünmek gayesiyle ortaya çıktığı anda, ben Arapların o iftihar edenine hem kendimden ve hem de kendisinden haberler vereceğim.
Ben Tuhâristanlı Fars komutanların beni paylaşamayacakları derecede hem baba hem de anne yönünden şerefli kimselerin oğluyum.
İzzetimizden dolayı biz beyaz undan yapılmış ekmek yer, altın ve gümüş kaplarla su içeriz.
Yine biz, içenlerin meclisine gümüş işlemeli giysiler, harbe de ipek elbiseler ve ipek cübbeler içinde binip gideriz.
Esir düştüm ama gam değil, çünkü yüzleri tutsaklık bağını süsleyen nice esir gelip geçmiştir.
Ka’b ya da Bistam Bin Kays gibi. Bunlara da esirlik belası geldi çattı. Fakat onlar ar ve namuslarını kirletmediler.
Onlara ulaşmayan nesne bana nasıl ulaşabilir? Yeniden düşün, çünkü gerçek açık seçiktir.
Zaman değişince ortaya çıkan durum köleyi yükseltir, diğer taraftan halkın ileri gelenlerini de alçaltıp zelil eder.
Biz size sahip olduğumuz anda hemen üstünüzü başınızı örttük. Sizi ayıplayan birinin ayıplayıp kınaması için karşımıza dikmedik.
Çıplaklıktan sonra ipek giysi giyince ve şarap içmek üzere şerefli kimselerle içli dışlı olunca mı,
Kesik elbiseleri, kızartılmış etleri elde edip sarhoşluk esnasında sana menekşe şarabı verildikten sonra mı,
Ey çoban ana ve babanın oğlu, hür insanların çocuklarıyla övünme yarışına giriyorsun? Zarar ve yenilme bakımından bu sana yeter.
Babamın ömrüne yemin olsun ki işler oluruna varır olduğu halde gerçekten sen, hayatında yaşayış bakımından değiştirildin.
Sen, temiz suya susadığın zaman havuzda köpekle ortaklaşa su içmekteydin.
Sen, kızartılmış pislik böceğinin başını diş ucuyla kırarak yersin. Yemeye alışkın olmadığın için bu beldelerin kekliğine önem vermezsin.
Kirpileri hileyle avlamak için gecenin başında yola çıkmaktasın. Fare avı sana bütün cömertlik ve faziletlerini unutturmaktadır.
Bukalemun kızartan kişiye öyle gıpta etmektesin ki, o kızartma kokusuna olan arzundan dolayı onun yanına gidersin.
Sen, azık elde etmek maksadıyla binekleri kiraya vermek için erkenden yola koyulursun. Hâlbuki halkın efendisi olan kimse binekleri ücret karşılığı kullandıran kimse değildir.
Benim gibi birine karşı keler ile tarla faresi arasında dönüp dolaşarak övünmen sana göre büyük hadiselerden sayılmaktadır.
Senin aramızdaki yerin, üzerimize bulaşan bir pislik mesabesindedir. Ne olurdu sen ateşin kızgınlığında yanıp kaybolsaydın.”
Arap bilgin Cahiz, İbn Kuteybe ve Zemahşeri gibi meşhur bilginlerden Şuûbilerin gittikçe Arap ırkına hakarete varan tutumlarına karşı reddiyeler yazanları vardır. Söz gelimi Şuûbiyye edipleri Arapların fare, yılan gibi hayvanları yiyerek beslendiklerini söyleyip bunu ayıplıyorlarken, el-Cahiz bunun kendi istekleriyle değil de, zor koşullar altında yaşadıkları çölde hayatta kalabilmek adına yaptıklarını söylemektedir. Şuûbiyye bilginlerinin Arapların övünmesine karşı haklı eleştirileri olduğu gibi saçmaladıkları da yok değil. Mesela Araplar bonkörlükleriyle övünürken Şuûbiyye bunu çürütmek adına cömertliği kötüleyebilmektedir.
Dr. Mustafa Kılıçlı kitabında Şuûbiyye hareketini çok yönlü incelemiş ama en çok da edebiyat alanına ilgisini vermiş. İsimlerin çokluğu ve şairlerin benzerliği metni biraz sıkıcılaştırsa da önemli bilgiler içermesi adına görmezden gelinebilir. Arap Dili ve Edebiyatına meraklı kişilere tavsiye ederim.
Bir ek not minvalinde: Bu kitabı okurken hep Araplarla kendimizi (Türkleri) bağdaştırdım açıkçası. Arapların göstermiş olduğu her türlü ırkçılığı biz de gösterdik ve biz de buna mukabil bir Kürt hareketi oluşturduk. Yaptıklarımızın bize fazlasıyla geri döneceğini tarih gösterecek diyeceğim ama ibret alan bir insan için zaten örnekleri çok. Bu yüzden Kürt hareketini acilen çözebilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çoğumuz bunu bir taviz, sadece Kürtlerin yararına olacak bir şey olarak görüyor ama bence işin aslı öyle değil. Çünkü tıpkı Şuûbiyye akımında olduğu gibi bu işi çözmezsek bumerang gibi başımıza geri dönecek, yoksa tarih ve yaşanılanlar ortada.
(1)Şuûbiyye lafzı Hucurat Suresi 13. ayette de geçtiği gibi pek çok kabileyi içine alan büyük bir insan topluluğu demek.
(2)Burada bahsettiğim İran’daki Şuûbiyye hareketidir, bir de daha nadir olsa da Endülüs’te de görülmektedir, İbn Garsiye gibi.
(3)10 yaşlarında şiir söylemeye başlamış kör bir şairdir, şiirlerinde de devamlı insanları hicveder. Rivayete göre Bağdat-Basra yolunda giderken sarhoş bir şekilde ezan okudu diye dönemin halifesi el-Mehdi tarafından kırbaçlanarak öldürülmüştür(bkz. Arap Edebiyatında Şuubiyye, S.152)



Yorumunuz?