Sonisphere 2010
Çok hayal ettiğiniz bir şeyin gerçek olmasının size hissettirdiklerini nasıl yazıya dökersiniz?
Düşünüyorum. Altından kalkmak hakikaten zor. Öyle ki Facebook iletime de bir şeyler yazayım teşhir edeyim bu hislerimi dedim ama orada da tutuldum kaldım. Orada yaptığım gibi buraya da sadece “RAMMSTEIN!” yazıp geçmek istemiyorum. Ama az sonra yazacaklarımı okumak istemezseniz bu kelime size yeterli olacaktır diye düşünüyorum.
İhtiyatla bekledik. Live aus Berlin’i izlediğimiz günden beri benim gibi Rammstein’ı seven dinleyicilerin en çok istedikleri şeylerden biriydi onları canlı görebilmek. Sonunda rüya gerçek oldu. Efsaneyi canlı izleme ve dinleme fırsatı bulduk. Ödüllendirildik ama önce geri saralım, konserin öncesine gidelim. Biletimi aldığım günden beri her Rammstein lafı geçtiğinde Joker gibi gülümsüyordum. Bir gün öncesinde de heyecanım artık tavan yapmıştı. Youtube’dan Live aus Berlin, Völkerball, Rock am Ring’10 videolarını izliyor daha da heyecanlanıyordum. Sonunda beklediğim gün geldi çattı. Rammsteintr.com tayfası olarak sahne önünde yerimizi alacaktık ama kız arkadaşımı iş görüşmesine götüreceğim için onlara sonradan katılacaktım. Sabah kalktığımda kendisi görüşmeye gitmekten vazgeçtiğini söyledi. Ben de dayanamayıp öğlen 1 gibi evden çıktım. 2’ye doğru stat yakınındaydım. Hemen R+TR’yi buldum sırada. Ama biraz geridelerdi. Sahneye olabildiğince yakın olmak istiyordum. Sıranın önlerinde de iki arkadaşım vardı. R+TR’ye öne geçip yer tutacağımı söyledim ve nasıl olduysa kaynak yapıp baya bir öne geçtim. Stada girer girmez adrenalin seviyem tavana vurmuştu. Arkadaşımla beraber merdivenleri koşarak iniyorduk. Görevli bize dikkatli olun diyordu ama pek taktığımız söylenemezdi. Sahne önü demirleri kapılmış sayılırdı ama ikinci sıra oluşmamıştı henüz. Hemen sağ tarafta Richard’ın duracağı mikrofonun tam karşısına konuşlandık. Yavaş yavaş etrafımıza insanlar geliyordu. Yirmi dakika sonra tüm R+TR tayfası artık yanımızdaydı.
Ama farkında olmadığımız şey Rammstein’ın yaklaşık 7 saat sonra sahne alacağıydı. El mahkum beklemeye başladık. İlk grup Ete Kurttekin’i pek dinledik sayılmaz. Ama iyi olduklarını söyleyebilirim. Daha sonrasında çıkan Black Tooth ise sevenlerine güzel anlar yaşattı. Pantera ve Slayer gibi grupları yorumladılar. Pogo ve Wall of Death başlattılar zorla saha içinde. Sevenleri eğlendi ama ben sıkıntıdan ve gürültüden patlayacaktım. Sonrasında ise Stone Sour çıktı. Konserde ilk defa dinledim kendilerini. Varlıklarından bile haberim yoktu. Ama çok başarılılardı kesinlikle. Black Tooth’tan sonra ilaç gibi geldiler. Kişisel zevklerim yüzünden öncesinde paslanmış kulaklarımın pasını, kirini aldılar. Ayrıca tam karşımızdaki gitaristleri James Root’a hayran kalmamak elde değil. Adam çalarken durmadan pena atıyordu seyircilere (maalesef bir tane bile gelmedi bana) sonrasında yeni penayı alana kadar parmağıyla devam ediyordu. Hani çaldığı şeyler kolay olsa anlaşılır da, gitar rifflerini hesaba katınca takdir etmemek elde değil. Stone Sour sonrası biraz hüzünlüydü. Pentagram çıktı sahneye, vokalde ismini bilmediğim birisi vardı ve Ronnie James Dio’nun iki şarkısını söyledi. Daha sonra Ogün Şanlısoy devraldı vokali ve Pentagram’ın Trailblazer albümünden iki üç şarkı söyledi. En sonunda daha öncesindende sağlık sorunları nedeniyle müziği bırakacağını öğrendiğimiz Pentagramın son vokali Murat İlkan çıktı. Geçen sene Metallica konserinde kendisini izleme fırsatı bulduğum için hastalığının ne kadar kötü olduğunu görebiliyordum. Hem hareket etmekte hem şarkı söylemekte zorlandığı çok belliydi. Son şarkı olarak Bir’i söylerken Ogün Şanlısoy tekrar sahneye çıktı ve bir nevi yardım etti kendisine. Ama ne olursa olsun desteğini kesmeyen seyirciyi de bu noktada takdir ettim. İlk defa bu büyüklükte bir kalabalığın stadı inletecek şekilde Türkçe bir şarkıya eşlik ettiğini duymak güzeldi.
Pentagram’a ve Murat İlkan’a veda ettikten sonra Alice in Chains çıktı sahneye ve ikinci işkence başladı benim için. Sevenleri için iyi olsa da ben ve arkadaşlarım sıkıntıdan patladık. Hatta bir ara vuvuzela sesini tercih ettiğimi bile düşünmüştüm. Alice sahneden indikten sonra bir saatlik bekleyiş başladı bizim için. Önce sahne önüne perde indirildi. Ardından tüm ses, ışık, ateş düzenlemeleri başladı. Bizim sabırsızlığımız da iyice arttı. Öyle ki o ana kadar nispeten rahat durduğumuz sahne önü demirlerine yığılma oldu. Artık hareket edemeyecek bir hale gelmiştik. Olsun Rammstein için değerdi. Zaten 9 saattir ayaktaydık. Zaman sayacı dev ekranlarda azaldıkça bizim heyecanımız artıyordu. Sahne önünde bıyıklı ortama tamamen yabancı amcalar çıktığında artık zamanın geldiğin anladık. Önümüzdeki perde düşünce toplamak için gelmişlerdi. Yüzlerindeki şaşkın ifade çok hoşuma gitmişti.
Ve sonunda Rammlied’ın başlangıcını duyduk. Heyecanım doruktaydı. İlk önce siyah perde indi. Arkasında devasa Almanya bayrağı vardı. Şarkının girişi tamamlanıp ana ritme girildiği anda Almanya bayrağı da patlama sesiyle indi aşağı. İşte karşımızdalardı. Yıllardır görmeyi istediğim grup. Konser videolarını izleyip iç geçirdiğim, şarkılarıyla düşüncelere dalıp ürktüğüm grup karşımdaydı. 5 metre ötemde. Ama seyircilerin şarkıya eşlik edememelerini duyunca hayal kırıklığına uğramadım değil. Belirli aralıklarla RAMM–STEIN demek yerine RAMMSTEIN RAMMSTEIN diye devam etmelerini görünce sadece gülmekle yetindim. Seyirci yerine sahneye odaklanmak en iyisiydi. Hız kesmeden Bückstabü’ye geçtiler. Avazım çıktığı kadar bağırıyordum. O an dünyada lanet edilebilecek her şeye Bückstabü diye haykırıyordum. Av hazırlıkları başladı. Till kafasında avcı şapkası, elinde tüfeğiyle sahnede yerini aldığında avcı selamlarımız (Weidmanns Heil) hazır edilmişti. Şarkının durağanlaştığı yerde tavandan kırmızı ışıklar düşüp sahne önündeki ateş havuzlarını yaktı. Harika bir görüntüydü. “Yaratık ölmeli”ydi (die kreatür muss STERBEN!) ve tüfeğini ateşleyerek öldürdü Till. Keine Lust’un ardından Wiener Blut’a girdiklerinde tüylerim diken diken oldu. Stadda kaç kişi şarkının anlattıklarını biliyordu bilmiyorum ama ben hafif ürküyordum. Till her “karanlığa hoşgeldin!” diye bağırdığında müzikle birlikte biz de sarsılıyorduk. Belki de çoğumuzu onlarla tanıştıran, Rammstein’ın en çok bilinen şarkılarından Feuer Frei başladı. Tüm stad “bang bang” diye bağırırken sahnede alevler göğe yükseliyordu. Bu bol ateşli şarkıdan sonra hafif ve duygusal Frühling in Paris girişi geldi. Sahne ışıkları kırmızı ile loşlaştırılmış tepeden iricesine bir lamba indirilmişti. Oliver Till’in yanına çöküp gitarla ritmi atmaya başladı. Gerçekten güzel bir görüntüydü. Şarkının devamında ise sahnenin arkasında duran yarıklar şeklinde boyanmış perde aşağı indi ve çok daha farklı bir sahne çıktı arkadan. Dört büyük ışıklı sütun ve kare şeklinde dizilmiş yedi ışık seti vardı.

Frühling in Paris bittikten sonra Ich Tu Dir Weh’in başlangıcıyla yerinden sıçradı seyirci. Davulun her vuruşunda patlayan fişekler gerçekten güzel bir görüntü oluşturuyordu. Şarkının sonlarına doğru klavyesinin platformundan inen Flake gidip şarkı söyleyen Till’e bir tekme attı. Hemen yerine kaçmaya çalışırken yakalandı ve Till onu bir küvete koydu. Kendisi de üste çıkıp eline tüpe benzer bir şey aldı. Bulunduğu platform yükselmeye başladıkça seyircinin çığlığı da yükseliyordu. Tepede şarkının en sakin yerini söyledi ve Flake’in bulunduğu küvetin üzerine kıvılcımları dökmeye başladı. Tabii daha önceden Lifad kosnerlerindeki şovlardan bihaber olan kitle çılgına döndü. Aynı şaşkınlığı bir sonraki şarkı olan Benzin’de de yaşadılar. Sahneye getirilen benzin pompasından etrafa alev saçan Till, sahneye fırlayan birini de yakınca insanlar ne olduğunu şaşırdı. R+TR admini EcS’nin de dediği gibi “cehalet mutluluktur.” dedim ben de. Du Riechst So Gut ile eski günlere döndük. Bu şarkıya katılımın nispeten yüksek olması sevindiriciydi. DRSG ardından Alice in Chains sahnedeyken aklıma gelen ve dinlemek için sabırsızlandığım Links girdi büyük bir patlamayla. Flake’in Lifad sahnesindeki yerini çok sevdim. Yürüme bandını öyle güzel ayarlıyordu ki çalıştırdığı her şarkının ritmiyle birebir gidiyordu adımları. Links 2 3 4 adıyla da çok uyumlu oluyordu bu durum tabii. Till’in her Links deyişinden sonra ışıkları seyircilere verip hep bir ağızdan “hey” diğe bağırması da çok güzel bir görüntüydü onlar için eminim. Ve sonunda tüm Türkiye’nin en iyi bildiği şarkıya geldi. İnönü stadı gün boyunca Du Hast ile inlediği kadar inlememişti. Şarkıyı seyirciye söyletme kısmındaki metronom kayması grubu güldürse de Till’in tek bir hareketle tüm stadı susturması görülmeye değerdi. “Nasıl bir ilahsın sen diye?” düşünmedim değil hani. Till’in karizmasını Pussy ile tekrar gördük. Şarkının sonlarına doğru arkasına geçtiği büyük köpük fışkırtan penis ile sahne önünü beyaz köpüğe ve konfetiye boğdu. Üzerime metaforik de olsa attırılmasından bu kadar hoşlanacağımı hiç düşünmemiştim. Rammstein sen nelere kadirsin böyle? Pussy ile seyircilere selam verip sahneyi terkettiler.

Ama artık pek çok konserin vazgeçilmezi olan planlı sahneye dönüş vardı daha. Önce Doom geldi. Ardından Flake ve Sonne’nin girişini yaptılar. Öyle harika bir histi ki. Till her “Hier kommt die sonne” deyişinde ellerimi sahneye doğru kaldırıp seyircilere çevrilen sarı ışığa uzanmaya çalışıyordum. Icarus’tan farksızdım. Sonrasında Haifisch başladı. Şarkının sonuna doğru bot ortaya çıktı ve Flake hızlı adımlarla sahnenin solundaki platforma geldi. Bota bindi ve seyircilerin üzerindeki seyehatine başladı. Sahne önünün alanının arkasındakiler biraz erken çevirdikleri için erken bitti gezintisi. Ama botu taşımış kişiler arasında olmaktan gurur duymadım dersem yalan olur. Ich Will başladığında yüzümde mutlu bir gülümseme vardı. Patlamış sesimle avazım çıktığı kadar “Wir hören dich” diye bağırıyordum. Ich will eure Hande sehen’i “İller Havaya” diye söylemesi anlayanları çok güldürdü. Şarkı bitiminde geleneksel olarak Flake hariç tüm grup sahnenin önüne gelip diz çökerek teşekkür etti. Özellikle düzgün bir şekilde “Çok Teşekkürler” diyen Till tekrar yüzlerimize tebessüm yerleştirdi. Bu son selamlarına ben de diz çökerek selam vermeyi çok istiyordum. Ama sahneden gözlerimi alamıyordum. Hem nasıl olsa göremeyeceklerdi. Ne diyebilirim ki, hayatım eskisi gibi değil artık. Öyle ki nasıl bir doyum yaşamışsam, hayatında müziksiz yapamayan bendeniz 1 hafta boyunca hiçbir şey dinleme isteği duymadım. Bir hafta sonra ilk açtığım şey ise tabii ki de Rammstein oldu tekrar.
İhtiyatla bekledik, tam zamanında ödüllendirildik.










Grubu izlerken ne hissettiysem aynen yazıya dökmüşsün Templarım, parmaklarına sağlık.
Mutluluktan yükselip bulutlara dokunduk ya resmen. İstanbul’dan Rammstein geçti.
Gerçekten mükemmeldi,her ne kadar saha içinde olsam ve pek yakından göremesemde,o bota dokunamasamda(!) çok güzeldi. Sadece sahne şovları bile görülmeye değerdi,eline sağlık ;P
Yorumunuz?
Bir Bakıverin
BtG
Etiketler
Mecelle-i Fürahnek: Anime, Çizgiroman, Film, Kitap, Konser, Müzik, Sinema, Tiyatro.Oyun Araştırmaları: Homo Ludens, Oyun İncelemeleri, Oyun yapımı, Oyun geliştirme üzerine zırvalamalar.
Çalışmalar: BtG Kapakları, Çeviri, Çizim, Derleme, Figür, Öykü. Proceler, Şiir.
Serbest Kürsü: Deneme, Felsefe, Makale, Siyaset.
Yer Altı: Babe of the Month, Demoscene, Donanım, Etkinlik, Fotoğraf, Frp, Hat Sanatı, İlginç, Komik, Rehber, Söyleşi, Tanıtım.
Haberler: Duyuru, Yeni Sayı,
Arşiv
Zombiler twitter'da beyin mi yiyor?
Posting tweet...
Powered by Twitter Tools