Anasayfa » Mecelle-i Fürahnek

Max Richter – Infra

[12 Ağu 2010 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

Şöyle bir düşünün; günlük rutininizi, yaptıklarınızı, ayaklarınızı uzatıp yatağınıza uzandığınızı, aldığınızı parayı, harcadığınız parayı, yük olduğunuz insanları… 24 saatin 8 saatini uyuyarak geçirdiğinizi farzedin; geri kalan 16 saatte yaptığınız her şeyi düşünün. Bu 16 saatin, yüzde kaçını yalnız geçiriyorsunuz sizce? Her an etrafınızda birilerinin olmasına rağmen, aslında ne kadar yalnız olduğunuzun farkında mısınız? Bir arkadaşınız size uğradığında verdiği selam dışında, ne kadar yanınızda? Ya da o sizin yanınızdayken siz ne kadar onun yanındasınız? O sizin yanınızdayken sizin kafanızda akşam yetiştirmeniz gereken işler, yapmanız gereken ödevler, birlikte olmayı düşündüğünüz sevgiliniz yok mu? Her ne kadar olmadığımızı düşünsek de, yalnızız. Bu bir seçim meselesi değil, olması gereken doğa kuralı. Birileri “Yalnızlık Allah’a mahsus” derken hiç düşünmemiş açıkçası. İnsan beynini, hatta bırakın insan beynini kendi içinde bulunduğu durumu hiç düşünmemiş. Yalnızlık, birilerinizin etrafınızda olmama durumu değil; etrafınızda ne kadar insan olursa olsun, kaç kişiyle konuşuyor olursanız olun, ne kadar arkadaşınız olursa olsun o beyninizin hissetmediğiniz yerinde pusuda yatan his. Her daim birileriyle olsanız dahi birileri ayrıldığı anda farkettiğiniz, lakin her zaman beyninizin, ruhunuzun, bedeninizin içinde bulunduğu durum.

Max Richter’in müziği yukarıda anlattığım durumu sorgulatıyor size, ilk notasından son notasına yalnızlığı hissediyorsunuz. Arkadaşlarınız, sevgiliniz, aileniz, akrabalarınız hepsi arka plana kayıyor, birer birer yok oluyor. İlk önce piksellerden oluşan bir albüm kapağı ile yapıyor bunu, melodileri ile hissettirmeden önce. Sonra, her şeyinizi birer birer arka plana gönderiyor. Yalnızlığınızla bırakıyor sizi. Bir an için ne olduğunuzu, kim olduğunuzu, nereden gelip nereye gittiğinizi tek başınıza sorgulatıyor. Size bir atmosfer yaratmıyor müziğiyle, bilhassa içinde bulunduğunuz tüm atmosferi siliyor. Siyah bir arkaplanla bırakıyor sizi.

Bu albümü 24 Postcards in Full-Colour’dan farklı, Blue Notebooks’dan farklı. O albümlerle sizi yağmurlu bir sonbahar gününe götürüyordu. Bu albümle, bulunduğunuz her durumu, her ruh halini siliyor. Yalnızca sizi koyuyor siyah fonun üstüne. Onun melodileri aracılığıyla kendinizi dinliyorsunuz. Bugünlerde ihtiyacımız olan da bu değil mi zaten – bir parça kendimizi dinlemek.

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>