Anasayfa » Çalışmalar

Yabancı #31

[30 Ağu 2010 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

Özet: Her şeyini kaybeden bir adam, kral babasından duyduğu son söz olan görevine odaklanıp batıdaki Aşılmaz Dağları geçer. Ölmek üzereyken Pulchraqua!nın eski baştüccarı Targolien tarafından bulunur. Yeni baştüccar Welien ona dil hocası olarak aynı ülkeden küçükken kaçırılmış olan Mannelig adlı tayfayı tutar. Pulchraqua’da başlayan Baravid-Ranke tartışması sonucunda şehir yıkılmanın eşiğine gelir, herkesin aksine onlardan korkmayan Yabancı şehri kurtarır. Dokuz Madras genci gelip ondan kendilerini eğitmesini ister, karşılık olarak da hizmetlerini sunar. Dibractes’ın kızı Diove, çocukluk arkadaşı ve müstakbel kocası Welien’le tanışmak için şehre gelmiştir ama Welien meclistedir. Yabancı ve Madraslar, ücret karşılığında kıza Valen meclisine kadar eşlik etmeyi kabul ederler. Yolda Baravid haydutları tarafından saldırıya uğrarlar ancak onları alt etmeyi başarırlar. Merkeze yakın bir handa Welien ve Dibractes onları karşılar. İyi bir ücret karşılığında Welien’in kuzeydeki konağının koruması olmayı kabul ederler. Diove, babasından Welien’le bir süre flört edip kendi kararını vermek için izin alır.

***

Uyandım.

Üç Madras ile paylaştığım kulübeden dışarı çıkarak temiz havayı soludum derin derin. Keyifle ufku seyre daldım ve doğan güneşe gülümsedim.

Bir gün handa dinlendikten sonra sabah çıktığımız yolu hızlı biçimde kat ederek güneşin üçüncü batışının hemen ardından buraya geldiğimizde bizi Essandes adında, orta yaşlarına yeni başlamış görünen ancak ileriki günlerde hareketleriyle gençliğin son yıllarında olduğu izlenimi veren bir adam karşıladı. Ertesi gün merkeze dönen Asconen onu kahya olarak tanıtmıştı. Sonraki günlerde onun neredeyse tüm işlerden sorumlu bir gözetmen olduğunu anladım. Sayılarla arası pek iyi olmadığı için ticarete atılmamış olsa da yetenekli bir adamdı. Doğduğu ve tüm ömrünü geçirdiği bu araziyle ilgili her işten anlıyordu. Tarlalarla ilgileniyor, ata binip iz sürmeyi gayet iyi becerip çobanlara hangi otlağa gitmeleri gerektiğini söylüyor ve varlıklarını hala garipsediğim hizmetçi kadrosunu yönetiyordu.

Konağın boyutları benim için inanılmazdı ve komik olan bu devasa yapının yalnızca bir aileye ait olmasıydı, hatta Welien’den önceki tüccar tek başına yaşamıştı burada. Gerçi yemekten sorumlu olan hizmetçi – ki ona aşçı deniyordu – ve onun yanında çalışan yamak, iki temizlik görevlisi, servisten ve konakta kalan ailenin isteklerini öğrenmekten sorumlu uşak, sürekli başlarında durarak tarla işçilerini denetleyen kişi ve tüm hayvanlardan sorumlu olan başçoban da Essandes’le birlikte evin alt katında yaşadığından o kadar alan boşa gitmiyordu. Welien’in Pulchraqua’daki tek uşağını bile zor kabullenmişken tüm bu kalabalık benim için çok fazlaydı.

Tarla işçileri ve çobanların kaldığı kulübelerin yanına biz de kendi kalacağımız yerleri inşa etmiştik. Birbirimize kısa sürede ısındığımız Essandes, konumumun konakta kalmaya yettiğini ve bana yer ayarlayabileceğini söylemişti ancak adamlarımdan uzaklaşmak istememiştim.

Bir süre araziyi dolaştım, geldiğimizin ikinci günü Madraslarla çalışmaya başladığımız, ertesi gün konak çalışanlarını, dün ise kendileri de bize katılmak isteyen denetçilerinden izin alan tarla işçileri ve çobanları eğittiğim idman alanını gözden geçirdim, o gün yapacaklarımı hesaplayarak bazı düzenlemeler yaptım. Gelecek vaat eden bir süvari olan Essandes, konak çalışanlarının vaktini bu şekilde harcamamı hoş görüyor ancak Welien geldiğinde nasıl açıklayacağını bilmediğini söylüyordu ama ona merak etmemesini ve açıklamayı bana bırakmasını söylemiştim. Ayrıca gelen herkese tembihlediğim üzere kimsenin de işini aksattığı yoktu, hayatlarındaki bu yeni pencerenin heyecanı sayesinde şevkle çalışıyorlardı.

Zaman ilerlerken konak da uyanıp günlük işlerine başladı, ardında sabah eğitimini yaptık ve iyice yorulduktan sonra kahvaltıya geçtik. Kahvaltı sona erdiğinde ise herkes asıl işini yapmaya gitti, ben de Madrasları alarak konağı çevreleyen çitleri kontrole çıktım. Kulübelerimizi ancak dün tamamlayabilmiş ve ilk günlerin basitliğinden kurtarmıştık, şimdi sıra asıl görevimizde yani konağın savunmasındaydı. Essandes’in çalışkanlığı sayesinde hiçbir gedik, eksiklik, bakımsızlık yoktu çitte ama genel olarak çok basit bir yapıydı ve öfkeli bir inek sürüsünü durdurmayı başarması bile kutlanmaya değer olurdu.

Adamlara biraz dinlenmelerini söyleyip Essandes’in yanına gittim. Benim de tahmin ettiğim üzere en büyük tehdit kuzeyde kalan Nisklerdi ve ilk önce o taraftaki kısmı güçlendirmek daha akıllıca olacaktı. Bunu yapmalarını söylemek için gidecektim ki Essandes at üzerinde çevreyi gezme fikrini ortaya attı, etrafı bilirsem savunma tasarlamak elbette daha kolay olacaktı. At sürme yetenekleri hala hiçe yakın olan adamlara konakta kalıp biraz pratik yapmalarını ve akşamki çalışma vaktinde Mannelig’in yönetiminde konak ahalisine temel silah kullanımını öğretmelerini salık verdim. Bazıları şimdiden tarla işçileri arasından kızlarla gülücük alışverişinde bulunan adamlar bu emrimi keyifle kabul etti ve çalışmaya koyuldu. Essandes’le birlikte güney kapısından çıktık, sonra batıya, oradan da kuzeye ve doğuya dönüp tüm yakın bölgeyi görebileceğim uzun bir yolculuk seyri hazırlamıştı.

***

Welien ile Diove, evlerine giden kısa yolu karşılıklı oturup sohbet ederek ve birbirlerini seyrederek geçirmişti. Ardından araba Dibractes’in villasının önünde durdu; yarın öğle yemeğinde buluşmak için sözleştikten sonra Diove içeri girdi, Welien de iki bina ötedeki kendi evine doğru yürüdü.

Ailenin durumunun iyi olduğu zamanlardan kalmış olsa da ev hala Dibractes’inkinden daha küçük ve gösterişsizdi. Tarden ile birlikte burada büyümüşlerdi, oyunlarına Diove’nin de katıldığını hatırlıyordu hayal meyal. Sonrasında, birçok hazin olay sonucu ailenin durumu tepetaklak gitmişti. Neyse ki iki kuzen de yetenekli olduğundan küçük yaşta çıraklığa başlayarak iş hayatına atılmış, biri Deros’taki önemli göreve getirilirken diğeri Pulchraqua gibi dev bir kente baştüccar olmayı başarmıştı sıkı çalışması sonucu.

Welien tam da yeniden bir servet inşa ederken Pulchraqua’da her şeyin mahvolması ona geçmişi hatırlatsa da Dibractes’in teklifi durumu değiştirmiş, Diove’nin tatlılığı ise güzelleştirmişti.

Welien eve girdi, konsey için geldiğinde kendisi için bir handa oda ayırtmış ancak Tarden’in ısrarı ve yalnız olduğunu söylemesi üzerine kabul etmişti bu yere gelmeyi. Evin tek uşağı tarafından karşılandı, hala böcek sorununu çözmeye uğraşıyorlardı. Uzun süreler boyunca uşaktan başka hiç kimse ikamet etmediği için evin üst katlarını arılar yuva bellemiş ve her yanı kovanlarıyla doldurmuşlardı. Adamcağız her köşeyi temizleyip duruyor ama arılar da gelip yeni kovanlar yapmaya uğraşıyordu.

Arı vızıltılarıyla uyanan Welien, öğlene kadar boş durmak yerine meclise gitti. Baştüccarlık seçimleri sonraki gün yapılacaktı ve bir durum kontrolü kimseye zarar vermezdi.

Öğle yemeğine oturduğunda içi rahatlamıştı genç tüccarın. Baştüccarlıklara başka kimse aday olmamış, seçimin gerçekleşmesi için birkaç ismi meclis aday olarak atamıştı ama böyle bir emrivakiyi de ancak zayıf kişilere yapabildiği için rakipsiz sayılırdı. Pulchraqua zaten harap durumda olduğu için orayı kimsenin istememesi doğaldı ama geniş hacimli Nisk ticaretinde kendisine rakip çıkmamasının tek açıklaması Dibractes’in göz korkutucu varlığı olabilirdi ancak.

Diove ile öğle yemeği keyifle akıp geçti oyalanmalarına rağmen. Geçmişten bahsettiler, kendilerini anlattılar ve buldukları her ortak yönlerinde içtenlikle sevindiler ki bu oldukça sık gerçekleşiyordu.

Restorandan çıkıp şehirde yürümeye başladılar yan yana, konuşmaktan yorulmuyorlardı. Bazen kendilerini kaptırıp konudan uzaklaşıp geri dönemiyor olsalar da hemen içinde kaybolacak yeni bir konu buluyorlardı. Birçok insan onları tanıyor ama rahatsızlık vermek istemiyor, cesur olan bazıları ise selam verip hal hatır sorarak geçmiş olsun diyorlardı.

Akşamleyin Dibractes’in yakın dostu olan Ribarien’in evinde, Diove’nin sağ salim dönüşü için verilen ziyafete katıldılar, Welien de olaydaki rolü nedeniyle oradaydı. Yemek boyunca bir çift olarak onaylandıklarını hissetmişlerdi, genç adam bunları pek önemsemese de Diove’nin çok hoşuna gittiğini görebiliyordu.

Arı vızıltısının nispeten azaldığı gece boyunca yatağında kadını düşündü genç adam, her şey iyiye gidiyordu. Mutlu ve huzurlu halde, günün yorgunluğuyla uyudu arılara aldırmadan.

Ertesi gün neredeyse aynı geçti, tek fark akşam ziyafet olmayışıydı. Onun yerine Dibractes’in evinin avlusunda Pelcardes’le birlikte yediler. Epey ilgisiz olan tüccar yemeğin çoğunda kendi dünyasına kapandığından genç çift baş başa kalmıştı bir bakıma. Arayı ısıtmak isteyen Welien’in Novoximlerle ve yeni atamasıyla ilgili sorularını da kısa yanıtlarla geçiştirerek konuyu değiştirmiş, ne kadar çabuk büyüdüklerinden ve çocukken yaptıklarından bahsetmişti Pelcardes. Neyse ki yemeğin sonuna doğru Welien’in iyi niteliklerini överek yeğeni için en doğru eş olacağını belirtmiş ve umursamaz biçimde onaylamıştı birlikteliklerini. Kendisi de onun kadar hırslı olan Welien, adamın tavrını anlayabiliyordu, hele ki Novoxim ülkesinde geçirdiği yalnız yılları da hesaba katınca.

Seçim gününün sabahı heyecanla uyandı Welien, meclise gitti ama içeri alınmadı tabii. Bir süre binanın dışında bekledi heyecanla, sonuç neredeyse kesindi ama aklına saldıran acabalara da engel olamıyordu ki! Neyse ki çağırıldı da içeri girip kararı dinledi gururla. Pulchraqua’da feci çuvallamasına rağmen korumayı başarmıştı baştüccar payesini, kuzey onu bekliyordu. Ayrıca Targolien de Pulchraqua baştüccarıydı yeniden. Ona Yabancıyı getiren ihtiyara bu güzel haberi resmi belgeden bile önce ulaştırmak için kısa bir tebrik ve övgü pusulası yazarak yolladı.

Öğle yemeğinde yine Diove ile birlikteydiler. Aldığı habere çok sevinen kadın geldiğinden beri bunu tahmin ettiğini, dolayısıyla da o gece yeni baştüccarlığı onuruna bir balo tertip ettiğini söyledi. Kendisinden gizli iş çevrilmesine biraz gücenmiş olan Welien, kadının gözlerindeki ışıltının da etkisiyle sesini çıkarmadı, sonuçta Diove’nin iyi niyeti ve hevesi aşikardı.

Akşama kadar ancak hazırlandı Welien, balo gibi şeyleri fazla yapmacık ve sıkıcı bulur, kariyeri için gerekli olanlar dışında katılmaktan kaçınırdı. Bunu ise Diove için yapıyordu ve onun hatırına katlanacak hatta keyif duyacaktı.

Balo boyunca müziğin ve yiyeceklerin tadını çıkardı, her şeyden çok hoşnut görünen Diove’yle dans etti ve elbette tüm gece boyunca gülümsemesini dudaklarından eksik etmedi.

Gece evine yürürken yine Diove’yi düşündü genç adam. Yepyeni bir dünyadaydı üç gündür, eskiden hayatında işinden, alım ve satım fiyatları ile politikadan başka hiçbir şeye yer vermemişken şimdi bir kadına odaklanmaktan gayet memnundu. Diove de onunla geçirdiği her andan haz alıyor gibi göründüğüne göre Welien kolaylıkla verdi kararını. Geçmişten yeterince bahsetmişlerdi, yarın öğlen artık gelecekten konuşacaklardı.

***

En güvenli taraf olan güneye bir göz attıktan sonra doğuya döndük. Essandes’in açıklamasına göre Baravid ormanları oldukça güneydoğuda kalmıştı ancak Equanlar ile Valenler arasındaki bu bölgeye Ranke hırsı ulaşmadığından çevremizdeki çok sayıda ağaç hayata tutunmaya çabalayan kadim bir orman gibi uzanıyordu. Akşam güneşinin ılıklığında kulağımıza gelen ufak ama güçlü bir pınarın sesi ile coşkumuz arttı, av etinin akşam yemeğine lezzet katacağını söyleyen Essandes, yılda bir ya da iki kez yaptıkları gibi bir ceylan avlayabileceğimizi anlatırken tam da bir ceylan sekerek geçiverdi önümüzden. Atlarımızı topukladık, hayvanın peşinde sola doğru dönmüştük, önde ben vardım. Sağ tarafımızdaki, ceylanın aralarından fırladığı ağaç topluluğuna vardığım sırada oradan çıkan bir atlıyla çarpışıyorduk neredeyse. Atlarımız huysuzlaştı, diğer atın gayet çelimsiz olduğunu seçebildim o sırada. Kafamı kaldırdığımda ise hemen uzaklaşmak için atı panik içinde topuklayan binicisinin de onun kadar yetersiz beslenmiş olduğunu görebildim.

Essandes’le ben durumu anlamamıştık ama adamın ürkek davranışından şüphelenerek kovalamaya başladık. Atı yavaştı, güçten düşmüştü. Adamın yayını hazırladığını gördüm ama kendiminkini omzumda bıraktım, onu vurmak için bir sebebim yoktu. Durması için bağırdım, buranın dilinden aklıma gelen tek sözcük “barış” oldu fakat yayını çekmiş olan adam atını bize doğru çevirdi; işte tam o sırada, bu zor hareketini tamamlayamadan atın üstündeki dengesini yitirerek yere devrildi.

Benden genç olduğunu görebildiğim adamın bir ayağı hala üzengideydi. Sol dirseği üzerine düşmüş, ardından sırt üstü dönmüştü. Yanına ulaşıp atlarımızdan indik. Essandes konuştu:

Kimsin? Bu topraklarda ne arıyorsun ve bizi neden öldürmek istedin?

Doğrulmaya çalışıp da zorlanınca vazgeçen adam yattığı yerden yanıtladı:

-Ben… korktum. Özür dilerim, üzgünüm, ben… sizi öldürmek istemedim, yalnızca… off… beni öldürmeyin, lütfen!
-Bunu düşüneceğiz. Kimsin ve ne arıyorsun?
-Ben Nunkar, Equan ordusu kuzey tugayı ikinci tabura bağlı saldırı bölüğünde erim. Yani, erdim.
-Devam et.
-Nisklerden kurtardığımız topraklara ufak bir kale inşa etmiştik tam; birden, bir gece, bir baktık ki böyle inanılmaz bir kalabalık! Niskler gelmişti ama, böyle, çoktular yani gerçekten çoktular!
-İlginç. Sonra?
-Çavuş Rentus gelip Castratta’ya haber götürmek için gönüllülerden bir mangayı yanına aldı, ben de onların arasındaydım. Kaleden çıktığımızda sol tarafta en arkada sürüyordum atımı, yani onlara en uzakta.
-Kimlere uzakta be adam? Kesmeden anlat şunu!
-Nisklere işte. Biz göremeden Castratta yoluna ulaşmışlar, herkesi öldürdüler, kalabalıklardı. Tüm mangayı katlettiler bir çırpıda… canavarlar. Bense, ölmek istemedim işte, şafak vaktinin yarı karanlığı beni saklamaya yetecek gibi görünüyordu, ağaçlar da seyrek ama yeterli gözüktü o an. Güneye sürdüm atımı, yapabileceğim başka bir şey yoktu, anlamalısınız, ölecektim!
-Anlıyoruz. Buraya nasıl geldin?
-Nereye gideceğimi bilemedim. Castratta’ya gidemezdim çünkü Niskler oradaydı. Korkunçlar! Köyüme dönersem de kaçak olduğum anlaşılır, mahvolurum. Ben de güneşin doğuşuna sürdüm atımı, gözlerim sulanırken biraz da güneye çevirdim ki o Nisklerden uzak kalayım.
-Epey bir doğuya gelmişsin evlat.
-Bu dediğimin üzerinden günler geçti. Yiyecek bir şeyler bulma umuduyla aranıp duruyorum, nereye gittiğime dikkat edemedim. Neredeyim ben?
-Valen topraklarındasın.
-Oh, güzel. Valenler hep dostumuz olmuştur, biz askerler hep koruruz tüccarları haydutlardan, ne olur öldürmeyin beni!
-Eğer askersen zırhın nerede? Ya mızrağın?
-Hepsi mağarada, size göstereyim isterseniz, gelin!

Ses çıkarmadan konuşmayı dinlemiştim, adamın hali beni düşündürüyordu. Gidip doğrulmasına yardım ettim, ardından bir kırığı olup olmadığına baktım. Yoktu. Bir süre ağrı çekeceğini ama iyileşeceğini söyledim, bir de ona inandığımı ve gitmemize gerek olmadığını ekledim. Essandes sesini çıkarmadı.

Aklımdaki şey hakkında şüphelerim çoktu ama adamın bir asker olmasının da etkisiyle konuşmaktan kendimi alamadım.

***

Essandes, Yabancının buldukları hırpani askere gösterdiği garip şefkati izliyordu. Yabancıyı daha duygusuz ve sert biri olarak düşünmüştü o ana kadar. Yabancının nedense çok bozuk ve yavaş olan yorucu ve komik konuşmasını duydu:

-Bak Nunkar, hmm, anladığım kadarıyla… gidecek bir yerin yok.
-Doğru.
-Bir işin de yok, kalacak yerin de. Ayrıca yemeğe ihtiyacın var… gibi görünüyor.
-Kesinlikle.
-Sana kalacak yer ve yemek… teklif etsem, veee… karşılığında da yapman gereken bolca iş olduğunu söylesem?
-Çok, çok sevinirim. Her işi yaparım emin ol, iyi çalışırım.
-Güzel. O zaman bizimle geliyorsun, birkaç gün yiyip dinlenecek ve… ııı, sağlıklı olacaksın. Ardından çalışmaya başlayacaksın. Askersin, doğru mu?
-Evet, ama öncesinde çiftçiydim, askeriliğimi tamamlayabilecek şansım ve cesaretim olsaydı hayatımın geri kalanını da tarlamı ekip biçerek geçirecektim.
-O zaman tam senin için bir işim var. Hem koruma… şeyinde, görevinde benim adamlarıma katılıp ihtiyaçta dövüşeceksin; hem de koruma gerek olmayan vakitlerde ki bu… yakın olarak, her zaman anlamına geliyor, tarlada çalışacaksın. Kalacak bir kulüben ve üç öğün yemeğin olacak. İnan bana, benim de tüm… sahip olduklarım bunlar. İyi bir hayat denebilir, hem güvenli hem de heyecan söylüyor, yani… ııı, vaat ediyor.
-Yemek ve yatak vaat etmesi yeterli. Kabul.

Yabancının kendisine doğru döndüğünü gördü konuşmayı şaşkınlıkla seyreden Essandes:

-Ya sen kabul ediyor musun dostum?

***

-Şey, aslında Welien’e sormalıyız önce.

Düşünceli kahyaya şu anda Welien’e soramayacağımızı ve bu askerin bekleyecek durumda olmadığını açıkladım. Ardından da Welien’in daha fazla adam toplamak konusunda beni yüreklendirdiğini ekledim. Teslim olmuş göründü.

-Peki o zaman, önce gidip şu zırhla mızrağı alalım, onları evin sahibine vereceksin. Çalışmadan geçireceğin ilk günler ve de senin gibi bir kaçağa yardım etmenin tehlikesini göze almasının bedeli olacaklar. Atın da ahıra eklenecek, orada bakılıp beslenir, gerektiğinde alır binersin. Ama çiftliğe ait olacak.

Nunkar’ın yüzünden geçen hoşnutsuzluk ifadesini gördüm fakat adam itiraz edecek konumda değildi.

-Olur, ama ordudan ayrılırken silah, zırh ve atımızı ödül olarak bize teslim ederlerdi, hem de tüm bunlar bize lordumuz çağırdığı zaman yeniden savaşa gideceğimizi hatırlatırdı. Ayrıca değerli bir ödüldü, hizmetlerimizin karşılığı olar…

Adam konuşurken, geçmişinden ve onurundan geriye kalanları korumak için uğraştığını sezinledim, Essandes’e baktım sorarcasına. Zaten Welien’le konuşmadan adama hiçbir ücret teklif edememiş olmanın utancını yaşıyordum ki adam da bu ücretsiz işi kabul ederek beni daha da utandırmıştı; bir de tüm bunlar… Neyse ki Essandes bana doğru başıyla selam verip anladığını belirterek adamın sözünü kesmişti:

-Tamam, Welien’le konuşuruz, yeterince çalıştıktan sonra, hizmetlerinin bedeli olarak zırh ve mızrağı alırsın geri. Daha sonra da atı alabilirsin ama ahırdan çıkarman ve tüm bakımını üstlenmen gerekir ki, zorlanırsın. Ama gidecek olursan alabilirsin.
Gidecek bir yerim yok zaten, her şey için teşekkürler.
Eh, öyleyse umarım konağı seversin. Hadi gidip şu zırhı alalım.

Üçümüz at sürerken, askerin ne kadar ordu disiplini bildiğini öğrenmeye uğraşıyor, ne kadarını diğerlerine aktarabileceğini tasavvur ediyordum.

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>