Anasayfa » Mecelle-i Fürahnek

Let Them Talk

[7 Oca 2012 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]

Uzun zaman oldu siz zombilere minik tanıtımlar yapmayalı. Hani siz sormazsınız ama ben sormuşsunuz gibi yapıp anlatayım. Amerika’nın güneyinde, Louisiana eyaletinde yakınlarında Mississippi nehrinin kıyısında izbe bir blues barında tek başıma oturuyorum. Hayatın anlamına dair garip düşüncelere dalmışken bir piyanonun sesiyle irkildim. Farkına bile varmamıştım sahneye çıkan sanatçının. Sahneye bakmıyordum da hala. Garip geldi kulağıma ilk başta. “Louisiana’da bir blues barında klasik müzik mi çalınır?” diye düşündüm kendi kendime. Ama soruma soru işeretini yeni koymuşken ustalıkla blues tınılarına geçti piyanist. Louis Armstrong’un meşhur ettiği St. James Infirmary çalmaya başladı. “Doğru yerde doğru şarkı seçtin dostum” deyip sahneye döndüm. Çok tanıdık geliyordu sahnedeki insan. “Ben seni televizyonda bir yerde gördüm.” diye kendi kendime söylendim. Derken kafama dank etti. House’du bu. Ünlü topal doktorumuz. Hugh Laurie yani. Müzikle uğraştığını biliyordum, hatta bir bölümde kilisede tutkulu siyahi bir papazın vaaz veriş şeklini taklit ettiği sahnede takdir etmiştim. Arada piyano ve gitar sahnelerinde de kendisinin çaldığını biliyordum ama yine de bu kadar beklemiyordum.

Girişi böyle garip yapmış olmamın sebebi uzun süre sonra bir albüm inceliyor olmam değil. Bu albüm bana tam anlamıyla bu “blues bar” hissini yaşattı. İçinizde tıpkı benim gibi “Hugh Laurie kadar ünlü bir adam nasıl bir albüm yapmıştır ki? Basmıştır ünlü şarkıların yorumlarını ablüm yapmıştır.” diye düşünenler varsa düşüncesavarlarınızı kullanmakta çekinmeyin. Zira albüm blues camiasınca bilinen şarkıların dışında Laurie’nin kendi eserlerinden oluşuyor çoğunlukla. 6 yaşında Mrs. Hare piyano öğrenirken Swanee River şarkısı ile başlayan blues macerasını, 52 yaşında albüm ile süslendiriyor ve yoluna (umarım) devam ediyor. Afrikan-Amerikan kültürünün ürünü olan blues müziğini bembeyaz bir İngiliz’in (bakın Amerikalı bile değil) yapması eğreti durur diyenlerinize de kendisi cevap veriyor. “Bu müziği cam fanusta, altında ‘sadece yaşlı zenci adamlarca kullanılacak’ yazısıyla görmeyi kesinlikle istemezdim… Shakespeare’in sadece The Globe’da sahne alması, Bach’ın sadece tayt giymiş Almanlara çalması gibi bir şey.”

Let Them Talk blues sevenlere ziyafet gibi gelecek. Laurie’yi ayakta alkışlamak lazım. Albüm kayıtları, kullanılan müzik aletleri, yorumları ve konuklarıyla kulaklara layık olmuş.

*baby you don’t knoow*

Yorumunuz?

Aşağıdaki etiketleri kullanabilirsiniz:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>