<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beneath The Ground &#187; Ayna-i Marzi</title>
	<atom:link href="http://beneaththeground.org/author/ayna-i-marzi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://beneaththeground.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 17:17:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Fotoğraf Üzerine</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/10/07/fotograf-uzerine-2/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/10/07/fotograf-uzerine-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 14:28:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=3318</guid>
		<description><![CDATA[Prenses&#8217;e Mektuplar&#8217;daki şu yazıyı okuyunca fotoğraf üzerine düşünmeye başladım, bari iki gram düşünüyorum, heba olmasın da bir şeyler yazayım dedim. Gerçi Kant&#8217;ın felsefesiyle ilgili bilgim bu yazı ve bir kaç sözlük maddesinden oluşuyor, yanlış anlamış olabileceğim bir şey üstüne yazma riskine giriyorum (cahil cesur olurmuş ya, o hesap). Yanisi şu, yazı pek de Kant&#8217;la alakalı olmayan bir yerden başlayıp çok zıt olduğu bir tarafa varabilir, bilemiyorum.
&#8220;Gerçeklik&#8221; algımızı oluşturan araçlardan biri gözlerimiz diyebiliriz sanırım. Görebildiğimiz şeylere kesinlik atfeder ve var olup olmadıkları hususunda pek şüpheye düşmeyiz. Ancak görüntüye baktığımız sürece olur bu, gözlerimizi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Prenses&#8217;e Mektuplar&#8217;daki <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/kant-schopenhauer-ve-varolus-ustune.html">şu</a> yazıyı okuyunca fotoğraf üzerine düşünmeye başladım, bari iki gram düşünüyorum, heba olmasın da bir şeyler yazayım dedim. Gerçi Kant&#8217;ın felsefesiyle ilgili bilgim bu yazı ve bir kaç sözlük maddesinden oluşuyor, yanlış anlamış olabileceğim bir şey üstüne yazma riskine giriyorum (cahil cesur olurmuş ya, o hesap). Yanisi şu, yazı pek de Kant&#8217;la alakalı olmayan bir yerden başlayıp çok zıt olduğu bir tarafa varabilir, bilemiyorum.</p>
<p>&#8220;Gerçeklik&#8221; algımızı oluşturan araçlardan biri gözlerimiz diyebiliriz sanırım. Görebildiğimiz şeylere kesinlik atfeder ve var olup olmadıkları hususunda pek şüpheye düşmeyiz. Ancak görüntüye baktığımız sürece olur bu, gözlerimizi kapadığımızda o kesinlik gider ve yerini farklı şeyleri kendisine eklemlediğimiz yeni bir görüntüye/hayale bırakır. Faraza sevdiğimiz bir insanın gülüşünü çağrıştırıyor diye aslında ona uzuvları cihetinden pek benzemeyen (tabi benzememesi kendi algımıza göredir) birini, sırf gülüşünden dolayı sevdiğimiz o ilkine benzetiriz. Sonunda gözümüzü kapadığımızda artık o iki farklı kişi, sadece gülümsemeleri birbirine benziyor diye içiçe geçmiştir (birinin kaşını, öbürünün dudaklarını alıp ortya yeni bir görüntü çıkarabiliriz de zihnimizde).</p>
<p>Konuyu fotoğrafa işte bu &#8220;gerçeklik&#8221; algısı üzerinden bağlayacağım. Çünkü fotoğrafın iddiası gerçeği belgelemek bir bakıma. Bu iddiaya rağmen aslında fotoğraf, gözle birlikte diğer duyu organlarımızın yorumladığı şeyleri, göze benzetilerek üretilen (ama pek de aynısı olduğunu söyleyemeyeceğimiz) bir mercekle, bu sefer iki boyuta indirgeyerek yorumlar veya belgeler (&#8220;inception gibi, he?&#8221; desem fazla mı kaçar ki?). Bir sonbahar ikindisinde, grimsi ve hareketli bulutları rüzgar eşliğinde izlerken zihnimizin bunu algılamasıyla, o bulutları fotoğrafladığımızda algıladığımız pek birbirine benzemezler, hatta fotoğrafı kimi zaman yabancılarız. Belki bunun sebebi o anı yaşarken gözümüzle birlikte başka duyu organlarımız da işin içine dahilken, fotoğrafınki çok daha indirgemeci olur, basit kaçar. Peki etrafımızda olan biteni yorumlamak için beş duyu organımız değil de daha fazlası olsaydı, o zaman şimdiki araçlarla (görmekti işitmekti vs.) algıladığımız &#8220;gerçeklik&#8221; daha basit kaçmaz mıydı? Yani tıpkı fotoğrafta olduğu gibi bizim duyu organlarımız bizi kısıtlıyorsa, yapabileceğimiz ne olabilirdi? Daha duyarlı farklı organlar geliştirmek veya tasarruflu olacaksak elimizdekilerinin algısını yükseltmek belki. Sanırım budistler veya mutasavvıflar da yıllar süren perhizlerle, halvetlerle bunu yapmaya çalışıyorlar. (Schopenhauer İstenç/istem&#8217;i algılamak için kendimize dönmeliyiz derken bunu mu kastediyordu dersem çok mu kafadan sallamış olurum? Bilenler bir el atıverse pek makbule geçer :)).</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<div>Gözümüzle algıladığımız ile, fotoğrafla algıladığımız arasındaki farka en güzel örneklerden biri de bedenimiz olabilir. Kaç kişiden duymuşumdur &#8220;fotoğraflarda gerçekteki gibi görünmüyorum&#8221; cümlesini, bilmem. Oysa iki boyutlu olan fotoğrafa bu kadar şüpheci yaklaşırken, aynadaki yansımamızı neredeyse kesin olarak kabul ederiz (gerçi bu ayna beni çirkin gösteriyor diye bir cümle de yok değil). Ne olursa olsun, fotoğrafı aynadakine oranla daha geri planda, daha bize uzak kabul ediyoruz. (Acaba gözlerimiz fotoğraf makinesindeki merceği mi kıskanıyor, üzerime kuma mı geldi bu ne diye?) Ya da fotoğraf aynaya oranla daha yeni olduğu için öyleyiz. Belki genel olarak internette, daha özel olarak sosyal medyada fotoğraflar aracılığıyla bu kadar görünür olmuşken; fotoğraflarımızı esas, aynadaki görüntümüzü ise yanlış olarak yorumlamaya başlarız.</div>
<div>Görünürlük demişken, belki şu hayattaki kadim hüzünlerimizden birine deyinebiliriz; kendimizi algılayamazken diğer her şeyi en ince ayrıntısına kadar tarayıp inceleyebilme imkanımız. Ve elbette diğerleri tarafından nasıl algılandığımız. Ayna veya fotoğraf bu merakı dindirmek için bulduğumuz birer çare ama ne yazık ki bu hüznümüzü geçirmek yerine daha da arttırıyor. Çünkü yansımamızı göremiyorken kıyas için uğraşmayız, sadece inceleriz. Oysa yansımayla gelen şey <em>diğerleriyle </em>bitip tükenmeyecek bir kıyas ve o kıyas fotoğrafla birlikte çok daha evimize ulaşır oldu. 200-300 yıl evvel kendimizi sadece yanımızdakilerle kıyaslıyorken artık dünyanın her ucundan insanlarla (daha doğrusu fotoğraflarıyla) kıyaslıyoruz.</div>
<div>Şirketler de reklamlar aracılığıyla esas bu kıyaslamamızdan yararlanmıyor mu? &#8220;Bak gerçek insan şöyledir, onun gibi olmak elinde! Sadece şunları satın al, şu ameliyatlardan geç yeterli.&#8221; tarzındaki bombardımanlara bu kıyaslayabilme vesilesiyle tabi tutulmuyor muyuz? Çağımızın ibadethanelerinden güzellik merkezlerinde en çok gözlemlenebilir bu, &#8220;memnun değilsen kıyas ettiğin o güzele benzeyebilirsin, çünkü her şey senin elinde.&#8221; Aynaların olduğu devirde çirkinlik hakkımızken (Allah vergisi), fotoğraf çağında gelişen teknolojiyle bu hak elimizden alındı, artık çirkinlik kendi suçumuz kabul edilir oldu.</p>
<p>Bu son yazdıklarım kadınlar özelinde gibi duruyor değil mi? Oysa erkeklerin de derin bir nefes alabilme gibi bir lüksleri yok artık. Zira görünüme yatırım yapan şirketler, kadınlardan hariç yeni bir profil olarak erkekleri dahil ettiler bünyelerine. Artık görüntülü kıyasın kıskacına, tarihin hiç bir zaman diliminde olmadıkları kadar dahil edildi onlar da. Biz aynalardan alışmıştık kıyasa, erkekler ise biraz sudan çıkmış balığa dönecekler ama ne olduklarını anlamadan aradaki farkı çabuk kapatabilirler de. Siz erkekler, evet evet siz. Hoş geldiniz bu pek muhteşem kıyas dünyamıza.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/10/07/fotograf-uzerine-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürüne Sürüne Erkek Olmak</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/04/11/surune-surune-erkek-olmak/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/04/11/surune-surune-erkek-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2011 21:02:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mecelle-i Fürahnek]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=3123</guid>
		<description><![CDATA[Feminizm&#8217;e dair okumalarım sanırım iki yılı ancak bulmuştur. Ama bu sürede de ancak 4-5 kitap okumuşumdur (bir konu üzerinde çok okumak sıkıyor, ara ara okuyabiliyorum sadece). Okuduğum bu kitaplar içerik olarak daha çok kadını inceleme üzerineydi. Ama artık feminizmin başka alanlara dair söyleyecekleri de var. Bunun örneği de Pınar Selek ve &#8220;Sürüne Sürüne Erkek Olmak&#8221; isimli kitabı.
Kitabını yazma sebebini şöyle açıklıyor Pınar Selek (ilk sayfasını alıntılıyorum sadece):
Televizyonda O&#8217;nun suretine hayretle ve azapla bakarken karar verdim bu işe. Sert kılmaya çalıştığı gergin yüzünü gösterip &#8220;Akıllı ol&#8230;&#8221; diye bağırdığı zaman.
Titredim. Ülker Sokak&#8217;ta ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/surune-surune.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3124" title="surune-surune" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/04/surune-surune-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Feminizm&#8217;e dair okumalarım sanırım iki yılı ancak bulmuştur. Ama bu sürede de ancak 4-5 kitap okumuşumdur (bir konu üzerinde çok okumak sıkıyor, ara ara okuyabiliyorum sadece). Okuduğum bu kitaplar içerik olarak daha çok kadını inceleme üzerineydi. Ama artık feminizmin başka alanlara dair söyleyecekleri de var. Bunun örneği de Pınar Selek ve &#8220;Sürüne Sürüne Erkek Olmak&#8221; isimli kitabı.</p>
<p>Kitabını yazma sebebini şöyle açıklıyor Pınar Selek (ilk sayfasını alıntılıyorum sadece):</p>
<blockquote><p>Televizyonda O&#8217;nun suretine hayretle ve azapla bakarken karar verdim bu işe. Sert kılmaya çalıştığı gergin yüzünü gösterip &#8220;Akıllı ol&#8230;&#8221; diye bağırdığı zaman.</p>
<p>Titredim. Ülker Sokak&#8217;ta travestilerin camlarını indiren, ortalığı ateşe boğanların bakışlarını hatırladım hemen. Ve Bursa&#8217;da &#8220;trolara ölüm&#8230;&#8221; diye bağıran taraftarların yüz ifadelerini&#8230; Sonra &#8220;Akıllı Ol&#8230;&#8221; üslubuyla gerilen suretler ve kadınların iyi tanıdığı başka anılar üşüştü zihnime. Ben bunlarla ne yapacağım diye didinirken, &#8220;bir bebekten katil yapan zihniyeti&#8221; sorgulama çağrısıyla başladı yolculuğum. Bu &#8220;katile&#8221;, bu &#8220;erkeğe&#8221;, bu &#8220;çocuğa&#8221; feminizmin penceresinden bakmak istedim.</p>
<p>Bu istek beni daha geniş bir alana çıkardı. Yasin, Hasan, Kemal&#8230; Onların nasıl katil olduklarından çok, nasıl &#8220;Akıllı ol&#8230;&#8221; diye bağırdıklarını, nasıl erkek olduklarını, niye kasıldıklarını, ne diye gerindiklerini daha yakından görmek için araştırmaya başladım. Daha ilk adımda, beni bu araştırmaya yönelten ihtiyacın, feminist literatür açısından da geçerli olduğunu gördüm.</p></blockquote>
<p>Kitapta nasıl erkek olunduğunu daha çok askerlikle sınırlıyor Pınar Selek. Elbette askerliğe geçene kadar sünnet gibi bazı geleneklere değinerek özet bir giriş de yapıyor. Sonrasında ise söyleşilerden parça parça alıntılar yaparak yorumlarda bulunuyor. Görüşmedeki söyleşiler konulara göre bölünmüş kitapta. Askerliğe uğurlamaktan tezkereye kadar olan süreyi konu konu incelemiş, böylece karışık da olmamış hem. Mesela askerlikte dayak üzerine şöyle tespitlerde bulunmuş:</p>
<blockquote><p>Dayaktan çok şikayet ediliyor ama geleneksel eğitim yöntemlerinden biri olarak kabul edilen bu uygulama, reddedilmiyor. Genellikle çocukluktan itibaren toplumsal ilişkiler içinde şiddetle terbiye edilmiş olan erkekler, çeşitli gerekçelerle dayak ve küfrü meşru görüyorlar.</p></blockquote>
<blockquote><p>Kendilerinden fizik ve konum itibarıyla daha güçlü olanların şiddeti karşısında, Mehmetçikler, ayakta kalmak için çeşitli stratejiler geliştiriyorlar. Bunlardan biri, şiddeti mantığa bürümek olabiliyor. Erkekler, kendilerine küfredeni ve dayak atanı babayla, hocayla ya da benzer bir erkek figürüyle özdeşleştirerek, yöntem olarak zaten meşru gördükleri bu şiddeti mantığa bürüyerek, bunun için çeşitli gerekçeler bularak, hatta kendi hatalarını öne çıkararak, içlerini biraz olsun rahatlatıyor, maruz kaldıkları şiddeti meşru kılmaya çalışıyorlar.</p></blockquote>
<blockquote><p>Şiddet uygulamak, ortama uyum sağlamanın yolu olarak da görülüyor. Ama devletlerin genellikle savaşı olumsuzlayıp kendi savaşlarını her zaman &#8220;istisna hali&#8221; olarak anlamlandırdıkları gibi, şiddet uygulayan erkekler de, istisna durumunu kendi ekseninde görüyorlar, başkalarında onaylamadıkları davranışları kendilerine hak görerek, kendilerini keyfî yere dayak atanlardan, yani acımasız saydıklarından ayırıyorlar. Schimitt, egemeni, istisna haline karar veren kişi olarak tanımlıyor. Gerçekten de erkekler arasındaki egemenlik savaşı, aynı zamanda farklı istisna hallerinin karşılaşması gibi görünüyor.</p></blockquote>
<p>Feminizmin erkeklik, kadınlık ve cinsiyetler üzerine söyleyecek çok şeyi var ve bu feminizmi sadece kadını ilgilendiren bir alandan çıkarmak için çok önemli. Çünkü bu sokulduğumuz roller hepimizi ilgilendiriyor, bir erkek veya kadın kolay olunmuyor, bu kitabı erkek-kadın okumalı diyorum bu yüzden.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/04/11/surune-surune-erkek-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşasın Halkların Aşkı! (video)</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/04/10/yasasin-halklarin-aski-video/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/04/10/yasasin-halklarin-aski-video/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Apr 2011 11:52:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=3106</guid>
		<description><![CDATA[Hakan Vreskala &#8211; Kurdî nizanim, bayıldım bu şarkıya. Dünden beri dinliyorum, size de tavsiye ederim :)

Şarkı sözleri içinse: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=22794497
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hakan Vreskala &#8211; Kurdî nizanim, bayıldım bu şarkıya. Dünden beri dinliyorum, size de tavsiye ederim :)</p>
<p><iframe title="YouTube video player" width="540" height="330" src="http://www.youtube.com/embed/xQFA-QqKknY" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Şarkı sözleri içinse: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=22794497</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/04/10/yasasin-halklarin-aski-video/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BtG Gezegen Nedir?</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/02/18/gezegen-nedir/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/02/18/gezegen-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Feb 2011 13:28:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=3030</guid>
		<description><![CDATA[Gezegen, bir feed toplayıcı; blog veya siteleri toplayan bir ağ da diyebiliriz. Bir nevi Google Reader gibi feed okuyucu işlevi görmekte. Daha siteyi kurmadan evvel BtG için böyle bir projemiz vardı, ancak sonrasında rafa kalkmıştı. Ta ki geçen gün IRC’de Aranel tekrar Gezegen fikrini hortlatana kadar. Tartıştık, sonunda bunun güzel bir fikir olduğu konusunda karara vardık ve neticede ortaya BtG Gezegen çıktı.
Gezegen, BtG’nin içeriğine uygun blog, site, tumblr, flicker vs. içeriklerinin toplanacağı bir yer olacak, şu anda emekleme aşamasında henüz. Eğer BtG’e de uygun tarzda içerik (1) yayınladığınız bir mecra ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gezegen, bir feed toplayıcı; blog veya siteleri toplayan bir ağ da diyebiliriz. Bir nevi Google Reader gibi feed okuyucu işlevi görmekte. Daha siteyi kurmadan evvel BtG için böyle bir projemiz vardı, ancak sonrasında rafa kalkmıştı. Ta ki geçen gün IRC’de <a href="http://www.aranelsurion.org/" target="_blank">Aranel</a> tekrar Gezegen fikrini hortlatana kadar. Tartıştık, sonunda bunun güzel bir fikir olduğu konusunda karara vardık ve neticede ortaya BtG Gezegen çıktı.</p>
<p>Gezegen, BtG’nin içeriğine uygun blog, site, tumblr, flicker vs. içeriklerinin toplanacağı bir yer olacak, şu anda emekleme aşamasında henüz. Eğer BtG’e de uygun tarzda içerik (1) yayınladığınız bir mecra varsa, <strong>btginbox@gmail.com</strong> adresine bu yerin rss’ini gönderebilirsiniz. Eğer blogunuz veya siteniz kişiselse fakat arada BtG’e de uygun içerik üretiyorsanız, etiketleme yoluyla (2) yine Gezegen’e katılabilirsiniz. Eğer izniniz olursa gezegende biriken yazılarınızı iki ayda bir Oyungezer dergisinin dvd&#8217;sinde çıkan yayınımıza da koyarız.</p>
<p>Nasılmış bir bakayım, hıh diyenlere: <a href="http://beneaththeground.org/gezegen/" target="_blank">http://beneaththeground.org/gezegen/</a></p>
<p>Bekleriz :)</p>
<p>(1) BtG’e uygun içerik derken, esasında çok sınırlı olmayan bir alanı kastediyoruz. Kitap, film, oyun, müzik, anime, siyaset, felsefe, deneme, teknoloji veya geek kategorisine koyabileceğimiz yazılarınızdan oluşabileceği gibi, fotoğraf, çizim, figür vs. çalışmalarınız da olabilir. İnternette çok popüler olmayan, video, müzik ve çeşit çeşit eğlendirici şeylerin paylaşıldığı bir mecra da uyar Gezegen’e.</p>
<p>(2) Yani faraza şöyle bir blog düşünelim: geziyorum.blogspot.com, ben burada btg adlı bir etiket açıyorum, Btg feed’inde yayımlayacağım içeriklerime bu etiketi ekliyorum. Bu durumda Gezegen’e o etiketin feed’ini yollamam gerekiyor: geziyorum.blogspot.com/etiket/btg/feed gibi.</p>
<div id="post"></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/02/18/gezegen-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devrimci Fotoğrafçı Tina Modotti</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/02/18/devrimci-fotografci-tina-modotti/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/02/18/devrimci-fotografci-tina-modotti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Feb 2011 12:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mecelle-i Fürahnek]]></category>
		<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2978</guid>
		<description><![CDATA[Fotoğraf ilgimi çekiyor, haliyle fotoğrafçılar (daha çok eski fotoğrafçılar) ve fotoğrafla ilgili kitaplar da. Bir de üstüne, &#8220;Devrimci Fotoğrafçı&#8221; başlığını görünce pek de irdelemeden aldım bu kitabı. Ama biraz hayal kırıklığına da uğradım. Evvela Tina modotti kimmiş, kısa bir özet:
Tina Modotti&#8217;nin hayatı, kabaca üç dönemden oluşuyor diyebiliriz; modellik ve biraz da oyunculuk, fotoğrafçılık, nihayetinde komünist parti üyeliği ve beraberinde gelen aktif eylemcilik.
İtalya&#8217;da doğan Tina, 20&#8242;li yaşlarında, babasının evvelce çalışmak için gittiği Amerika&#8217;ya gider ve bir müddet sonra modelliğe başlar. Ama babasının da fotoğrafçı olmasından mütevellit fotoğrada da meraklıdır. Ve  Edward ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="1" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/1-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" />Fotoğraf ilgimi çekiyor, haliyle fotoğrafçılar (daha çok eski fotoğrafçılar) ve fotoğrafla ilgili kitaplar da. Bir de üstüne, &#8220;Devrimci Fotoğrafçı&#8221; başlığını görünce pek de irdelemeden aldım bu kitabı. Ama biraz hayal kırıklığına da uğradım. Evvela Tina modotti kimmiş, kısa bir özet:</p>
<p>Tina Modotti&#8217;nin hayatı, kabaca üç dönemden oluşuyor diyebiliriz; modellik ve biraz da oyunculuk, fotoğrafçılık, nihayetinde komünist parti üyeliği ve beraberinde gelen aktif eylemcilik.</p>
<p>İtalya&#8217;da doğan Tina, 20&#8242;li yaşlarında, babasının evvelce çalışmak için gittiği Amerika&#8217;ya gider ve bir müddet sonra modelliğe başlar. Ama babasının da fotoğrafçı olmasından mütevellit fotoğrada da meraklıdır. Ve  <a href="http://www.belgeselfotograf.com/aid=207.phtml" target="_blank">Edward Weston</a> ile tanışır. Bir süre ona hem modellik yapar hem de asistanı olur.  Sonrasında da Meksika&#8217;ya giderler. Zaman ilerledikçe Tina, modelliği bırakır ve fotoğrafçılığa yönelir. Tekniğini geliştirir ve bu alanda beğenilen bir sanatçı olur.  Ancak sevgilisi de olan,  Küba Komünist Parti kurucularından Julio Antonio Mella suikaste kurban gidince Tina&#8217;nın hayatı değişmeye ve daha da zorlaşmaya başlar. Zira suikast zanlılarından biri de kendisidir (sonrasında aklanır). Gittikçe Komünist Parti&#8217;de de aktif olur ve bu yüzden Meksika&#8217;dan kovulur. Almanya&#8217;da yaşamaya karar verir ama orada da çok dayanamaz ve Meksika&#8217;daki bir komünist arkadaşı vasıtasıyla Rusya&#8217;ya gider. İşte bu dönemde fotoğrafa ara verir ve başka alanlarda çalışmaya başlar (1). <a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/10.jpg"><img class="alignright" title="10" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/10-234x300.jpg" alt="" width="234" height="300" /></a>Bu alanlardan biri de İspanya&#8217;ya gitmesi ve oradaki partiye bilgi götürmesidir. İspanya&#8217;da çok duramaz zira cumhuriyetçiler yenilgiye uğradıklarında bir grupla beraber başka bir kimlik altında Meksika&#8217;ya dönmek zorunda kalır.  Lakin çok da geçmeden, bir akşam üstü kalbiyle ilgili bir rahatsızlık sebebiyle ölür. Neyse ki ölmeden evvel Meksika hükümeti, gerçek kimliği altında oturma iznini çıkarmıştır.</p>
<p>Tina Modotti&#8217;nin hayatı kısaca böyle. Ama kitap bunu, Tina&#8217;nın tanıştığı herkesi kapsayacak denli (partide tanıştığı ve hayatında bir daha görmediği kişileri bile) ayrıntılı anlattığı için, bu detay arasında sıkılabiliyorsunuz. Mesela, Tina şu gece şu davete gitti, orada şu şu isimlerle tanıştı, şu erkek ona baktı, o erkeğin sevgilisi Tina&#8217;yı kıskandı vs. vs. Kitabın neredeyse yarısı bu şekilde anlatılıyor, hele o isimler Meksikalı&#8217;ların isimleri olunca, kim kimdi, neyin nesiydi diye hatırlamaya çalışırken yakalıyorsunuz kendinizi. Belki biyografi kitaplarının bir sorunudur bu, ama bu kadar detay yorucu ve konudan uzaklaştırıcı oluyor.</p>
<p>Güzelliğinin başına bela olduğu söylenen Tina, belki çok uzun değil (40 yıl) ama kesinlikle pek çok şey yaşadığı bir hayat geçirdi nihayetinde ve tarih sahnesinde 20. yüzyılın önemli kadın fotoğrafçılarından biri olarak yer aldı. İnternet üzerinden biraz daha detaylı bilgi almak isterseniz: <a href="http://www.belgeselfotograf.com/aid=304.phtml">http://www.belgeselfotograf.com/aid=304.phtml</a>,  <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=tina+modotti">http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=tina+modotti</a> <a href="http://nadirekorkmaz.blogspot.com/2010/01/is-social-media-now-mass-media_18.html">http://nadirekorkmaz.blogspot.com/2010/01/is-social-media-now-mass-media_18.html</a></p>
<p>(1) Bunun bir sebebi, fotoğrafla beraber daha aktif bir siyasi hayatı aynı anda yürütememesi, diğeri sebebi de fotoğrafının komünist partinin propaganda aracı olmasını istememesi olabilir.</p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/1.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/3.jpg"><img class="size-medium wp-image-3003  aligncenter" title="3" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/3-230x300.jpg" alt="" width="230" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;">(Tina&#8217;nın bir portresi. Geri kalanlar kendi fotoğraf çekimleri.)</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/5.jpg"><img class="size-medium wp-image-3005  aligncenter" title="5" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/5-272x300.jpg" alt="" width="272" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/6.jpg"><img class="size-medium wp-image-3006  aligncenter" title="6" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/6-300x271.jpg" alt="" width="300" height="271" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/7.jpg"><img class="size-medium wp-image-3007  aligncenter" title="7" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/7-300x205.jpg" alt="" width="300" height="205" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/8.jpg"><img class="size-medium wp-image-3008  aligncenter" title="8" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/8-300x235.jpg" alt="" width="300" height="235" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/9.jpg"><img class="size-medium wp-image-3009  aligncenter" title="9" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/9-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/10.jpg"><br />
</a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/11.jpg"><img class="size-medium wp-image-3011  aligncenter" title="11" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/02/11-260x300.jpg" alt="" width="260" height="300" /></a></p>
<div><span style="color: #0000ee; -webkit-text-decorations-in-effect: underline;"><br />
</span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/02/18/devrimci-fotografci-tina-modotti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karışık Fotoğraflar</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/01/01/karisik-fotograflar/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/01/01/karisik-fotograflar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2011 18:52:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2784</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır koymuyordum, bugün canım çekti. Bir ikisini koyayım istedim :)
İlk olarak bugün kapalıçarşıda çektiğim iki fotoğrafı koyacağım. Annemle gittik bugün ama pek bir izbe yerlere girdik, annem işini hallederken ben de avluda biraz çekim yaptım. Ama ancak iki tanesini biraz beğendim:
Yilbasi Ertesi 1 by ~Ayni-Marzi on deviantART
Yilbasi Ertesi 2 by ~Ayni-Marzi on deviantART
Fatih Kız Lisesi&#8217;nin duvarında pek yapmasını beceremediğim bir sticker:
Conscientious Objection 1 by ~Ayni-Marzi on deviantART
Bu seferki de Tayyip Erdoğan&#8217;ın da okumuş olduğu bir İmam Hatip Lisesinin duvarına yaptığım ve yine pek beceremediğim bir sticker. Yaşasın militarizmi reddeden ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır koymuyordum, bugün canım çekti. Bir ikisini koyayım istedim :)</p>
<p>İlk olarak bugün kapalıçarşıda çektiğim iki fotoğrafı koyacağım. Annemle gittik bugün ama pek bir izbe yerlere girdik, annem işini hallederken ben de avluda biraz çekim yaptım. Ama ancak iki tanesini biraz beğendim:</p>
<p><object width="450" height="610"><param name="movie" value="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" /><param name="flashvars" value="id=191766742&#038;width=1337" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="450" flashvars="id=191766742&#038;width=1337" height="610" allowscriptaccess="always"></embed></object><br /><a href="http://www.deviantart.com/deviation/191766742/">Yilbasi Ertesi 1</a> by ~<a class="u" href="http://ayni-marzi.deviantart.com/">Ayni-Marzi</a> on <a href="http://www.deviantart.com">deviant</a><a href="http://www.deviantart.com">ART</a></p>
<p><object width="450" height="360"><param name="movie" value="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" /><param name="flashvars" value="id=191766916&#038;width=1337" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="450" flashvars="id=191766916&#038;width=1337" height="360" allowscriptaccess="always"></embed></object><br /><a href="http://www.deviantart.com/deviation/191766916/">Yilbasi Ertesi 2</a> by ~<a class="u" href="http://ayni-marzi.deviantart.com/">Ayni-Marzi</a> on <a href="http://www.deviantart.com">deviant</a><a href="http://www.deviantart.com">ART</a></p>
<p>Fatih Kız Lisesi&#8217;nin duvarında pek yapmasını beceremediğim bir sticker:</p>
<p><object width="450" height="360"><param name="movie" value="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" /><param name="flashvars" value="id=191767622&#038;width=1337" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="450" flashvars="id=191767622&#038;width=1337" height="360" allowscriptaccess="always"></embed></object><br /><a href="http://www.deviantart.com/deviation/191767622/">Conscientious Objection 1</a> by ~<a class="u" href="http://ayni-marzi.deviantart.com/">Ayni-Marzi</a> on <a href="http://www.deviantart.com">deviant</a><a href="http://www.deviantart.com">ART</a><br />
Bu seferki de Tayyip Erdoğan&#8217;ın da okumuş olduğu bir İmam Hatip Lisesinin duvarına yaptığım ve yine pek beceremediğim bir sticker. Yaşasın militarizmi reddeden güzel insanlar!</p>
<p><object width="450" height="360"><param name="movie" value="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" /><param name="flashvars" value="id=191767822&#038;width=1337" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="450" flashvars="id=191767822&#038;width=1337" height="360" allowscriptaccess="always"></embed></object><br /><a href="http://www.deviantart.com/deviation/191767822/">Conscientious Objection 2</a> by ~<a class="u" href="http://ayni-marzi.deviantart.com/">Ayni-Marzi</a> on <a href="http://www.deviantart.com">deviant</a><a href="http://www.deviantart.com">ART</a></p>
<p>Sonuncusu ise Çınarcık&#8217;ta sahilde çektiğim bir fotoğraf. Kardeşler hoşuma gitti o yüzden koymak istedim :)</p>
<p><object width="450" height="362"><param name="movie" value="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" /><param name="flashvars" value="id=191767137&#038;width=1337" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://backend.deviantart.com/embed/view.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="450" flashvars="id=191767137&#038;width=1337" height="362" allowscriptaccess="always"></embed></object><br /><a href="http://www.deviantart.com/deviation/191767137/">Cinarcik</a> by ~<a class="u" href="http://ayni-marzi.deviantart.com/">Ayni-Marzi</a> on <a href="http://www.deviantart.com">deviant</a><a href="http://www.deviantart.com">ART</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/01/01/karisik-fotograflar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Varlık Problemi</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/12/21/varlik-problemi/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/12/21/varlik-problemi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Dec 2010 05:45:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2535</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeğe hep koşa koşa gideriz. İnsanı öldürmek için gün ışığında, geniş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz. İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir. Biri günah, öteki sevaptır.
Montaigne

Bu alıntıyı gördüğümde aklıma düşen ilk soru şu olmuştu, neden ölümü yaşama tercih ediyoruz? Neydi bizi yaşamdan utanmaya iten güdü? Yoksa yaşamla aramızdaki sorun, var olmanın getirdiği sorunlar mıydı?
Bana öyle geliyor ki, insan tüm o ben merkeziyetçiliği, evrenin yegane mükemmel varlığın kendisi olduğu şeklindeki düşüncelerine ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeğe hep koşa koşa gideriz. İnsanı öldürmek için gün ışığında, geniş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz. İnsanı yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir. Biri günah, öteki sevaptır.</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Montaigne</em></p>
</blockquote>
<p>Bu alıntıyı gördüğümde aklıma düşen ilk soru şu olmuştu, neden ölümü yaşama tercih ediyoruz? Neydi bizi yaşamdan utanmaya iten güdü? Yoksa yaşamla aramızdaki sorun, var olmanın getirdiği sorunlar mıydı?</p>
<p>Bana öyle geliyor ki, insan tüm o ben merkeziyetçiliği, evrenin yegane mükemmel varlığın kendisi olduğu şeklindeki düşüncelerine rağmen içten içe evrenin büyüklüğünü hissediyordu hep. Sıkıntısı da işte bu noktada, kendini uçsuz bucaksız bir yerde nasıl konumlandıracağı hususunda ortaya çıkıyor ya. Neyim, ne işe yararım sorusu o kadar bunaltıcıdır ki hiç olmak, yani ölüm çok daha yeğ gelir hayata. Belki dinlerin ölüme bu kadar yer vermeleri, dahası cennet-cehennem, bu hiç olmakla alakalı bir tezahurdur. Belki günümüzde delicesine, büyük bir hırsla çalışmak ve bir o kadar da tüketmek için çaba sarfetmek; insanın var oluşuna bir neden, daha da doğrusu evrene göre o ufacık veya önemsiz olduğu hissini unutabilmek içindir.</p>
<p>Ve bu his belli bir oranda acıyı da barındırır. Acizlik ve hiçliği derinden hissedenlerdir belki gücü elde etmek için en çok uğraşan. Belki zulmedenleri de eşelesek iyice, bu hiçlik hissini buluruz. Ya kahramanlara ne demeli? Onlarınki çok mu farklı?</p>
<p>Tasavvuf&#8217;ta da karşımıza çıkar hiçlik. Mevlada hiç olmak, aşıkın maşukunda hiç olması, gerçek ölüm gelmeden ölebilmenin marifeti. Hiç olmak ölümle özdeş olmuş bir nevi. O yüzden ölüm kutsanmış, hiç olmak her şey olmakla bir sayılmış. Var olmaksa bir yansımadan, acıdan ibaret sayılmış ve yerilmiş hep.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/12/21/varlik-problemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rik&#8217;acılara Tavsiye Meşk Kitapları</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/12/18/rikacilara-tavsiye-mesk-kitaplari/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/12/18/rikacilara-tavsiye-mesk-kitaplari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Dec 2010 20:55:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Hat sanatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2679</guid>
		<description><![CDATA[Rik&#8217;a hattı görüyorsunuz, ama bir süre sonra yazı örneklerinin bulunduğu kitabın sonuna geliyorsunuz. Daha doğrusu zaten harflerin dışında pek örnek bulamıyorsunuz meşk kitaplarınızda. (Hattatlar Rik&#8217;a yazısını pek adamdan saymıyorlar, sanırım bu yüzden de yeterince meşk kitabı örneği yok elimizde). Ne olacak peki? Muhtemelen hocanız size İstiklal Marşını yazdıracaktır sonuna kadar ama onu yazmak istemiyor olabilirsiniz. İşte bu yüzden size güzel bir kitap bulduğumu düşünüyorum. Ama evvela bu kitabı nasıl bulduğumu anlatmam lazım.
Bugün hat sanatı malzemeleri satan bir dükkana gittim ve Rik&#8217;a ile ilgili meşk kitapları istedim. Ama sadece benim elimde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rik&#8217;a hattı görüyorsunuz, ama bir süre sonra yazı örneklerinin bulunduğu kitabın sonuna geliyorsunuz. Daha doğrusu zaten harflerin dışında pek örnek bulamıyorsunuz meşk kitaplarınızda. (Hattatlar Rik&#8217;a yazısını pek adamdan saymıyorlar, sanırım bu yüzden de yeterince meşk kitabı örneği yok elimizde). Ne olacak peki? Muhtemelen hocanız size İstiklal Marşını yazdıracaktır sonuna kadar ama onu yazmak istemiyor olabilirsiniz. İşte bu yüzden size güzel bir kitap bulduğumu düşünüyorum. Ama evvela bu kitabı nasıl bulduğumu anlatmam lazım.</p>
<p>Bugün hat sanatı malzemeleri satan bir dükkana gittim ve Rik&#8217;a ile ilgili meşk kitapları istedim. Ama sadece benim elimde olan az örnekli kitapları (son fotoğraflardaki yeşil ve kırmızı kitaplar) bildiğini söylediğinde hayal kırıklığına uğradım. Tam o sırada orada bulunan, satıcıdan daha bilgili ve ziyaretçi olan amca devreye girdi (eheh bana da maşallah kızım, aferin bitirmişsin o kitapları diye övdü) ve  Türk Dili ve Edebiyat&#8217;ı ile alakalı kitapları karıştırmamı, Rik&#8217;a örneklerini orada bulabileceğimi söyleyerek bir ışık yaktı kafamda. Ben de direkt kitapçıya gittim ve Rik&#8217;a örnekli Edebiyat veya Gramer kitabı aradığımı söyledim. İnkar etti, yok böyle bir kitap diyerek bir kaç örnek de gösterdi ama ben yılmadım. Evvelce Osmanlıca Rehberi isimli bir  serinin birinci cildi vardı elimde ve bir iki örnekli Rik&#8217;a yazısı da vardı. Hemen o seriyi araştırdım ve dördüncü cildinde istemediğim kadar çok Rik&#8217;a örnekleri buldum. Pek sevindim, hatta kitapçıya nispet yapmaya da kalkıştım ama çok meşguldü, görmedi beni.</p>
<p>Neticede, tavsiye edeceğim kitap şu (11 lira):</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7550.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2685" title="IMG_7550" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7550-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a></p>
<p><a href="../wp-content/uploads/2010/12/IMG_7550.jpg"><br />
</a>İşin güzel başka bir tarafı, tüm örneklerin latin alfabesi ile  yazılmış hallerinin de mevcut olması. Böylece çözemediğimiz yerleri de  çözebiliriz hem:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7553.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2687" title="IMG_7553" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7553-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7553.jpg"></a><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7551.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2686" title="IMG_7551" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7551-300x230.jpg" alt="" width="300" height="230" /></a></p>
<p>Diğer bahsettiğim iki kitaptan biri, Halim Özyazıcı&#8217;nın meşk kitabı, içinde Divani harflerin de örnekleri var:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7501.jpg"><img class="size-medium wp-image-2682  aligncenter" title="IMG_7501" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7501-300x213.jpg" alt="" width="300" height="213" /></a><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7540.jpg"></a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7540.jpg"><img class="size-medium wp-image-2683  aligncenter" title="IMG_7540" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7540-300x205.jpg" alt="" width="300" height="205" /></a><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7549.jpg"></a></p>
<p>Bunda da Rık&#8217;a harfleri ve bir kaç hadis, başka hat örnekleri var. Güzel bir kitap ama Rık&#8217;acılar için yeterli değil maalesef:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7549.jpg"><img class="size-medium wp-image-2684  aligncenter" title="IMG_7549" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/12/IMG_7549-213x300.jpg" alt="" width="213" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/12/18/rikacilara-tavsiye-mesk-kitaplari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Susan Sontag – Fotoğraf Üzerine</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/10/14/susan-sontag-fotograf-uzerine/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/10/14/susan-sontag-fotograf-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Oct 2010 20:10:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mecelle-i Fürahnek]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2318</guid>
		<description><![CDATA[(Yer,  fotoğrafya ülkesinde bir mahkeme salonu. Davacı, fotoğraf çekmekten  soğuyan biri, davalı ise Susan Sontag’ın Fotoğraf Üzerine isimli kitabı.  “Kişileri Fotoğraftan Soğutmak” suçlamasıyla yargılanıyor.)
Davacı:
-Bir  şeye merak sarmış bir insan bazı dönemlerde ilgilendiği alana dair  sorgulamalara kapılabilir. Bu sorgulamalar insanı soğutacak, ara  verdirecek veya yoluna devam ettirecek sonuçlar içerebildiği gibi  kararsız kalınmasına da sebep olabilir. Fotoğrafa olan ilgim şu aralar  okuma düzeyinde seyrediyor, çekime epeydir ara verdim maalesef.  Fotoğraflarını çekmek istediklerim hep insanlar ve onların yüzleri oldu  aslında. Ama göstermektense sadece ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/10/images.jpg"><img class="size-full wp-image-2522 alignleft" title="images" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/10/images.jpg" alt="" width="186" height="271" /></a>(Yer,  fotoğrafya ülkesinde bir mahkeme salonu. Davacı, fotoğraf çekmekten  soğuyan biri, davalı ise Susan Sontag’ın Fotoğraf Üzerine isimli kitabı.  “Kişileri Fotoğraftan Soğutmak” suçlamasıyla yargılanıyor.)</p>
<p>Davacı:<br />
-Bir  şeye merak sarmış bir insan bazı dönemlerde ilgilendiği alana dair  sorgulamalara kapılabilir. Bu sorgulamalar insanı soğutacak, ara  verdirecek veya yoluna devam ettirecek sonuçlar içerebildiği gibi  kararsız kalınmasına da sebep olabilir. Fotoğrafa olan ilgim şu aralar  okuma düzeyinde seyrediyor, çekime epeydir ara verdim maalesef.  Fotoğraflarını çekmek istediklerim hep insanlar ve onların yüzleri oldu  aslında. Ama göstermektense sadece görmek ve izlemek daha anlamlı  geliyor şimdilerde, bu yüzden de insanları fotoğraflayamıyorum. Susan  Sontag’ın kitabını okumaya başlamadan evvel de fotoğraf üzerine  sorgulamalarımın artacağını tahmin ediyordum ama belki bir ihtimal  fotoğraf çekmeye itecek bir şey bulurum umudu da taşıyordum içimde.  Ancak ilerledikçe tereddütlerimi daha da derinleştirmekten başka bir şey  yapmadı bu kitap sayın hakim! O yüzden şikayetçiyim kendisinden,  fotoğraf çekmekten daha da soğumama sebebiyet verdiği için. Buyrun  delillerim:</p>
<blockquote><p><em>“Fotoğraf  çekmek özünde bir karışmama, yani müdahil olmama eylemidir. Çağdaş  haber-fotoğrafçılığının bazı örneklerinde, mesela benzin tenekesine  uzanan bir Vietnamlı Buda Rahibinin ya da eli kolu bağlı bir  işbirlikçiyi süngüleyen Bengalli bir gerillanın resimleri gibi unutulmaz  karelerde yansıtılan dehşet, bir ölçüde, fotoğrafçının bir fotoğraf ile  hayat arasında seçim yapma fırsatı varken fotoğraf çekmeyi tercih  etmesinin ne denli makul bir davranışı temsil ettiğinin bilincinde  olunmasının ürünüdür. Gözünün önünde meydana gelen olaya müdahalede  bulunan kişi (fotoğrafla) kayıt yapamaz; (fotoğrafla) kayıt yapan  kişinin de herhangi bir olaya müdahalede bulunması söz konusu değildir.”</em></p>
<p><em>“&#8230;Yine  de fotoğraf çekme hareketinde hoyratça bir taraf bulunduğunu yadsımak  mümkün değildir. İnsanların fotoğraflarını çekmek aslında, onlara  kendilerinin kendilerine asla bakmadıkları şekilde bakarak, onlar  hakkında kendilerinin asla sahip olamayacakları bir bilgi edinmiş olarak  hürmetsizlik etmek anlamına gelir. Yani, insanların fotoğraflarını  çekmek, onları sembolik yolla sahip olunabilecek nesnelere dönüştürür.</em></p>
<p><em>İnsanlar  süreç içinde, gün geçtikçe daha fazla görüntü şokuna uğratılmış bir  dünyada yaşıyor olmanın bedelini ödercesine saldırgan eğilimlerini  silaha sarılmaktan ziyade, daha çok fotoğraf makineleriyle dışa vurmayı  öğrenebilirler. İnsanların silahlarına kurşun doldurmayı bırakıp,  fotoğraf makinelerine film makarası takmaya yöneldikleri durumlardan  birisi, Doğu Afrika’da fotoğraf çekme safarisinin silahla avlanma  safarisinin yerini almaya başlamasıdır. Avcıların artık Winchester’leri  değil, Hasselblad’ları vardır; tüfekle hedefi vurmak için teleskopik  gözden bakmak yerine, bir fotoğraf karesinin çevresini tutturmak  amacıyla vizörden bakarlar.”</em></p>
<p><em>“Şimdiye  kadar hiç kimse, çirkinliği fotoğraflar vasıtasıyla keşfetmiş değildir.  Ama birçok insan, fotoğraflar sayesinde güzelliği keşfetmiştir.  Fotoğraf makinesinin belgelemek -ya da sosyal ritüelleri göstermek-  amacıyla kullanıldığı durumlar haricinde, insanları fotoğraf çekmeye  yönlendiren dürtü, güzel bir şey yakalama isteğidir. Şöyle ki, hiç  kimsenin ağzından ‘Aa, bu çirkin değil mi, öyleyse hemen onun  fotoğrafını çekmeliyim’ yolunda bir şey çıktığını duyamazsınız. Biri  çıkıp da böyle bir söz sarf etse bile onun demek istediği aslında ‘bu  çirkin şeyi&#8230; güzel buluyorum’ manasına gelecektir.”</em></p></blockquote>
<p>Kitap’ta  bu alıntılara benzer daha pek çok alıntı var insanı fotoğraftan  uzaklaştıran sayın hakim. Lakin gösterdiğim alıntılar yeterli olur diye  düşündüm.</p>
<p>Avukat:<br />
-Sayın  hakim, davacı sadece belli alıntılar yaparak kendi kusuruna kılıf  bulmak amacıyla kitabı çarpıtmaktadır. Oysa müvekkilimin amacı beyin  fırtınası yaptırmak ve fotoğrafa dair eleştirel bakabilmektir. Bunun pek  çok örneğini kitapta bulabilirsiniz. Haliyle sadece fotoğraf çekmekten  uzaklaştırıyor iddiası pek zayıf kalmaktadır. Tüm bu sebeplerle  mahkemece atanan bilirkişi tarafından kitabın tekrardan dikkatle  okunmasını, söz konusu alıntıların da ifade özgürlüğü kapsamında yer almasını ve buna göre yargılanmasını talep ediyorum.</p>
<p>Davacı:<br />
- Sayın hakim, hiç fotoğraftan soğutacak cümleler ifade özgürlüğü kapsamında mı ele alınırmış?! Bu fotoğrafyamızın birlik ve bütünlüğüne zarar verdiği gibi bölücü bu tarz kitapların yaygınlaşmasını sağlar. Bu dava sadece benim davam değil, aynı zamanda biricik ülkemizin de geleceğini belirleyecek bir davadır, benim gibi fotoğrafa mesafe koymuş nice gençleri belki de daha etkileyecek bir kitap bu. Lütfen tüm bunları göz önünde bulundurun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/10/14/susan-sontag-fotograf-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahaf Festivali</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/09/26/sahaf-festivali/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/09/26/sahaf-festivali/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Sep 2010 13:53:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayna-i Marzi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mecelle-i Fürahnek]]></category>
		<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2388</guid>
		<description><![CDATA[
Beyoğlu belediyesi dört yıldan beri her yıl Taksim gezi parkında sahaf festivali düzenliyormuş meğer. Geçen yıl festivalin son günü haberim olduğu için kaçırmıştım. Bu yıl da unutabilirdim ama Friendfeed&#8217;de gördüm de kaçırmadım neyse ki.
Festivalin bulunduğu alana ilk girdiğimde hayal kırıklığı yaşadım, görebildiğim topu topu sağlı sollu altı tane stand idi. &#8220;Madem öyle, eldekilerle idare ederim.&#8221; diye düşünerek gezerken bir de baktım ki o sıraların arkasında bir sürü sahaf var. Bu sefer de panikledim &#8220;ben bunların hepsini nasıl dolaşırım&#8221; diye. E insanoğluna bir şeyi beğendirebilmek mümkün değil tabi, ben de istisna ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/09/IMG_7407.jpg"><img class="size-medium wp-image-2395  aligncenter" title="IMG_7407" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/09/IMG_7407-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></p>
<p>Beyoğlu belediyesi dört yıldan beri her yıl Taksim gezi parkında sahaf festivali düzenliyormuş meğer. Geçen yıl festivalin son günü haberim olduğu için kaçırmıştım. Bu yıl da unutabilirdim ama Friendfeed&#8217;de gördüm de kaçırmadım neyse ki.</p>
<p>Festivalin bulunduğu alana ilk girdiğimde hayal kırıklığı yaşadım, görebildiğim topu topu sağlı sollu altı tane stand idi. &#8220;Madem öyle, eldekilerle idare ederim.&#8221; diye düşünerek gezerken bir de baktım ki o sıraların arkasında bir sürü sahaf var. Bu sefer de panikledim &#8220;ben bunların hepsini nasıl dolaşırım&#8221; diye. E insanoğluna bir şeyi beğendirebilmek mümkün değil tabi, ben de istisna değilim.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/09/IMG_7421.jpg"><img class="size-medium wp-image-2396  aligncenter" title="IMG_7421" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/09/IMG_7421-300x175.jpg" alt="" width="300" height="175" /></a><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/09/IMG_7422.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2397" title="IMG_7422" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/09/IMG_7422-300x195.jpg" alt="" width="300" height="195" /></a></p>
<p>Sahaflardaki içerik çok geniş. Osmanlı zamanından kalma kitaplar, dergiler, gazeteler, beratler, tapu belgeleri, kartpostallar olduğu gibi 68&#8242;ler dönemine ait dergiler, özel basımlı sanat kitapları, plaklar, çeşit çeşit dergileri de bulmak olası. Tabi en güzeli alışverişe başlamadan evvel tüm standları gezip sonrasında satın almak. Ama ben üşendiğim için beğendiğimi ala ala gittim, sonrasında aldıklarımdan daha güzel şeyleri bulduğumda hem param yetmemiş hem de taşıyacak dermanım kalmamıştı. Bir de sabah gidildiğinde siftah diyerek (1) iyi pazarlık da yapabilirsiniz; ama benim gibi pazarlık yapma özürlü biriyseniz kazıklana kazıklana eve dönmeniz de olası maalesef.</p>
<p>Ben festivale giderken Osmanlıca yayınlar almak için gitmiştim, bu yüzden aldıklarım da buna uygun oldu. Bir kaç akbaba isimli mizah dergisi, bir iki gazete, bir tane çocuk kitabı, Ahmet Mithat&#8217;ın Beşair isimli bir kitabı, Osmanlıca fizik derslerinin anlatıldığı bir kitap ve kavaid isimli bir Osmanlıca roman, Birikim dergisinin bir sayısı ve Hat sanatıyla ilgili bir kitap. Bir tane de güzel bir berat görmüştüm ama fiyatı benim için yüksek (150 lira) olduğundan alamadım. Kitapları da daha okuma fırsatım olmadı maalesef:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/09/IMG_7429.jpg"><img class="size-medium wp-image-2398      aligncenter" title="IMG_7429" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/09/IMG_7429-300x242.jpg" alt="" width="300" height="242" /></a></p>
<p style="text-align: center;">Demogoji yapayım, inşaattan çıkmış evimiz öyle kötüydü ki fotoğrafları çekerken kitapları koyacak masa bile bulamamıştım:(((</p>
<p>Neticede kitaplara ve eski şeylere meraklıysanız kaçırmamanızı tavsiye ederim, son tarih ise 28 Ekim Salı günüymüş.</p>
<p>(1) Bu siftah pazarlığını annem çok iyi yapar. &#8220;Bak ben çok şanslıyımdır, ben çıkınca kaç tane müşterin gelecek, hadi istediğim fiyata ver.&#8221; diye diye tavlar insanları. Ama bu da bir kabiliyet tabi, ben beceremiyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/09/26/sahaf-festivali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

