<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beneath The Ground &#187; Desqpio</title>
	<atom:link href="http://beneaththeground.org/author/desqpio/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://beneaththeground.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 May 2012 18:40:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Apoletli Medya</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2011/01/09/apoletli-medya/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2011/01/09/apoletli-medya/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Jan 2011 20:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Desqpio</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mecelle-i Fürahnek]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2804</guid>
		<description><![CDATA[ 
Ellinde tuttuğun bir “medya” varsa, gücün de var demektir. Üstelik bu “güç” salt siyasal anlamda değildir. “Medya”yı elinde tutan her kimse, hangi çevreyse, her bakımdan bir toplumu yönetebilir. Siyasal bakımdan, hatta askeri bakımdan…
Askeri rütbeleri göstermek için üniformaların omuzlarına takılan işaretli parça anlamına gelen apolet sözcüğü, Apoletli Medya kitabının kavramsal bütünlüğünü açıkça ifade etmekte. Türkiye’de gözlerini devletin kucağında açan medyanın, özel sektörde yeniden hayat bulmasıyla güç sahipleri özel televizyon kanalları ve radyolar üzerinden farklı bir yapılanmaya gitti. Ana akım medya günümüzde bir yandan toplum kontrolünü sağlamaya çalışıp devlet geleneğini devam ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/01/80322_2.jpg"><img class="alignleft" title="80322_2" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/01/80322_2.jpg" alt="" width="200" height="292" /></a><em> </em></p>
<blockquote><p><em>Ellinde tuttuğun bir “medya” varsa, gücün de var demektir. Üstelik bu “güç” salt siyasal anlamda değildir. “Medya”yı elinde tutan her kimse, hangi çevreyse, her bakımdan bir toplumu yönetebilir. Siyasal bakımdan, hatta askeri bakımdan…</em></p></blockquote>
<p>Askeri rütbeleri göstermek için üniformaların omuzlarına takılan işaretli parça anlamına gelen apolet sözcüğü, Apoletli Medya kitabının kavramsal bütünlüğünü açıkça ifade etmekte. Türkiye’de gözlerini devletin kucağında açan medyanın, özel sektörde yeniden hayat bulmasıyla güç sahipleri özel televizyon kanalları ve radyolar üzerinden farklı bir yapılanmaya gitti. Ana akım medya günümüzde bir yandan toplum kontrolünü sağlamaya çalışıp devlet geleneğini devam ettirirken diğer yandan da gücüne güç katmak için uğraş veriyor. Bunun yanında konu bir var oluş meselesi haline geldiğinde ana akım medyanın, yeniden üretiminde büyük rol oynadığı sisteme diş göstermekten çekinmediğini zaman zaman görüyoruz.</p>
<p>Ragıp Duran Apoletli Medya adlı kitabında devlet ve medya ilişkisini eski ve yeni örnekleriyle aktarırken daha önce yaptığı “Taşındık ama yine yerli yerindeyiz” saptamasının günümüzde de devam ettiğini belirtiyor. Yazarın 1996 yılında yaptığı bu saptama özel sektördeki basın ve yayın organlarının haber bültenlerindeki içerikten kullanılan dile kadar hala TRT, dolayısıyla devlet geleneğini devam ettirdiğini ifade etmekte.</p>
<p>Türkiye’deki ifade ve basın özgürlüğünün yoğun baskı altında olması kitapta dikkat çekilen diğer bir nokta. Reporters Sans Frontières (Sınır Tanımayan Gazeteciler), Committee to Protect Journalists (Gazetecileri Koruma Komitesi), International Press Institute (Uluslararası Basın Enstitüsü), World Association of Newspapers ( Uluslararası Gazete Sahipleri Birliği) ve Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü)’ın yanı sıra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Çağdaş Gazeteciler Derneği gibi kuruluşlar tarafından yayınlanan yıllık raporları ortaya koyup değerlendiren Ragıp Duran, RTÜK tarafından uygulanan sansür nedeniyle bir biri ardına “kararan” ekranların durumu açıkça gözler önüne serdiğini söylüyor. Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından birçok gazetenin yayınına son verilmesi, OHAL nedeniyle Evrensel, Özgür Bakış, Welat Pine ve Özgür Gündem gibi kimi gazetelerin yasaklanması ve cezaevlerindeki gazeteciler ile düşünce tutuklularının sayısının sürekli artış göstermesi de ifade ve basın özgürlüğü alanında Türkiye’nin epeyce geride kaldığının göstergesi olarak sunuluyor.</p>
<p>Medyanın teknolojinin en son nimetlerinden yararlanmasına, kaligrafi, desen, illüstrasyon ve tipografinin güzelleşmesine rağmen verilen mesajların okuyucular/dinleyicilere farklı tür ve içerikte gelmediğinden bahseden yazar, yayın organlarının Reuter, AFP, AP, Time, Newsweek ve Anadolu Ajansı gibi belirli kaynaklardan haber alması nedeniyle habercilik açısından da sıkıntı yaşandığını belirtiyor. Gazetelerin içinde bulunduğu krizden kurtulması için ortaya atılan önerileri tekrar gündeme getiren Ragıp Duran, günlük gazetelerin mevcut ekonomik-hukuki yapısı, yönetici-gazeteci ve işveren-çalışan ilişkileri açısından, herhangi bir ürün ya da hizmet üreten ticari şirketlerden farksız olduğunu söylüyor. Basın işverenlerinin, siyasi ve ekonomik iktidar odaklarıyla bağlantıları nedeniyle, mevcut yapının, bağımsız haberciliği ve dürüst gazeteciliği büyük ölçüde engellemesine karşı, gazeteci kooperatiflerini gündeme getirip Fransız Le Monde gazetesinin yüzde 50’sinin çalışanların olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Reklam ve paralı gezi ile davetlerin bağımsız gazeteciliğin önündeki temel engellerden biri olduğu belirtilirken, günümüzde reklam gelirlerinin büyüklüğünün gazetelerin yayın politikasına etki edecek seviyeye ulaştığı belirtiliyor. Bu noktada Fransız Le Canard Enchaîné, Amerikan NPQ ve LOOT gazetelerini ele alan yazar, reklam yayınlamayan gazetelerin çeşitli sermaye grupları ve siyasal iktidarlar karşısındaki bağımsızlığını bu yolla kazandığının altını çiziyor. Şeffaflığın ve adaletin sadece habercilik ile sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyen Ragıp Duran, yönetimin de aynı şeffaflık ve adaleti göstermesi gerektiğini belirtip çalışanlar arasındaki maaş uçurumunun medyanın büyük bir sorunu olduğunu örnekleriyle ifade ediyor.</p>
<p>Yazar gazetecilik meslek ahlakı konusunda Fransız Le Monde gazetesinin temel meslek ilkeleri olan, ekonomik bağımsızlık, kurumsal bağımsızlık, haberde doğruluğun önemi ve hassasiyeti, zamana karşı doğruyu savunmak, hataların kabulü, iç tartışma, kolektif çalışma, iyi niyet, dürüstlük, uzmanlık ve yeteneği sıralarken bu ilkelerin gazetecinin mihenk taşı olması gerektiğini belirtiyor.</p>
<p><a name="_GoBack"></a>Toplumu zorla medyaya bağımlı duruma getiren güç ve iktidar odaklı ilişkilerin var olmak için halkı yönlendirmek, olayları çarpıtmak ve çıkarlarını korumak durumunda olduğunu, bununsa -çağımıza uygun olarak- en kolay şekilde yazılı ve görsel basın aracılığıyla gerçekleştirildiğini söyleyerek şu soruyu yöneltiyor,</p>
<p>“<em>Elinde tuttuğun artık bir kurukafa değil… Soru da “Olmak mı olmamak mı” hiç değil… Artık tutabilirsen elinde “medya”yı tutacaksın ve soracaksın: “Medyayla var mısın yok musun?”</em></p>
<p><em>Ragıp Duran:</em></p>
<p>1954 yılında İstanbul’da doğan yazar, Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Fransa’da hukuk eğitimi aldı. 1978’den bu yana gazeteci; İstanbul, Paris ve Londra’da AFP, Aydınlık, Hürriyet, Cumhuriyet, Özgür Gündem, Nokta, EP ve BBC’de muhabirlik ve yazarlık yaptı. Daha sonra RFI ( Radio France Internationale) ve Liberation’ın İstanbul muhabirliğini üstlenen Ragıp Duran, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisidir.<a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2011/01/80322_2.jpg"><br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2011/01/09/apoletli-medya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>12 Eylül – Basın Darbesi</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/09/13/12-eylul-basin-darbesi/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/09/13/12-eylul-basin-darbesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 23:18:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Desqpio</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=1067</guid>
		<description><![CDATA[1980 İhtilali Türkiye&#8217;deki darbe olgusunun kaçınılmaz bir sonucuydu. Ülkenin tarihinde daima kara bir leke olarak kalacak bu askeri hareket gazeteler ve gazeteciler için de oldukça sancılı bir döneme işaret ediyor. Darbenin 29. yılı olduğu için bugün çeşitli web sitelerinde yer alan ve ilk olarak 12 Eylül 2000 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan veriler de bunu doğrular nitelikte.
Darbenin Sonuçları

400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
31 gazeteci cezaevine girdi.
300 gazeteci saldırıya uğradı.
3 gazeteci silahla öldürüldü.
Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
39 ton gazete ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1980 İhtilali Türkiye&#8217;deki darbe olgusunun kaçınılmaz bir sonucuydu. Ülkenin tarihinde daima kara bir leke olarak kalacak bu askeri hareket gazeteler ve gazeteciler için de oldukça sancılı bir döneme işaret ediyor. Darbenin 29. yılı olduğu için bugün çeşitli web sitelerinde yer alan ve ilk olarak 12 Eylül 2000 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan veriler de bunu doğrular nitelikte.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Eyl%C3%BCl_Darbesi#Darbenin_sonu.C3.A7lar.C4.B1">Darbenin Sonuçları</a></p>
<ul>
<li>400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.</li>
<li>Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.</li>
<li>31 gazeteci cezaevine girdi.</li>
<li>300 gazeteci saldırıya uğradı.</li>
<li>3 gazeteci silahla öldürüldü.</li>
<li>Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.</li>
<li>39 ton gazete ve dergi imha edildi.</li>
<li>13 büyük gazete için 303 dava açıldı.</li>
</ul>
<p>Yazıyı <a href="http://bianet.org/yazar/evin-katurman">Evin Katurman</a>&#8216;ın 12 Eylül Askeri Darbesi ve Basın adlı makalesinden çeşitli bölümlerle sonlandıralım, <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/12_Eyl%C3%BCl_Darbesi#Darbenin_sonu.C3.A7lar.C4.B1"><img class="alignright" title="12_eylul_1980-12" src="/wp-content/uploads/2009/09/12_eylul_1980-12-300x204.jpg" alt="12_eylul_1980-12" width="200" height="154" /></a></p>
<blockquote><p>Darbe öncesinde tirajı en yüksek olan gazeteler, Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet ve Tercüman&#8217;da yayınlanan haberlerde ve köşe yazılarında ülkenin içinde bulunduğu kaos sık sık büyük puntolarla okuyucuya sunuldu ve kaosun mevcut hükümetçe sona erdirilemediği belirtildi. Gazetelerde hemen her gün manşet sayfada sunulan haberlerden bazıları şöyleydi:</p>
<p><strong>&#8220;Anarşik olaylarda 25 kişi öldü&#8221; </strong> (27 Ağustos 1980-Milliyet),<strong> &#8220;Ocak&#8217;tan Eylül&#8217;e Anarşi Raporu: 8 ayda 1606 ölü. Son aylarda günde ortalama 10 kişi terör olaylarında hayatını kaybediyor&#8221;</strong> (2 Eylül 1980-Milliyet), <strong>&#8220;Demirel&#8217;in 170 günlük iktidarında 1361 kişi öldü&#8221;</strong> (12 Mayıs 1980-Cumhuriyet),<strong> &#8220;Terör eylem için pilot iller seçti&#8221;</strong> (9 Eylül 1980- Hürriyet)</p></blockquote>
<blockquote><p>Gazeteler darbe haberlerini verirken, <strong> dış basında darbeye ilişkin olumlu değerlendirmeleri de yayınlayarak, Avrupa&#8217;nın dahi darbeyi desteklediği mesajını verdi. </strong> Tercüman, &#8220;Dış Dünya: TSK&#8217;nın yönetime el koyması basın ve yayın araçları tarafından ilk olarak duyuruldu: Ordu Mecbur kaldı. (13 Eylül 1980)&#8221;, Milliyet &#8220;Ordunun yönetime gelmesi dışta olumlu karşılandı (13 Eylül 1980), Hürriyet, &#8220;Observer: Teröristleri temizleyip yönetim sivillere devredilecek. (15 Eylül 1980) başlıklı haberlerle dış dünyanın darbeyi desteklediğini ileri sürdü. Darbenin gerçekleştiği haberlerinin yanı sıra &#8220;İstanbul Üniversitesi, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin ülkede bütünlüğü sağlamak amacıyla tüm yurtta yönetime el koymasını kutladı. (15 Eylül 1980 &#8211; Hürriyet)&#8221; şeklindeki haberlerle akademik dünyanın da darbeyi desteklediği mesajları verildi.</p></blockquote>
<blockquote><p>Kanaat önderi kabul edilen köşe yazarları da darbeyi destekleyen açıklamalar yaptı. Hürriyet gazetesi yazarı <strong> Oktay Ekşi </strong> 17 Eylül 1980 tarihli köşe yazısında, &#8220;Türkiye tam bir onarım yönetimi altına girmiş bulunmaktadır. Bu yönetim, özgürlükçü demokratik sisteme ve Atatürk ilkelerine bağlı olanları tatmin edecek bir tutum içindedir&#8221; diyerek darbe yönetimine destek çağrısı yaptı. Darbe öncesinde sık sık Org. Kenan Evren&#8217;in &#8220;Anarşi yaratıcıları Ordu&#8217;nun yumruğu altında ezilecektir. Türk ulusu bağrından doğan Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin yarattığı güven ortamı içinde sonsuza kadar birçok bayramları refah ve mutluluklarla kutlayacaktır (30 Ağustos 1980)&#8221; benzeri açıklamalarına manşette veya ilk sayfada yer veren Tercüman gazetesinin tüm köşe yazarları darbeyi desteklemiştir. Sadece <strong> Nazlı Ilıcak </strong> 10 Eylül 1980 tarihli &#8220;Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete&#8230;&#8221; içerikli yazısını 14 Eylül 1980 tarihinde &#8220;Kıyamet koptu. Dünyanın sonu değilse bile, demokrasinin sonu geldi&#8230;&#8221; sözleriyle devam ettirmiş ancak hemen ardından 16 Eylül tarihindeki yazısında &#8220;Ümidimiz memleketimizin birlik ve beraberliğimizin son şansı olan Türk Silahlı Kuvvetleri harekatının başarısı ile neticelenmesidir&#8221; diyerek darbeyi meşru gösterdi. Basının darbeyi meşru gösteren yaklaşımı darbenin birinci yılında da sürdü. Darbenin birinci yılında Milliyet&#8217;in manşeti <strong>&#8220;Sağol Mehmetçik&#8221;, </strong> Tercüman&#8217;ın manşeti <strong>&#8220;Huzur, 1 yaşında&#8221;, </strong> Hürriyet&#8217;in manşeti <strong>&#8220;El ele, kol kola mutlu günlere gidiyoruz&#8230; Ve evet! Düzlüğe çıkıyoruz&#8221; </strong> oldu.</p></blockquote>
<blockquote><p>Medya gerek açıktan gerekse de haberleri sunuş şekliyle darbeyi destekledi. Zaten darbeye veya orduya dair herhangi bir olumsuz haber veya yazı yayınlayan gazeteler veya dergiler sansür, toplatılma veya süresiz kapatma gibi yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. İlk olarak <strong> Arayış Dergisi </strong> ile <strong> Demokrat, </strong> Hergün ve <strong> Aydınlık </strong> gazeteleri temelli kapatıldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şubesi Genel Sekreteri <strong> Mehmet Genç </strong> gözaltına alındı ve TGS Ankara Şubesi 9 Aralık 1980&#8242;e kadar kapatıldı. İstanbul&#8217;daki sekiz gazeteden <strong> Milli Gazete </strong> dört kez toplam 72 gün, <strong> Cumhuriyet </strong> dört kez toplam 41 gün, <strong> Tercüman </strong> iki kez 29 gün, <strong> Günaydın </strong> iki kez 17 gün, <strong> Güneş </strong> ve <strong> Milliyet </strong> birer kez toplam 10&#8242;ar gün, <strong> Tan </strong> bir kez 9 gün, <strong> Hürriyet </strong> iki kez toplam yedi gün kapatıldı. Bu gazetelerin yetkilileri ve yazarlarının defalarca ifadeleri alındı, her biri hakkında birçok dava açıldı, birçoğu mahkûm oldu, tutuklandı. Darbeden sonraki dört yılı kapsayan bir araştırmanın sonuçlarına göre; gazete ve dergiler 41 kez toplatıldı veya yayımı durduruldu veya kapatıldı. Bazı sıkıyönetim komutanlıkları, kimi gazetelerin, kendi sorumluluk bölgelerine sokulması ve satışını yasaklamışlardır. Yarıya yakını Bakanlar Kurulu&#8217;nca olmak üzere 927 yayın yasağı getirildi. Bu dönemde basın dışı suçlananlar hariç, gazeteci, yazar, çevirmen ve sanatçılara verilen mahkumiyet kararlarının toplamı 316 yıl, 4 ay, 20 güne ulaştı.</p></blockquote>
<p>:<a href="http://www.ntv.com.tr/id/24999286/">*</a>: :<a href="http://i25.tinypic.com/chl6w.png">*</a>: :<a href="http://bianet.org/bianet/bianet/93099-12-eylul-askeri-darbesi-ve-basin">*</a>:</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/09/13/12-eylul-basin-darbesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uluslararası Finansal Kriz ve Medya</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/08/14/243/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/08/14/243/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 13:33:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Desqpio</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/wordpress/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[~Desqpio
Geçtiğimiz ay Uluslararası Basın Enstitüsü&#8217;nün (IPI) yıllık toplantısı yapıldı Helsinki&#8217;de. 250&#8242;den fazla editör, yönetici ve gazeteci üç gün boyunca sektörü ilgilendiren birbirinden önemli pek çok konuyu tartıştı.
Toplantının dikkat çeken başlıklarından biri de Uluslararası Finansal Kriz ve Medya idi. The New York Times ve The Financial Times yazarlarının yanı sıra, Finlandiya&#8217;nın en saygın gazetelerinden Sonoma News&#8216;in başkanı Mikael Pentikäinen&#8217;in de katıldığı oturumda araştırmacı haberciliğin yüksek maliyet ve büyük emek isteyen bir alan olduğu; fakat sektörün olağan sorunlarına finansal krizlerin de eklenmesiyle -gazeteciliğin kamu yararını gözeterek yaptığı yayınlarda büyük önem taşıyan- bu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><span style="font-style: italic;">~Desqpio</span></strong></em></p>
<p>Geçtiğimiz ay Uluslararası Basın Enstitüsü&#8217;nün (<a href="http://www.freemedia.at/" target="_blank">IPI</a>) yıllık toplantısı yapıldı Helsinki&#8217;de. 250&#8242;den fazla editör, yönetici ve gazeteci üç gün boyunca sektörü ilgilendiren birbirinden önemli pek çok konuyu tartıştı.</p>
<p>Toplantının dikkat çeken başlıklarından biri de Uluslararası Finansal Kriz ve Medya idi. The New York Times ve The Financial Times yazarlarının yanı sıra, Finlandiya&#8217;nın en saygın gazetelerinden <a href="http://www.sonomanews.com/" target="_blank">Sonoma News</a>&#8216;in başkanı Mikael Pentikäinen&#8217;in de katıldığı oturumda araştırmacı haberciliğin yüksek maliyet ve büyük emek isteyen bir alan olduğu; fakat sektörün olağan sorunlarına finansal krizlerin de eklenmesiyle -gazeteciliğin kamu yararını gözeterek yaptığı yayınlarda büyük önem taşıyan- bu alanın giderek kan kaybettiği belirtildi.</p>
<p>Bunun yanında Avrupa Gazeteciler Federasyonu (<a href="http://www.ifj.org/en" target="_blank">IFJ</a>) finansal krizin de etkisiyle iyice belirginleşen tehdite karşı &#8220;Değişimin Öncüsü Gazetecilik&#8221; başlıklı bir bildirge yayınladı. Bildirgede yer alan Etik Gazetecilik Girişimi başlığı altında aşağıdaki ilkelerden meydana gelen bir kampanya çağrısında bulunuldu;</p>
<blockquote><p>*Sansür ve otosansür kabul edilemez. Gazetecilerin özgür çalışmalarına olanak sağlayacak yasal, düzenleyici koşulların oluşturulmaması durumunda demokrasi işlevini yerine getiremez.</p>
<p>*Tüm gazetecilerin fikri haklarının ve profesyonel statülerinin koruyucu düzenlemelerle desteklendiği uygun çalışma koşullarına sahip olması, nitelikli gazeteciliğin güvencesidir.</p>
<p>*Gazetecilerin mesleki eğitimine ve yetişmesine daha fazla önem verilmelidir.</p>
<p>*Medya dallarının birbirine giderek daha fazla benzemesi basın konseyi ve radyo televizyon yayıncılığı konseyleri, farklı biçimlerdeki iç düzenleme, ortak düzenlemeler gibi yeni yönetim modelleri gerektirmektedir.</p>
<p>*Enformasyon dünyasındaki değişim gazeteciler ve sendikaların tek başlarına üstesinden gelemeyecekleri yenilikler getirmektedir. Medyanın rolünün güçlendirilmesi için medya sahipleri, açık toplum grupları ve siyasetçiler de dahil yeni ittifaklar oluşturulmalıdır.</p></blockquote>
<p>Dünyada basın ve medya alanındaki olaylar böyle takip ederken geçtiğimiz günlerde İletişim Türkiye&#8217;09 Medya ve İletişim Zirvesi (<a href="http://www.iletisim09.com/" target="_blank">İT</a>) adlı bir organizasyon duyuruldu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Devlet Bakanı Egemen Bağış ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım&#8217;ın başkanlığında medya sektörünün özel, akademik ve kamu otoriteleri bir araya getireceği, sektör sorunlarının çözümüne yardımcı ve taraflara yol gösterici olacağı iddia edilen organizasyonun Türkiye için getirisi ne olacak ya da olacak mı, sanırım bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.</p>
<p>:<a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;ArticleID=939930&amp;Date=10.6.2009&amp;CategoryID=98" target="_blank">*</a>: :<a href="http://www.medyatava.com/haber.asp?id=54639" target="_blank">*</a>: :<a href="http://www.haber7.com/haber/20090708/Medya-ve-iletisim-onderleri-zirvesi.php" target="_blank">*</a>:</p>
<h3>NAA&#8217;den Mektup Var</h3>
<p><a href="../../btgonline/09/btgagustos/Files/profiles/desqpio.html" target="_blank"><span style="font-style: italic;"> </span></a>Son yıllarda iyice yaygınlaşan internet kullanımı basın yayın ve medya sektöründe de birtakım değişikliklere neden oldu. Televizyon kanalları ile gazete ve dergiler olağan yayın politikalarını bu eksantrik iletişim ağını dikkate alarak yeniden gözden geçirme yoluna gittiler.</p>
<p>Bazı kesimler olan biteni bir dönüşüm süreci değil, yazılı basın devrinin kapanması olarak lanse etse de <a href="http://www.naa.org/" target="_blank">Amerikan Gazeteler Birliği</a> yeni ilanıyla işlerin pek de göründüğü gibi olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Ezber bozan bu ilan yedi maddeden oluşuyor, daha doğrusu efsaneleşmiş yedi yanlışı teker teker çürütüyor.<br />
<span style="font-weight: bold;">1: Artık kimse gazete okumuyor.</span><br />
Gerçek: Hafta içleri her gün 104 milyondan fazla, pazar günleri 115 milyondan fazla yetişkin gazete okuyor. Bu rakamlar, TV&#8217;de Super Bowl&#8217;u (94 milyon), American Idol&#8217;ü (23 milyon) ve tipik bir akşam ana haber bültenini (65 milyon) izleyenlerden fazla.<br />
<br style="font-weight: bold;" /> <span style="font-weight: bold;">2: Gençler artık gazete okumuyor.</span><br />
Gerçek: Ortalama bir haftada 18-24 ve 25-34 yaş grubunun yüzde 61&#8242;i gazete okuyor ve geçen hafta gazete okuduğunu veya bir gazete internet sitesine girdiğini söyleyenlerin oranı yüzde 63.<br style="font-weight: bold;" /> <br style="font-weight: bold;" /> <span style="font-weight: bold;">3: Gazete okurluğu düşüyor.</span><br />
Gerçek: Haftalık ortalama gazete okurluğu 2007-2008 arasında yüzde 0,8 gibi küçük bir oranda geriledi. 2002&#8242;deki zirveye oranla gerileme ise yaklaşık yüzde 7. Bunu, sadece 2007&#8242;de prime time TV izleme oranındaki yüzde 10&#8242;luk düşüşle karşılaştırın. Bu arada gazetelerin internet aylık tekil ziyaretçi sayısı 2004&#8242;ten bu yana yüzde 75 artarak 75 milyona ulaştı.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">4: Pek çok gazete iflas ediyor.</span><br />
Gerçek: Gazeteler, bireysel ticari kuruluşlar olarak, kârlı işletmeler olmayı sürdüyorlar. Wall Street uzmanları 2009&#8242;da işletme marjının düşük veya orta onlu hanelerde olacağını tahmin ediyorlar. Geçmişteki yüksek seviyelere göre daha az olsa da bu oran pok çok endüstrinin kıskanacağı düzeyde. American Journalism Review&#8217;daki makalesinde danışman John Morton şöyle yazmıştı: &#8220;Genel olarak, üzerine gidilen gazete endüstrisi zayıflamış olmakla birlikte pek çok ölçüte göre mali sağlığını korumaktadır. İçinde bulunduğumuz ortamda bu bir başarıdır.&#8221;</p>
<p><span style="font-weight: bold;">5: Gazete ilanları işe yaramıyor.</span><br />
Gerçek: Google&#8217;ın kendi araştırması tüketicilerin yüzde 58&#8242;inin gazetede gördüğü ürünü araştırdığını veya satın aldığını gösteriyor. Google ayrıca, gazete ilanının online reklamı güçlendirdiğini söylüyor. Yüzde 52&#8242;nin bir ürünü gazetede görürse satın alma olasılığı daha fazla.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">6: Gazetede yaratıcı seçenek yok.</span><br />
Gerçek: Gazetelerin sunduğu yaratıcı seçenekler de patlama yaşıyor ve bugün üzerine küçük poşet yapıştırılabilen ilanları, etiket, kokulu, tadılabilen, karanlıkta parlayan ilanları, ortadan yarık tasarımı ve ayrıca etkinlik ve veritabanı pazarlaması, tüketici davranış hedeflemesi, e-posta, e-bülten uygulamalarını içeriyor.<br />
<br style="font-weight: bold;" /> <span style="font-weight: bold;">7: Gazeteler olmasa haber ihtiyacını başka yerden giderebilirsin.</span><br />
Gerçek: Gazeteler diğer tüm mecralardan fazla haberciliğe yatırım yapıyorlar. &#8220;Toplamacılar&#8221;da okuduğunuz ve diğer mecralardaki çoğu bilgi gazete kaynaklı. Hiçbir yerel blogger&#8217;ın, kamu yararı kuruluşunun veya TV haber kaynağının çabası gazete içeriğinin derinliğine ve genişliğine erişemez.</p>
<p>:<a href="http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=123902&amp;KOS_KOD=17" target="_blank">*</a>:</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/08/14/243/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>23 Nisan</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2009/06/15/23-nisan/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2009/06/15/23-nisan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 12:58:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Desqpio</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/wordpress/?p=317</guid>
		<description><![CDATA[~Desqpio
23 Nisan’ın çocuklara kim tarafından hediye edildiğini bir kenara bırakırsak (.) sorulması gereken esas sorulara daha iyi yoğunlaşabiliriz. Bu sorulardan biri, belki de gayet önemli olanlarından biri pekala şu olabilir; resmi ideoloji tarafından Ulusal Egemenlik ve  Çocuk Bayramı olarak  nitelendirilen bu gün hangi çocuklara ve hangi ulusa hitap etmekte?

23 Nisan nedeniyle ülke genelinde çocuk etkinlikleri gerçekleştirilirken, Ceylanpınar’da okulu olmayan 28 ayrı köyde çocuklar tüm zamanlarını çobanlık yaparak geçiriyor(.)
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkı’nın çocuklarından biri bugün Başbakan koltuğuna oturup kendisine yöneltilen “İşçiye, memura zam yapacak mısınız?”  sorusuna, “İsterdim ama durumumuz müsait ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-style: italic;">~Desqpio</span></strong></p>
<p>23 Nisan’ın çocuklara kim tarafından hediye edildiğini bir kenara bırakırsak (<a href="http://hasanrua.wordpress.com/2009/04/20/23-nisani-cocuklara-ataturk-vermemis/">.</a>) sorulması gereken esas sorulara daha iyi yoğunlaşabiliriz. Bu sorulardan biri, belki de gayet önemli olanlarından biri pekala şu olabilir; resmi ideoloji tarafından Ulusal Egemenlik ve  Çocuk Bayramı olarak  nitelendirilen bu gün hangi çocuklara ve hangi ulusa hitap etmekte?</p>
<p align="center"><img style="border: 0px solid; width: 468px; height: 313px;" src="http://www.beneaththeground.org/btgonline/09/btghaziran/Files/img/23nisan.jpg" alt="" width="468" height="313" /></p>
<blockquote><p>23 Nisan nedeniyle ülke genelinde çocuk etkinlikleri gerçekleştirilirken, Ceylanpınar’da okulu olmayan 28 ayrı köyde çocuklar tüm zamanlarını çobanlık yaparak geçiriyor(.)</p></blockquote>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkı’nın çocuklarından biri bugün Başbakan koltuğuna oturup kendisine yöneltilen “İşçiye, memura zam yapacak mısınız?”  sorusuna, “İsterdim ama durumumuz müsait değil şimdi.” diye cevap verdi. Ondört yaşındaki başka bir çocuk ise Hakkari’de kafasına aldığı dipçik darbeleri nedeniyle Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine kaldırıldı.</p>
<p>Olan biten bunca şeye rağmen, toplumsal kontrol ve egemenlik aracı olarak kullanılan medya organları sisteme olan bağlılıklarından ödün vermeyecek şekilde hareket ediyor.  Televizyon kanalları ve gazetelerde yer alan haberlere bakarsak her şey oldukça normal, içinde bulunduğumuz “hassas dönem” nedeniyle bu olaylar belli bir seviyeye kadar kaldırılabilmesi gereken şeyler.</p>
<p>Toplumu bağımsız düşünceden yoksun bırakmak suretiyle kendi gerçekliğini yaratan ve yine kendi çarklarını döndüren medyanın 23 Nisan’ı kutlu olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2009/06/15/23-nisan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Watershed</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2008/08/24/watershed/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2008/08/24/watershed/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 11:10:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Desqpio</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mecelle-i Fürahnek]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=849</guid>
		<description><![CDATA[
Tanımlanamayan metal müzik topluğu dokuzuncu stüdyo albümüyle tekrar karşımızda. Üç yıllık bir aradan sonra gelen Watershed için söylenecek çok şey var elbet ancak bun için ne yerimiz ne de zamanımız var (yalandan kim ölmüş?). O yüzden sırasıyla şarkılara değinmek istiyorum kendimce.
Coil: Dinleyicileri Watershed havasına sokmak için oldukça uygun bir parça aslında, yani düşünüyorum da şimdi Heir Apparent ile başlasa bu albüm kim bilir neler düşünecektik sonrası için? Ayrıca Opeth&#8217;e ilk kez bir kadın vokal eşlik ediyor Coil&#8217;de, o yüzden biraz da ayrı bir yeri var.
Heir Apparent: Çarpıcı bir giriş, deli ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span><img src="/btgonline/08/btgagustos/files/img/mikael.jpg" alt="" width="360" height="288" /></span></p>
<p><span>Tanımlanamayan metal müzik topluğu dokuzuncu stüdyo albümüyle tekrar karşımızda. Üç yıllık bir aradan sonra gelen Watershed için söylenecek çok şey var elbet ancak bun için ne yerimiz ne de zamanımız var (yalandan kim ölmüş?). O yüzden sırasıyla şarkılara değinmek istiyorum kendimce.</span></p>
<p><span>Coil: Dinleyicileri Watershed havasına sokmak için oldukça uygun bir parça aslında, yani düşünüyorum da şimdi Heir Apparent ile başlasa bu albüm kim bilir neler düşünecektik sonrası için? Ayrıca Opeth&#8217;e ilk kez bir kadın vokal eşlik ediyor Coil&#8217;de, o yüzden biraz da ayrı bir yeri var.</span></p>
<p><span>Heir Apparent: Çarpıcı bir giriş, deli gibi davullar ve aşmış bir vokal ile kesinlikle bir klasik fakat son bir buçuk dakikası bu klasiğin yine belli bir kalıba sıkıştırılamayacağını açıkça ortaya koyuyor. Unirock Fest.&#8217;te de gördüğümüz üzere canlı performansı ayrı bir çılgınlık!</span></p>
<p><span>The Lotus Eater: Hmm hm hm hı hımm.. diye başlıyor The Lotus Eater. Parçayı her dinlediğimde taklit etmeye çalışıyorum bu melodiyi ama yok yetmiyor sesim, detone oluyorum. Kısaca bahsetmek gerekirse Clean ve Brutal vokallerin oldukça güzel harmanlandığı, Ghost Reveries albümünden Reverie &#8211; Harlequin Forest tarzında bir parça. Opeth&#8217;in Blast Beat atraksiyonuna girdiği ilk eser.</span></p>
<p><span>Burden: Bence Watershed&#8217;in en ilginç parçası Burden, oldukça duygusal ve 70&#8242;lerin progresif havasını fazlasıyla yansıtıyor. Sondaki akort kaydırma olayı ise parçayı farklı bir havaya sokmuş.</span></p>
<p><span>Porcelain Heart: Mikael&#8217;ın clean vokalini konuşturduğu ve grubun yeni üyesi Fredrik Akesson ile yazılan bir parça. Karanlık bir havası ve o havayı bütünüyle yansıtan bir klibi var!</span></p>
<p><span>Hessian Peel: Çok farklı tatlar içermekte&#8230; Clean vokaller ön planda olmasına rağmen tam yerinde gelen brutaller ile parça oldukça farklı bir yöne kayıyor. Albümün en uzun süren parçası olmasının yanı sıra 2:04 ve 07:21&#8242;de Backmasking olayları mevcut. Mesela 02:04&#8242;teki Backmasking şöyle: &#8220;Out of the courtyard, come back tonight. Hi sweet satan, i see you.&#8221; !</span></p>
<p><span>Hex Omega: Klavyeler, davullar, vokaller&#8230; Albüme yakışır bir kapanış parçası lakin gözden kaçması ya da ilk birkaç dinleyişte sizi &#8220;sarmaması&#8221; gayet doğal, bu parça sindirilmek istiyor!</span></p>
<p align="center"><span>-</span></p>
<p><span>Albümün değişik sürümlerinde yer alan dört &#8220;Bonus Track&#8221; daha var; Derelict Herds, Bridge of Sighs, Den Standiga Resan, Mellotron Heart.</span></p>
<p><span>Derelict Herds, Opeth&#8217;in kendine has ezgi ve tınıları ile başlıyor ancak oldukça progresif bir atakla brutale bağlanıp başladığı gibi sona eriyor.</span></p>
<p><span>Bridge of Sighs bir Robin Trower cover&#8217;ı. Parça orijinal versiyonuna göre biraz daha hızlı ve Akerfeldt&#8217;ın sesini çatallandıra çatallandıra okumasıyla biraz değişik bir hal almış.</span></p>
<p><span>Den Standiga Resan (The Continuous Travel) da bir cover, aslı ise Roxette grubuna ait ki Mordet i Grottan&#8217;dan sonra Mikael&#8217;dan dinlediğimiz ikinci isveççe parça; biraz daha naif biraz daha sakin.</span></p>
<p><span>Mellotron Heart da albümün beşinci parçası Porcelain Heart&#8217;ın &#8220;mellotron ve moog ile icra edilmiş atmosferik bir versiyonu&#8221;. Ayrıca Hessian Peel&#8217;den sonra bir Backmasking olayı da bu şarkıda mevcut.</span></p>
<p><span>Kadro:</span></p>
<p><span>- Mikael Åkerfeldt / vokal, gitar, produksiyon</span></p>
<p><span>- Fredrik Åkesson / gitar</span></p>
<p><span>- Martin Mendez / bas</span></p>
<p><span>- Martin Axenrot / davul, perküsyon</span></p>
<p><span>- Per Wiberg / klavye</span></p>
<p><span>- Nathalie Lorichs / konuk vokal (coil)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2008/08/24/watershed/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

