Anasayfa » Arşiv

Mecelle-i Fürahnek »

[19 Mar 2011 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]
Explosions in the Sky – Take Care, Take Care, Take Care

Bu albüm 6 parça. sadece 6 parça, evet. Bir Godspeed You! Black Emperor albümünü nasıl parça parça inceleyemiyorsak, bu albümü de aynı sınıfta değerlendirip inceleyemiyoruz. Hemen yazının başına dönüyoruz ve albüme farklı bir gözden bakıyoruz; bu albüm 46 dakika 3 saniye. Her dakikasının ayrı ayrı incelenmesi gerektiği bir albüm bu ve “olmuş”luk, “olmamış”lık seviyesini parça ortalamasıyla değil, albümün hissettirdiklerinin zaman skalası üzerine dağıtarak söyleyebiliriz ancak. Ben kendi açımdan spoiler’ı vereyim ve albümün “olmuş”luğun içine oturduğunu söyleyeyim. Fakat bu zaman dağılımından bahsettiğime göre albümün tamamını sevmediğimi çıkarabiliriz. Trembling Hands düştüğünde parçanın gerçekten …

Yazının devamı...»

Mecelle-i Fürahnek »

[14 Şub 2011 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]
Mogwai – Hardcore Will Never Die, But You Will

Evvela söylemek gerekir ki enstrümental bir albümü eleştirmek, onu toplumsal normlara tabi tutarak belirli bir noktaya koymak, “bu gelmiş geçmiş en iyi Post-Rock, Ambient, Noise, Space-Rock albümüdür” demek biraz yürek ister. Müziğin eleştirilmesi kendi başına, kendi içinde infial yaratıcı bir durumken bunu tecessüm etmemiş, müzikal bağlamda elle tutulması, gözle görülmesi imkansız, elimizi attığımızda hem her şeyi hissettiğimiz hem de hiç bir şey hissetmediğimiz bir janrın üzerinden yapmak ateşten gömleği sırta geçirmekle eşdeğer bir tehlike arz ediyor. Bu durumlarda başka bir kişiye göre nominal, geçersiz sayılabilecek münferit normlar sahayı işgal ediyor, bütün kriterlerin yerini tutuyor. …

Yazının devamı...»

Mecelle-i Fürahnek »

[19 Eyl 2010 | Yazan: | 1 Yorum]
Interpol – Interpol

Müziğin tematik etkisini seviyorum. Sizi tamamen farklı bir atmosfere sokabilen müziğin tam anlamıyla hastasıyım. Bu etkiyi yaratabilen bir parça karşısında donup kalıyorum, Stendhal sendromunun kölesi oluveriyorum bir anda. Bir müziğin kimliğinin olmasını seviyorum, zihinde kendisini hatırlatacak kırıntılar bırakan müziği seviyorum. God Is An Astronaut’ın adı zikredildiğinde uzayın derinliklerindeki gaz-toz bulutlarını, keşfedilmemiş gezenleri, atmosfersizliği, uzayın derinliklerindeki yalnızlığı, kafamızı kaldırdığımızda gözümüzün kapsama alanı içine alabildiği her şeyi hissediyorsak, bu durumun müsebbibi mevzubahis grubun bıraktığı veya ihtiva ettiği atmosferik havadan başka bir şey değildir.
Günümüzde indie damgası vurulan gruplarda bu havayı yakalamak pek mümkün …

Yazının devamı...»

Mecelle-i Fürahnek »

[12 Ağu 2010 | Yazan: | Yorum Yapılmamış]
Max Richter – Infra

Şöyle bir düşünün; günlük rutininizi, yaptıklarınızı, ayaklarınızı uzatıp yatağınıza uzandığınızı, aldığınızı parayı, harcadığınız parayı, yük olduğunuz insanları… 24 saatin 8 saatini uyuyarak geçirdiğinizi farzedin; geri kalan 16 saatte yaptığınız her şeyi düşünün. Bu 16 saatin, yüzde kaçını yalnız geçiriyorsunuz sizce? Her an etrafınızda birilerinin olmasına rağmen, aslında ne kadar yalnız olduğunuzun farkında mısınız? Bir arkadaşınız size uğradığında verdiği selam dışında, ne kadar yanınızda? Ya da o sizin yanınızdayken siz ne kadar onun yanındasınız? O sizin yanınızdayken sizin kafanızda akşam yetiştirmeniz gereken işler, yapmanız gereken ödevler, birlikte olmayı düşündüğünüz sevgiliniz yok …

Yazının devamı...»

Mecelle-i Fürahnek »

[26 May 2010 | Yazan: | 2 Yorum]
Arctic Plateau – On A Sad Sunny Day

Hayatımızı bilincimizin dışında yaşıyoruz. Yaptığımız hiçbir şey kendi kontrolümüzün altında değil. Şöyle kendi zihnimize çekilip düşündüğümüzde, anlık veya uzun süreli olarak kendi bilincimizle yaşadığımız yalanına yenik düşebilsek de, aslında gerçeğin bu durumla uzaktan yakından alakası yok. Hayatımızı kendi elimizde olmayan, tesadüfi olgular üzerine yaşıyoruz. Örneğin; lise yıllarınızda yurtta kalıyorsunuz ve yemekten sonra naif bir niyetle, birkaç tur atmak için çıkıyorsunuz. O anda, bir arkadaşınız size rastlıyor ve kendisine evinin önüne kadar eşlik edebileceğinizi söylüyorsunuz. Evinin önüne yaklaştığınızda sağnak bir yağmura tutuluyor ve ister/istemez evine davet ediliyorsunuz. Yemeğin ardından arkadaşınızın odasına …

Yazının devamı...»