<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beneath The Ground &#187; Roselyn</title>
	<atom:link href="http://beneaththeground.org/author/roselyn/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://beneaththeground.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 17:17:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yıkım Serisi 02 &#8211; Renkli Tüyler Yağmuru</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-02-renkli-tuyler-yagmuru/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-02-renkli-tuyler-yagmuru/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 21:10:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2160</guid>
		<description><![CDATA[Yıkım Serisinin 3. Ana Hikayesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Düş Nedir?: <a href="http://dusarsiv.blogspot.com/2010/05/dus-nedir.html">http://dusarsiv.blogspot.com/2010/05/dus-nedir.html</a></em></p>
<p><em>Düş Arşiv: <a href="http://dusarsiv.blogspot.com/">http://dusarsiv.blogspot.com/</a></em></p>
<p><em>Düş: <a href="http://littlewinged.blogspot.com/">http://littlewinged.blogspot.com/</a></em></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span>Nox Arcana &#8211; Lenore</span></span><br />
<object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/X72MD3e_onA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="385" src="http://www.youtube.com/v/X72MD3e_onA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/Dead_birds_can__t_fly__by_AnndreaLeeann.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-2175" title="Dead_birds_can__t_fly__by_AnndreaLeeann" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/Dead_birds_can__t_fly__by_AnndreaLeeann-222x300.png" alt="" width="222" height="300" /></a>Yağmur yağmaya devam ediyordu Camy gizlice tekrar kaleye döndüğünde. Banyoya girdi, üzerindeki kandan arındı ve yüzünde bir gülümsemeyle en egzotik kokulu banyo köpüklerini kullandı; yem atmanın tam sırasıydı.</p>
<p>İşte orda, J. her zamanki gibi şölendeki kadınlarla muhabbet ediyor, onları eğlendiriyordu. Bir anda odaya dolan egzotik meyve kokusu dikkatini çekince hafifçe başını çevirip kokunun kaynağına döndü; Camy’ydi bu. Uzun, mavi satenden bir elbise giymişti kumral saçlı kadın ve J.’e gülümsüyordu. Onun gelişiyle kadınlar hafifçe selam verip uzaklaştılar.</p>
<p>“Eğleniyorsun umarım?” dedi Camy gülümseyerek.</p>
<p>“Evet, gerçekten bu işi biliyorsunuz, hem sen hem Kelebek.” J. Sırıttı. Kokunun başını döndürdüğünü okuyabiliyordu Camy adamın hareketlerinden. Gözlerini kırpıştırdı.</p>
<p>“Eğer benimle gelirsen yeni hazırladığımız bir anlaşmayı tartışmak istiyorum seninle.” Adama yaklaştı hafifçe, cesur bir hareketle kulağına doğru eğildi ve fısıldadı “Ve başka şeyler.”</p>
<p>Karşıdakinin zayıflığını yeterince dikkatli gözlemlersen onu tuzağa çekmek ne kadar da kolaydı? Oltaya takılmış havucu kovalayan zavallı at gibi, J Camy’yi takip ediyordu şimdi. Odaya çıktılar, Camy birer kadeh içki koyduktan sonra koltuğa geçip kağıt tomarlarını yığdı önlerine. Doğru anı beklemesi lazımdı; ne J’i kaçıracak kadar erken ne de hevesini kıracak kadar geç…</p>
<p>Havadan sudan muhabbetlerden ve anlaşma metinlerinin üzerinden geçtikten sonra, adamın gözlerindeki alkolle bezenmiş şehvetli bakışlardan zamanın geldiğini anladı Camy. Kadehini masaya koymak için uzandığında elbisesinin askısı düştü omuzlarına. J, sanki başlama işareti verilmiş tazılar gibi bir hızla kumral saçlı kadının bileğini kavrayıp kendine çekti ikili bir süre boyunca uzun bir öpücüğü paylaştılar.</p>
<p>Çok geçmeden yaptığı aptallığı fark etti J. Önce nefesi kesildi sonra bedeni kasıldı bir titremeyle. Camy adamı koltuğa iterek ayağa kalktı ve elinin tersiyle dudaklarını sildi, elbisesini düzeltti. Koltukta kıvranan adama baktı küçümseyerek.</p>
<p>“Gerçekten çok ama çok aptalsın J. Kardeş sayılırız. Aramızda bir şey olabileceğini mi düşündün?” Bir kahkaha attı. “Aptallığın gerçekten işime yaradı. Bu kadar kolay tuzağıma düşeceğini sanmıyordum.” J.’in yavaşça kapanan gözlerini ve hafifleyen nefesini gördüğünde adama yanaştı mutlulukla. “Ve şimdi, sıradaki adım…”</p>
<div style="text-align: center;">***</div>
<p>J gözlerini araladı. İlk fark ettiği şey hiçbir vücut uzvunu hissetmiyor oluşuydu; sadece gözlerini hareket ettirebiliyordu adam.</p>
<p>“Uyandın. Güzel, tam vaktiydi.”</p>
<p>“J!!”</p>
<p>Bağırmak istedi adam sesi duyduğunda; Bülbül… Bülbül oradaydı ama neredeydiler? Gözleri korku içerisinde etrafı taradı; mezarlıktı burası ve adam bir melek heykeline bağlı olduğunu fark etti. Tam önünde Camy duruyordu, mezarlığın girişinde ise nefes nefese kalmış Bülbül. Sevdiği kadın…</p>
<p>“Camy, sen ne yaptığını sanıyorsun?”</p>
<p>“Benim olanı alıyorum.” Kumral saçlı kadın adamın arkasına geçip kollarını boynuna doladı. “Aslında benim olması gereken şeyi.” Parmakları dolandı adamın yanaklarında. “Çok yakında kralım olacak adam işte bu.”</p>
<p>“Benim nişanlım o! Rahat bırak onu!” Bülbül gayrı ihtiyari suikast hançerlerini çıkardı bileklerinden; sanki iki küçük pençeydi ellerinden çıkan. Yüzünde daha önce onda hiç görülmemiş bir öfke ifadesi vardı ve saldırı pozisyonuna geçmişti. Camy onun bu saldırganlığına güldü, dili ve dudakları adamın çenesinden yukarıya doğru gezdi.</p>
<p>“Ne olurmuş rahat bırakmazsam?” dedi tehditkar bir biçimde; elleri ait olmadıkları yerlerde gezinmeye başlamıştı. Bülbül’ün gözleri dolmuştu, evet, sinirleniyordu.</p>
<p>“Çek ellerini onun üzerinden!” diye bağırdı Bülbül bir anda atağa geçerek; ama hesaba katmadığı bir şey onu olduğu yere çiviledi; Camy’nin eli şimşek hızıyla hareket etmiş, kristal hançer J’in boğazını kesip parçalamıştı. Şimdi zavallı adam titreyerek kendi kanında debelenirken, o hançerden damlayan kanın tadına bakıyor, yüzündeki adi sırıtış Bülbül’le adeta dalga geçiyordu. İstemsizce gözlerinden akan yaşlar küçük kızın yanaklarını ıslatmaya başlamıştı ki bir çığlık yükseldi ağzından ve Camy’nin üstüne doğru koşmaya başladı hançerleri iki yanında hazır tutarak. Koştu, ama Camy hareket etmedi. Koştu ama Camy silahını çekmedi.</p>
<p>Koştu ve tam saldırmak için elini havaya kaldırdığında gözleri acıyla açıldı, küçük kız geriye doğru devrildi, yere düştü. Vücudu tirtir titriyor, ağzından köpükler saçıyordu. Camy hiç acele etmeden kızın üzerine yürüdü, ayaklarını onun boynunun iki yanına koydu ve yaşamın ışığı onun gözlerinde solarken onu izledi.</p>
<p>“Son iki haftadır o yediğin elmalı payların hepsi özel yapımdı.”</p>
<p>Tüm o elmalı pay dilimlerinin içine özel bir bitki karışımı karıştırmıştı Camy; tatsız ve kokusuz bir karışımdı bu. Normal dozda verildiğinde hiçbir etkisi yoktu; bünyesine alan kişi gerçekten çok yüksek dozda adrenalin salgılamadığı takdirde. Bülbüle bu karışımı aşırı dozda yedirmek hiç zor değildi, onu kızdırmak ise çok daha kolaydı. İki liderden birden kurtulmuştu böylelikle.</p>
<p>“Bir taş, iki kuş,” diye mırıldandı Camy ve bir kahkaha atarak odasına yollandı; bir sonraki adımın zamanıydı.</p>
<p>O mezarlıktan çıkarken Düş Bahçesi’ndeki bülbüller ve papağanlar bir bir ölüyor, bahçeye adeta kuş yağıyordu.</p>
<div style="text-align: center;">***</div>
<p>“J… Nasıl bu kadar aptal olabildi…” Kelebek acıyla ellerini gözlerine bastırdı; gözyaşları kurumuştu artık ağlamaktan. Bir yandan Camy’ye güvendiği için kendine kızıyor, öbür yandan sevdiği insanların ölüm hikayeleriyle acı çekiyordu. Nasıl fark edememişti bu yılanı? Nasıl akıl edememişti Camy’nin bu kadar inceden ve derinden ağlarını ördüğünü?</p>
<p>“Şehvet ve oburluk, Kelebek, kendi zayıflıklarının kurbanı oldular.” Camy iç çekti. &#8220;Hiç zor olmadı&#8230; Duygularla ve arzularla kör olmak, senin hatan da bu olmadı mı zaten?&#8221;</p>
<p>&#8220;Benim hatam tahta geçtiğimde seni öldürmememdi!&#8221;</p>
<p>&#8220;Hm, evet. Sanırım bana güvenmek de en büyük hatalarındandı ikizim. Benim o emir dinleyen, cezasını kabullenen tavırlarıma ne kadar da çabuk kandın! Eskiden olsa, o öfkenin tavan yaptığı, üzerinde kuruyan kanla parıl parıl parladığın muhteşem günlerinde olsa bir saniye tereddüt etmezdin beni çıplak ellerinle parçalamaktan!&#8221;</p>
<p>&#8220;Belki o zaman yapmadım, ama şimdi yapağım!&#8221;</p>
<p>&#8220;Biraz geç sanki, değil mi?&#8221; Duvardaki kesik kellere baktı tekrar.“Hikayemi bitirmemi beklemelisin&#8230; Sıra sana gelmeden önce bir kaç hikaye daha var anlatılacak; Mesela Kwahu ile yaşadığım savaş, belki en ilginç olan. Beni en çok korkutan ve neredeyse tüm planlarımı bozan&#8230;”</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/Sleeping_Bird_by_BreathOfIndustry.jpg"><img class="size-medium wp-image-2177 aligncenter" title="Sleeping_Bird_by_BreathOfIndustry" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/Sleeping_Bird_by_BreathOfIndustry-230x300.jpg" alt="" width="230" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-02-renkli-tuyler-yagmuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıkım Serisi 01 &#8211; Kuzgunlar ve Kuğu</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-01-kuzgunlar-ve-kugu/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-01-kuzgunlar-ve-kugu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 21:09:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2158</guid>
		<description><![CDATA[Yıkım Serisinin ikinci Hikayesi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Düş Nedir?: <a href="http://dusarsiv.blogspot.com/2010/05/dus-nedir.html">http://dusarsiv.blogspot.com/2010/05/dus-nedir.html</a></em></p>
<p><em>Düş Arşiv: <a href="http://dusarsiv.blogspot.com/">http://dusarsiv.blogspot.com/</a></em></p>
<p><em>Düş: <a href="http://littlewinged.blogspot.com/">http://littlewinged.blogspot.com/</a></em></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span>Nox Arcana &#8211; Music Box</span></span></p>
<p>Turnuvanın bitimini takip eden hafta da kalmıştı liderler Başkent’te. Bir nevi konsey toplantısı olmuştu ve bu ufak tatil iyi gelmişti herkese. Kelebek’in Leviathan’a gitmek için ayrılmasından sonraki birkaç gün daha kalacaklardı; minik kaçamaklarını uzatmak işlerine gelmişti. Sıkıcı işlerin olmadığı bir kaç gün daha&#8230; Daha cazip ne olabilirdi?</p>
<p>Bahar yağmurları Düş’ü etkisi altına almıştı. Morrigan, yağmuru pek sevmiyor, ya bulutlu ya da karlı havayı tercih ediyordu; kadının günlük ruh halini en iyi yansıtan iki hava durumuydu bu ikisi. Kapalı havada yapılan eğitimi yeterli bulmuyordu kadın, o yüzden o gün de erken bitirmişti dersi. Öğrencileri neşe içinde dağılırken, kuzgun saçlı kadın sessizce odasına çıktı. Mutfaktan bir fincan sıcak su istedi, kendi karışımı olan özel çay yapraklarını sıcak suda dinlenmeye bıraktı. Masanın üzerine koyduğu fincanda çay demlenirken, pencereye yanaşıp dışarıyı ve yağan yağmuru izledi kadın. Yağmur…</p>
<p>“Morrigan, Morrigan, gökkuşağı!” Kuzgun saçlı kadın gözlerini kapadığında bir an Merla’nın sesini duyar gibi oldu, anıların güzelliğiyle mutlu oldu ama anı oldukları gerçeği yüzüne çarpıldığında tekrar sert ifadesine döndü yüzü. İç çekti, fincana uzanırkent pencerenin dışındaki figüre çarptı gözü; beyazlar içerisinde bir kadın?</p>
<p>Gereksiz ve kendinden beklenmeyecek bir heyecanla pencereden dışarıya sarktı camı aralayıp, fakar göz yanılmasından başka bir şey olmadığını anladığında knedi aptallığına güldü. İç çekti, pencereyi kapadı. Kapı tıklandı.</p>
<p>“Girin.”</p>
<p>“Merhaba!” Camy, elinde bir fincan çayla kapıdan içeriye başını uzattı. “Biraz vaktin var mı?”</p>
<p>“Tabiki, gel.” Morrigan çalışma masasının sandalyesini çekip yerleşti. Duvar saatinin tiktakları dışında başka hiçbir ses yoktu Morrigan’ın odasında; ürkütücüydü bu alışkın olmayanlar için ama Morrigan umursamıyordu.</p>
<p>“Kuzey Kenti’ndeki ticari üretim konusunda konuşmak istiyorum seninle.” Camy yanaştı masaya ve kadının karşısına oturdu. Kadın rahatsız bir biçimde iç çekip kaşlarını çattı, “Bu konuları konuşmayı sevmediğimi biliyorsun.”</p>
<p>“Ama konuşulması lazım! Halkının rahatlık ve refahı için.” Camy omuz silkti. “Ben de bayılmıyorum, merak etme. Ama ne yazık ki bu işleri yapmakla zorunluyum.”</p>
<p>Çayından bir yudum masaya geri koydu fincanı Morrigan, sonra ayağa kalkıp pencerenin yanına gitti. “Pekala. Ne istiyorsun?”</p>
<p>“Akıllı beyaz geyiklerinin boynuzları ve kürkleri çok değerli. Bunu kendi yararına kullanmanı isteyecektim.”</p>
<p>“Onları o kadar değerli yapan çok nadir olmaları Camy.”</p>
<p>“Evet ama,” Camy kadının yanına doğru adımını attı, gülümsedi ve fincanı uzattı kadına. “yine de düşün bence.”</p>
<p>Morrigan dalgınca dışarı bakmaya devam etti. “Eğer seni başımdan savacaksa tamam, düşüneceğim.”</p>
<p>Camy neşeyle kıkırdadı. “Teşekkür ederim! Akşam yemeğinde görüşürüz o zaman!”</p>
<p>Morrigan başını salladı, Camy çıkarken arkasından baktı, sonra yorgun olduğunu hissedip yatağa uzandı.</p>
<p>“Morrigan! Morrigan uyan!”</p>
<p>Morrigan gözlerini araladı, bir şimşek odayı bir an için aydınlattı. Kadın başını sallayıp ne olduğunu anlamaya çalıştı.</p>
<p>“Bak! Morrigan bak!”<br />
Kadın gözlerini kısıp etrafa baktı ama karanlıkta bir şey göremedi. Bir şimşek daha odayı aydınlattığında beyaz saçlar seçebildi sadece; bir kuğu?</p>
<p>“Merla?” Morrigan yataktan kalkıp pencerenin yanına gitti.</p>
<p><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/Footsteps_in_the_Hall__by_Lindowyn.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2173" title="_Footsteps_in_the_Hall__by_Lindowyn" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/Footsteps_in_the_Hall__by_Lindowyn-201x300.jpg" alt="" width="201" height="300" /></a>“Morrigan! Bak!” Kapıdan dışarıya koştu küçük ayaklar; 8-10 yaşlarındaydı ona seslenen bu küçük kız. “Gel, Morrigan!”</p>
<p>Kuzgun saçlı kadın kürkünü omuzlarına geçirip asasını aldı ve avluya doğru koşan küçük ayakları takip etti. Bir şeyler yanlıştı ve bunun kaynağını bulmak istiyordu.</p>
<p>“Morrigan! Dışarıda!” Küçük kız sesleniyordu ona avlu kapısından. Daha sonra koşarak dışarı çıktı , koruluğa gitti. “Orda! Orda!” Kadın sessizce onu takip etmeye devam etti. Yağmur hızlanmıştı, karanlık iyice çökmüştü ve tek ışık sıklıkla çakan şimşekti. Her bir şimşekten sonra kulakları sanki gökyüzü yarılıyormuşçasına bir ses dolduruyordu. Kadın bundan hiç rahatsız değildi.</p>
<p>Bu ufak kovalamaca ormanın içindeki korunaklı bir açıklığa kadar sürdü. Ağaçların oluşturduğu çatı bu ufak açıklığı yağmurdan koruyordu, ancak yağmurun sesi hala duyulabiliyordu. Kadın başlığını iterak etrafa baktı; tanıdıktı bırası.</p>
<p>“Hatırlıyor musun? Bak! buradalar hala!” Küçük kız dallardan birinin üzerine eğilmiş bir kuş yuvasına bakıyordu. “Seninle yapmıştık bunu, ufak kuzgun yavrularımız vardı. Daha sonra büyüyüp uçmuşlardı.”</p>
<p>Kadın, acılı bir yüz ifadesiyle kızın yanına gidip yuvaya baktı; küçük yavru kuş kemikleriyle doluydu yuva. İç çekti ve etrafa baktı.</p>
<p>“Bu kadar oyun yeter, Camy, ne istiyorsun?”</p>
<p>Gölgelerin arasından çıktı kumral kadın, yüzü asılmıştı. “Fark edeceğini tahmin etmeliydim.”</p>
<p>“İlk başta neredeyse kanıyordum ama unutuyorsun ki, ben bu çocukça tuzaklara düşmeyecek kadar tecrübeliyim. Ne istiyorsun?”</p>
<p>“İntikam. Güç. Hakimiyet. Aşk.” Gözlerini kırpıştırdı kadın yüzünde sinsi bir gülümsemeyle. “En güçlü olanı ilk indirmenin işlerimi kolaylaştıracağını düşündüm.”</p>
<p>“Kendine ne kadar da güveniyorsun! Biz eşitiz, Camy, çok uzun zaman önce savaştığımızda da görmüştük bunu. Birbirimizi yenmemizin imkanı yok, acısını sadece diğerleri çekiyor.” Yutkundu acıyla. “Başka bir iç savaş daha çıkarmaksa amacın, vazgeç.”</p>
<p>Camy tehditkar bir tavırla kadına doğru yürüdü. “İç savaş çıkarmaya niyetim olduğunu kim söyledi?” Yüzündeki sinsi gülümseme iyice yayılırken pelerinin içinden elini çıkardı; ışıl ışıl parlayan bir kılıçtı bu.</p>
<p>“Kristal kılıç?!” Morrigan geriledi gözlerini kocaman açarak. “Bunu yapmış olamazsın, Kızkardeşler…”</p>
<p>“Ah, kapa çeneni yaşlı kadın, kızkardeşler bunu elleriyle teslim ettiler bana… Ben ellerini bedenlerinden ayırdıktan sonra. Kendi ikizim ihanet etti onlara ve sonra da ben, ona. Gözlerini yuvalarından çıkardım bir bir çünkü bu gözlere tek sahip olan sadece ben olmalıyım!” Bir iki hızlı adım atıp kılıcı savurdu kadına, fakat büyü kalkanı güçlüydü Morrigan’ın. Artık birbirlerine bakarak bir çember şeklinde dönüyorlardı.</p>
<p>“Sen… Ne zaman bu kadar canileştin?” Morrigan’ın üzüntüsü sesinden okunuyordu. “Seni tanıyamıyorum.”</p>
<p>“Beni hiç tanımadın ki?” Camy bir kez daha saldırıya geçti, fakat Morrigan için çok kolaydı savuşturmak. “Hiçbiriniz tanımadınız. Hepinizden daha çok hak ediyorum tahtı! Hepinizden güçlüyüm… Hepinizden kurnaz ve sinsiyim. Bir kraliçede olması gereken özellikler bunlar değil de ne? Söyle bana!”</p>
<p>Morrigan iç çekti. “Ne kadar da yanlış düşünüyorsun… Ve ne kadar da dikkatsizsin…” Gözleri kocaman açıldı Camy’nin şaşkınlıkla ve dengesini kaybedip yere düştü; Morrigan ıslak çimleri dondurmuş, Camy’yi etkisiz hale getirmişti. Ona doğru yürüdü, asasını kaldırdı ve sivri kısmını Camy’nin göğsüne gelecek şekilde nişanladı. “Düş’ün iyiliği için, Anne, beni affet. Sana Hain&#8217;in kanını sunuyorum! Damarlarıma onun gücünü akıt, akıt ki yanlışlarını düzelteyim!”</p>
<p>“Morrigan! Yapma!”</p>
<p>“Merla…?”</p>
<p>Kristal kılıç deşti Morrigan’ın göğsünü ve kadının ağzından kan fışkırdı.</p>
<p>“Asıl dikkatsiz olan sensin, Morrigan.” Diye fısıldadı Camy gülümseyerek. “Sana verdiğim fincanı dudaklarına hiç götürmemeliydin.”</p>
<p>Nası bu kadar aptal olabilirdi? Tekrar insanlara güvenmeye başlayarak ne kadar büyük bir aptallık yapmıştı!</p>
<p>“En güçsüz, en kırılgan olduğun zamanı bulmuşken harekete geçmeliydim tabii ki. Sana bu halisünasyonları gördürecek iksiri hazırlamak zordu, senin kuşkunu çekmeden onu içirmek ise en zor olandı… Fakat bir kere halisünasyonları görmeye başladığında benden şüphelenecektin, En derin iç güdülerinle hareket edecektin ve en sonunda…” Kılıcı çekerek kadının göğsünden kurtardı, boşluğa bakan siyah gözlere dikti yeşil gözlerini. “… bir fırsat yakalayacaktım.”</p>
<div style="text-align: center;">***</div>
<p>&#8220;Kristal Kılıç&#8230; Onu nasıl alabildin&#8230; Kullanamaman gerekirdi onu!&#8221; Kelebek Camy&#8217;nin ellerini ve bileklerini sarmalayan keten bandajları farketti; kurumuş kan lekeleri ile doluydu bandajlar ve bandajların bittiği yerden tenine damar damar yokoluş tırmanıyordu. &#8220;Ellerin o haldeyken kıpırdatamaman gerekirdi! Ben Kristalle o sandığı hazırladığımda&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Günlerce ellerine pansuman yapmam gerekmişti evet. Ve senin rejenerasyon yeteneğin benden güçlü, o halde ben nasıl kullanabiliyorum? Hırs dediğin böyle bir şey olsa gerek.&#8221; Camy&#8217;nin belindeki kristal hançerin üzerinde kurumuş kan lekeleri vardı. Camy&#8217;nin gözleri bir an onun üzerinde gezdi, sonra Kelebek&#8217;e döndü. &#8220;Her gece, bir çizik. Günler sürdü&#8230; Acısına dayanmak, her geçen gün daha fazlasına katlanabilmek için dişimi sıkmayı öğrenmek. Ömrümden ömür yedi ama sen tamamen rahatlayarak zayıflamışken, koynunda beslediğin yılanın farkında değilken, şansımı kaçıramazdım.&#8221;</p>
<p>Kelebek&#8217;in yüzü acıyla çarpıldı; Kristal&#8217;in açtığı yaralar iyileşmiş olsa bile hala derinlerde acısını hissedebiliyordu. Bakışları tekrardan Taht&#8217;ın arkasındaki duvara döndü. “Fark ederlerdi… Morrigan&#8217;ın yokluğunu fark ederlerdi! Kimse etmese Noctua ederdi!” Kelebek haykırdı gözleri yaşlarla dolu bir biçimde; nasıl planlayabilmişti Camy bunu? Nasıl bu kadar kalpsiz olabilmişti?!</p>
<p>“Ederdi… ederlerdi… Eğer tüm cinayetlerimi aynı gün işlemiş olmasaydım.” Camy gülümseyip asasını bir diğer lidere doğrulttu. “En kolayı ise J. Oldu. J. Ve Bülbül.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-01-kuzgunlar-ve-kugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CamaeL &#8211; Benim</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/05/16/camael-benim/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/05/16/camael-benim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 21:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/2010/05/16/camael-benim/</guid>
		<description><![CDATA[Yıkım Serisinin Baş Kahramanı CamaeL'e dair...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Düş Nedir?: <a href="http://dusarsiv.blogspot.com/2010/05/dus-nedir.html">http://dusarsiv.blogspot.com/2010/05/dus-nedir.html</a></em></p>
<p><em>Düş Arşiv: <a href="http://dusarsiv.blogspot.com/">http://dusarsiv.blogspot.com/</a></em></p>
<p><em>Düş: <a href="http://littlewinged.blogspot.com/">http://littlewinged.blogspot.com/</a></em></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><span>Mr. Bungle &#8211; Ars Moriendi</span></span><br />
<a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/The_Gate_of_Slaughter_by_navate.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2171" title="The_Gate_of_Slaughter_by_navate" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/The_Gate_of_Slaughter_by_navate-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a><br />
Hayır, mükemmel değilim. Hiç bir zaman da mükemmel olduğumu idda etmedim, hayır hayır.</p>
<p>Benim mükemmel olduğumu düşünen sizdiniz, zira görmek istediğiniz şeyi seçtiniz bana bakarken. Buzdağının sadece görünen kısmına inandınız, geri kalanını görmezden gelerek.</p>
<p>Yaprakları ipek, kokusu en güzel cennet, renkleri göz alıcı parlak&#8230; Ama unuttunuz güllerin dikenleri olduğunu ve elinie battığında tüm o güzelliği umursamadan yere attınız.</p>
<p>Soldu, kokusu çürümüşlüğe bıraktı kendini ve kurudu.</p>
<p>Öldü.</p>
<p>Mükemmel olmayan bir şeyin mükemmel olduğuna inandığınızda, bir şekilde yüzünüze o şeyin mükemmel olmadığı çarpıldığında, hayal kırıklığına uğrayıp sinirinizi hep o mükemmel olan şeyden çıkardınız.</p>
<p>Nasıl mükemmel olamazdı o! Yalancıymış o! Beklediğiniz gibi değilmiş! Kahrolsunmuş yine duygularınızla oynamış sizin!</p>
<p>Baskı yaptınız.</p>
<p>Şekillendirmeye çalıştınız.</p>
<p>&#8220;Mükemmel olmalısın, çünkü mükemmel olduğuna inanıyoruz!&#8221;</p>
<p>İlk başta işe yaradı, değişti, şekillendi.</p>
<p>Ve sonra mükemmel olan, sadece mükemmel olan kısmını gösterdi size, bastırdı öbür taraflarını.</p>
<p>Günün birinde, eskisinden güçlü bir biçimde ortaya çıkması için ve yavaş yavaş sözleriniz üzerinde etki etmemeye başladı.</p>
<p>Ve siz yürüyüp gitmeyi seçtiniz kabullenmek yerine.</p>
<p>Yaşam ne garip değil mi&#8230;</p>
<p>Başımı yana eğip gülen gözlerle bakıyorum cesetlerinize, kesik kafalarınızı tekmeliyorum kurumuş bahçenin içinde, artık pıhtılaştığı için akamayan kan havuzlarında göbekleri gökyüzüne bakan balıkları izliyorum keyifle.</p>
<p>Dünya artık benim. Sadece benim. Asla sizin olmamalıydı, o yüzden artık sizin olamaz.</p>
<p>Benim.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://3.bp.blogspot.com/_mo8k22AmIZU/S-rJyw-3jWI/AAAAAAAAAZo/j2UbPpsfpM4/s1600/Ankh_by_iceschade.png" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5470406571374120290" class="aligncenter" src="http://3.bp.blogspot.com/_mo8k22AmIZU/S-rJyw-3jWI/AAAAAAAAAZo/j2UbPpsfpM4/s400/Ankh_by_iceschade.png" border="0" alt="" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/05/16/camael-benim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıkım Serisi 00 &#8211; Prolog</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-00-prolog/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-00-prolog/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 21:07:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2155</guid>
		<description><![CDATA[Yıkım Serisinin 1.hikayesi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><em>Düş Nedir?: <a href="http://dusarsiv.blogspot.com/2010/05/dus-nedir.html">http://dusarsiv.blogspot.com/2010/05/dus-nedir.html</a></em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Düş Arşiv: <a href="http://dusarsiv.blogspot.com/">http://dusarsiv.blogspot.com/</a></em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Düş: <a href="http://littlewinged.blogspot.com/">http://littlewinged.blogspot.com/</a></em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/Decomposition_by_PeaceLoveHarmony.jpg"><img class="size-medium wp-image-2167  aligncenter" title="Decomposition_by_PeaceLoveHarmony" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/Decomposition_by_PeaceLoveHarmony-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a></p>
<p style="text-align: center;"><em><span style="font-family: verdana;">&#8220;Zamanı geldi.&#8221;</span></em></p>
<p style="text-align: center;"><em><span style="font-family: verdana;">***<br />
</span></em></p>
<p><span style="font-family: times new roman; font-size: x-small;"><span>Nox Arcana – Citadel of Secrets, Nocturne</span></span></p>
<p>Kelebek’in Çağlayan’ı ziyareti çabucak geçmişti. Sarışın kadının durumu iyiye gidiyordu ve Kraliçe ile yaptıkları konuşma bir nebze olsun içini ferahlatmıştı; çok daha kötü de olabilirdi bu durum. Aklı her ne kadar hala Tılsım’ın nasıl bunu yapabildiğine yatmasa da, bir yandan aynı duruma düşse ne yapardı onu kafasında çeviriyordu. Kafası Düş’ün iç işleriyle uğraşamayacak kadar dolu olduğu için, Leviathan’ın en güzel gemilerinden biriyle dönmeye karar vermişti Kelebek, Kraliçe seve seve karşılamıştı bu isteği. Gemide geçen günler güzeldi; deniz havası, dalgaların sesi, kitap okuyacak ve düşünecek bolca zaman. Kafasını toparlıyor, yenilenmiş hissediyordu kendini.</p>
<p>“Kara göründü!”</p>
<p>Kelebek büyük bir heyecanla kamarasından çıkıp merdivenlere koştu. Adımları hızlıca çıktı merdivenlerden; Düş’ün başkentinin üstünü kaplayan Ağaç’ın yemyeşil yaprakları, mavi gökyüzü, temiz hava ve etrafta işlerine koşan onlarca Düş sakini… Özlemişti bu görüntüyü Kelebek ve kavuşmak için sabırsızlanıyordu. Son adımını attı dışarı ve adaya doğru döndü.</p>
<p>Düş, yanıyordu!<a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/The_Warm_Fire_by_Rhavethstine.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2168" title="The_Warm_Fire_by_Rhavethstine" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/05/The_Warm_Fire_by_Rhavethstine-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a><br />
Fırtına bulutları toplanmıştı başkentin üzerinde; etraftaki yeşil verimli topraklar simsiyah kesmiş ve ölmüştü. Ağaç’ın gökyüzüne uzanan yeşil sürgünleri alevler içinde kalmış, yanmıştı. Şehir bomboştu, en azından görünürde. Ölüm kokuyordu tüm kent.</p>
<p>Gemi sessizce yanaştı Düş kıyılarına. Başı boş bir kayık yavaş yavaş geminin yanından geçerken, Kelebek içinde yatan ceset tepesini fark etti; yüzlerindeki korku ve dehşet ifadeleri öylece kalmıştı. Elini dudaklarına bastırdı Kelebek, gözyaşlarını tutmaya çalışırken.</p>
<p>Neler olmuştu?</p>
<p>Kelebek eşyalarını toparlayıp kaleye doğru yollanırken, Leviathan’ın gemisi Düş sularından ayrıldı; İç savaşa karışamazdı dış müttefikler, bu hep böyle olmuştu ve hep böyle olacaktı.</p>
<p>Ölüm sessizliği kaleye de hakimdi. Bazı odalar hala tütüyor, Düş üzerinden geçen bu yıkım en net biçimde burada okunuyordu. Korku ve üzüntü arasında ikilemde kalan Kelebek, bir yandan çok derin bir öfke duyuyordu; kim yapmıştı bunu? Kimin gücü yeterdi buna? Nasıl bir canilikti bu?! Baltasını sıkı sıkı kavradı elinde ve etraftaki odalara bakarak taht odasına yollandı.</p>
<p>Taht odasına girdiğinde ilk dikkatini çeken şey buranın olduğu gibi korunduğu oldu; hiçbir yanık yoktu. Ağır kadife perdeler sıkı sıkı kapalıydı ve duvarlara asılı peri ışıkları dışında odayı aydınlatan hiçbir şey yoktu. Kelebek elini kaldırıp büyülü bir ışık topunu tavana doğru fırlattığında bir an bir şaşkınlık çığlığı kaçtı ağzından; Düş’ün tüm liderlerinin silahları asılıydı tahtın arkasındaki duvara ve hepsinin yanında liderlerin kazığa geçirilmiş kafaları vardı.</p>
<p>Kelebek’in nefesi kesildi. Gözlerinden yaşlar istemsizce akmaya başlarken, korkunun pompaladığı adrenalin kalp atışlarını hızlandırdı. Geri adım attı birkaç tane ve tek tek Düş’e ilk geldiği günden beri tanıdığı liderlerin artık cansız ve ifadesiz yüzlerie baktı.</p>
<p>Morrigan, Noctua, Kwahu, J. . . ve hatta küçük Bülbül bile! Dizlerinin üzerine düştü Kelebek sarsılarak ağlamaya başlayarak. Nasıl… Nasıl bir güç öldürebilirdi Düş liderlerini?!<br />
Neden sonra durdu. Başını kaldırıp bir daha baktı duvara. Camy… Camy yoktu orada? Korku doldu içine, Neredeydi o? Ya ona da bir şey olmuştuysa? Belki çok geç değildi, belki onu kurtarabilirdi?</p>
<p>“Kurtarmak?”</p>
<p>Tahtın tam karşısında bir merdiven, merdivenin iki yanına doğru yükselen localar vardı ve Ses merdivenlerin en yukarısında duran figürden gelmişti. Kelebek gözlerini kırpıştırarak seçmeye çalıştı oradaki figürü. Beline kadar uzanan kumral sarı saçları, ağır gümüş zırhı ve tek elinde çok rahat tuttuğu bir asası olan biriydi bu. Asa biçimsizdi; sanki ateşte kalıp şekli bozulmuş bir metal parçasıymış gibi. Zincirlerle süslüydü asa ve her yerinden sarkıyordu. Zincirlerin ucunda ise renk renk saç tutamları asılıydı; liderlerden kesilmiş saç tutamlarıydı bunlar. Kelebek’in gözleri asanın üzerinde duraksadı ve dua etti görmemek için ama oradaydı; Camy’nin ankh mührü. Kumral saçlı kadın merdivenden inmeye başladı; öbür elinde uzun bakır saçlı birinin kafasını tutuyordu.</p>
<p>“Kimden kurtaracaksın beni, Kelebek?” Camy gülümsedi ve merdivenlerin yarısına geldiğinde durdu.</p>
<p>“Sen… sen…” Kelebek şimşek çarpmışa döndü, geriledi, tahtın önündeki merdivenlere çöktü. “Hayır, hayır buna inanmıyorum.” Acı dolu bir çığlık yükseldi boğazından; Camy’nin tek bir el hareketiyle serbest bıraktığı bir büyüydü bu. Acı hissediyordu. Rüya değildi.</p>
<p>“Uzun zamandır bu günü bekliyordum. Sen gelene kadar koleksiyonumu genişlettim biraz, nasıl? Beğendin mi?” Bak, bu da çok nadide bir parça.” Elindeki kafayı fırlattı Kelebek’in ayaklarının dibine. KaraToprak’ın Kızkardeşiydi bu, Kelebek’in ikizi olan. “Son bir çabası Ağaç’ın, kendini kurtarmak için tekrar can verdi ölü sürgününe, ama en güçlü sürgünlerini bile yorulmadan kesmişken… Sadece dokunmam yetti onu öldürmek için. “ Omuzlarını silkti.</p>
<p>“Bunu nasıl yaparsın… Nasıl yaparsın?!”</p>
<p>“Çok kolay.” Camy asasını ileri doğru uzattı yavaşça ve Morrigan’ın kafasını gösterdi. “Belki de içlerinde beni en zorlayan o oldu…”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/05/16/yikim-serisi-00-prolog/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dergâh</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/04/19/dergah/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/04/19/dergah/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 20:21:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=2018</guid>
		<description><![CDATA[Genç kadın şalına sarınarak kapının önüne çıktı. Ayakkabılarını giydi yavaşça ve tedirgince etrafı süzdü. Kapıyı arkasından çekti, küçük ama hızlı adımlarla sokağa çıktı. Üzerinde en sevdiği çiçekli elbisesi vardı; yeni yıkanmış ve güzelce ütülenmişti. Kınalı saçlarını gevşekçe bağlamış, bir eşarpla başını örtmüştü. Saçından birkaç perçem kurtulmuş, o başını çevirip etrafa bakındıkça uçuşuyordu.
Küçük adımları birkaç sokak sonra pazaryerine yöneldi. Pazaryerinden geçti, ilerledi, ilerledi. Medreseyi geçti, gene etrafına bakındı. Derin bir iç çekerek sokağı döndü ve demir kapıyı çaldı. Kapıyı beyazlar içerisinde bir adam açtı.
“Nasıl yardımcı olabilirim sana bacım?” diye sordu adam, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genç kadın şalına sarınarak kapının önüne çıktı. Ayakkabılarını giydi yavaşça ve tedirgince etrafı süzdü. Kapıyı arkasından çekti, küçük ama hızlı adımlarla sokağa çıktı. Üzerinde en sevdiği çiçekli elbisesi vardı; yeni yıkanmış ve güzelce ütülenmişti. Kınalı saçlarını gevşekçe bağlamış, bir eşarpla başını örtmüştü. Saçından birkaç perçem kurtulmuş, o başını çevirip etrafa bakındıkça uçuşuyordu.</p>
<p>Küçük adımları birkaç sokak sonra pazaryerine yöneldi. Pazaryerinden geçti, ilerledi, ilerledi. Medreseyi geçti, gene etrafına bakındı. Derin bir iç çekerek sokağı döndü ve demir kapıyı çaldı. Kapıyı beyazlar içerisinde bir adam açtı.</p>
<p>“Nasıl yardımcı olabilirim sana bacım?” diye sordu adam, yüzünde huzurlu bir gülümsemeyle.</p>
<p>“Görücünün yardımına ihtiyacım var efendi.” Dedi kadın çekingence, gözlerini kaçırıp yere baktı. “Bir kabus gördüm.”</p>
<p>“Korkma bacım, içeri buyur.” Adam kenara çekilip kadını içeri buyur etti, kadın çekingence attı adımını içeri ve arkasından kapı kapandı. Adam ellerini önünde kavuşturup yürümeye başladı, kadını içeriye, avluya götürdü.</p>
<p>Avlu taştandı. Beyaz, kireçlenmiş duvarlara yeşil sarmaşıklar sarılmıştı. Birkaç ufak saksıda çeşitli bitkiler yetişiyor, ortadaki ufak bir su çanağı avluyu serin ve ferah tutuyordu. Kadın kenardaki gölgeliğe çöktü, adamın ona ikram ettiği buz gibi suyu kana kana içti. Bir yarısı neden geldiği için içini kemirtiyor, öbür tarafı ise gelmiş olmanın ferahlığı ile huzur buluyordu.</p>
<p>“Gel bacım,” Çok bir zaman geçmemişti ki adam içerden çıkıp kadına seslendi. Kadın bir an heyecanla doldu. Adamı takip etti yine ve kabul odasına geçti.</p>
<p>Çok geniş ve gösterişli olmayan bir odaydı bu. Ufak bir pencereden giren ışık odayı aydınlatıyordu. Orta boylu, saçları oldukça dökülmüş, kalan saçları da ara ara beyazlamış fakat genç duran bir adam oturuyordu yerdeki döşekte. Önündeki sinide bir sürahi su, iki de bardak vardı. Başıyla buyur etti kadını içeri ve kadın yavaşça oturdu adamın karşısına.</p>
<p>“Hoş geldin kardeş.”</p>
<p>“Hoş bulduk.” Kadın duraksadı, zorlukla yutkundu. En sonunda konuşabilecek kadar cesaretini topladı. “Bir kabus gördüm.”</p>
<p>“Anlat lütfen.”</p>
<p>“Evimde, odamda bir işle uğraşıyorum. Arkamda bir ayna var. Bir an gözüm aynaya kayıyor ve aynadaki yansımamın farklı şeyler yaptığını görüyorum. Korkuyorum fakat gidemiyorum. Bir an kendi kendime bir güç geliyor ve ‘Çık!’ diyorum ‘Odadan çık!’. Koşuyorum, kapıdan geçiyorum ve uzun, ince bir koridorda buluyorum kendimi. Yansımam ise tam karşımda, yüzünde bir sırıtışla bana bakıyor.” Kadın bir an adamın yüzüne kaldırdı bakışlarını, tepkisini merak ettiği için, ama adam tepkisizdi. “Yaklaşıyoruz, konuşuyoruz ama ne konuştuğumuzu anımsamıyorum. Sadece ‘Senin sen olmadığını biliyordum!’ kaldı aklımda… Sonra, bir boşluğunu yakalayıp kapıya koşuyorum ama cüppeli insanlar giriyor bir anda içeri ve beni tutuyorlar kollarımdan ve belimden. ‘Ölümün benim değil, en yakınının elinden olacak.’ Diyor biri ve uyanıyorum.”</p>
<p>Adam gözlerini kapattı bir an ve önündeki su bardağına dikti açtığında. Uzun bir süre düşündükten sonra başını kaldırdı, kadına çevirdi gözlerini. “Aslında çok basit.”</p>
<p>“Nedir?” dedi kadın endişeli bir sesle.</p>
<p>“Yapmak istediklerin ve yaptıkların, o an doğru olanlar ve asıl aklında düşündüklerin bir çatışma içerisindeler. Bazı şeyler senin kontrolünden çıkmış.”</p>
<p>“Nasıl yani?” Kadın ilişkiyi kuramamıştı.</p>
<p>“Bir sen varsın, odanda iş yapan, bir de aynadaki sen, başka işlerle uğraşan. Yaptıklarınla düşündüklerin arasındaki çatışma bu. Çatışma kötü bir şey değildir ama eğer çok büyür ve güçlenirse iki zıt taraf da, çarpışmadan sonraki yıkım da o kadar büyük olur.”</p>
<p>Kadın hala anlamamış bakışlarla süzüyordu adamı.</p>
<p>“Kadere inanır mısın, kardeş?” diye sordu adam.</p>
<p>“E…evet?” kadın şüpheci bir şekilde kaşlarını çattı.</p>
<p>“Kader 4 büyük fazdan oluşur; Kimin çocuğusun? Kiminle evlendin? Kaç çocuğun oldu? Ne zaman öldün? Bu dördü dışında başka hiçbir şey yazılı değildir alnında. İlk başta doğarsın, bir sen vardır, ailen büyütür, öğretir sana ne yapman gerektiğini. Bunu yap, onu yapma diyerek, kendi doğru bildiklerini öğretirler sana. Dolayısıyla ailenin seni vardır. Zaman geçer. Arkadaşların olur. Onlar seni kabul etsin diye bir sen daha varolur içinde. Zaman geçer, aşık olursun. Seni beğensin o diye, bir ben daha yaratırsın kendi içinde. Evlenirsin, yarım dünya olur, hamile kalırsın. Çocuğun doğduğunda ne yapacağını bilemez, kendi bildiklerini çocuğuna aktarır, anne olursun. Bir anne sen vardır şimdi de. Zaman geçer yine, yaşadığını yaşamış, ölümü bekleyen sen varolur bu sefer. Söyle bana, kaç tane sen vardır içinde?”</p>
<p>Kadın şaşkın bakışlarla gözlerini kocaman açtı.</p>
<p>“Zaman zaman istemediğin şeyleri yaparsın ama yapmama özgürlüğüne sahipsindir. Kontrol hep senin elindedir. Birinin söylediği bir şey hoşuna gitmez ama sana öğretilen kurallar kötü bir şey söylemene engel olur. O zaman ayaklarını kullan ve dön git. Ellerin var, bir hareket eyle. Karşındakinin üzerinde bu kontrolü sağlamasına izin verirsen, o rüyandaki kollar gibi tutar seni o görünmez bağlar, yerinde kalırsın. İçindeki çatışmalar güçlenir gün geçtikçe. Sen, inandığın sen olmazsın. Gün gelir, o kadar büyür ki çatışma, böyle kabuslarda kendini belli eder, seni uyarır.”</p>
<p>Kadının gözleri doldu, adam bir mendil çıkarıp uzattı kadına. Yüzünde huzurlu bir gülümseme vardı, sol kulağındaki gümüş küpenin parıltısı çarptı bir an kadının gözüne. Gözlerini sildi hafifçe ve o da gülümsedi.</p>
<p>“Şimdi anlıyorum. Ben… çok teşekkür ederim.”</p>
<p>Adam sadece başını sallayarak kadının teşekkürlerini kabul etti, sudan ikram etti. Kadın kibarca sudan içti, toparlandı, bir kere daha teşekkürlerini sundu ve evine dönmek için tekrardan yola çıktı sarınarak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/04/19/dergah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÖSS (veya adı her neyse) Öğrencileri ve öğrenci velilerine açık mektup.</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/03/28/oss-veya-adi-her-neyse-ogrencileri-ve-ogrenci-velilerine-acik-mektup/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/03/28/oss-veya-adi-her-neyse-ogrencileri-ve-ogrenci-velilerine-acik-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Mar 2010 15:16:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=1961</guid>
		<description><![CDATA[İstenmeyen bir bölümü okumanın insan üzerine etkileri sonucu bir öfke boşalması yazısı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/03/Stress_by_LightsShadow08481.jpg"><img class="size-medium wp-image-1960  aligncenter" title="Stress_by_LightsShadow0848" src="http://beneaththeground.org/wp-content/uploads/2010/03/Stress_by_LightsShadow08481-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Tercih günü gelip çattığında lütfen çocuğunuza karışmayın.</p>
<p>&#8220;Ay oğlum/kızım o şey de meslek mi, adam gibi şunu bunu oku, onu da yanında hobi olarak yaparsın&#8221; demeyin, öyle de düşünmeyin. Çocuğunuzu 7 yıllık bir işkenceye mahkum etmeyin!</p>
<p>Öğrenci arkadaşlar, ciddi anlamda oturun ne istediğinizi düşünün ve bu istediğiniz için herşeyi yapar mısınız ona karar verin. &#8220;Ay ailem böyle istedi buna gireyim, yanında şu istediğim şeyi de yaparım&#8221; diye kendinizi kandırmayın. &#8220;Ay diplomam olsun da, diğerine de vakit ayırırım&#8221; da koca bir yalan. Gerçekten istediğiniz şeyi bulun! Rastgele girdiğiniz bölüm ilk iki yıl kolay ve eğlenceli gelebilir, ama zaman geçtikçe iki ucu boklu değnek olacak o elinizde patlayacak; bir yandan bırakmak isteyeceksiniz yapamayacağınızı anlayıp, diğer yandan 2-3 yıllık emeğinizi çöpe atmaya kıyamayacaksınız.</p>
<p>Kıvranıp işkence çekeceksiniz.</p>
<p>O yüzden, tercih yaparken üzerinde uzun uzun düşünün. Ne yapmak istediğinize karar verin. &#8220;Puanım tutuyor diye girdim&#8221; cilik yapmayın, çünkü hayalleriniz ve isteklerinizi öldürmekten başka bir şey yapmıyor o.</p>
<p>Tecrübeyle sabittir.</p>
<p>Depresif Rose-chan&#8217;ın insanlara okul bıraktıran konuşmasını okudunuz.</p>
<p>Sevgiler.</p>
<p>~ Rose</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/03/28/oss-veya-adi-her-neyse-ogrencileri-ve-ogrenci-velilerine-acik-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rosemary &#8211; V &#8211; V</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-v-v/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-v-v/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 14:29:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=1802</guid>
		<description><![CDATA[Rosemary'nin geçmişine devam ediyoruz! Kızımız artık 16 yaşında.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><span><span style="font-family: verdana;">En sonunda sadece 3 kişi kalana kadar, her ay ikişer ikişer götürdüler çocukluğumu paylaştığım kızları. Bulunduğumuz malikhanedeki kilisenin yapımı bitmiş, ben artık orada görev yapmaktaydım. Kalan boş vakitlerimi bahçe ile uğraşarak ya da Efendi Aaron&#8217;un bana getirdiği kitapları okuyarak geçiriyordum. Zaman zaman birdenden yanımda bitiyor, bana benim hakkımda sorular soruyor, düşünceli bir biçimde başını salladıktan sonra iyi günler dileyip gidiyordu.</p>
<p>Aradan iki yıl geçti, ben artık 16 yaşındaydım. Efendiler bize iyi bakıyorlardı. Hiçbir eksiğimiz olmuyordu, her şey kaliteliydi. Efendi Aaron bana zaten bildiğim italyanca ve ingilizcenin yanı sıra, ispanyolca, fransızca, latince ve rusça da öğretmeye başlamıştı. Sürekli değişik kitaplar getiriyor, bana düşünmem ve yorumlamam için konular veriyordu. Düzenli olarak çevredeki korulukta yürüyüşe çıkıyorduk; bana çevrede olanları, tarihi anlatıyor, düşünmem için ödev verdiği konuları uzun uzun tartışıyorduk. Bu saatleri iple çekiyor, bir yandan bu hissettiğim zevkten utanıyordum; çünkü başrahibenin verdiği vaazlardan hatırlıyordum kavuşmak için yanıp tutuşacağım tek varlık Tanrı olmalıydı.</p>
<p>Ilık yaz günlerinin birinde malikhanede yemeğe davet edildim. Bu alışılmadık bir durumdu tabii fakat anladığıma göre Efendi Aaron&#8217;un özel isteğiydi. Sevinmiştim. Ama bir yandan da içim içimi yiyordu heyecandan; nasıl görünüyordum acaba&#8230; Davranışlarım uygun muydu? Yanımda bir şey götürmeli miydim? Neden beni çağırmışlardı ki?</p>
<p>Davetin olduğu gece temiz kıyafetlerimi giyinip bahçedeki en güzel çiçeklerden hazırladığım buketi aldım ve malikhaneye gittim. Oda arkadaşım olan kızkardeşlerin gözlerindeki kıskançlığı okuyabildiysem de zihnimde gerilere attım o bakışlar ve geceye odaklandım.</p>
<p>Kapının önüne geldiğimde elimi kaldırdım kapıyı çalmak için ama elim daha kapıya temas etmeden kapı kahya tarafından açıldı. Adam başıyla selamladı beni, elimdeki buketi aldı ve içeri buyur etti beni. Yavaşça ve dikkatlice içeri adım attım; efendi Aaron merdivenlerin yanında durmuş, bana bakıyordu. Gülümsedi. Gülümsedim. Kolunu uzattı bana, hafifçe elimi koyarak beni yönlendirmesine izin verdim.</p>
<p>Beyaz badanalı, yüksek tavanlı ve ferahtı malikhanenin içi. Duvarlar büyük tuvallerle doluydu, koridorun iki yanında ise saksı bitkileri ve değişik heykeller, vazolar, metal süsler diziliydi. Benim büyük bir merakla etrafı incelediğimi gören efendi Aaron hafifçe güldü. Utanarak gözlerimi yere çevirdim. Bu tepkime daha fazla güldü.</p>
<p>&#8220;Rahat ol.&#8221; dedi güven verici bir sesle. Beni kendine çevirdi, saçlarımı gizleyen başlığı kavradı elleri ve çıkardı. Bir eliyle onu tutarken, diğeri saç tokamı kavradı, tek bir hareketle onu da çıkarıp saçlarımı dağıttı. &#8220;Böylesi daha iyi.&#8221; dedi yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Ben ise gözlerimi kaçırdım tekrardan, sıcak basmıştı ve utançtan kıpkırmızı kesildiğime emindim. Bu onu eğlendiriyormuş gibi görünüyordu.</p>
<p>Sonra yine koluna girmemi istedi ve beni çift kanatlı kocaman bir kapının önüne getirdi. &#8220;Ailenin kalanıyla tanışmak için hazır mısın?&#8221;</p>
<p>Algılayamamış bir surat ifadesiyle başımı çevirip efendi Aaron&#8217;a baktım, ama o tek eliyle kapıyı iterek açtı ve beni içeri sürükledi.</p>
<p></span></span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-v-v/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rosemary &#8211; V &#8211; IV</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-v-iv/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-v-iv/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 14:28:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=1800</guid>
		<description><![CDATA[Rosemary'nin geçmişine devam.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="font-family: verdana;">Çok geçmeden varmıştık kalacağımız yere. Gerçekten de şehirden ve medeniyetten uzak bir yerdi burası. Etrafta beyefendinin malikhanesi dışında orada kalan hizmetçilerin evleri, bir kaç tane de çiftlik vardı. Anlaşılan yiyecekleri kendileri üretiyor, zorunlu olunmadıkça şehre inilmiyordu. İlk başta garip geldi bu bana; geceleri gizli gizli okuduğum kitaplarda hep balolar, davetler olurdu ama şehrin bu kadar uzağında kalırken, nasıl katılınabilirdi ki böyle etkinliklere? Hoş, tabii ki insanların zevkleri farklı olabilirdi ama bunları düşünürken 14 yaşında, ömrü boyunca manastırdan çıkmamış bir kızdım.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Arabalardan indirildiğimizde güneş batmak üzereydi. Çok fazla olmayan bir kaç parça eşyamız dağıtıldı bize ve efendiler bizi hizmetçilere emanet edip odalarına çekildiler. Henüz inşa halindeki kiliseyi görebiliyordum; çok fazla bir işi kalmamış gibi görünüyordu. Pencereleri oraya bakan genişçe 3 oda verildi bize; her odada 5 kişi kalacaktık. Yatakları paylaştık, eşyalarımızı yerleştirdik, hizmetçilerle beraber akşam yemeğimizi yedikten sonra her geceki dualarımızı ederek ibadetlerimizi yerine getirdik. Gece uykusu rahatsızdı. Yeni ve yabancı bir yer olduğu içindir düşündüm.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Bu rahat ve yeni yaşantımız iki hafta kadar sürdü. Beyefendiler bu iki haftanın sonuna kadar bir daha görünmedi. Geldikleri gün oda arkadaşım olan iki rahibeyi malikhaneye davet ettiler; anlaşılan beyefendilerden en yaşlı olanı kendi topraklarına götürecekti onları. Manastıra geldikleri gün beni bileğimden yakalayan genç efendi de oradaydı. Ben o sırada çiçeklerin bakımı ile uğraşıyor, zaman geçirmek için oyalanıyordum. Bakışlarımı kaçırarak işime döndüm fakat onun bana doğru yürüdüğünü hissedebiliyordum.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;Adını söyle bana.&#8221; dedi kollarını göğsünde kavuşturarak.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Adımı söyledim. Bir an, sadece ufak bir an yüzüne baktığımda dudaklarının tatminsizlikle gerildiğini, kaşlarının çatıldığını gördüm.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;Ben Efendi Aaron&#8217;um. Ben ve ailemin topraklarında kurduğumuz kilisede hizmet vermenizi rica ediyorum sizden kızkardeş.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Başımı salladım çekingence. Güldü. Adımı sorması gerçekten hoştu, ki bence muhtemelen o ilk günden beri adımı biliyordu, bunun ne kadar önemli olduğunu çok sonradan fark edecek ve yıllar içinde kendi adımı unutacak ve onun bana verdiği adı kullanacaktım.</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-v-iv/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rosemary &#8211; &#8220;. . . Ve şimdi..&#8221;</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-ve-simdi/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-ve-simdi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 14:27:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=1798</guid>
		<description><![CDATA[Rosemary'nin modern zamanlardaki kısmı devam ediyor. Kadın kimi arıyor? Kiminle konuşuyor?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="font-family: verdana;">&#8220;&#8230; Ve şimdi hava durumu!&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Kızıl saçlı kadın battaniyesine sarınıp televizyonun kumandasına uzandı, yüzünde hayal kırıklığı içeren bir ifadeyle televizyonu kapattı, arkasını yaslanıp gözlerini kapadı. Haberlerde gene ilgisini çekebilecek bir şey yoktu. Hiç bir şey olmuyordu bugünlerde, klasik cinayetler, felaket haberleri, politika, kriz. . . Hayır, hayır, daha pes edemezdi.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;Raven, kitaplarımı getir.&#8221; diye seslendi. &#8220;El aynam ve tarağımı da.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Bütün bunların yanısıra, bir bardak tarçınlı sıcak çikolata getirmişti adam. Mary kitaplardan birini aralayarak kaldığı yeri aranırken, Raven gümüş tarağı alarak sahibesinin saçlarını taramaya başlamıştı.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;Yeni kitaplarım ne zaman gelecek?&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;Kargoya verilmiş, hanımım. En geç yarın elinize ulaşır.&#8221;</span></p>
<p><span> Durgunlaştı. </span><span style="font-family: verdana;">&#8220;Buradan çok sıkıldım. Hiçbir şey yok. Onun burada olduğuna dair en ufak bir ip ucu bile yok.&#8221;"Raven, akşam yemeği için balık istiyorum.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;Bunun için çarşıya inmam gerek hanımım.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;O zaman acele et ve çarşıya in.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;Peki hanımım.&#8221; Adam itaatkar bir biçimde tarağı kadının yanına bıraktı, eksik bir şey var mı diye kontrol etti, ceketini alarak evden dışarı çıktı. Kafasında kullanacağı baharatları kurmaya başlamıştı bile&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">O dışarı çıktığında Mary ayağa kalkıp çalışma masasına doğru yürüdü. Kilitli çekmeceyi açarak içinden deri kaplı defterini çıkardı, sayfaları karıştırmaya başladı; çok eski bir defterdi bu, eğer bulunsa belki incelemek için tarihçilerin elinden kaparak alacakları bir defter. Viktoryan döneminden kalma, eski ingilizce ile yazılmış, tarihi birinci gözden anlatan bir defter. . .</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">&#8220;Yıllardır izini bulamadın onun, şimdi nasıl bulmayı düşünüyorsun?&#8221; &#8220;Mutlaka bir iz bırakmış olmalı.&#8221; &#8220;Hem bulsan ne yapacaksın ki?&#8221; &#8220;Bana yaptığını tersine çevirmesini isteyeceğim.&#8221; &#8220;Bunun için benimle de konuşabilirsin.&#8221; &#8220;Seninle pazarlığımız bitti. Ben sana borçlu çıktım.&#8221; &#8220;Evet, ve sanırım bu yüzden bir daha benle pazarlığa oturmak istemiyorsun&#8230;&#8221; &#8220;Çünkü bir işe yaramayacağını biliyorum.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Sayfaların birinde durdu; siyah beyaz, eski bir fotoğraf iliştirilmişti bu sayfaya. Heyecanla karalanmış bir kaç cümle karalanmıştı, ama o kadar titrek bir eldi ki yazan, okunamıyordu artık geçen zamanın verdiği zarar da hesaba katılınca. Kadının bakımlı parmakları fotoğraftaki yüzün üzerinde gezdi. </span></p>
<p><span style="font-family: times new roman; font-size: small;">&#8220;</span><span style="font-family: verdana;"><span style="font-family: times new roman; font-size: small;">lo amerò sempre, mi&#8217;amante&#8221;</span></span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/02/08/rosemary-ve-simdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rosemary &#8211; V &#8211; III</title>
		<link>http://beneaththeground.org/2010/02/04/rosemary-v-iii/</link>
		<comments>http://beneaththeground.org/2010/02/04/rosemary-v-iii/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 16:17:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Roselyn</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://beneaththeground.org/?p=1754</guid>
		<description><![CDATA[Rosemary'nin geçmişi, 3. bölüm. Siyahlı beyefendiler isteklerini açıklıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><span><span style="font-family: verdana;">Beyfendiler manastırımızda bir buçuk hafta kaldılar. Yatakhane binamızın batı kanadı, sadece onların için ayrılmıştı. Yemekleri özel olarak odalarına gidiyor, gün içinde rahatsız edilmek istemiyorlardı. Batı kanadına izinsiz girmemiz yasaktı. Geceleri garip seslerin geldiğini duyar gibi olur korkardım ama, aldırış etmezdim; baş rahibenin bir bildiği olmalıydı.</span></span></em></p>
<p><em>Bir buçuk haftanın sonunda beyfendiler baş rahibeye bir liste verdiler. Anlaşılan tüm vakitlerinde rahibeleri incelemişler, uygun adayların bir listesini çıkarmışlardı. Tam iki düzineydi, bir de şaşırtıcı bir şekilde ben. O gece tüm eşyalarımızı, ki aslında bir çift kıyafet dışında özel eşya bulundurulmamıza izin verilmiyordu, toparlayıp vedalarımızı etmemiz istendi; İngiltere&#8217;ye gidiyorduk ve muhtemelen geri dönmemiz zor olacaktı. Benim için dert değildi; akrabam olmadığı için herhangi bir yeri evim olarak kabul etmek kolaydı. Bağ kurmamak gerektiğini küçük yaşta zor bir yoldan öğrenmiştim.</em></p>
<p><em>Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Herkes heyecanlıydı; kurulacak yeni bir kilise için seçilmek! Benim için hava değişiminden öte bir şey değildi bu yolculuk; ana vatanımın yakınına gidiyordum. Kim bilir, belki yeterince dua edersem oraları tekrar görebilirdim bir gün? Onun dışında ne yiyeceklerdi acaba, hava nasıl olacaktı? Orada nasıl davranacaktı bizlere?</em></p>
<p><em>Uzun süren bir yolculuktan sonra Londra&#8217;ya vardık. Beyfendilerden altı tanesi bizden ayrıldı, kalanlar ise bizi yeniden toparlayıp arabalara bindirdiler. Anlaşılan şehrin uzağında, kırsalda bir yerde efendilerden birinin toprağı vardı ve oradaki kilisede görevli olacaktık. Bir an garipsedim bu durumu; 25 rahibe gerçekten gerekli miydi ufak bir kırsal kilisesi için?</em></p>
<p><em>Şu an düşünüyorum da, keşke daha derin düşünseymişim; o zaman belki olacakları engelleyebilirdim.<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://beneaththeground.org/2010/02/04/rosemary-v-iii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

