Merhaba.
Blogumun tasarımını oluşturdum. Her ne kadar görmeyecek olsa da, tasarım şablonunu yaratan Arcsin‘e (Thanks mate!) teşekkürler. Umarım urban/grunge tarzımı seversiniz.
Bunlar da bittikten sonra, sanırım yazı yazmaya başlamanın zamanı geldi.
Son günlerde sabah 6 öğlen 5 yapmaktan tamamen düzenim kaydı. Bağımlılıklar, hastalıklar ve sorumsuzluklar uç sınırlara vardı. Ayrılmak, uzaklaşmak istiyorum ama başaramıyorum. Yapmam gereken şeyleri, harcadığım vakti hatırladıkça geriliyorum. Öyle geriliyorum ki, tırnaklarımı yiyorum. Sonra yüzüme dokunuyor oyunlar, muhabbet programları, forumlar, siteler… Eli bir annenin, bir sevgilinin eli gibi. Yumuşak, uyutucu, rahatlatıcı… Yanağımı okşuyor, beni çağırıyor. Ben de dinliyorum, dalıyorum girdabın içine. Kurtulmak için boğuluyorum.
Deliriyorum evet. Kimse bunun farkında değil.
Bu yüzden yaz tatillerini artık hiç sevmiyorum. Eskiden yaz tatilleri benim için bir eğlenceydi. Ama artık değil. Bu girdapla savaşmak ve tatil bitince ondan çıkmaya zorlanmak beni çok yoruyor, dinlendirmenin aksine. Elimden hiçbir şey gelmiyor. Kursağımda bir şey var, göğsüme birileri oturuyor sanki.
İşin kötüsü, bloglarında bir sürü sorunu olduğunu yazıp dikkat çekmeye çalışan ergen/emo bir gencin parmaklarının hareketlerinden oluşmuyor bu kelimeler. Keşke dışarı çıkıp arkadaşlarıyla her türlü pisliği yapan, garip görünüşüyle sokaklarda gezen sağlıklı bir gencin kelimeleri olsaydı bunlar. Ne acı ve boğucu ki, değiller. Bir delinin yakarışları demek daha doğru belki de.
Eskiden “Gündüzleri deli, geceleri bilimadamı” idim. Artık hep deliyim. En üzücüsü de bu belki de.
Üstüne üstlük, bugün nedense son birkaç gündür yazı yazarken kelimeleri atladığımı farkettim. BtG forumunda yazdıklarımı okurken gördüm bunu. Üç farklı mesajda kelimeleri atlamışım. “Senin açından daha kolay” yerine “Senin daha kolay” yazmışım mesela. Hatta az önce de “Gündüzleri, geceleri bilimadamı” yazdığımı farkettim ve düzelttim.
Hep yorgun hissediyorum kendimi. Eskiden hissettiğim, ancak sene içinde biraz olsun pençesinden kurtulduğum o “karaltı”, o “kasvet” üstüme yine çökmüş gibi.
Her gece sözlerle uyuyorum kendime verdiğim. Her sabah (ya da akşam mı demeliyim) ise hiçbirini gerçekleştirecek cesarete sahip olmayarak kalkıyorum yataktan.
Deliriyorum evet. Kimse bunun farkında değil.