The Tone Rebellion

Balıkesir yolculuğum geçen Pazar günü sona erdi. “Eve bir dönsem, yapacağım şeylerin haddi hesabı yok!” sözü de kapıdan girmemle unutuldu herhalde. Bilgisayar bağımlılığının had safhaya ulaştığı, uyku düzenimin değişip sağlığımın bozulmaya başladığı şu günlerdeki sıkıntım beni yiyip bitiriyor.

Son birkaç gündür 1997 çıkışlı bir oyun olan The Tone Rebellion’a sardırdım. Yıllar önce bir arkadaşımdan aldığım toplu warez CD’sinden yüklediğim oyun, o zamandan beri kalbimde özel bir yer bırakmıştır. O zamanlar tam olarak ne olduğunu anlayamadığım bu oyunu yıllar boyunca aradım. Fazla popüler olamamış oyunlardan biri olduğu için bulmak da oldukça zor oldu. Neyse ki bundan birkaç ay önce arayışlarım başarıya ulaştı ve oyunu edindim. Yüklemiş olmama rağmen fazla ilgilenemediğim oyunun hakkını şu son birkaç günde verdim.

The Tone Rebellion, bildiğimiz strateji oyunlarına kıyasla oldukça değişik bir oyun. Kendine bir has havası, arabirimi, savaş ve yönetim şekli ve her şeyden önemlisi harika bir müziğe sahip. Kolay beğenen birisi olmadığımdan dolayı, müziğin harikalığından emin olabilirsiniz. Arkada elli defa tekrar etse bile fark ettirmeyen, hiç sıkmayan bir müziğe sahip bu oyun.

Oyunun konusundan basitçe bahsedeyim. Evrenin derinliklerinde üzerinde yaşam bulunan bir ada bulunmaktadır. Uçucu ismi verilen bu yaratıklar kendi halinde yaşamaktadır. Bir gün, önceleri gölgelerde saklanan zayıf bir yaratık olan Leviathan, adadakilere yaşam veren Tone’u emerek güçlenir ve baş kaldırır. Uçucular ile Leviathan büyük bir savaş çıkar. Bu savaşın sonunda ada parçalanır ve parçalar dağılır. Sağ kalan Uçucular adanın parçalanması sırasında dörde ayrılıp kaçarlar ve saklanırlar. Ada parçalandıktan sonra derin bir uykuya dalan Uçucular, zamanla değişirler. Leviathan zaferi kazanmıştır. Ve bir gün, Uçucular uyanır.

Oyuna dört tane kabileyi seçerek başlıyoruz (Tark, Zygon, Cephean, Dyla). Her biri bir alemi temsil eden (Fiziksel, Doğaüstü, Ruhsal, Doğal) bu kabilelerden birini seçtikten sonra zorluk ve oyunun büyüklüğünü yani ada sayısını seçerek oyuna başlıyoruz. Bize verilen bina kurma yerlerine daha önceden kurduğumuz Yapı Tone’u üreticileri sayesinde bina kurarak yavaş yavaş ilerliyoruz. Bir süre sonra Leviathan bizim bulunduğumuz adada yayılmaya başlıyor ve havuzları ele geçirmeye çalışıyor. Onu engellemek için Dojolar kurarak savaşçılar yetiştirip karşı koyuyoruz. Eğer sahip olduğumuz son havuzu da kaybedersek (ve herhangi bir savaşçımız yoksa) oyunu kaybediyoruz.


Kendi adamızı Leviathan’ın yaratıklarından temizledikten sonra, bulduğumuz anahtarları kurarak diğer adalara yollanıyor ve buraları da temizliyoruz. Bu işlem sırasında bulduğumuz kalıntıları yerlerine koyarak adalardaki önemli yapıları eski hallerine çeviriyoruz. Her düzelttiğimiz binadan sonra kaybolan erdemlerden birini geri kazanıyoruz. Oyunu kazanmak için gerekliliğinin dışında, bu erdemler bize askerlerimizi güçlendirmek gibi çeşitli faydalar da sağlayabiliyorlar.

En son, adaların merkezindeki Friid’e gidip oradakileri de temizledikten sonra, Leviathan’ın koyduğu, eskiden sahip olduğumuz erdemlerin terslerini ifade eden sütunları erdemlerin gerçeklerini kullanarak bir bir yıktıktan sonra adayı kurtarıyoruz.

Oyun bundan ibaret. Kulağa her ne kadar kolay gelse de, zorluk seviyesini arttırdıkça işler oldukça zorlaşıyor. Bazı alemler, diğerlerine baskın. Örneğin Fiziksel alem, Doğaüstü alemin yaratıklarına karşı inanılmaz etkili savaşıyor, ancak Doğal alemde yaşayan yaratıklara karşı neredeyse hiçbir şey yapamıyor. Bu denge, düşük zorluk seviyelerinde pek belli olmasa da, yüksek zorlukta oldukça belirgin bir hale gelmeye başlıyor. Bu ilişkiyi hatırlamak için en kolay yöntem, sol alttaki görüntüyü kullanmak. Her alem, saat yönündeki bir sonraki aleme karşı güçlü, bir önceki aleme karşı ise zayıf. Karşılıklı alemler olduğunda ise baskınlık aradaki göstergenin bir tarafa yakınlığı ile ölçülüyor: Karşılıklı alemler sırayla baskın hale geliyorlar.

Oyunun çeşitli kusurları da var tabii. Her şeyden önce, yapay zeka kolay zorluk seviyelerinde oldukça zayıf. Yüksek zorluk seviyelerinde ise Leviathan’ın bariz bir üstünlüğü var, ancak bu kaliteli yapay zekadan değil, Leviathan’ın daha güçlü olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca diğer kabileler oynamıyor. Çeşitli hilelere başvurup, Leviathan onları ele geçirmeden önce baskın yaparak bir kabileyi kurtarabiliyorsunuz; ancak herhangi bir şekilde gelişmiyor, sadece uçuşuyorlar. Tabii buna en iyi çözüm ise, bir iki arkadaşınız ile oynamak. Ancak burada da sorun, oyun diğer oyunlardan epey farklı olduğu için oynayacak oyuncu bulmakta zorluk çekmeniz. Neyse ki benim durumumda her türlü oyunu beraber oynayabildiğimiz ablam yanımdaydı.

Bir başka sıkıntı ise, oyunda klavye kısayollarının gerçekten çok kısıtlı tutulmuş olması. Yüksek zorluk seviyelerinde Leviathan’ın hamlelerine karşı koymak, sadece fare kullanarak kesinlikle mümkün değil. Yapımcı bir iki yama çıkarmış olmasına rağmen neden Dojolar için herhangi bir klavye kısayolu koymamış, anlayamıyorum. Sahip olduğunuz hemen hemen tek kısayol tuş grubu; 1, 2 ve 3. Bu tuşlar da Dojo listesini değiştirmeye yarıyor. Eğer Dojoları seçmek isterseniz, yine fareyle tıklamaca oynayacaksınız demektir. Ancak buna bir çözüm ürettim. (bkz. yazının sonu)

Son olarak da, bir iki yamadan sonra hala mevcut olan böcekler. Oyunun sonunda, sütunları yıkarken bazen çeşitli sorunlar çıkabiliyor ve masaüstüne atılabiliyorsunuz. Özellikle son sütunu yıkıp oyunu kazanmak üzereyken böyle bir sorun çıkınca oldukça sinir bozucu olabiliyor. Ancak günümüz Electronic Arts oyunlarından birkaç kat daha sağlam denilebilir.

Bu kusurlarına rağmen The Tone Rebellion, bence oynanması gereken bir oyun. Eğer garip oyunları seviyorsanız, kesinlikle kaçırmamalısınız. Sırf müziği için bile oynanabilir.

Kısayollar için ürettiğim çözüme gelince. AutoHotkey isimli güzel yazılımın sayesinde sıklıkla kullandığımız tüm fare işlemlerini klavyeye atamayı başardım. Yazılım sayesinde yaptığım ufak programcığın yaptığı şey, ekranda sabit olan noktalara göremeyeceğimiz kadar hızlıca tıklamak ve fareyi eski yerine getirmek. Böylece yazılım, size sanki oyunun kendisi tuşlara sahipmiş hissini verecek kadar etkili bir çözüm sunuyor.

Yaptığım tuşlar ise şöyle:

1-9: 1, 2, 3 tuşlarını kendi işlevlerinden alarak onlara farklı işlevler verdim. Artık Starcraft ve türevi oyunlardaki gibi çalışıyorlar. 1 tuşu, 1. Dojo’yu seçiyor. 4 tuşu ise 4. Dojo’yu, yani ikinci bölümün birinci dojosunu.

“: Bu tuşu, savaşçılara üsse dönmeleri emrini vermek için kullandım. 1″2″3″4″5″ gibi hızlıca basarak savaşçılarınızı hızlıca Dojolarına yollayabilirsiniz.

Tab: Bu tuşu, bina yıkma emrini vermek üzere atadım. Kendi Tone yayıcılarınızı yıkmak için kullanabilirsiniz.

Nümerik klavyedeki 4, 5, 6, +, 1, 2, 3 ve Enter: Bu tuşları büyücü Dojo’sundaki büyüleri kullanmak için ayarladım. (Diğer Dojolar seçiliyken basarsanız, program ekrandaki belirli yerlere tıkladığı için farklı tepkiler alırsınız.)

F1: Adalar haritasını açar.

Bu tuşları kullanmamın sebebi, programın oyun sırasındaki yazışmaları engellememesini sağlamak.

Buradan çekebilirsiniz.

Son olarak, eğer oyun size çok yavaş geliyorsa, sayısal klavyeden Ctrl + yapmanın dışında, oyun klasörünün içindeki Float.cfg’deki frame_limit 20 satırını frame_limit 50 gibi bir değere ayarlayarak oyunu hızlandırabilirsiniz. Aynı şeyi çoklu oyunculu oyunlarda yapmak istiyorsanız, aynı değişikliği Multi.cfg’de yapmanız yeterli olacaktır. Ancak sanırım herkesin aynı ayarı kullanması gerekiyor.

İyi oyunlar.

 

No Responses to “The Tone Rebellion” (post new)

 

Leave a Reply