Sehnsucht

Bu sabah yola çıkmadan önce biraz vakit geçirmek için girdiğim Wikipedia’da çok ilginç bir maddeyle karşılaştım. İngilizce Wikipedia’da Almanca başlıklı bir madde görmem beni şaşırttı. “Acaba neymiş bu?” diyerek tıkladığım bir şey, uzun, çok uzun zamandır hissettiğim bir hissin adını öğretti bana.

Sehnsucht… Nasıl okunduğunu bile tam olarak bilmediğim bu kelime Almanca’da “özlem” ve “eksikliği yoğun olarak hissedilen şey” anlamına geliyormuş. Ama basit bir özlem değil bu. Genelde hiç var olmayan bir yere, bir şeye duyulan bir özlem söz konusu olduğunda kullanılırmış bu söz; ve bunu yaşayanlar bazen neye özlem duyduklarından bile haberdar değillermiş.

“Bazen uzaktaki bir diyara özlem olarak kendisini gösterir, fakat bu diyar tanımlayabildiğimiz bir yer değildir. Üstelik, bu özlem duyulan yer bize çok tanıdıktır ve bizim için ‘ev’ gibidir.”

Hayır, sandığınız gibi “Alıp başını gitme” türü bir his değil bu. Daha önce yazdığım yazılardan birinde bahsettiğim, o “akıntının içinde durma” anlarında iyice ortaya çıkan zamansız bir duygu, aksine. Mutluluk, sıkıntı, aşk, nefret, dinginlik, öfke gibi geçici desenlere kesinlikle bağlı değil.

Arkadaşım Oğuz’dan ödünç aldığım Şibumi isimli kitabın ana kahramanı Nicholai Hel’in “derinleştiğinde” gittiği o çayır gibi bir yer… Dünya üzerinde ayak basılamayacak, sadece uçsuz bucaksız kırlarda, uçurumların kenarlarında bir gölgesi, bir yansıması görülebilecek bir yer…

Sadece bir yer de değil; en azından benim için. Aynı zamanda bir “benlik” bu. Durağanlığın, zamansızlığın algısının sınırsız olduğu, bu algıyla beraber sonsuz özgürlüğün -gerçek özgürlüğün- hissedilebildiği bir nokta. Ineffable, yani tarifsiz…

Bir gün kalkın, hiç kimsenin sizi rahatsız edemeyeceği bir yere gidin ve arkanızda yapmanız gereken işler bırakmayın. Sadece yarım saat boyunca bulutlara bakın. İster oturun, ister ayakta olun, ister yere yatın, fark etmez; sadece bulutlara bakın. Ne demek istediğimi belki o zaman anlarsınız.

 

3 Responses to “Sehnsucht” (post new)

  1.  

    her şey tamam da, niye deli diye tagledin olm ahah.

    alman romantik edebiyatında baya işlenmiş bi olay ayrıca bu, zamanında okurduk baya. ordaki motiflere, düşüncelere başka bir dilde, başka bir edebiyatta da rastlamadım. hasret-özlem anlamına gelen basit bir kelimenin çevrilmeden, almanca olarak, alman edebiyatında içine katılmış anlamlarla kullanılmasının sebebi de bu olsa gerek.

    kesin bir bilgim olmasa da, bir tek alman edebiyatında yaşanmış bir edebi dönem bu sanırım, en azından bu şekilde. diğer romantik akımlar benlikle, varlıkla, hayat görüşüyle, felsefeyle, bu kadar uğraşmıyor, çok daha yüzeysel kalıyorlar gördüğüm kadarıyla. dolayısıyla tavsiye ederim, bu dönemin yazarları, yazdıkları ilgini çekebilir.

    hatırladığım bi novalis vardı, bi de eichendorff. biraz baktım sağa sola mesela şurda söylenen yazarlar da aynı kafadan
    http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=die blaue blume
    ki blaue blume de zaten baya önemli bir romantik dönem motifi falan filan.

    okunuşu zeynzuğht gibi bişi bu arada (hehe gören de şakır şakır almanca konuşuyorum falan sanıcak)

  2.  

    Mutlaka bakarım.

    Ben de “se(y)insuht” gibi bir şey tahmin ediyordum, yaklaşmışım.

  3.  

    Şu Almanlar’ın daha anlaşılabilir bir dilleri olsaydı da keşke bizler de okuyabilseydik o güzel eserleri asıllarından. Kelimenin okunuşu ise şöyle (Anubis yaklaşmış baya) /zeenzuht/ =) [z'ler s gibi, s'ler z gibi]

Leave a Reply