Diğer
Piyano çalışmaktan başparmaklarımın tırnakları ve bileklerim ağrıdığı için bugünlük fazla çalışmama kararı vermiştim ve yerde sırtımı yatağın kenarına vermiş oturuyor, karşımdaki gardrobun beyaz kapısına boş boş bakıyordum. Birden istemsiz bir şekilde “durdum” yine. Her şeyin o geçiciliğini hissettim, zamansızlığın algısı sardı beni. Ve düşündüm; şu an tozlu odasında kendi kendine çalan, usta sayılabilecek ama istemediği için ünlü olmamış yaşlı bir piyanist olabilirdim. Ne bileyim, Afrika’da ailesinin geçimini sağlamaya çalışan önemsiz bir balıkçı olabilirdim ya da Çin’de yaşıtlarına fark atmak ve hayatını iyi kılabilmek için gecesini gündüzüne katan sıradan bir genç veya onların deyimiyle bir “küçük imparator” olabilirdim. İlk çağlarda bir köle, orta çağda bir haçlı şövalyesi olabilirdim. Kimbilir, belki de üçüncü dünya savaşında istemeyerek yer alan bir asker olabilirdim.
Sadece bununla da sınırlı değil, bir ayağı sakat bir kedi olabilirdim mesela. Bir papatya da olabilirdim.
Ne ilginç.
En sevmediğim şey ise, ne zaman buna benzer bir şey yaşasam yazmak için elime kağıt ve kalem veya klavye aldığımda o hissi çoktan kaybetmiş oluyorum ve ortaya da gördüğünüz ucuz edebiyat ürünleri çıkıyor.
Bir noktaya dakikalarca boş boş bakabilme yeteneğini de kazandım. Eh, çok kalmadı herhalde.