Yorgun
Bugün mikrokontrolör almak için babam ile dışarı çıktım. Hem zaman daha hızlı geçer hem dışarı çok odaklanmadan işimi halledebilirim hem de babamın pazarlık yeteneğinden yararlanırım diye gittik babamla. Dışarı çıkmayı pek sevmiyorum, çünkü görmek istemediğim şeyleri görüyorum ve bu da beni çok yoruyor.
Gerçi göreceğimi yine gördüm ve yeterince midem bulandı. Hiçbir şey farketmedi.
Bir şey almak için bir yerde dikildiğimiz sırada bankta oturan bir adam gördüm. Başını öne eğmiş ve kambur bir biçimde oturduğunu gördüm. Gözlerimi odaklayarak daha dikkatli baktığımda elinde içinde sarımsı bir madde olan bir torba olduğunu, bu torbayı ise yüzüne ağzını ve burnunu kapatacak şekilde tuttuğunu gördüm. Derin derin soluyordu. Görüntünün ne olduğunu anladığımda içimde kabaran karışık duygulardan dolayı başımı çevirdim ve önüme baktım. Kısa bir süre sonra oradan ayrılırken bir daha döndüm ve banktaki kişiyle göz göze geldik. Artık torbadaki maddeyi solumuyordu. Esmer yüzü inanılmaz derecede kızardığından koyu kırmızı bir renk almıştı. Faltaşı gibi açılmış, ifadesiz ya da benim bilmediğim bir şeyi ifade eden kahverengi bakışlarla bana bakıyordu ama beni görüp algılamış olduğundan o kadar da emin değilim. Öne doğru garip bir şekilde eğilmişti: Hani çizgi filmlerde güzel yemeğin kokusunu alan karakterler burunlarını öne uzatıp kokuyu takip etmeye, ardından da o kokunun etkisiyle uçmaya başlarlar ya, aynı onun gibi bir duruştu bu da. Biraz uzamış sakalları, otuza dayanan yaşı nedeniyle oturmuş yüzünü çevrelemişti.
İki saniyeden uzun bir bakışmanın başıma bela açacağını bildiğimden midir, yoksa artık daha fazla dayanamamdan mıdır bilmem, başımı çevirdim ve yürümeye başladım.
Az ötede karşıdan üç tane türbanlı kadın geliyordu. Kabaran bir kedi gibi omuzlarını yukarı çekmişlerdi ve etrafı kötü bakışlarla süzüyorlardı. Bir tanesiyle kısa bir süreliğine göz göze geldik.
Yürürken yanımdan geçen insanların yüzlerindeki ifadelere baktım. Hemen hemen hiçbirinin yüzünde bir anlam yoktu ve yüzlerinde anlam olan azınlığın çoğunda da kötü bir ifade vardı. Yanımdan üç tane genç küfürlü futbol muhabbeti yaparak geçtiler. Babam bir şey anlatıyordu ama dinlemedim hiç.
Metroya gittik. O zamana kadar gülüyor olan ben, kısa süre içerisinde gördüklerim ve algıladıklarımla bir anda farklı bir ruh haline girdim.
Tren geldiğinde yanımdan bir adam sanki zorlamazsa onu almayacaklarmış gibi bana sürüne sürüne, beni ite ite geçti kapıdan. Yüzüne pis pis baktım ama o bakmadı. Ardından beyaz, uzun saçlı, top sakallı, zayıf ve yaşını tam olarak kestiremediğim entel bozması bir adam bindi trene. İki kolunun altında da birer ergen kız vardı, sanıyorum ki en çok on sekiz yaşındalardı. Gözlemlemeye ve aralarındaki ilişkinin ne gibi bir şey olduğunu çözmeye çalıştım. Yakın akraba değillerdi, birbirlerine hiç benzemiyorlardı. Konuşma tarzları da birbirlerine benzemiyordu ve aralarındaki konuşma konuları da pek akrabalar arasında olabilecek türden değildi. Gözlemimi biraz daha dikkatli yapınca adamın kızlara olan uzun fiziksel teması ve bu fiziksel temasın olduğu noktalar aklıma çok daha kötü ve mide bulandırıcı şeyler getirmeye başladı. Daha ne kadar dayanabileceğimi düşünürken ineceğimiz istasyona geldik ve trenden atladım.
Şu an kendimi yorgun hissediyorum ve bu yazıyı da kafamı önümdeki müzik klavyesine koyarak yazıyorum.
Ya çok para kazanıp bir köşkte tek başına yaşayan, hakkında vampir dedikoduları çıkarılan eski kontlar gibi olacağım ya da Mars görevine gönüllü astronot olacağım. Fiziksel testlerden geçebileceğimi bilsem, düşünürüm gerçekten.
Bir alternatif daha var tabii.