Vuu epey zamandır yazmıyormuşum, neler oldu bitti bir özet geçeyim, ardından bir hayalimi anlatacağım. Hayal kurmak dayanma gücü veriyor bana hep, seviyorum o yüzden.
İnternette bazı değişikliklere gittim, BtG’nin aylık yayınını artık yapmıyorum. Benden başkası da devralmadığı için sadece netten devam ediyoruz (gezegen devam ediyor daha doğrusu). Ekşi Sözlük’teki ayaklanmadan sonra sevdiğim yazarlar bırakınca ben de gaza gelip hesabımı sildim, pişman da değilim açıkçası. Onun yerine yeni bir blog açtım, fikirlerimden oluşacak bir blog. Başka bir nickle açtım bu blogu yalnız, beni sosyal medyalardan takip edenler ulaşabilir zaten. Buradan merak eden olursa da link için mail atabilir bana.
Bu fazlalıklardan kurtulmak iyi geldi epey. Heyecan vermemeye başlamışlardı çünkü, o zaman yüke dönüşüyorlar. Şimdi kafam daha rahat, daha az yazıyorum belki ama daha çok okumaya verdim kendimi. Çınarcıkta tüm yazı, lise dersleri + okuma + çizim ve hat ile geçirdim diyebilirim (lise 1 bitti sayılır bu arada, 3 dersim kaldı bir).
Gelelim hayalime. Bugün bahçede kitap okurken daha da gerçeğe yakınmış gibi kurguladım kafamda. İstanbul’da denize yakın, bahçe içinde ufak iki katlı bir evim olsun. Alt katını dükkan olarak kullanayım, üstü de evim olsun. İki bölmeli olsun bu giriş katı. Bir tarafında benim hat tablolarım dursun (olmamış tablolar ahahah), bu kısmın ön tarafında da gelen müdavim ve dostlarımın rahatça kitap okudukları, kahve içtikleri bir yer olsun (sessiz, sakin). Günlük olarak bir pasta, biraz börek olsun, gelenlere kahve veya çayla bunlar ikram edilsin. İşte orada ayrıca günlük olarak arkadaşlarla ders de yapalım, belli bir saatimiz olsun mesela.
Diğer kısım ise benim atolyem olsun. Orada bir kaç öğrencim de olsun, ders vereyim (hat). Ben de kimi zaman gelenlerle ilgilenerek kimi zamanda atolyede çalışarak geçireyim zamanımı işte. Bir de bahçemde salıncak da olacak tabii.
Herhalde böyle bir hayali pek çok kimse kuruyordur. Gerçekleşmesi de epey zor aslında ama olsun, ben kafamda kurgulayınca da güzel oluyor kesinlikle :)
Posted in Kişisel | 3 Comments »
Bloguma hep kişisel şeyler atıyorum ya, http://beneaththeground.org/2011/05/25/kaynana/ bu yazımı koyayım bir de dedim. Kaynana hakkındaki düşüncelerimin toplamı işte.
Posted in Karışık | No Comments »
İnternetle alakalı olanlar biliyordur, Btk 22 Ağustos’ta filtre uygulamalı paketler çıkaracak. Bunu ve yasakları protesto için günlerdir bugüne hazırlık yapılıyordu. Benim de gitmem şüpheliydi, katılan kitlenin bana giyimimden ötürü laf edebileceğini düşünmüştüm (hem de evden dikkat çekmek istemiyordum). Hatta vicdani red için yapılan açıklamalara katılacaktım. Ama sonra müsait oldum birden, şeytan dürttü ve gideyim dedim de keşke dürtmeyeydi.
Alana gittiğimde zaten tanıdık birini göremedim, ben de araya kaynayayım diye ortadan daldım. Yanımda duran insancıklar epey bir baktı, bir tanesi dayanamadı ve bombacı mısın sen dedi, hey Allah’ım. Kötü kötü bakmaya devam edince oradakiler, yahu ayna dedim kendime, başına bir iş gelecek git buradan. Öyle ayrıldım zaten ama sinirim ve üzüntüm geçmedi hala.
Niye geçmedi peki, böyle atılan laflara pek alışkınımdır oysa. Geçmedi çünkü ben bu ülkedeki gençlerin artık kafalarındaki zorlama imajları silmelerini ve cidden düşünen, yüreğiyle hareket eden insanları olmasını istiyorum. Böyleleriyle, böyle bir eylemde karşılaşmak sorun. Çünkü oradakiler özgürlüğü savunan insanlar, başkalarını taciz ederek mi olacak özgürlük? Kafalardaki kalıbı yıkamadıktan sonra sansür karşıtlığı, özgürlük ne işimize yarayacak?
Münferit olay belki ama bugün herkes katılım yoğunluğuyla havalara uçup bu anı katılımın ne kadar yüksek olduğu ile hatırlarken ben bana yapılan hakaretle hatırlayacağım. Umarım bir gün özgürlük istediğimizde bunun ne anlama geldiğini hepimiz farkedebiliriz ve öyle yürüyüşler yapabiliriz (yürüyüşte böyle düşünmeyenleri tenzih ederim bla bla bla, yazmama gerek yok aslında).
Posted in Kişisel | 4 Comments »
Bugün babam dedemden, yani babasından bahsederken hacı diye bahsediyordu, sonra aklıma geldi. Bizim sülalede (annemle babam da dayı hala çocukları olduğu için) bir kişinin arkasından konuşulurken hep lakapla konuşulur. Köyümüze mi has bilmem ama aklıma gelenleri yazayım şimdi.
Şişman amcam için palamut (bazen kaplama), kızıl sakallı amcam için mor sakal (ahah mor köyde kızıl anlamına geliyor herhalde), büyük halam için kro, küçük halam için paçi, benim için çinya (genelde evin küçük kızı için bu ikisi kullanılır zaten), anneannem için şüşüka, dayım için peltek, kısa boylu biri varsa onun için götü yere yakın kullanılır genelde. Başka lakaplar da var, mesela kakur, toklu, klika vs. Annem babama kızdığında dibo der mesela (bunların manasını bilmiyorum, sorduklarım da çok bilmiyor aslında). Yani kısacası birisinin arkasından gıybet edilmek istendi mi buna benzer lakaplar takılıyor genelde. Kişinin annesi, babası filan da farketmiyor, onun arkasından böyle lakapla konuşuyor. Ne garip yahu ahaha.
Posted in Kişisel | No Comments »
Btg editör yazılarını biraz blog havasında yazıyorum ya, buraya da hiçten uğrama gereği duymamaya başladım. Esasında biraz daha özel bir blog açtım kendime ama, kendime bile itiraf edemeyeceğim şeyleri yazamadğım için boş boş duruyor.
2011 yılına ilk girerken ki zaten bir gün evvelsi de yeni yaşımdı, pek mutsuzdum. Aslında umutsuzdum, zaten umutsuz olunca mutsuz oluyorum ki karamsar bir karaktere sahip olduğum için genelde umutsuz oluyorum. Ama sonra Arap devrimleri paldır küldür başladı. Bir şeylere biraz daha inanmaya başladım o günlerde, tabi karamsarlığın belirgin özelliği peşimi bırakır mı? Yapıştı sağolsun.
Eskiden karamsar olduğumu da kabullenmezdim ben. Gerçekçi bakıyorum diye övünürdüm aileme karşı hem. Ama şimdi farkediyorum bu özelliğimi. Hatayı farketmek de yolun yarısıymış ya, biraz umut zerketmeye çalışıyorum o yüzden bünyeme. Bu yılın ana teması bu olmalı.
***
Bugün saçımı kestirdim. Aslında erkek saçı gibi kısacık yaptırmak istiyordum ama sonra yaşın 30′lara dayandı mı yaparsın öyle dedim kendi kendime. Yaşını başını almış kadınlarda kesinlikle uzun saçı sevmiyorum zira. Buna bağlı olarak saçımı aşama aşama kısaltıyorum zaten hehe.
Bu yıl aslında insanlarla kavga yapmayı öğrenmem lazım. Yani bir tek annemle kavga edebiliyorum ben, başka kimseyle kişisel bir sebep yüzünden kavga edemiyorum. Zaten o aşamaya varacak bir insan ilişkisine de girmiyorum hiç. Ancak siyasi bir şey tartışıyorum o kadar. Keşke sinirlendiğim insanlara sinirlendiğimi gösterebilsem.
***
Hat dersim bu aralar iyi gidiyor. Harf aşamasını bitirdim, artık cümle yazıyorum. Bu da geçtiğim ilk cümleli ders:

Bundan bir sonraki dersimi de ilk gösterişte geçtim. Sülüs hattında ilk defa ilk gösterişte geçtiğim için pek bir sevindim aslında.
***
Son olarak, çatı katı odam epey güzel oldu. Kütüphanem oldu baştan aşağı üç bölmeli, bir de camsız 3 rafım. Ama üç koli kitap da ayırdım ve birilerine de vermedim. Çünkü ben daha evvel okusam da şimdi faydasız görüyorum onları, kötü kitaplar. Başkalarının zamanlarını ziyan etmelerine gerek yok diye düşündüm.
Posted in Karışık | 8 Comments »
Ben bu vatanı, bir kiraz ağacı gölgesi ve bir kadın memesine satarım.
Demiş ya Ahmet Altan. Ben de erkek olsun kadın olsun farketmez, güzel ve samimi bir şekilde gülen herhangi bir insana satabilirim. Hele bu tanıdığımsa dünya olsa satarım herhalde. Çünkü gülen insanları izlemek, onlara bakmak ve incelemek çok mutlu ediyor beni. Umarım herkes içten gülebileceği bir hayatı yaşayabilir şu dünyada ki, ben de mutlu olabileyim.
Posted in Kişisel | 3 Comments »
Cancağızım şurada mimlemiş beni. Geri kalır mıyım, ben de yapayım mimi hemen:
*Garip takıntıları olabilen biriyim, bir de bu zamanla değişir mesela. Çocukken düğmelerden ve saçlı bebeklerden nefret edermişim, bu yüzden keltoş bebek aldırmışım bizimkilere zorla. Düğmeleri hala daha sevmem, bu yüzden kıyafetlerimde mümkün olduğu kadar düğmesiz şekilleri seçerim. Şimdilerde en çok takıntılı olduğum şey, temizlik bezleridir. Mesela yırtılmış bir bezle, süngerle iş yapamam kesinlikle. Hatta bezim bana özel olursa daha rahat temizlik yapabiliyorum.
*Parfüm kokusu sevmem kesinlikle. En sevdiğim kokularsa, benzin, tiner, boya (su bazlı olanları değil, onlar çok kötü kokuyorlar ya), oje, çakmak gazı, egsoz dumanı vs. (abim de sever bunları. Yine küçükken keşke benzin deposunun içine düşsek diye geçirirdik benzin istasyonundan geçerken). Hatta, yolda giderken güzel bir boya veya egzoz kokusu burnuma gelmişken, parfüm şişesini üzerine boşaltmış birinin geçmesi tüm zevkimi altüst eder. Çok kızdırır hatta beni. Doğal olarak da ıhlamur ve hanımeli ağacının kokusuna bayılırım.
*İnternette bir tartışmada beni gördüyseniz çok sakin bir şekilde tartıştığımı ve sakin bir yapıya sahip olduğumu düşünebilirsiniz. Ama gerçek hayatta o kadar da soğukkanlı değilimdir, tartışırken de heyecanlanır veya öfkelenirim bu yüzden (internette yazarken kendimi daha kontrol edebildiğim için öfkemi de dengede tutabiliyorum). Yine de zaman geçtikçe sanırım daha sakin bir şekilde tartışıyorum.
*Yüksek sesli bir yerde uyuyabilirim ama ışıklı bir ortamda uyuyamam kesinlikle. Bir de gayrı ihtiyari uykuya daldığım çok çok nadirdir. Ömrümde 1-2 defa olmuştur sadece. Yani kitap okurken gözlerim kapanmaya başlamışsa kalkar, ışığı kapatır öyle uyurum.
Aklıma bunlar geldi ancak. Mimlediklerim ise, Anubisfremen, Aranel, Erengy, Kabraxis, Lord_Duxus, Yahuda, Ragnor, Sophia. İsterlerse yazsınlar tabi :)
Posted in Mim | 9 Comments »
Son yazımdan bu yana epey geçmiş ama zaten çok güncel bir blog tutmuyordum bildiğiniz gibi. Her zamanki halim yani. Neler olmuş bitmiş son zamanlarda yazayım, çünkü baya doluyum sanırım.
*Son yazımda evin tadilatta olduğunu söylemiştim ya. İşte yeni bitti daha o tadilat ve benim odam çatı katına taşındığı için sıfırdan dolap ve kütüphane yaptırmam gerekiyor. Ancak ailemin parası tadilata gittiği için başım kel kaldı açıkçası. Sonuçta zorlayabilmeye de yüzüm yetmiyor ama bakalım ne zaman düzene gireceğim. Bu arada filmlerde oluyor ya böyle çatı arasında bir yatak, bir iki kutu filan. Hoş da görünüyor filmlerde ama bendeki öyle olmuyor maalesef. Çünkü çok karışıyor dolap olmayınca :/
*Ben daha düzenimi oturtamamışken bir olay da kurstan çıktı. Bu yıl evlenen bir hoca var, o evlilik hazırlıkları yaptığı için kurbana kadar idaretimlik grubu bana kaldı. Tefsir vermem gerekiyormuş ve her gün 4-5 sayfa olmalıymış. Bu haberi duyduğumda üzüldüm çünkü aynı kursta fıkıh ve siyer derslerine, farklı bir kursta da başka bir fıkıh dersine giriyorum. Ama hiç biri tefsir kadar vakit almıyor, çünkü toy olduğum bir alan (tefsir vermeyi istiyorum ama her gün çok fazla). 2 sayfayı yapmak için 3 saatim gitti geçen gün. Bir de her gün olması çok kötü, çünkü iki haftada bir cumartesi günü öğlene kadar da gitmem gerekecek. Haftada en sevdiği gün cumartesi olan benim için üzücü bu ama inşallah kurbandan sonra düzelecek. Eğer düzelmezse de ben itiraz edeceğim.
Bu kadar mızmızlandım ama üç aylık bir tatilin rehaveti de ancak böyle giderdi zaten.
*Hat dersime kayıt oldum yeni yıl için, dersimi de gösterdim (kaldım tabi ki). Özlemişim çok, herhalde en sevdiğim ders bu.
*Açık ilköğretimi bitiriyorum kasım ayında inşallah. Zaten bir matematik bir de ingilizce dersi kalmıştı. Sonrasında Mart ayında açık liseye gideceğim sanırım. Ama tanıştığım bir kaç kız açık lisede sınav yerinde bazen hocaların kıyafet sorunu yaptıklarını söyledi. Bakalım ne olacak.
*Annemle alışveriş yapmaktan nefret ederim. Çok kararsız olduğu için epey bir inceler ve çok vakit alır. Ama dün basiretim bağlandı ve abim, annem ben çıktık alışverişe. İlk Cevahir’e gittik, annem bir işini halletti, yemek yedik. Sonra annem banyo için bir şeyler alacak diye başka bir mağazaya gitti (cevahir dışında). Sonra Çağlayan’a geçtik kapı kolu almak için. İkindi namazı geçiyordu orada bir camide namaz kıldık, sonra kahrolası (çünkü çok kalabalık!) ikea’ya gittik. Orada annem sağolsun 3 saat rahat gitti ve kasaya geldiiik. Önümüzdeki kızların işi uzun sürdü epey, ödemede bir sıkıntıları oldu sanırım. Bu sefer annem onlara söylenmeye başladı, o söylenince içime de bir kurt düştü şimdi bizim alışveriş ödemesinde de bir problem çıkmasın diye. Cidden de ödeme yaparken annemin kartının limiti dolduğu için kaldık öyle ortada ve fena şekilde rezil olduk. Etme bulma dünyası işte, annemin söylendiği durum ona ne kadar uzak geliyordu, oysa beş dakika sonra daha beteri başına geldi. Bu da ona ders oldu sanırım, bana da ders oldu; bir daha annemle alışverişe gitmemem gerektiğine dair.
Posted in Kişisel | 14 Comments »
Bazı deyimlerimiz çok güzel karşılıyor hissettiklerimizi, “burnunda tütmek”. Cidden kelimelere döktüğümde en güzel bu deyim karşılıyor özlemin bana hissettirdiklerini. Güzel bir duygu lakin uzak kalındığında beliriveriyor özlem sadece.
Bu yıl abim evlenecek diye alt katı ona daire yapmaya karar vermişti ailem, bu yüzden tadilata girmiştik (hoş abimin de işi bozuldu ama devam ettiler), evde tadilat içinde yaşadık iki ay. Hatta çatımızın ve kapımızın açık olduğu günler de oldu. Artık o raddeye geldi ki evde yaşayabilmek mümkün olmadı, bu yüzden Çınarcık’ta zorunlu ve erken bir tatile girdim (Mayıs sonu itibarıyla). Talebelerime başka hoca vekalet etse de aklım onlarda kalmıştı. Öyle özledim ki, bugün sabah sürpriz yaparak görmeye gittim onları, iyi ki de gitmişim. Onlar da beni çok özlemiş, hem benim gözlerim hem onların gözleri parıldadı birbirimizi gördüğümüzde (o kadar ki halam kıskandı beni :).
Yalnız bir başkaymış hoca sevgisi. Kendi yaşıtındaki kişileri evladın gibi seviyorsun; özlem duyuyorsun. Başlarına bir şey gelmesi, incinmeleri aynı kendin gibi canını yakıyor. Garip ama bir o kadar gerçek ve güzel. İşin başka güzel tarafı okuttuğum yerde benim de hocalarım var, onlar da çok özlemiş beni. Hasret giderdik hepsiyle :)
Sadece özlemin ne olduğunu değil; sevmek ve sevilmenin de ne kadar güzel olduğunu unutmuşum. Bugün sayesinde bir daha hatırladım, hayatta sahip olduğum en güzel şeylerden biriymiş bu. Bunu buraya yazıyorum ki ileride de kıymetini bileyim, bir daha unutmayayım.
Posted in Kişisel | 2 Comments »
Bazen aileme kızıp kızmama arasında uzun süre geçiriyorum. Hayallerimin önüne set çekebildikleri için kızıyorum ama bir yandan da hayatta her istediğimi elde edemeyeceğimi en acımasızından öğretebildikleri için de minnet mi duysam diyorum! Beni fazla gözetlediklerini düşünüp kızmak istiyorum ama sorumluluğum altındaki kişilere karşı nasıl tutucu olduğumu görünce kızamıyorum. Ve en çok da bu yüzden anne olmak istemiyorum. Zira biliyorum ki ben babama benzeyeceğim ve çocuğuma devamlı bir sınır çizeceğim. O da soracak bana, bu kadar kısıtlamak istiyordun da neden beni dünyaya getirmek için uğraştın? Bu yüzden yemin edeceğim neredeyse anne olmamam lazım diye, çünkü güvenmiyorum kendime. Çünkü ben bir yandan özgürlük isterken bunu çocuklarımdan esirgeyecek birisine dönüşmek istemiyorum. Çünkü kimseye tahakküm etmek istemiyorum. Bu yüzden bir gün uzlete çekileceğim hatta.
Aileme kızıyorum belki ama esas sorun bende diye kızamıyorum da. Belki de her şey gibi bu da bir bahanemdir işte, belki de aslında bende var olan şey korkaklıktır?
Posted in Kişisel | 27 Comments »