Limonlu kek

Evet, Tuana ustadan (!) yemek tarifleri bölümüne hoş geldiniz. Efendim bendeniz Tuana, bundan sonra istediğiniz yemeklerin tariflerini ince detaylarıyla birlikte buraya yazmaya çalışacağım.
İlk tarifimiz limonlu kek, kendisini çok seven Night Eagle’a ithaf olunur. Bundan sonraki tarif ise muhtemelen makarna olacak bunu kime ithaf edeceğimi yeni tarifte yazacağım, neyse gevezelik etmeden tarife geçeyim hemen =)
Malzemeler:
1-) 3 yumurta ( taze olsun ama).
2-) 2 su bardağı(1) şeker.
3-) 3 su bardağı un ( kabartma tozu ile birlikte süzgeçle elenmiş olursa daha güzel olur).
4-) 1 su bardağı sıvıyağ ( ¾ ’ünü mısırözü ¼’ini ise zeytinyağı ile yaptım).
5-) 1 tane limonun kabuğunun (dedesinin dedesi gibi oldu ) rendelenmiş hali.
6-) Yarım limonun suyu ve o suyun normal suyla birlikte bir bardağa tamamlanmış hali.
7-) 1 paket kabartma tozu.
8-) İstediğiniz tarzda; fakat ne çok büyük nede küçük bir tane kek kalıbı ve bu kalıbı yağlayabilmek için 1 yemek kaşığı kadar katı yağ ( tercihim tereyağ olmasıdır).
Not: Bütün malzemelerin (özellikle yumurtaların) oda sıcaklığında olmasına dikkat edin. Ayrıca hiçbir şeye başlamadan evvel bütün malzemeleri ölçülmüş bir şekilde hazır etmeniz işinize çok yarayacaktır. Sonra kafanız karışır benden söylemesi.

(1) Genellikle iki çeşit su bardağı vardır: 250 ml. olanlar bir de 200 ml. olanlar. Ben ikisinin ortasında olan bardaklardan kullandım :)

Hazırlanışı:
Kek kalıbının her yerini, yumuşamış katı yağla iyice yağlayın, kuru bir yer kalmasın. Yumurtaları, derin bir plastik kaba koyun ve mikser ile on dk. yüksek hızda yumurtalar köpürünceye kadar çırpın, yavaş yavaş şekeri ilave edin ve bir on dk. daha çırpın.. Şu an fırını açmanız
lazım. Fırının ayarını 180 dereceye getirin ve fırın telini alttan ikinci sıraya koyun ve kek ayarını seçin(2). Şimdi yumurtalı/şekerli karışımının içine sıvıyağ ve limonlu/ normal sulu karışımı ekleyin ve mikserin düşük hızında bir dk. kadar çırpın. Elenmiş un ve kabartma tozunu da ekleyin, yine mikserin düşük hızında çırpın ve yağlanmış kek kalıbına boşaltıp direk fırına atın. 45-50 dk. arası pişirin(3). Fırından alıp kalıbı içinde iyice soğutun ve kalıbın ebatından biraz daha büyük bir tabağı kalıbın üstüne kapatın sonra da sıkıca tutup kalıbı ters çevirin.

(2) Bu ayar genellikle fırınlarda şu şekilde gözüküyor:
Alt alta 3 tane çizgi var, ortada ki pişireceğiniz şey, yani altlı üstlü pişirme seçeneğini açmanız gerekiyor.
(3) Pişip pişmediğini şöyle anlıyoruz:
Kürdanı kekin ortasına batırıyoruz, eğer kürdana kekten bir şey yapışmaz da kürdan tertemiz çıkarsa pişmiş demektir. Eğer yapışıyorsa biraz daha pişirmeniz gerekiyor. Burada dikkat etmeniz gereken şey şu:
Sakın devamlı kürdanı batırmayın; zira kekiniz sönebilir; 45 dk. pişirin bir kere. daha sonra 1-2 kere deneyebilirsiniz.

Dikkat etmeniz gereken öteki şey: Fırının kapağını devamlı açmamanız sadece açmak için iki hakkınız bulunuyor ona göre. Aksi halde kekiniz kabarmaz sonra demedi demeyin. :P


Malzemelerin toplu hali. Burada bir şeker eksik.

Unu elediğim süzgeç. Bu da plastik kalıbım ve kendi kendine kalıbı döndüren çok amaçlı mikserim. İçindeki ise sadece yumurta.

Yağlanmış kek kalıbı ve kekin piştikten sonraki kesilmiş hali. Afiyet olsun efendim. Ben afiyetle yiyorum şuan siz de yapın sizde yiyin.

Not: Emine bederden yardım alınmıştır; fakat copy paste değildir.

Özbekistan



Özbekistan. Bir zamanlar ilmin beşiği olmuş şimdilerde ise insanların açlıkla boğuşturulduğu tarihi, manevi ve sevimli yer. Giderken bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Özellikle Semerkant ve Buhara’yı. Varış saati uçakla 4 saat.

Genel olarak yorucu, bilgilendirici bir gezi oldu. Gece 4 civarında yola çıkıyoruz. Öğlen bir otele gelip yemek molası veriliyor. Tekrar yola çıkılıp akşam sekiz veya on civarlarında otele geliniyor. Artık otobüs ikinci yuvamız oldu. 2 saalik uykuya o kadar alıştım ki 5 saat uyuyunca “Ne kadar uyudum ya ben” diyorum :)

Turumuz kötüydü. Çok acemiydiler. Verdiğimiz para miktarına göre ne ayarladıkları otelden, nede hizmetinden memnun kaldık. Ama zaten oraya dinlendirici bir seyahat olsun diye gitmediğimiz için bu çokta problem olmadı. Sadece aşağıda da yazacağım nedenlerden dolayı Tirmiz’e gidemedik. İşte asıl üzüldüğümüz nokta bu oldu.

Sovyetlerden ayrılıp bağımsızlığını ilan ettiğinde ilk tanıyan ülke Türkiye olmuş. Bu yüzden Türkler çok seviliyor. Özellikle Turgut Özal’a çok dua ediyorlar. Türk işadamları aylık işçi maaşlarının düşük olması hasebiyle özellikle tekstilde çok yatırım yapıyorlarmış (aylık işçi maaşı 120 dolar).

Esas gelir kaynağı: Altın, petrol, doğalgaz, pamuk ve turistler. Esas gelir kaynağı olmasına rağmen başkanları geçen sene doğalgazı kesmiş halkından. Soğuktan donmuşlar. Dağlık alanlarında özel bir bitkileri varmış iyi ısıtıyormuş fakat buda azmış.

Rusya’nın baskısı çok olmuş burada. 1950 senelerinde yurtdışında okuyan öğrencileri ülkeye davet ediyorlar, sonra halkı “Bunlar vatan hainidir” diye kandırarak bu öğrencileri sürgün ediyorlar. 7000’ini öldürüyorlar. 62 milyon olan Özbekistan’ın nüfusu 1940 surlarında katliam sebebiyle 4 milyona iniyor; çoğalmayı çok seven bir ülke oldukları için 2007 yılına kadar 20 milyona ulaştırmışlar nüfuslarını.

%78’i Müslüman, kalanları Hristiyan ve Yahudi. Ermeni ve yahudiler Stalin zamanında göç ettirilmişler bu topraklara.

Dilleri Özbekçe. Rusça da biliyorlar; fakat İngilizce bilenlerin sayısı çok az. Bu yüzden Özbekçe ile anlaşmaya çalıştık; ama özellikle halkın dilini anlamak çok zor. Türkçe kelimeler baya az. Sayılarımızın okunuşu aynı, bu konuda sorun çıkmadı hiç. Bir, iki üç diye sayıyorlar :)

Havası; Semerkant ve Buhara gündüzleri aşırı sıcak geceleri normal, Taşkent ise İstanbuldan biraz daha sıcak.

  • Hoşuma giden özellikleri:

İnsanları çok sıcakkanlı; sanki anlaşmışlar gibi otobüsü her gördüklerinde bize el sallıyorlar biz gözden kaybolana dek. Fotoğraflarını çekmek istediğinizde hemen izin veriyorlar. Şeker ve tespihi çok seviyorlar. Türbeleri ve tarihi mekanları bol. Özellikle Semerkant ve Buhara’nın. Arazisi düz, yeşilliği ve ağacı bol bir ülke. Çarpık yapılaşması hiç yok, binalar aynı seviyede hep.

  • Beğenmediğim özellikleri:

Havayolları. Hiç önem verilmemiş. Havalimanı, uçakları berbat; 100 kişilik bir grup gelmiş. Pasaportlarımızla sadece iki kişi ilgileniyor. Normalde Taşkent’e oradan da aktarma ile Tirmiz şehrine gidecektik. Fakat uçak o kadar eski ki daha kalkarken her yeri sallanmaya başladı. Derken geri döndük Taşkent’e uçakta bir arıza var dediler. 3 saat sonra tekrar bindik seviniyoruz gideceğiz diye sevinirken tekrar geri döndük. Havalının da uzun bir bekleyişten sonra Tirmiz’e gidilmekten vazgeçildi otele gittik. Neticede turumuzun da çok becerikli (!) olması sebebiyle Tirmiz’e gidemedik.

Ayrıca bakkallarında iki üç çikolatadan başka ne bir ekmek nede peynir tarzı bir şey var. Güzel büyük marketleri de yok. Taşkent biraz daha gelişmiş; fakat genel olarak geride kalmış bir ülke.

  • İlginç bulduğum özellikleri:

Bizde âdet, büyükler küçüklere ilk selam verir. Özbeklerde ise ilk selamı küçükler büyüklere veriyorlar.

Bakkallarının içler acısı durumuna rağmen her caddede muhakkak internet cafe var.

Bu kadar verimli toprakları olmasına rağmen kesinlikle sebze namına hiçbir şey satılmıyor. Mesela hazır yiyecek bulmak çok zor hatta imkansız :). Hiç Mcdonalds veya Burger King veya bilindik bir fast food tarzı bir yer görmedim. Dolayısıyla insanlarında kilo problemi hiç yok. Eğer Türkiye’den getirdiğimiz yiyecekler olmasaydı ne olacaktı halimiz belli değil. Otelinde yemekleri hiç güzel değildi çünkü.

Taşkent’in nüfusu 5 milyon. Göçü önlemek için şöyle bir yol izlemişler: Eğer Taşkent’te işçi değilsen ziyaret için bile olsa vize alman gerekiyor aksi halde giremiyorsun.

Kadınların geleneksel kıyafeti uzun, kolları kısa, yakası açık elbise ve arkadan bağlayacak şekilde takılan başörtüsü. Taşkent’te sıradan kot vs. vs. giyineni olsa da özellikle Semerkant ve Buhara’da kadınların %80′i geleneksel giyiniyor.

Bakkallarda ekmek bulunmamasına rağmen hemen hemen bütün bakkalların yarısı içkiyle dolu. Envai çeşit içki satılıyor.

Taşkent’te ezan sesi hiç yokken günde 5-6 defa çan sesi duyuluyor.

Et çok seviliyor. Mesela sokakta her yüz metrede bir ızgaralar var, onlarda devamlı mangal yapıyorlar. Buyrunuz resimler:

Taşkent şehrinin resimleri, Uçaktan bir görüntü:


Taşkent’in yolları güzel. Trafik hiç yok bir kere rahat rahat. Kenarda ki bir ağacı kesmenin bedeli 1000 dolar. Bu şekilde hep ağaçlı yollar:


Taşkent’te kaldığımız otel:

Burası valilikmiş. Özbekçe sanki anlaşılır gibi; ama halkla konuştuğun vakitte öyle olmuyor tam. Daha farklı konuşuyorlar yazılandan.



Otelin bahçesinden bir resim:


Özbekistan hükümeti, bu mercedes marka otobüsleri Türkiyeden satın almış:

Yorumsuz :)

Semerkant’tan resimler. İlk önce uçaktan çektiklerim:



Özbekistan havalimanı ve uçağı :)

Timurlenk, Yıldırım beyazıt ile Ankara muharebesine giren Moğğol hükümdarı. Biz zalim olarak biliyoruz; fakat Özbek halkı çok seviyor onu. Emir Timur veya Gur Amir diyorlar. Bazı dilenciler onun adına dileniyorlar:



Registan meydanı. Sağdakisinin adı sherdor (Farsçada aslan demekmiş) ortadakinin Tillekal burada gözükmeyen soldakinin ismi ise uluğbey. Bunlar eski zamanda cami ve okul olarak kullanılıyormuş. Şimdi ise birisi cuma namazı için kullanılıyor geri kalanı çarşı için kullanılıyor. Zamanında Timur, sefere çıkmak istediğinde bu meydana taht kurdururmuş. Askerlerde tek sıra halinde dizilir, mermer kürün içerisinde şerbet içirilirlermiş. Yine Timur, seferden döndükten sonra şimdi mezarının da bulunduğu alana taht kurdururmuş, bu sefer askerlere mermer kürün içerisinde gül suyu içirilirmiş. Timur, son seferinde registan meydanının ortasına kılıcını saplamış ve burası dünyanın merkezi olacak diye haykırmış:

Uluğbey. Bu üç yapıtta, Timur’un torunu uluğbey tarafından yaptırılmış:

Sherdor, buradaki ceylan figürü düşmanı, kaplan ise hükümdarın kendisini temsil ediyor.
Abdullah bin Abbas (sahabi) ve Timur’un eşlerinin kabirleri burada bulunuyor. En başta Koyduğum resimde burasının resmi:




İmamı Mansur Maturidi’nin (hanefi mezhebinin itikattaki önderi) türbesi ve bahçesi:




Semerkant’ın meydanından çektiğim bir resim:



Hz. Danyal (a.s.)’ın kabri (Hristiyanlar Daniel diyor) ve Büyük iskender zamanında yapılmış çilehaneye gidiyor bu yol:











Çilehane:



Buhara’dan bir kaç resim:
İmamı Buhari (700 bin hadis ezbere biliyor. En önemli hadis kaynak kitabını yazmıştır.) ‘nin türbesi. Aslında bu türbe Semerkan ile Buhara şehri arasında bir yerde Buhara’da değil :

Bu minare Özbekistan’ın en uzun minaresi. Eski zamanda cezalılar buradan atılarak öldürülürmüş

Burada Mirarap medresesi ve Özbekistan’ın en büyük ikinci camisi bulunuyor:



Buhara’nın ak kalesi. Bu kısımlar birbirlerine yakın olan kısımlar buralara eski Buhara diyorlar:




Burası da yeni Buharadan bir resim:

Bir duvarın kenarında duruyordu dikkatimi çekti:




Buhara’nın sokaklarından bir iki resim:


Bu genç kızı semerkant’ta çekmiştim:

Bu resmi de semerkant’ta çektim. Bir iki çocuk başta çekilmek istemedi sonra ikna oldular :)



Ahah sanki ben kapıyı çalmışım o da bana “Kimsin sen kardeşim?” dermiş gibi bir poz vermiş :) :

Bu arkadaşta sağolsun “Kısa süreliğine bana burayı gezdirirmisin?” diye ettiğim ricamı kırmayarak 10 dakikalığına rehberim oldu:
Anaokulundan bir resim:
Baba kız olduklarını tahmin ediyorum:







Not: Yazdığım bilgiler turdaki rehberimizin bize verdiği bilgilerdir. Ne derece doğrudur tam bilemiyorum.

Balat resimleri

İstanbul/ balattan çektiğim bir kaç resim, hazır buhara için dayımdan fotoğraf makinasını almışım çekeyim bir kaç resim dedim. Fotoğraf çekme konusunda yetenekli olduğumu düşünmüyorum; fakat eğer bir gün istediğim fotoğraf makinasını alıp çaldırmazsam bir şeyler yapabilirim :)

Arkada gözüken kırmızı bina ermeni erkek lisesiymiş bir zamanlar. Şu anda kullanılmıyor. Gariptir halk arasında kırmızı kilise diye bilinir daha çok.

Bu resmi çekerken arkadan ” Şşşşt ne çekiyon orada? Hoopp” tarzı nidalar işittim =)


Arkada olan kilisenin adını bilmiyorum; fakat balattaki çoğu ev artık ya böyle harabe veya zevksiz bir şekilde restore ediliyor.

Edit: Anıl’ın sondan ikinci resmin çanağını düzelttiği resmi koydum. Teşekkür ediyorum buradan kendisine