Özbekistan
Özbekistan. Bir zamanlar ilmin beşiği olmuş şimdilerde ise insanların açlıkla boğuşturulduğu tarihi, manevi ve sevimli yer. Giderken bu kadar seveceğimi düşünmemiştim. Özellikle Semerkant ve Buhara’yı. Varış saati uçakla 4 saat.
Genel olarak yorucu, bilgilendirici bir gezi oldu. Gece 4 civarında yola çıkıyoruz. Öğlen bir otele gelip yemek molası veriliyor. Tekrar yola çıkılıp akşam sekiz veya on civarlarında otele geliniyor. Artık otobüs ikinci yuvamız oldu. 2 saalik uykuya o kadar alıştım ki 5 saat uyuyunca “Ne kadar uyudum ya ben” diyorum :)
Turumuz kötüydü. Çok acemiydiler. Verdiğimiz para miktarına göre ne ayarladıkları otelden, nede hizmetinden memnun kaldık. Ama zaten oraya dinlendirici bir seyahat olsun diye gitmediğimiz için bu çokta problem olmadı. Sadece aşağıda da yazacağım nedenlerden dolayı Tirmiz’e gidemedik. İşte asıl üzüldüğümüz nokta bu oldu.
Sovyetlerden ayrılıp bağımsızlığını ilan ettiğinde ilk tanıyan ülke Türkiye olmuş. Bu yüzden Türkler çok seviliyor. Özellikle Turgut Özal’a çok dua ediyorlar. Türk işadamları aylık işçi maaşlarının düşük olması hasebiyle özellikle tekstilde çok yatırım yapıyorlarmış (aylık işçi maaşı 120 dolar).
Esas gelir kaynağı: Altın, petrol, doğalgaz, pamuk ve turistler. Esas gelir kaynağı olmasına rağmen başkanları geçen sene doğalgazı kesmiş halkından. Soğuktan donmuşlar. Dağlık alanlarında özel bir bitkileri varmış iyi ısıtıyormuş fakat buda azmış.
Rusya’nın baskısı çok olmuş burada. 1950 senelerinde yurtdışında okuyan öğrencileri ülkeye davet ediyorlar, sonra halkı “Bunlar vatan hainidir” diye kandırarak bu öğrencileri sürgün ediyorlar. 7000’ini öldürüyorlar. 62 milyon olan Özbekistan’ın nüfusu 1940 surlarında katliam sebebiyle 4 milyona iniyor; çoğalmayı çok seven bir ülke oldukları için 2007 yılına kadar 20 milyona ulaştırmışlar nüfuslarını.
%78’i Müslüman, kalanları Hristiyan ve Yahudi. Ermeni ve yahudiler Stalin zamanında göç ettirilmişler bu topraklara.
Dilleri Özbekçe. Rusça da biliyorlar; fakat İngilizce bilenlerin sayısı çok az. Bu yüzden Özbekçe ile anlaşmaya çalıştık; ama özellikle halkın dilini anlamak çok zor. Türkçe kelimeler baya az. Sayılarımızın okunuşu aynı, bu konuda sorun çıkmadı hiç. Bir, iki üç diye sayıyorlar :)
Havası; Semerkant ve Buhara gündüzleri aşırı sıcak geceleri normal, Taşkent ise İstanbuldan biraz daha sıcak.
- Hoşuma giden özellikleri:
İnsanları çok sıcakkanlı; sanki anlaşmışlar gibi otobüsü her gördüklerinde bize el sallıyorlar biz gözden kaybolana dek. Fotoğraflarını çekmek istediğinizde hemen izin veriyorlar. Şeker ve tespihi çok seviyorlar. Türbeleri ve tarihi mekanları bol. Özellikle Semerkant ve Buhara’nın. Arazisi düz, yeşilliği ve ağacı bol bir ülke. Çarpık yapılaşması hiç yok, binalar aynı seviyede hep.
- Beğenmediğim özellikleri:
Havayolları. Hiç önem verilmemiş. Havalimanı, uçakları berbat; 100 kişilik bir grup gelmiş. Pasaportlarımızla sadece iki kişi ilgileniyor. Normalde Taşkent’e oradan da aktarma ile Tirmiz şehrine gidecektik. Fakat uçak o kadar eski ki daha kalkarken her yeri sallanmaya başladı. Derken geri döndük Taşkent’e uçakta bir arıza var dediler. 3 saat sonra tekrar bindik seviniyoruz gideceğiz diye sevinirken tekrar geri döndük. Havalının da uzun bir bekleyişten sonra Tirmiz’e gidilmekten vazgeçildi otele gittik. Neticede turumuzun da çok becerikli (!) olması sebebiyle Tirmiz’e gidemedik.
Ayrıca bakkallarında iki üç çikolatadan başka ne bir ekmek nede peynir tarzı bir şey var. Güzel büyük marketleri de yok. Taşkent biraz daha gelişmiş; fakat genel olarak geride kalmış bir ülke.
- İlginç bulduğum özellikleri:
Bizde âdet, büyükler küçüklere ilk selam verir. Özbeklerde ise ilk selamı küçükler büyüklere veriyorlar.
Bakkallarının içler acısı durumuna rağmen her caddede muhakkak internet cafe var.
Bu kadar verimli toprakları olmasına rağmen kesinlikle sebze namına hiçbir şey satılmıyor. Mesela hazır yiyecek bulmak çok zor hatta imkansız :). Hiç Mcdonalds veya Burger King veya bilindik bir fast food tarzı bir yer görmedim. Dolayısıyla insanlarında kilo problemi hiç yok. Eğer Türkiye’den getirdiğimiz yiyecekler olmasaydı ne olacaktı halimiz belli değil. Otelinde yemekleri hiç güzel değildi çünkü.
Taşkent’in nüfusu 5 milyon. Göçü önlemek için şöyle bir yol izlemişler: Eğer Taşkent’te işç
i değilsen ziyaret için bile olsa vize alman gerekiyor aksi halde giremiyorsun.
Kadınların geleneksel kıyafeti uzun, kolları kısa, yakası açık elbise ve arkadan bağlayacak şekilde takılan başörtüsü. Taşkent’te sıradan kot vs. vs. giyineni olsa da özellikle Semerkant ve Buhara’da kadınların %80′i geleneksel giyiniyor.
Bakkallarda ekmek bulunmamasına rağmen hemen hemen bütün bakkalların yarısı içkiyle dolu. Envai çeşit içki satılıyor.
Taşkent’te ezan sesi hiç yokken günde 5-6 defa çan sesi duyuluyor.
Et çok seviliyor. Mesela sokakta her yüz metrede bir ızgaralar var, onlarda devamlı mangal yapıyorlar. Buyrunuz resimler:
Taşkent şehrinin resimleri, Uçaktan bir görüntü:
Taşkent’in yolları güzel. Trafik hiç yok bir kere rahat rahat. Kenarda ki bir ağacı kesmenin bedeli 1000 dolar. Bu şekilde hep ağaçlı yollar:
Burası valilikmiş. Özbekçe sanki anlaşılır gibi; ama halkla konuştuğun vakitte öyle olmuyor tam. Daha farklı konuşuyorlar yazılandan.
Özbekistan hükümeti, bu mercedes marka otobüsleri Türkiyeden satın almış:
Yorumsuz :)
Semerkant’tan resimler. İlk önce uçaktan çektiklerim:
Özbekistan havalimanı ve uçağı :)
Timurlenk, Yıldırım beyazıt ile Ankara muharebesine giren Moğğol hükümdarı. Biz zalim olarak biliyoruz; fakat Özbek halkı çok seviyor onu. Emir Timur veya Gur Amir diyorlar. Bazı dilenciler onun adına dileniyorlar:
Registan meydanı. Sağdakisinin adı sherdor (Farsçada aslan demekmiş) ortadakinin Tillekal burada gözükmeyen soldakinin ismi ise uluğbey. Bunlar eski zamanda cami ve okul olarak kullanılıyormuş. Şimdi ise birisi cuma namazı için kullanılıyor geri kalanı çarşı için kullanılıyor. Zamanında Timur, sefere çıkmak istediğinde bu meydana taht kurdururmuş. Askerlerde tek sıra halinde dizilir, mermer kürün içerisinde şerbet içirilirlermiş. Yine Timur, seferden döndükten sonra şimdi mezarının da bulunduğu alana taht kurdururmuş, bu sefer askerlere mermer kürün içerisinde gül suyu içirilirmiş. Timur, son seferinde registan meydanının ortasına kılıcını saplamış ve burası dünyanın merkezi olacak diye haykırmış:
Uluğbey. Bu üç yapıtta, Timur’un torunu uluğbey tarafından yaptırılmış:
Sherdor, buradaki ceylan figürü düşmanı, kaplan ise hükümdarın kendisini temsil ediyor.
Abdullah bin Abbas (sahabi) ve Timur’un eşlerinin kabirleri burada bulunuyor. En başta Koyduğum resimde burasının resmi:
İmamı Mansur Maturidi’nin (hanefi mezhebinin itikattaki önderi) türbesi ve bahçesi:
Semerkant’ın meydanından çektiğim bir resim:
Hz. Danyal (a.s.)’ın kabri (Hristiyanlar Daniel diyor) ve Büyük iskender zamanında yapılmış çilehaneye gidiyor bu yol:
Çilehane:
Buhara’dan bir kaç resim:
İmamı Buhari (700 bin hadis ezbere biliyor. En önemli hadis kaynak kitabını yazmıştır.) ‘nin türbesi. Aslında bu türbe Semerkan ile Buhara şehri arasında bir yerde Buhara’da değil :
Bu minare Özbekistan’ın en uzun minaresi. Eski zamanda cezalılar buradan atılarak öldürülürmüş
Burada Mirarap medresesi ve Özbekistan’ın en büyük ikinci camisi bulunuyor:
Buhara’nın ak kalesi. Bu kısımlar birbirlerine yakın olan kısımlar buralara eski Buhara diyorlar:
Burası da yeni Buharadan bir resim:
Bir duvarın kenarında duruyordu dikkatimi çekti:
Buhara’nın sokaklarından bir iki resim:
Bu genç kızı semerkant’ta çekmiştim:Bu resmi de semerkant’ta çektim. Bir iki çocuk başta çekilmek istemedi sonra ikna oldular :)
Ahah sanki ben kapıyı çalmışım o da bana “Kimsin sen kardeşim?” dermiş gibi bir poz vermiş :) :Bu arkadaşta sağolsun “Kısa süreliğine bana burayı gezdirirmisin?” diye ettiğim ricamı kırmayarak 10 dakikalığına rehberim oldu:
Anaokulundan bir resim:
Baba kız olduklarını tahmin ediyorum:
Not: Yazdığım bilgiler turdaki rehberimizin bize verdiği bilgilerdir. Ne derece doğrudur tam bilemiyorum.
January 18th, 2010 at 11:19 pm
”ve şimdi gezdir gözlerini Semerkant’ ın üzerinde! değil mi ki o yeryüzünün ecesi? alıp tüm diğer kentlerin yazgı iplerini ellerine, çıkmamış mı hepsinin üstüne o mağrur? ”
adger allan poe
bu pek çok romanın sayfalarını süsleyen eşsiz kenti dünya gözüyle görmek istiyorum. yazınızla isteğimi biraz daha tetiklediniz :) ingilizce türkçe çeviri
January 19th, 2010 at 11:10 am
Umarım görebilirsiniz, öylesine güzel bir yer ki :)