Kelile Ve Dimne

Yazarı: Beydebâ – İbnü’l Mukaffa ( Çevirmen/yazar )
Türkçeye çeviren: Selahattin Hacıoğlu
Yayın evi: Bordo siyah
Sayfa sayısı: 319
Tür: Hikaye
Fiyatı: 5,00 YTL

2 bin yıl önce Kral debşelîm tarafından Beydebâ’ya yazdırılan bu kitap yüzyıllar sonra İbnü’l mukaffa tarafından çevrilip, yeniden yorumlanmış. Kitap hayvanların dilinde yazılmış olup, siyaset, ahlak, ihanet, sadakat gibi konuları hikaye şeklinde işliyor.

Beydebâ’nın bu şekilde hayvanlar dilinde hikaye şeklinde yazması eski hint bilginlerine mahsus bir şeymiş. Böylece akıllı kişi kitabı okuduğu vakitte sadece eğlenmekle kalmayıp içindeki mevzuları da derinlemesine düşünür. Kitabı düşünmeyip sadece okumakla kalan kimse ise eğlenmek dışında bir fayda sağlamamış olur.

Gerçekten kitap çok hoş bir şekilde yazılmış. Okurken devamlı misaller içinde misaller şeklinde ilerliyor. Beydebâ’nın yazdığı kısım 95. sayfadan itibaren başlıyor. İlk 22 sayfa İbnü’l mukaffa hakkında, sonraki 65 sayfa ise sırasıyla giriş, Berzeveyh’in hint diyarına gönderilmesi, İbnü’l Mukaffa’nın takdimi ve Berzeveyh faslı şeklinde geniş bir açıklama içeriyor.

Hangi tarz kitabı severseniz sevin muhakkak bu klasiği okuyun derim; zira derin mevzuları bir kenara okurken de sıkılacağınızı hiç zannetmiyorum. Ayrıca yayınevinin de güzel açıklama yapması sebebiyle ilk 95 sayfa da çok önemli bilgiler mevcut. Son olarak kitaptaki bir hikaye:

Filozof Beydebâ’ya şöyle dedi Kral debşelim:
“ Şimdi bana işinde aceleci davranıp neticesini hiç düşünmeksizin gözü kapalı hareket eden adamın hikayesini anlat.”
Filozof:
“Böyle yapan kişi samuru sevdiği halde öldüren zahidin akıbetine uğrar. Rivayete göre Cürcan semtinde bir zahit yaşarmış. Güzel bir de karısı varmış onun. Uzun zaman geçtiği halde bir çocukları olmamış bunların. Tam ümit kestikleri bir anda kadın hamile kalmış.
Kadında zahitte çok sevinmişler bu işe. Zahit şöyle demiş karısına:
“Gözün aydın olsun! Bize bereket ve mutluluk getirecek bir oğlan doğuracağını ümit ediyorum. Ona en güzel ismi vereceğim ve dadılar tutacağım küçük oğlum için!”
Kadın cevap vermiş:

“Olup olmayacağını bilmediğin bir şey hakkında seni böyle konuşturan nedir be adam? Kuşkusuz böyle yapan kimse, kafasına yağ ve bal dökülen zahidin uğradığı belaya duçar olur.

Zahit sormuş:
“Nasıl olmuş bu dediğin olay?

Kadın anlatmış:
“Rivayete göre, her gün kendisine bir tüccar adamın evinden rızk olarak yağ ve bal gönderilen bir zahit varmış. Zahit, ihtiyaç duyduğu kadarını yer; kalanını da bir çömleğe koyarak evin bir köşesindeki kazığa asarmış. Derken bir gün bizim zahit elinde değnek, başının hemen üzerinde asılı çömlek, sırtüstü yatarken yağ ve bal fiyatlarının ne kadar yüksek olduğu hakkında düşünceler dalmış!
Kendi kendisine şöyle fikir yürütmüş:

“Şu çömleğin içindekileri bir altına satsam, o parayla on keçi satın alsam diyorum. Bunlar süt verir, her beş ayda bir yavrular, bunlar da yavrulayınca koca bir sürüye sahip olurum.”

Böyle hayallerle epey kafa yoran zahit, sürünün çoğalma devresiyle ilgili olarak da birkaç yılın hesabını yapar ve dört yüzü aşan bir keçi sürüsü çıkar neticede. Artık iyice heyecanlanan zahit, şöyle der kendi kendine:

“Bu sürüyü yüz sığır karşılığında satarım; her dört keçiye bir boğa ya da inek satın alabilirim sanırım. Sonra da sıra büyük bir arazi ve tohum almaya gelir. Rençberler(1) çalıştırırım, boğaları çift sürme işinde kullanırım, ineklerin sütünü sağar, buzağılarımdan da faydalanırım. Bu gidişle beş yıl geçmeden ziraattan büyük bir servet kazanmak işten bile değil.
Derken lüks bir köşk yaptırırım kendime, en iyisinden hizmetçiler ve uşaklar alırım. Güzel ve asil bir kadın ile evlenirim. Ondan soylu bir oğlum olur ve ona en güzel ismi seçerim. Büyüyünce ona iyi bir eğitim veririm. Bu konuda asla tavizkâr davranmam. Söz dinlerse ne âlâ; yok, eğer dinlemezse bu değneği indiririm alimallah!”

Zahit, nasıl davranacağını göstermek için o heyecanla elindeki değneği kaldırınca asılı duran çömlek kırılmış ve içindekiler yüzüne dökülmüş.”

Zahit, eşinin anlattığı kıssadan dersini almış. Daha sonra kadın, sevimli bir oğlan doğurmuş, buna çok sevinmiş babası. Ve birkaç gün sonra kadın temizlenmek için hamama gitmeye karar vererek kocasına demiş ki:

“Sen çocuğun yanında otur. Ben hamama gidiyorum; yıkanıp da geri dönünceye kadar bekle başucunda!”

Kadın hamama gidince çocukla yalnız kalmışlar. Bu sırada kraldan bir elçi gelmiş ve ona kralın kendisini çağırdığını bildirmiş. Zahit başka çare bulamayınca, küçük bir yavru iken alıp beslediği samura emanet etmiş çocuğunu ve elçiyle birlikte gitmiş. Samur çok akıllı bir hayvanmış. Zahit evi kilitleyip çıktıktan kısa bir süre sonra taşların arasından kara bir yılan görülmüş. Yılan çocuğa yaklaşmış ve son anda samur onu fark ederek üzerine atlayıp öldürmüş. Sonra da yılanı parçalamış ve ağzına bulaşmış yılanın kanı. Daha sonra zahit geri dönmüş.

Kapıyı açan samur, yılanı öldürdüğünden dolay sevinçle karşılamış zahidi. Zahit onu kanlar içerisinde görünce oğlunu öldürdüğünü sanarak korku ve panik halinde aklı başından gitmiş. Hiç düşünmeden, durumu inceleyip araştırmadan birden hayvancağıza saldırıp elindeki sopayla kafasına vurmuş ve samur oracıkta ölmüş. İçeri girince çocuğun sağ salim, hayatta olduğunu görmüş; yanı başında da parçalanmış bir yılan!

Olayın iç yüzünü anlayıp da aceleyle yaptığı kötü fiil ortaya çıkınca başını yumruklamaya başlamış; ve kendi kendine söylenmiş:
“Ah keşke bu çocuğum olmasaydı da ben bu zalimliği etmeseydim!”

Bu kıssa, dikkatle durumunu değerlendirmeden, süratli davranıp çabucak istediğini yapan kimseye bir misaldir!”

En sevdiğim hikaye aslında kelile ve dinme. Ancak hikayelerin içerisinde en kısa olan zahit ve samur olduğu için bu hikayeyi aktardım.

1) Tarla, bağ, bahçe, yapı ve toprak işlerinde ağır işleri gören gündelikçi, ırgat.
Çiftçi.

Leave a Reply