Ölüm
-“Hiç bu kadar acı verip, zorlayacağını düşünmemiştim.” dedim. İçimi tarif edilemeyecek bir acı ve hüzün kaplamıştı.
-“ Sana defalarca bildirilmişti.” diye bir ses işittim arkamdan. Bu kadar deheşete düşüren bir ses işitmemiştim hayatımda. Ruhumun derinliklerine ulaşan bir korku duymaya başladım ve son derece aciz hissettim kendimi.
-“Ne oldu? Ölüm her hatırlatıldığında sen değilmiydin, mağrur ve kibirli bir şekilde:
‘ Ölüm dediğin nedir ki? Sadece insanların gözünde büyüttüğü saçmalık.’ diyen? Şu anda ne kadar da aciz ve zavallı olduğunu görmüyor musun?” diye devam ettirdi konuşmasını ve önüme doğru gelmeye başladı.
Yaklaştıkça gözlerim kararmaya başladı ve kendimden geçercesine yere yığıldım. Karşımdaki varlığın ne olduğunu tüm dehşetiyle birlikte anlamıştım. Derken hayatım bir film şeridi gibi geçmeye başladı gözlerimin önünden. Pişmanlıklarım, cesaret edip yapamadıklarım…
Şu dünya için çabaladığım herşeyin ne kadar da boş olduğunu kavrayışım daha fazla acıtmıştı yüreğimi. Sevdiklerimin yüzleri geldi gözlerimin önüne. Annem, babam, dostlarım ve o. Onların benim için üzülmemelerini diledim.
-“Merak etme, onlar ancak kendileri için üzülecekler. Sana değil sensiz ne yapacaklarına. İnsan kelimesinin ‘nisyan’ (unutmak) tan geldiğini hatırlamalısın dedi ürkütücü sesiyle.
-“Ölünce ne olacak bana?” diye sordum, korku ve merakla.
-“Bunu sana söylemeyeceğim ki belirsizlik içinde ölmek sana daha fazla acı versin. Çünkü ölümü hafife almakla sen bunu hakettin.”
-“O zaman senden son olarak, benden akan kanla şu dediklerimi yazmanı ve bu yazının ebediyyen silinmemesini sağlamanı dileyeceğim:
“Ey insanoğlu! Benim şu halimden ibret al da ölümü benim gibi hafife alma. Pişmanlıkların verdiği acıları sindirmek çok zormuş…”
Son sözlerimi söylerken belirsizlikle birleşen pişmanlığım ve acımla gözlerim kararmaya başladı.
Ve Azrail dedi ki:
-“Bebaht fena o reft nâçiz şod, felek goft handan ki in nîz şod.”