Hayvan çiftliği
“Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar, diğerlerinden daha eşittir.“
Bu kitabı okuyunca zaten mevcut olan kafa karışıklılığım iyice fazlalaştı ve öfkelendim. Yoldaşlarına, davasına ihanet edip, mevcut olan düzeni çıkarlarına göre kullanan ve kişilerin temiz duygularını istismar eden bir karaktere öfkelendim ve okudukça iğrendim.
Ölüm gösterilip sıtmaya razı edilen, özgürlük kılıfı altında başka bir köleliğe itilen halka üzüldüm. Sonra kendi durumumu düşündüm. Çok fazla çalışmasına rağmen emeğinin hakkını alamayan zümreden olmadığım ortada ( burada kastettiğim fiziksel çalışmadır). Ezilen taraftan değilsem ezen ve sömüren, dolayısıyla iğrendiğim tarafta mı oluyorum?
Kitapta domuzların savunması, “bizim aklımız daha iyi çalışıyor, tüm bunları planlamak için ise bazı olanaklardan faydalanmamız gerekir.” şeklinde oluyor. Eğer bu savunma geçerli ise, o zaman sadece doğuştan gelen bir faklılıktan dolayı “daha fazla düşünebilen, okuyabilen bir zümre, daha fazla olasılıklardan faydalanabilir tabi ki” demek de normal oluyor. Doğru değilse bunun çözümü nedir?
Elimde kahve, laptopun karşısında böyle şeyler düşünmem çelişki olmuyor mu? Karnım tok gözüm pek iken, icabında boğaz tokluğuna çalışan ve geçim derdinden başka bir şey düşünemeyen zümreyi “Halk da aptal yahu, hiç ilerisini göremiyor” diye yargılamam ne kadar doğru?
Kaç kişi, mevcut durumuna alın teriyle kazanarak gelmiştir? Şu halde en fazla pay almayı hak eden, çalışan sınıf olması gerekirken niye tam tersi oluyor? “İşte herkese eşitlik lazım” denilerek işin içinden kolayca çıkılabilinir mi?
Peki ben bu durumda neredeyim? Galiba cevabını vermekten korkuyorum, zira bunun cevabını verme ihtimalim bile kendimden iğrenmeme sebep oluyor.
Karışık, kötü ve dağınık bir yazı oldu, aklım çok karışık çünkü ve hiç bir cevaba ulaşamıyorum.