Rüya

Bu aralar garip rüyalar görüyorum, bir de internet ve pc ile alakalı oluyor rüyalarım.

Bir yere gidiyorum (yeri tam hatırlamıyorum), orada ki pc’den bloguma giriyorum, pc başından kalkıyor, başka şeylerle uğraşıyorum, tekrar döndüğümde blogumdaki tüm gönderilerimin yorumlarıyla birlikte silindiğini görüyorum. Yanımda bir arkadaşım da var, öyle sinirleniyor ve üzülüyorum ki, başlıyorum ağlamaya. Arkadaşım sorduğunda, “blogumda çok sevdiğim yorumlar vardı, geri gelmeyecek hiç biri” diyor ve devam ediyorum ağlamaya.

Daha sonra arkadaşım beni teselli edip, blogu eski haline döndürebileceğini söylüyor, biraz uğraşırken bütün blogu silen kişiyi buluyorum. 5 yaşlarında ufak bir kız; sebebini sorduğumda kahkahalar arasında canının öyle istediğini söylüyor, aşırı kızıyorum; sarsıyorum kızı. Ağlamaya başlayıp üzüldüğünü söyleyince bırakıyorum…

Tuhaf bir rüyaydı, sanırım pc baya etkiliyor beni; farketmesem de.

: /

Oradan buradan (2)

Dün annemle birlikte hat sergisine gittik, japon bir hattatın. Oradaki şahaserleri görünce pek hevesim kalmadı hat çalışmaya. Ohoo daha çoook yolum var :’(

Fotoğraf makinemi de daha tanıma aşamasındayım, onla da çok işimiz var. İşte bugün hat dersimi çalışırken, nickimi yazayım bir dedim ve fotoğrafını çektim, sonra da photoshopta düzenledim, pek güzel olmadı ama. Arkadaki resim de anadolu hisarının, google’dan buldum:

Bloga da pek bir şey yazasım yok bu aralar, sevmiyorum sanırım eskisi kadar Dûr Bîn’i.

Çelişki

Hayatımda, özendiğim, tanıdığımda bende saygı uyandıran, benzemek istediğim bir kaç insan tipi vardır:

1-) Her konuda söyleyecek bir sözü, fikri olup, konuştuğunda size bir şeyler öğreten, nasıl bu kadar bilgili oluyor diye şaşırtan, tüm istediklerini yapabilme başarısını gösteren insanlar.

2-) Son derece ahlaklı, fedakar, sevecen, yardım sever, insan ayırımı yapmayıp herkese saygılı davranan insanlar.

3-) Ne zaman görseniz, sizi neşelendiren, hareketleriyle olsun mimikleriyle olsun baktığınızda içinizi ferahlatan insanlar.

4-) Olaylara son derece soğukkanlı bakıp, sabırlı davranan, sakin insanlar. Bu kişiler aynı zamanda “bir insanın sabrı nereye kadar devam edebilir acaba?” şeklinde bir soru işareti de oluştururlar kişinin aklında.

5-) Sadece bir ideali; hayali olan ve hayatı boyunca bunun peşinden giden, yılmayan insanlar.

6-) En çok hayranlık duyduğum bu insan karateri ise, dünyaya zerre kadar değer vermeyen insan karakteridir. Onun için bu dünya fanidir ve bunu bilerek hareket eder, en uzak olduğum insan karakteri de bu sanırım.

Şimdi, ben açgözlülük yapıp bu karakterlerin hepsini olmaya kalkışınca işler karışıyor. O hale geliyorum ki, şu an nasıl davranmalıyım, yok yok böyle olmamalıydı, eyvaah diyebileceğim bir çelişki yaşıyorum. Bir zaman sonra bıkkınlık geliyor her şeyi boş veriyorum, sonra başarısız oldum diye moralim bozuluyor tekrar baştan başlıyorum. Böyle kısır döngü ve çelişki içinde geçiyor hayatım, bazen durup “bütün bunları istememdeki sebep ne?” diye soruyorum; ama doyurucu bir cevap veremiyorum kendime.

Başarılı, ahlaklı, sabırlı, neşeli, üretken, bilgili, idealist; aynı zamanda bu dünyanın geçiciliğini her şeyiyle yaşayabilen bir insan. Yok yok, bunu başaramayacağım galiba, en önemlisi ne için istiyorum tüm bu karakterleri. Çok hırslı birisiyim sanırım veya açgözlü. Halbuki bende olanla yetinsem, kendimi değiştirmeye çalışmasam, uğraşmasam. Bunu da başaramam galiba, yine bir çelişki işte…

Ağlamak

Uzun zamandır içimde bir sıkıntı vardı, nedenini tanımlayamadığım. Son günlerde yoğunlaştı niyeyse bu sıkıntı. Blogumda daha evvel de bahsetmiştim, eskiden daha sulu gözdüm diye. Zamanla katılaştığımdan bahsetmiştim. Bu gözyaşlarıma da yansımıştı. Eskisi gibi değil, özel bir nedene ihtiyaç duyuyorlar artık akmak için. Onlar akınca içimdeki o sıkıntı da gidiyormuş oysa. Hep ağlamak da güzel bir şey değil, hele insanların içinde. Yalnız arada bir yalnız kalınca iyi geliyormuş ağlamak, fakat özel bir nedeni olmadan akarsa o gözyaşları. Hiç bir müzik olmayacak dinlediğin, sadece camdan bakacaksın ve güzel bir rüzgar eşliğinde için donarken gözyaşların ısıtacak yüzünü.

Ara verdiğim bu duygulara geri döndüm dün. Boşaldı gözyaşlarım, aktı aktı aktı… Sabah kalktığımda içimdeki o sıkıntıdan da eser kalmamıştı, bolca baş ağrısı hediyesiydi yanında ama. Nasıl bir hikmettir anlayabilmiş değilim.
Bir arkadaşım vardı, herkesin içinde ağlamayı acizlik olarak görürdü. Ama aynı zamanda ağlayamamaktan da şikayet ederdi. Hep içinin sıkıntıyla dolduğundan. Çok sevdiğim bir arkadaşımdı ayırca (derslerimizin farklılaşması sebebiyle uzaklaştık çok), dün ağlarken onu hatırladım, ağlamak acizliktir sözlerini. Bugün tam dersimden çıkarken beni görmeye gelmiş, onu gördüğümdeki şaşkınlığımı ve sevincimi anlatamam sanırım. Çok da özlemişim, görünce anladım. Ama çok duramadık, onun da benim de ayrılmam gerekiyordu. Kararlaştırdık, önümüzdeki günlerde bir kaç arkadaş buluşacağız tekrar.
Dün aklıma gelmişken, bugün karşılaşmak da değişik geldi bana.

Bloguma genelde sıkıntılı olduğum zamanlarda yazı yazmam. Eğer hoşuma gitmeyen bir şeyi yazacaksam da, o duyguları hissederken yazmayı tercih etmiyorum pek. Ancak şimdi ki gibi, neşeliysem bir gün evvelki ruh halimden bahsediyorum. İleride baktığımda karamsar yazıların beni karşılamasını istemiyorum çünkü. Hep umut eden birisi olduğuma inandırmak istiyorum kendimi belki de?

Siz de sebepsiz yere ağlar mısınız benim gibi? Ağlayınca rahatlar mısınız, içinizdeki sıkıntının gittiğini hisseder misiniz? Yoksa ağlamayı acizlik olarak görenlerden misiniz? Belki de öyledir, ağladığımızı gizlemek gerekir. Hiç değilse yalnızken ağlamamız lazımdır, başkaları görmemeli ve bilmemelidir acizliğimizi, arkadaşımın dediği gibi.

Çatışma

Kendimle yoğun bir çatışma dönemindeyim. Hiç memnun değilim halimden. Blogum da bundan nasibini aldı :)

Tasarım filan hazır, el işi göz nuru değil yani. Buna da sinirleniyorum ya, neyse. İdaretimlik kullanayım, ötekisinden çok sıkıldım. Öyle işte, pek yazasım da yok. Biraz uzaklaşmak belki de en iyisi…