Sivas-Konya 2

Bol üşümeli, birazcık olaylı, özlem giderilen, değişik duyguların yaşanmış olduğu, beklenmedik bir şekilde nihayetlenen bir gezi oldu.

Cumartesi günü İstanbul’dan Sivas’a uçtuk. Sivas’a abimden dolayı gitmiştik ve normalde abimi babam askeriyeden alacaktı; ama havalimanına indikten 5-10 dakika sonra abim çıkageldi, annem sevinçle karışık bir şaşırma nöbeti geçirdikten sonra otele geçtik. Daha sonra bilet almak için otogara gitti abim; ama hiç bir otobüste yer yoktu. Bunun yerine dolmuş tarzı Konya’ya giden bir minübüs için bilet aldı, araba güzelmiş, iyiymiş, sorun olmaz (!) dedi (niye ünlem işareti koyduğumun sebebini yazacağım altta).

Sivas, merkezi fazla büyük olmayan ve caddelerini genellikle üniversite talebelerinin doldurduğu bir şehir. Abim fotoğraf makinemi alıp, “gündüz ben çekeyim Sivas’ı, gece sen çekersin” dedi. Sivas’taki fotoğrafların gündüz çekimleri ona ait (cansu hariç, onu ben çektim.) Bayram olması hasebiyle Sivas’ın meşhur mis kebabcısı kapalıydı, Sivas köftesi yapıyormuş çok güzel; ama yiyemedik. Yalnız Sivas’taki kebapçılar, fiyatlarına göre bol bol koyuyorlar. Leziz bir şekilde karnı doyurmak pek pahalı değil. Mesela Konya’da okuyan Sivas’lı bir iki kızla konuştum, Konya’daki yemek yerlerinin cimriliğinden yakındılar hep.

Abimle ben gece 4′e kadar konuştuk, bol bol asker anısı dinledim. Özellikle bir komutanı canını sıkıyormuş; ama az kaldı diye avutuyor kendisini. Pazar sabahı 12′de ayrıldık abimle ve Konya’ya doğru yola çıktık. Normalde 6 saat sürecek denilmişti; ama Nevşehir’in ortasına geldiğimizde minübüs birden durdu ve çalışmadı. Teknik servisi çağırdı şoför ve minübüsü çektirdi. 3 saat Nevşehir’de kaldık. En sonunda gece 11′de vardık Konya’ya.

Konya dümdüz ve son derece soğuk bir yer. Gerçi bu soğukluk Sivas için de geçerliydi. Eh İstanbullu olunca alışamadığımız için de baya soğuk geldi bize. Merkezi gelişmiş Konya’nın; ama arabaya önem vermemişler pek. Mesela gördüğüm taksilerin yarısı anadoldu. O gece kalıp, sabahleyin Mevlana’ya gittik. Mevlana’ın türbesini ayrı, müzesini ayrı yapmaktansa hepsini bir yapmışlar. Bir kere dışarı çıkınca girmek için tekrar bilet almak gerekiyor. Kabrinin olduğu yerde ney sesi eşlik ediyor size. Girmenizden itibaren değişik bir hava solumaya başlıyorsunuz. Ney sesi, hat sanatı örnekleri, Selçuklu mimarisi ile yapılmış duvarlar, kabirler. Sadece Mevlana yok ayrıca, diğer evliyaların da kabri şerifleri var. Hasar veriyor diye fotoğraf çekilmesini de yasaklamışlar. Bu yüzden çekemedim içini. Mesela Mevlana’nın kabrinden hemen sonra Mevlana’ın elbiseleri, bir çok yazmalar, tesbihler, çeşit çeşit ney, kudüm, ud ve sazlar bekliyor sizi. Hayranlıkla geziyorsunuz. Keşke çekebilseydim; ama olmadı işte. Aslında flaşsız çekilse zarar vermez; ama görevliye kabul ettiremedim :(

Şeb-i aruz’a yetişemedik, şeb-i aruz bitince de haftada bir sema gösterimi oluyormuş, o da cumartesi günleri sadece. Bu yüzden sema’yı izleyemedik; ama Mevlana yetti, gerek de duymadım ben. Yine de annem çok istiyor görmek, bir daha gidebiliriz bu yüzden, ilerleyen zamanlarda.

Konya’nın en güzel etli ekmeğini havzan yapıyormuş. Taksici Ramazan amca öyle dedi, biz de orada yedik. Daha evvel yememiştim hiç, biraz lahmacuna benziyor. Kürekle masa uzunluğunda ama ince bir şekilde getiriliyor.

Konya’dan hatıra olarak annem bana el işi seccade aldı, satıcı amca da hediye olarak bir el işi çanta verdi. Çanta da tam fotoğraf makinemin içine sığacağı büyüklükte olduğu için çok işime yaradı. Teşekkür ediyorum hem anneme hem o amcaya (ismini sormayı unuttuk maalesef).

Evet her şey bitmiş, salı sabah saat 10′da gitmek üzere otelden ayrılmıştık. Annemle ben terkar Mevlana’yı ziyarete gidelim diye ısrar ettik, babamsa uçağı kaçırırız diye kabul etmek istemedi; ama en sonunda kabul ettirdik ve tekrar ziyaret ettik. Havalimanına gittiğimizde uçağın iki saat rötar yapacağını öğrendik! Babama gitmeden evvel havalimanını arayalım demiştim; ama gerek yok demişti. Bu yüzden “arasaydık hiç değilse Mevlana’da daha fazla dururduk” diye mızmızlandım devamlı. Uçak rötar yapa yapa saat 10′da kalkması gerekirken 16,00 ‘da kalktı. Çilemiz bitti sanıyorduk ama hayıır. İstanbul havalimanına indiğimizde otoparka arabayı almak için gittik, bulduk da. Ama otoparka girildiğinde bir bilet veriliyormuş ve babam kaybetmiş bunu. Bir yarım saat onu aradık, bulamayınca 75 lira ceza ödeyerek çıkabildik havalimanından.

Zaten yaptığım hiç bir seyehat sorunsuz olmuyor, alıştım ben de artık. Belki de böylesi daha eğlencelidir. Mesela Konya’ya giderken minübüs arıza yaptığında, yemek yemeye gitmiştik ve yolculardan bilgisayar mühendisi bir kızla tanışmıştım, fotoğrafını çektim, msn adresini verdi fotoğrafı göndermem için. İstanbul’a gelirkense o uzun bekleyişte bir abla ile tanıştım. Çizgifilm animasyonluğuymuş işi; ama Türkiye’de sektör olmadığı için wep tasarımcısı olarak devam ediyormuş şimdi. Sonuçta eğlendiğim, yorulduğum, gezdiğim, yeni şeyler öğrendiğim bir gezi oldu. Tabi bolca üşüdüğümü de eklemeliyim, İstanbul baya sıcak geldi bu yolculuğun üstüne :)

Sivas fotoğrafları
Konya fotoğrafları

Slideshow olarak 1
Slideshow olarak 2

Facebook’a da yükledim, dilerseniz oradan da bakabilirsiniz.

Not: Photobucket’i tavsiye eden Night Eagle’a sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum, süper bir şeymiş :O

5 Responses to “Sivas-Konya 2”

  1. Laçin

    Çok güzel fotoğraflar, ellerin ve makinen dert görmesin. Bu arada ben ne kadar dile getirmesem de köklerimde sivas’ta vardır. =)

  2. Laçin

    Çok güzel fotoÄŸraflar, ellerin ve makinen dert görmesin. Bu arada ben ne kadar dile getirmesem de köklerimde sivas’ta vardır. =)

  3. emrecn

    gitmediğim ender şehrilerden ikiside.. bilgilendirci ve faydalı olmuş yazı(:

  4. Ayna-i Marzî

    Çok teşekkür ederim ikinize de :)

  5. Ayna-i Marzî

    Çok teşekkür ederim ikinize de :)

Leave a Reply