İnsanlara Karışmak #2
Yeryüzüne indiğinde hissedip betimlemek istediği duyguları öğrenmek için ne yapacağına karar verememenin verdiği bir huzursuzlukla düşünmeye başladı, “Acaba ‘Ruhlar İçin Hızlandırılmış İnsan Olma’ kursuna mı gitsem?” diye düşünürken, seçeneklerin sınırsızlığından hangisini seçeceğine dair bir korku düştü içine.”İstediği her şeyi yapabilecekken tek bir yolu seçebilmek… Hangisinin doğru olacağının belirsiz olması karşısında tüm belirsizliği ile beraber birisini seçmek zorunda kalmak ve başaramamak, kararsızlık denilen şey.”
Söz konusu kurs hakkında bir takım duyumlar almıştı; duyguları kısa yoldan tanımayı öğretiyordu anlaşılan.
“Kararsızlık halinden kurtulup netice elde edebilmek için, belirsizlikler arasından en azından tek yönüyle belirli olabilmiş bir karara varmak. Ardından gelen ne olursa olsun ‘kaybedilen bir şey yoksa korkmaya gerek de yok’ hâletiruhiyesi içinde yoluna devam etmek…”
Verdiği kararı sonunda korkusu sükunete ermiş, kararsızlığın sebep olduğu gerilmiş sinirlerinin gevşemesi, yorgunlukla karışık bir rahatlama hissettirmişti. Dar sokaklardan geçerek ulaşmış olduğu, izbe bir yerde bulunan kapıyı açarken ürperdiğini hissetti. Aradığı cevapları bulabileceği düşüncesi yetmişti bu duyguyu hissetmeye. Karşısında gördüğü şey ufak çapta bir şaşkınlığa sebebiyet vermişti. Ruh olduğunu düşündüğü şey hiç de kendisi ve daha evvel karşılaştığı ruhlara benzemiyordu. Kendisi gibi parlak bir hüzme değil, başta elleri, ayakları ve kalbi olmak üzere yer yer karanlıklarla kaplıydı.
-”Ooo, tertemiz, meraklarla dolu ve beni görünce şaşkına dönmüş bir ruh. Belli ki merakın yüzünden kirlenmeyi bile göze almışsın. Fikrini değiştirmeyeceğini bilsem de, meraklı ruhların, bu dünyaya ait duyguları öğrendikçe bende olduğu gibi yer yer kararıp neticede seçtiği yollar sebebiyle kapkaranlık bir hale dönüştüğünü belirteyim.”
“Bir ruh, ancak insana ait tüm duyguları tattığında ilk meydana geldiği zamanki o parlak hüzmeye geri dönebilir. Tabi bahsedildiği kadar kolay değil söz konusu mevzu. Çünkü, ruh neyi niçin aradığını unutur hale gelir ve dünya zevklerine dalar. Ben sana tüm bildiklerimi öğreteceğim; ama kainat kurulalı hala mevcut olan ‘her şeyin bir bedeli vardır’ kuralı gereğince karşılığını da alacağım.”
-”Karşılığı neyse vermeye hazırım, yeter ki bana bildiğin her şeyi öğretip merakımı dindir!”
“İstediğim bedel öyle kolay ödenebilir cinsten değil, tüm duyguları tattığında içlerinde en çok beğendiğini bana vereceksin. Senin gibi cahil ruhlardan topladığım duygular, sonunda ilk halime dönmeme sebep olacak. Kadim zamanımda olduğu gibi gözleri kamaştıracak bir huzmeye dönüşeceğim. Ah zavallı ruh, bir bilsen çıktığın yolu… Neyse şimdi şu kapıdan çık, ilgini çeken şeyleri incele ve onlarla iletişim kur.”
Parmağı, üzerinde tanımlanamayan şekillerin bulunduğu ağır tokmaklı kapıyı işaret ediyordu. Yeniyetme ruh, işaret edilen kapıdan geçerek uzayan bir yola çıktı. İlerlemeye devam ederken sağ tarafta bulunan yeşil arazi çekmişti dikkatini. Garip şekillerde kocaman aletler vardı arazide. Şu çocuk, oturduğu yerden bir ileri bir geri giderken niye çığlık çığlığa bağırıyordu acaba? Dikkatini ona yöneltmişken bir adım mesafesindeki başka bir çocuğa çevrildi gözleri. Yüzü geldiği yerdeki doğan güneş kadar parlak olan bu çocuk, elleriyle kuma bir takım şekiller vermeye çalıştığı için fark edememişti ruhu. Ruh onu izledikçe geldiği yerleri hatırladı. Yaşadığı yerleri hatırlatması mıydı, yoksa güneşe benzer yüzü müydü şu anda hissettiği duyguya sebep? Çocuğu taklit ederek bir takım şekiller meydana getirdi o da. Zaten istediği şey çocuğun yanında vakit geçirmekti sadece, zira kendisini yabancı hissetmiyordu. Yeryüzüne ineli beri bu duyguyu hissetmemişti.
Çocuk işi bitince aniden kalktı, sebebini soran ruha da:
-”Annem hava kararmadan eve dönmemi istemişti, gitmezsem babama şikayet edeceğine dair bir sürü dırdır eder. İstersen yarın da aynı saatlerde gel buraya, beraber kumdan kale yaparız.”
şeklinde cevap vermişti.
Çocuk doğuya doğru giderken, ruh da yeni şeyler keşfetmek için batıya yöneldi. Bir bankın yanına geldiğinde, batan güneşin, günün yorgunluğundan olsa gerek sönmesi gibi, yaşadığı uzun hayatı boyunca karşılaştığı onca şey adeta sırtına binmiş, geçtiği yolların neticesi yüzündeki kırışıklardan anlaşılan birisine rastlamıştı.
-”Hay Allah, nereye düşer ki bu gözlük? Bir bu eksikti, vay başıma gelenler.”
Ruh, çalılıkların arasında gri bir şeye tutunan iki camı fark etti. Belki ahlayan kişinin aradığı şeydi bu. Uzattığında doğru düşündüğünü şu sözlerle anlamıştı:
-”Allah razı olsun evladım, Allah tuttuğunu altın eylesin, helal süt emmiş hayırlı kısmetler çıkarsın karşına.”
Yaşlının dediklerinin anlamını bilmiyordu ama, kaybettiği şeyi bulan birisinin yüzündeki o tatlı gülümseme ile gözlerindeki parıltıya sebep olduğunu düşünmüştü ve bu büyük bir haz vermişti kendisine.
Geri dönüp gördüklerini tuhaf ruha anlatmaya karar verdi. Tam kapıyı açıp içeri girecekti ki bir şeyin ayağına dolandığını fark etti. Dönüp baktığında içini ısıtan bir sevimliliğe sahip ufacık bir yaratık gördü; gözlerini kısmış, ayaklarını yalamaya çalışıyordu. Daha fazla dayanamayıp kucağına aldı ve garabet ruhun yanına gitti. Yeniyetmeliği yavaş yavaş geçen ruh başından geçenleri tek tek anlattı, bir yandan da kucağındaki kediyi okşuyordu; ama yavrucağın başka bir derdi vardı ki inler gibi miyavlıyordu.
-”Acıktığı için miyavlıyordur, süt vereyim bari. Gününe gelirsek… Güneş yüzlü çocuk sana eskiyi anımsattı ve sevdin onu, kendine benzettin çünkü. Senden ayrılırken üzülsen de yarın tekrar geleceğini söylemesi, unutturdu bu duyguyu sana. Yaşlı kimsenin de bir şeyi kaybettiğini görünce yardım ettin ona ve insanın kaybettiği şeyi bulduğundaki haline şahit oldun. Buna sebep olmaksa seni gururlandırdı ve değerli birisi olduğunu düşündürdü. İnsanların bu duyguyu çok sevdiklerini ve bununla da övündüklerini belirttikten sonra kediye gelelim. Kedinin sevimliliği sende şefkat duygusu uyandırdı ve çaresizlikle ayağına dolanmasına kayıtsız kalamayıp sahiplendin; ama ona bağlanmanın bedelini ödeyebilirsin. Neticede mutlu bir gün geçirdiğini anlıyorum tüm anlattıklarından.”
-”Mutluluk nedir ki?”
-”Mutluluğun tek bir tanımı olamaz. Kediyi okşarken hissettiğin duygu da olabilir, yaşlıya yardım ettiğin zamanki duygu da. Kimi zavallılar para ile ulaşabileceklerini düşünürler bu duyguya, kimisi de vurdumduymazlığa vererek.”
-”Benim anlamadığım bir şey var, yeryüzüne inmeye karar verdiğimden beri insanlığın kötü bir şey olduğu söylenildi; ama tüm bu zaman boyunca kötü bir şeyle karşılaşmadım. Hem sen de bana yeni duyguları öğrendikçe yer yer kararacağımı söylemiştin, ancak hiçbir değişikliğe uğramadım?”
-”Tüm duyguları yaşamadan acele karar veriyorsun. Yeni yeni şeyler öğrendikçe anlayabilirsin dediklerimi, şimdi dinlen ve bugün yaşamış olup en sevdiğin duyguyu diğerlerinden ayırt etmeye çalış!”
En sevdiği duygu hangisi olabilirdi ki? Kendisini yabancı hissetmemek miydi, yoksa başkalarının gözündeki parıltıya sebep mi olmaktı? Ya ayağına dolanan yavruyu kucağına aldığındaki duygu? İçlerinden birisini seçebilecek halde değildi şu an, yeni şeyler öğrendikçe bir karara varabilirdi, kim bilir?
