Korkarak Yaşarsan…
Kandili arkadaş ve hocalarımla beraber geçirdim dün, uyumadım hiç. Yani nasıl bir içime birikmişlik varsa artık, sabaha kadar konuştum, tartıştım; çenem düştü. 8 Mart’ın da vermiş olduğu bir coşkuyla kadın hakları, İslam’da kadının yeri, siyaset… Birini bir hocamla, diğerini öbür hocamla, birini arkadaşlarımla konuştum, durdum. Artık yorgun düşüp uyudular, ben de eve geldim (sabah 8′de).
İlginç gelen bir nokta, başta neredeyse hepsi erkeğin önde oluşundan bahsederlerken, bir zaman sonra bunun toplumsal koşullarla oluştuğunu kabul ettiler, hatta anladım ki, zaten içten içe öyle kabul ediyorlardı. Ben bastırınca sözel olarak da kabul ettiler. Hepsi zeki, tuttuğunu koparabilen, fedakar, becerekli kadınken erkeğin önde olduğunu kabul etmeleri saçma gelmişti bana zaten.
Bu yazıda esas değineceğim şey başka. Öğrencim bana gül almış, üzerine bir de hadis yazmış: “Korkarak yaşarsan, yalnızca yaşarsın.”
Bizim ailede pek meşhurdur, her konudan bir ilahi mesaj geldiğini kabul etmek. Ben de etkilenmiş olacağım bu durumdan ki, “Peygamberimiz (s.a.v.), bana mesaj yolluyor, korkmadan yaşamamı istiyor sanırım” şeklinde mırıldanırken, bir yandan da İslam’daki Allah korkusuna olan vurguyu düşünüyordum. Hatta hadisi, “Allah korkusundan başka bir korku kastediliyor” şeklinde tevil ettim. Eve geldiğimde de baktım hemen, ama böyle bir hadise rastlayamadım. Sanırım Nietzsche’nin, “Korkarak yaşarsan hayatı yalnızca seyredersin.” sözü, hadis diye kitaba girmiş :D
Esasında 8 Mart ile ilgili kişisel bir yazı yazmıştım ama, vazgeçtim, geçirmedim bilgisayara. Böyle daha iyi.
March 10th, 2009 at 2:14 pm
Hadis üzerine şu yorumu yapabilirim sanırım. Muhabbet kuşum öldüğünde bir tanıdığımız bunun bize ihtar olduğunu söyledi. Gariptir ki uzundur dua etmeyen ben, kuşum öldükten sonra dua ettim. Dua etmem için mi alındı o küçük can? Buna inanmak istemiyorum.
Bu çok acımasızca. Çok…
Kadınlar konusunda ise, Aynacım, görüşlerimiz bu konuda yakın. Kısaca şunu söyleyeceğim, kadın kendisini ezmeye çalışan erkekler karşısında bir duruş sergilemeli. “Mutfak senin yerin” diyene inat mutfaktan uzak durmalı, “kadın çalışmaz, evde sıpaya bakar” diyeni sopayla koval… öhöm. Böyle insanlardan uzaklaşıp, kadına saygı duyan insanlarla arkadaş olmalı. İnsan diyorum, zira sadece erkeklerde değil, kadınlar arasında da kadına ve kadınlığa saygı duymayanlar var.
İlk olarak kadın, kendisine saygı duymayı öğrenmeli. Kendisine saygısı olmayan kişiye kim saygı duyar ki?
March 10th, 2009 at 5:14 pm
İhtar meselesinde, benim ailem o tanıdığına benzer bir şey derdi (hemen her şeyi ilahi bir ihtara yoruyorlar). Ben ihtar olarak bakmıyorum kuşunun ölmesine, zira durduk yere ölmedi, yani bir sebebi var. Pekala kuşun yaşama süresi o kadardı ve bir sebeple öldü de denebilir.
“İnsan diyorum, zira sadece erkeklerde değil, kadınlar arasında da kadına ve kadınlığa saygı duymayanlar var.”
Evet oldukça fazla. Ama bu kadınların gururlarını okşayarak bu düşüncelerinden vazgeçirebiliyor insan. Benim her zaman kullandığım bir metoddur bu: “Sen şu şu özelliklerin varken, şöyle becerikliyken, bir erkeğin senden üstün olduğunu mu söylüyorsun?”
Genelde bu gurur okşamalarından sonra fikirleri değişiyor. Bu kendilerine saygı duymama durumu da normal yine. Çünkü ailesi, çevresi tarafından “yapabileceğine” dair bir destek, özgüven sunulmuyor bu kadınlara. Haliyle başarılı erkeklerin çokluğunu gördüklerinde bunu doğuştan olan bir meziyet sanıyorlar. Oysa iyice baktığımızda meziyetler eğitim ve çevreyle, imkanlarla gelişen şeylerdir.
Erkeklerinse “karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin!” bakış açısını değiştirme imkanı var mı bilmiyorum.
March 10th, 2009 at 7:06 pm
Bir de “Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredersin” var Şebnem Ferah’tan :P
Allah’ın bazen bizlere bu şekilde mesajlar vermek isteyebileceğinin yanında, bu işaretlerin öylesine belirgin ki fark edilmemesi imkansız olacağına inanıyorum. Örneğin bir konuda cesurca davranıp davranmama konusunda ikilem yaşadığımız an bize verilen çiçeğin altında cesareti öven bir sözün bulunması veya bir cadde üzerinde karşı karşıya dizilmiş iki dükkanın alakasız isimlerinin tam da bizim üzerinde kafa patlattığımız bir konuyu tamamlaması eğer sadece birer tesadüfse o zaman bunlar gerçekten de iyi birer tesadüf olmalı. Eğer bunlar, birer mesaj olduğuna dair şüphe uyandırmayacak kadar barizlerse gerçekten de mesaj olmalılar.
Çağla’nın muhabbet kuşunun ölümünün, dua edilmesi için bir ihtar olduğuna inanmıyorum. Acımasızca bir ihtar olduğu için değil, çok belirsizce olduğu için. Eğer evcil hayvanımızın ölümü dua etmemiz için bir ihtar sayılabilecekse o zaman başka pek çok şey de yine aynı konuya dair uyarı sayılabilmeli, öyle değil mi? Ama yine de LeeLoo’nun ölümünden şu dersi çıkarmak mümkün: Sevdiğimiz birisini zarardan korumak için yaptığımız bir şey ona daha kötü bir zarar gelmesine neden olabilir. Eğer bu olay bir mesajsa o mesaj da bundan daha fazlasının olduğunu sanmıyorum.
March 10th, 2009 at 10:01 pm
Bazen haber bültenlerinde görebilirsiniz, aile içi şiddet hususunda sorulan suallere, “erkeğimdir döver,” gibi cevaplar veren annelerimiz vardır. Bu mevzu bahis kişiler, spesifik olarak o kadar önemli değil, dolayısıyla onlara öfke duymak da boşunadır, zira içine doğulan ve problemli bir dinsel bakış açısıyla da beslenen derin bir kültürel kod sistematiğinin tezahürleridir onlar. Bu kod sistemi, pratikte iki cinsiyetin arasında süre giden bir iletişim kopukluğu doğmasına neden oluyor. Erkekler ve kadınlar bir dışsallık içinde, kendileri için belirlenmiş normatif alanlarda ve hiyerarşik bir düzen içinde hareket etmeye zorlanıyorlar. Örneğin bizim gibi İslam’ın başat unsur olduğu toplumlarda, özellikle mahrem kavramı bağlamında kadınların günlük yaşam içindeki konum ve ilişkileri kolaylıkla perdelenebiliyor. Böyle bir toplumsal yapı da, kısıtlı bir diyalektiğe mahkûm oluyor elbette.
Velhasıl-ı kelâm, bugün görünürde olan, kadın ve erkek konumlarına dair meşru olanın ne olduğunu mütemadiyen buyuran, ataerkil ve heteroseksüel öncelikli bir toplumsal iktidardır. Bu sorunlu yapı, bizim her birimizin öncelikle bir birey olduğumuzu, farklı doğrular, farklı kimlikler ve yaşam biçimleri seçebilme özgürlüğümüzü yadsımaya açıkça meyillidir. Dolayısıyla mevcut çok tartışmalı biyolojik ya da toplumsal kategorilerin bizi tanımlamaya yetmeyeceğinde ısrar eden muhalif bir bağlam öncelikliymiş gibi görünüyor. Yoksa toplumsal iktidar, sadece kadın olmaya dair rolleri dayatmıyor, aynı zamanda düzey olarak eşitsiz olmakla birlikte, bu eşitsizliği besleyecek şekillerde erkek olmaya dair rolleri de dayatıyor. Buna karşı, homojen kategorileri reddeden ve cinsiyet olgusuna indirgenemeyecek, devingen bir heterodoksi çağrısında bulunmak gerekir ancak.
Ayrıca 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü hakkında da birkaç kelâm etmiş olayım. Bana bu neviden günlerin modern toplumların zamanı dilimleme hastalığının bir sonucu olarak gözüktüğünü ve bu nedenle de bir türlü içerikliklerine konsantre olmadığımı söylemeliyim. Takvimin üzerine, bize önemli bir takım şeyleri hatırlatacak işaretler koymaya bayılıyoruz şüphesiz, ama bunun tepkilerimizi nizamî hale getirerek bizi kısırlaştırıp kısırlaştırmadığı, tam da istenilen kıvama getirip getirmediği konusunda zihnimizi çok fazla işletmiyoruz sanırım. Söz konusu günlerde bir takım -şüphesiz erdemli- bildiriler yayınlanıyor, etkinlikler düzenleniyor ve gün bitince üzerimize düşeni yerine getirmiş olmaktan ziyadesiyle rahat, tası tarağı toplayıp bir yıl sonra tekrar buluşmak üzere meydanı terk ediyoruz. Hep aynı terane! İşçiler 1 Mayıs’ta dünyanın her yerinde toplanıyor, sloganlar içinde bir yürüyüş(neredeyse mizansen haline gelmiş bir tartaklanma) ve birden sanki süblimleşmiş gibi yitip gidiyorlar. Kitlesel bir iç boşaltma hali, adeta ter atma günleri( fakat görüldüğü üzere, bu yazıyı yazarak, tam da eleştirdiğim şeyin bir parçası olmaktan kaçamıyorum).
Son olarak, söz güzelse eğer, kimin söylediği pek bir önem arz etmez diyelim. Hem zaten Nietzsche de kendi yolunda bir peygamber sayılır.
Ve evet kuşlar da ölür. Ne diyordu şair:
“Kuş
âh, bilmiyor muydu kuş
dünyada varlığını gösterenin
budur karşılığı?”
March 11th, 2009 at 1:03 am
Konuyu yorumunla güzelleştirip şu paragraf atlamak için gerekli html kodunu bulmama yardımcı olduğun için teşekkür ederim. p ve br etiketini görmüyorken nbsp;’yi görüyormuş, kullanırım ben bunu :)
March 11th, 2009 at 2:28 am
@Marzî: HTML konusuna sazan gibi atlayacağım ama; incelediğim kadarıyla blogun şu an p ve br etiketlerini görebiliyor. Bizim yazdığımız yorumların paragrafları arasında bıraktığımız boşluğun görülmemesinin nedeni boşlukları sadece “yazıyı bir satır aşağı kaydır” komutu olarak görmesi. nbsp’nin asıl görevi çok & sayıda &
boşluk bırakabilmektir. Bu yorumu yazarken br etiketinden faydalanmıştım, umarım br işe yarıyordur.
March 11th, 2009 at 12:39 pm
Estağfirullah, ne sazanlığı :)
İşte br etiketini görüyor, ama işe yaramıyor. nbsp koyarsak satır atlıyor, boşluktan ziyade :)
March 11th, 2009 at 2:32 pm
Öğrencin güzel bir mesaj vermiş Ayna’cım. Korkarak yaşanmaz. Korkarsan kölesin cesursan efendisin.
İhtar konusu geçmiş yukarıda. Ben htar gibi konulara pek inanmayan (inanmak istemeyen) birisiyim çünkü söz konusu ihtar ise insan mantığı onu sadece kendi kapasitesinin yettiği yere veya sadece işine geldiği noktaya çekebiliyor. Mesaj vermek ise amaç Allah zaten herkese veriyor mesajını ama açık ama kapalı. Mesajın ne olduğu ise senin bundan ne anladığına bağlıdır.
Kadınlar gününüz kutlu olsun bu arada ama şu ülkede hatta bıraktım onu dünyada kaç kadın gerçekten yaşayabiliyor ki bu günü. Bir de bir şeyi merak ediyorum bu 8 Mart kadınlar gnü olsun şu olsun bu olsun demek tamamen kadınlardan mı gelmiş yoksa içinde erkek gücü de var mıdır?
March 11th, 2009 at 5:43 pm
Tamamen kadınlardan gelmiş derken neyi kastettiğine bağlı biraz da. Hikayesi şöyle:
“Birinci görüşe göre,1857′de New Yorklu dokuma işçisi kadınlar, düşük ücretleri, on iki saatlik iş gününü ve artan iş yükünü protesto etmek için bir gösteri yürüyüşü yaptılar. Polis şiddet kullanarak yürüyüşü dağıttı.
İkinci görüşe göre, Amerikalı kadınlar 8 saatlik işgünü ve kadınların siyasal hakları için mücadele ederken, Şubat 1908′de Manhattanlı iplik işçisi kadınların grev yapması ve polisin yine şiddet kullanmasıdır.
Üçüncü görüş,1909′da New Yorklu dokuma işçisi kadınların işten çıkarılmaları protesto etmek için fabrikayı işgal etmeleri, çıkan yangında 129 kadının hayatını kaybetmesidir.”
Yine bugünün emekçi kadınlara özel bir gün olmasını, Sosyalist ve Kadın Hakları Savunucusu Clara Zetkin’in önerisiyle , II. Enternasyonalin 1910′daki Kongresi’nde kabul edildi. Yani öneride kadınlar ağırlıkta. Ancak tabi ki 1 Mayıs’tan etkilenilmiş bir gün de denilebilir. Ayrıca sonraları feministler de bugünü sadece emekçi kadınların değil, tüm kadınların günü olarak kabul etmiştir (bildiğimiz gibi yaygın kullanımı bm kararıyla da dünya kadınlar günü olarak kutlanmasıdır).
Vampir/ boşluk bırakıp bir kere nbsp kodunu girdiğimizde ve akabinde boşluk bıraktığımızda oluyor.
March 11th, 2009 at 7:06 pm
Enteresan ve zekice! Standartlara uygun bir sonuç sayılmaz.
Neyse problem giderilsin de, nasıl olursa olsun, zira paragraflara ayrılmamış yazılar, çok okunaksız ve nahoş gözüküyorlardı.