Bir Mim denemesi

Her insanda var mı bilemiyorum ama ben bazı eşyalarımla özel bir bağ kuruyorum, eşya gibi değil de, cidden sevdiğim bir bireymiş gibi oluyorlar benim için. Bu yüzden blogumda paylaşmak istedim, ardından bunu bir mim formatında yapabileceğimiz aklıma geldi. Herkes cidden sevdiği bir eşyayı (mümkünse fotoğraflarıyla birlikte) paylaşacak, biraz da tanıtacak tabi. Evvela yoldaş hırkamla başlayayım:

Yoldaş Hırka

Bu hırkayı cidden çok seviyorum. Çok hırka gördüm ama bunun gibi güzel ve dayanıklısını görmedim. Sekiz yıldan beri kullandığım yoldaş hırkam için sözlükte şöyle bir tanım yapmıştım (ayar da vermişti biri):

“üşüdüğünde, sancısı olduğunda yanında olandır yoldaş hırka, benim pembe, çiçek motifli, örgülü yoldaş hırkam gibi. 6-7 yıldır hiç bir hırka yoldaş hırkamın yerini tutmadı. hangi seyehate gitsem ilk yoldaş hırkamı alırım, yoldaş hırkamla aynadaki yansımam hep daha güzeldir. başka hırkaları da kıskanmaz hem, onun gönlünüzdeki yerinin farklı olduğunu bilir. bir eşya değildir yoldaş hırka, tıpkı kitaplar gibi önemlidir, ihtiyacınız olduğunda hep hazırdır, sitem etmez, sabırlıdır. yoldaş hırkası olmalı her insanın, en kötü ve soğuk günlerinde içini ısıtan, onu sarıp sarmalayan.”

Maşuk tesbih

Bu iki tesbihi annem ile babam aldı bana. Ortadaki kuka, dıştaki ise gül ağacından yapılmış. Çektikçe parlıyor bunlar, bir de gül ağacından yapılmış olanı güzel kokuyor cidden. Ana-baba yadigarı yani, yanımdan ayırmam kesinlikle, çantamda dururlar her daim :)


Dostane Kitaplar

Dostane kitaplarım. Esasında kitapları okumak çok çok sarsa da, kütüphanemde dizilişlerini ve görüntülerini de çok seviyorum ben. Akşamları bir durup seyrederim, bazı günler elime alıp yeniden incelerim, okurken zaten bir insan kadar canlı olurlar. Bir de çoğunu seviyorum ben kitaplarımın, dostlarım gibi. Aralarını ayırmak pek mümkün olmuyor açıkçası :)

Gelelim kimleri mimleyeceğime. Evvela, bana güzel bir fikir gibi geldi ama saçma da olabilir tabi bu mim işi. Herkes serbest, zincirleme gitmek zorunda değiliz (yani bu mim hoşunuza gittiyse siz de mimlisiniz). Ama ben yine bir kaç isim vereceğim, dilerlerse katılırlar, teklif var ısrar yok:

Yoldaş Anıl, Anubis, Roselyn, ragnor; cancağızım, Aranel, Echo69, Erengy, Gord10, Kabraxis, Lord_Duxus, Sophia, Swordwolf, Sir Aenas, Vampir, Yahuda.

Karakter Tahlili

Bir şeyi farkettim ben, erkek hayranlığı var bende. Erkeklerin zekasına, mantığına, sanatına hayranlık besliyordum ki bu esasında körlüğe de sebep veriyordu. Belki erkekleşmeye kadar götürecek bir özentilik, belki yarım akıllı kadınlar sözünün geçersizliğini kanıtlama çabaları bir erkek kopyasına dönüştürecekti beni, hala dönüştürme tehlikesi var. Bu hayranlık bir abiye sahip olmakla alakalı mı bilemiyorum, ama kendimi bildim bileli abimle benzer zevklere düşkünlüğümüz var, yine de bana biçilen kadın rolünü de tam inkar edemedim sanırım hiç bir zaman. Futbol oynamak kadar evcilik oynamayı, bilgisayar oyunlarına sahip olmak kadar Barbie bebeklerimin de olmasını istedim hep.

Toplumun biçtiği iki rolü de üstlendim bu ilk çocukluk devrinde, sonra ergenlik çağı denilen delilik zamanlarımda da sürdü bu. Ama sanırım o zamandaki deliliğin getirdiği bir cesaretle aşkı yaşadım, yine bu yaşadığım şeyde de çift yönlülüğüm sürdü, bir yandan kadına biçilen bağlılık, öbür yanda erkeklere biçilen aşk için mücadele (yine de bu devirde daha bir kadınsı duygular yaşadığımı belirtmem gerek). Sonrasında bu durumdan çıkarılan dersler, erkekleri gözlemleme sonucu onların daha bağımsız yaşamalarının kilit noktasını bulmayla geçen seneler; sanırım beni erkeksileştirdi. Erkekler şairdi, en romantik yazılar onlardan çıkıyordu veya her alanda başarılı oluyorlardı, çünkü aşkları için bağlılık göstermeyi değil, farklı kanallara akıtarak o kanallarda uzmanlaşmayı öğrenmişlerdi. İşte bunu taklit etmeye çalışırken fazla hayran olmaya başladığımı farkettim.

Artık aşktan çok toplumsal olayları konuşmayı seviyordum (hala öyle), annem dahil kadınların konuşmaları aptalca geliyordu, ailesel toplantılarda amcamlarla oturmayı annemlerle oturmaya tercih ediyordum (yine hala ediyorum). Babamın mantıksallığı gözümü kör etti, annemin ne kadar fedakar olduğunu unutturdu. Oysa kadınlığın (ya da öğretilmiş kadınlık diyelim) bana getirisi vardı, empati yeteneğim güçlüydü, sevdiklerim için bir şey yapmak ibadet gibiydi. Ve erkekler (buradaki genellemenin dışındakilere selam ederim, sözüm size değil; alınmayın :p) çok şey başarmışlarsa da çok daha fazla acı çektirmişlerdi. Dolayısıyla bir erkeğin kopyası olmak isteyebileceğim bir şey değil, artık daha iyi anlayabiliyorum. Etrafımda gördüğüm kadınlar gibi olmak da istemiyorum açıkçası, işimi görmek için bir erkeğe muhtaç olma fikri (hem duygusal hem maddi yöden) öldürüyor beni. İşte dileğim iki cinsin de güzel yanlarını toparlayıp bunu karakterime yedirmek; özenti olmadan. Sanırım bu da kaçınılmaz olarak devamlı iç çatışmaları getirecek ki yorgunluğum bu yüzden. Bilmem ki başarabilir miyim?

Ya bu kendimle uğraşmalarım beraberinde karaktersizlik getirirse? En iyisi akışına mı bırakmalı nedir?