Karakter Tahlili

Bir şeyi farkettim ben, erkek hayranlığı var bende. Erkeklerin zekasına, mantığına, sanatına hayranlık besliyordum ki bu esasında körlüğe de sebep veriyordu. Belki erkekleşmeye kadar götürecek bir özentilik, belki yarım akıllı kadınlar sözünün geçersizliğini kanıtlama çabaları bir erkek kopyasına dönüştürecekti beni, hala dönüştürme tehlikesi var. Bu hayranlık bir abiye sahip olmakla alakalı mı bilemiyorum, ama kendimi bildim bileli abimle benzer zevklere düşkünlüğümüz var, yine de bana biçilen kadın rolünü de tam inkar edemedim sanırım hiç bir zaman. Futbol oynamak kadar evcilik oynamayı, bilgisayar oyunlarına sahip olmak kadar Barbie bebeklerimin de olmasını istedim hep.

Toplumun biçtiği iki rolü de üstlendim bu ilk çocukluk devrinde, sonra ergenlik çağı denilen delilik zamanlarımda da sürdü bu. Ama sanırım o zamandaki deliliğin getirdiği bir cesaretle aşkı yaşadım, yine bu yaşadığım şeyde de çift yönlülüğüm sürdü, bir yandan kadına biçilen bağlılık, öbür yanda erkeklere biçilen aşk için mücadele (yine de bu devirde daha bir kadınsı duygular yaşadığımı belirtmem gerek). Sonrasında bu durumdan çıkarılan dersler, erkekleri gözlemleme sonucu onların daha bağımsız yaşamalarının kilit noktasını bulmayla geçen seneler; sanırım beni erkeksileştirdi. Erkekler şairdi, en romantik yazılar onlardan çıkıyordu veya her alanda başarılı oluyorlardı, çünkü aşkları için bağlılık göstermeyi değil, farklı kanallara akıtarak o kanallarda uzmanlaşmayı öğrenmişlerdi. İşte bunu taklit etmeye çalışırken fazla hayran olmaya başladığımı farkettim.

Artık aşktan çok toplumsal olayları konuşmayı seviyordum (hala öyle), annem dahil kadınların konuşmaları aptalca geliyordu, ailesel toplantılarda amcamlarla oturmayı annemlerle oturmaya tercih ediyordum (yine hala ediyorum). Babamın mantıksallığı gözümü kör etti, annemin ne kadar fedakar olduğunu unutturdu. Oysa kadınlığın (ya da öğretilmiş kadınlık diyelim) bana getirisi vardı, empati yeteneğim güçlüydü, sevdiklerim için bir şey yapmak ibadet gibiydi. Ve erkekler (buradaki genellemenin dışındakilere selam ederim, sözüm size değil; alınmayın :p) çok şey başarmışlarsa da çok daha fazla acı çektirmişlerdi. Dolayısıyla bir erkeğin kopyası olmak isteyebileceğim bir şey değil, artık daha iyi anlayabiliyorum. Etrafımda gördüğüm kadınlar gibi olmak da istemiyorum açıkçası, işimi görmek için bir erkeğe muhtaç olma fikri (hem duygusal hem maddi yöden) öldürüyor beni. İşte dileğim iki cinsin de güzel yanlarını toparlayıp bunu karakterime yedirmek; özenti olmadan. Sanırım bu da kaçınılmaz olarak devamlı iç çatışmaları getirecek ki yorgunluğum bu yüzden. Bilmem ki başarabilir miyim?

Ya bu kendimle uğraşmalarım beraberinde karaktersizlik getirirse? En iyisi akışına mı bırakmalı nedir?

13 Responses to “Karakter Tahlili”

  1. aynaimarzi

    Bu erkek hayranlığı bazen yerini kıskançlığa da bırakabiliyor. Onların özgürlüklerini, başarılarını derinden kıskanıyorum. Freud’a göre bu sanırım penis kıskançlığı. Gerçi kadınların da başarılarını kıskanırım, ama onların başarıları benim de yapabileceğime kendimi inandırırken, erkeklerin başarıları ümitsizliğe düşürebiliyor.

  2. Bir Garip Vampir

    Esasa bakıldığında erkek olma hâlinde sanıldığı kadar gıpta edilecek bir keyfiyet bulamayabiliriz. Elbette görünür bir toplumsal avantajı var erkek olmanın. Ataerkil bir yapının olası pek çok nimetinden yararlanabilirler. Fakat imkânların doğurduğu imkânsızlıklar olduğunu unutmayalım. Ataerkil olarak dayatılmış bir erkeklik başka türlü bir esarettir sadece. Onun gerçekten bir iktidarı varsa da, bu arzulanacak bir iktidar değildir(hangisi arzulanır ki?). Ancak utanılacak bir şeydir erkeğe bütün o sözde özgürlüğünü ve bağımsızlığını veren tarih. Yüzünü kapamalı ve ağlamalıdır.

    Sözün özü, eğer bu kesif tarihsel yarılmadan bir anlam bulunup çıkartılmak isteniyorsa, o anlam önceden verili gelen erkeklik ve kadınlık hâllerinin sınır bölgelerinde aranmalıdır sadece.

  3. aynaimarzi

    Erkeğin iktidarı özenilecek bir şey değil elbette, yine de sözde özgürlüğünü onu bulamayanlar istiyor. Yüzünü kapayıp ağlayanlar ise sanırım epey azınlıkta.

     

    “Önceden verili gelen erkeklik ve kadınlık hallerinin sınır bölgesinde anlam aramak”

     
    Yapmaya çalıştığım, ama henüz başarılı olamadığım şey de bu sanırım. Neticede bir anlam bulabilsek de öğretile gelen hallerden soyunamıyoruz tam olarak. İlla bir izi kalıyor maalesef.

  4. Çağlayan

    Kibir gibi görünebilir ancak yazılan muhteşem şiirlerden, yaşanan en kanlı savaşlara kadar, erkeklerin dünyasında kadınların etkisi büyüktür. Bir kadın tarafından kalbi kırılmıştır, bir kadına aşık olmuştur, bir kadın tarafından yetiştirilmiştir.

    Aşkı erkekler daha yoğun hissediyor, ayrılık acısını daha derin yaşıyorlar, üstelik göründükleri kadar güçlü ve bağımsız değiller. Toplum duygularını bastırmalarını emrettiği için kadınsı yanlarını reddediyorlar, bu da onları kendi yarattıkları ataerkil yaşamın içinde kısılıp kalmalarına yol açıyor. Bu arada kadınlar duygusallığın zayıflık olmadığını kabul edip daha kolay atlatıyorlar çoğu olayı.

    Belki kadınlar ataerkil yaşamın nimetlerinden erkekler kadar kolay yararlanamayabilir, ancak kartlarını doğru oynarlarsa bu konuda sorun yaşamayacaklardır. Tabii güçlü kadın imajından korkan erkekler bu denli fazla iken bunun kolay olacağını söyleyemem.

  5. aynaimarzi

    Elbette ki büyük, hatta ataerkil bireyleri de babanın yanısıra anne yetiştirir, burası da ayrı bir muamma tabi.

     

    Aşk konusunda ise, geçen kuzenimle konuşuyorduk bu konuyu. Erkekler sevse de bir kadında takılıp kalmıyor, başka kadınla evlenebiliyor; kadın ise evlenmiyor (genellemelerden hariç kişiler vardır elbette). Evet kadın bir kişide saplanıp kalıyor. Göründükleri kadar bağımsız olmayabilirler, ama göstermiyorlar ki bunu; benim gördüğüm hep hayatına devam eden, bir yerde, kişide saplanıp kalmayan erkekler.

     

    Son konu, yani kadınların kartlarını doğru oynaması konusuna katılamıyorum cancağızım. Güçlü kadın imajı her şeyden evvel kadını da zorluyor ve olay çoğu zaman kartları doğru oynamaya bakmıyor. Kadının ailesi eğer rahatsa dediğin bir nebze gerçekleşebilir yine, ama her kadın bu kadar şanslı olmuyor.

  6. Bir Garip Vampir

    Kadın bir kişide saplanıp kalırken, erkeğin yoluna devam etmesi gözleminizi, bu durumun sosyo-kültürel kod sistematiği içinde gelişmiş çift taraflı bir öğreti olabileceği üzerinden okumaya çalışırsanız, bunun bir erkek için özgürlük ya da bağımsızlık meselesi olmayabileceğini görmeniz daha mümkün hâle gelir.

     

    Fakat burada yine bir dil problemi göze çarpıyor. Erkek ve kadın arasındaki toplumsal yarılma üzerine kurulmuş egemen dile eklemlenmesi kaçınılmaz olan genellemelere direnen; benzerliklere değil, -sayıları az olsa bile- farklara odaklanan yeni bir dilin inşa edilmesi sürecine katkıda bulunmak daha elzem bir meseledir.

     

    Örneğin sosyobiyolojik bir yaklaşım bize neden erkeklerin çok sayıda evlenmeye meyilli olduklarına dair mâkul açıklamalar sunabilir, ama bu tür bir genelleme sorun olarak gördüğümüz probleme derman olacak mıdır? Dolayısıyla esas odaklanmamız gereken, insanın, basit biyolojik güdülere indirgenemeyecek karmaşık bilinçlilik hâli olmalı. Oraya odaklandığımızda her bir insanın tecrübesinin mutlak farklılığını ve bu tecrübelere dair tepkilerin nizamî olmayabileceğini görmek mümkün hâle gelir. Bu tutumun neredeyse ilkece savunulması ve böylece önümüze konulan hemen her tür indirgeme girişiminde, söz konusu girişimleri ihlal eden ne varsa ona daha bir dikkat gösterilmesi gerektiğini söyleyeceğim.

  7. aynaimarzi

    İndirgemecelik her zaman daha kolay geliyor tabi. Çünkü ilkece savunulması gereken şey görünür olan bir şey değil. İnsan davranışları her kişide farketse de belli bir toplum içinde belli alışkanlıklar edinmiş insanlarla muhatap oluyoruz. Odaklanmayı tam yapamıyoruz haliyle, çünkü görünür olanla yetinmek daha rahat ve mümkün. Dikkat etmek ise her zaman tetikte olmayı gerektiriyor.

  8. Ahmet

    “Erkeklerin zekasına, mantığına, sanatına hayranlık besliyordum ki bu esasında körlüğe de sebep veriyordu.”

    Gözden kaçırılan nokta şu: Bu saydıklarının hiçbiri, erkekleri erkek yapan özellikler değil aslında.

    Doğru; ilk çağlardan beri erkeklerin avcılık, savaş gibi güç ve zeka kullanımına yönelik, kadınların da çocuk bakımıyla, toplayıcılıkla filan uğraşması bize bu konuda evrimsel bir avantaj sağlamıştır. Toplumdaki kadın-erkek algısında bu avantajın etkisi var. Ama bizi erkek yapan şey bu senin sahip olmak istediğin özellikler değil ki? Belki de ilk önce erkek ve kadının ne olduğunu tanımlamalıyız, benim için bu sadece cinsel dimorfizm ve genetik avantajlar.

    Erkeklere biçilen başka bir rol de duygusallıktan uzaklıktır, ama “erkeklerin sanatta başarılı olması” cümlesi de bu rolle çelişmekte (kaldı ki benim DeviantArt’ta çalışmalarını severek takip ettiğim sanatçıların büyük bir kısmı kadın. İsmi o sanatın terminolojisine geçecek kadar başarılı sanatçıların kadın oranının da gelecekte artacağına inanıyorum, çünkü toplumun bu ‘kadınlar anca aktrist filan olur’ yargısı da daha yeni çözülmeye başladı).

    Bu sahip olmak istediklerinin garip bir yanı yok. Çünkü dediğim gibi, bizi erkek yapan şeyler bunlar değil, bu sadece toplumun biçtiği cinsiyet rolü.

    Odaklanmak için izolasyon gerekli bazen.

  9. anubisfremen

    Kimse başkalarının onlar için biçmiş olduğu giysileri giymek zorunda değildir. Herkesin gittiği yoldan gitme ki ardında bir iz bırakabilesin.

    Bence doğru yoldasın.

  10. anubisfremen

    Ayrıca bu yazını senin kişiliğin hakkında dedikodu yaparken görmem gerçekten ilginç oldu. Tam da bahsettiğim konuyla ilgili yazmışsın. :)

  11. aynaimarzi

    Ahmet,

     

    Elbette erkeği erkek yapan şeyler değil benim istediklerim. Ki yazıda da belirttiğim gibi hayran olduğum bu yönler kötü özellikleri görmemi engelleyebildi zaman zaman. Öte yandan erkeklerin de kendi aralarında hiyerarşileri var, her erkek de şanslı değil ve toplumsal roller erkeklere de dayatılıyor. Ama yine her zaman daha çabuk gözden çıkarılan cins kadın oluyor. Bir ailenin durumu kötüyse kızlarını değil oğlanlarını okutuyor, bir patron kadın işçilere parasını daha az ödüyor. Yani kendini ilerletme noktasında erkekler hep bir adım önde. Geçmiş yüzyılda kadınlar epey mesafe katetmiş olsa da hala özel alan dediğimiz ev ilişkilerinde de işler erkeğin lehine oluyor maalesef (bir erkek dışarıda işini bitirip eve geldiğinde hiç bir şey yapmıyor, kadınsa devamlı işini bölmek durumunda kalıyor).

     

    Yoldaş, bazen herkesin gittiği yoldan gidebilseydim çok daha rahat bir yaşamım olurdu diye düşünüyorum. Ama esasında tüm bunlar bir tercih, ben buyum, sevdiğim şeyler etrafımdaki insanlardan farklı, bir özellik veya güzellik değil bu. Özel hissetmekten çok yalnız hissediyorum kendimi.

  12. Mert

    Genelde her konuya gerçekçi yaklaşmaya çalışırım. Hayallerdense sonuca varacak yola odaklanmayı tercih ederim. Hayallerde uçarak değil, ayakların yere basarak ilerlenebileceğini gördüm diye belki de. (Hayallerin gerekliliği de bence tartışılmaz ama konumuz o değil.)

    Erkek ve kadın ayrı olmamalı. “Güçlü” erkek, “duygusal” kadın…v.b. tanımlamalardan/genellemelerden uzaklaşmalıyız. Ayrı değil, aynı olmalıyız. Farklarımızı bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı, yakınlaştırmalı. Ne zamanki bizi birbirimizden uzaklaştıran farklarımızdan kurtulabilir, bizi birbirimize yaklaştıracak farklarımızın değerlendirebilirsek; o zaman eşit, o zaman ÖZGÜR oluruz.

    Ancak kolay değil. XX eşit değildir XY’ye. Sadece biyolojik değil, dendiği gibi toplumsal da. Ne yazıkki sadece tarihsel bir kalıntı da değil bu olgu, gün geçtikçe sanki kadın erkek eşit oluyormuş gibi bir havaya giriyoruz; ama bu yanlızca kendimizi kandırmamız. Kadın erkek eşit değil, eşit olamaz da. Bir insanın oluşmasında genetik ve çevresel faktörler vardır (belki de bir de ruh ha?). Biz ne genetiği, ne çevreyi eşitleyemiyoruz. Bunca farklı değişkenin olduğu bir denklemde dengeyi yakalamak?

    Çok sevdiğim bir dizi “Mad Men”, seyrediyorsanız Peggy karakterini biliyorsunuzdur. (Nispeten) Erkek egemen bir toplumda, kendi emeğiyle kendine yer bulan bir kadın. Dizide ki herkesin içsel yanlızlığının yanı sıra, onun hayatının her yanını saran yanlızlığı rahatlıkla görebiliriz.

    Şunu da eklememek isterim; şimdi bana uzun gelen bir zaman önce, bir dostum şöyle yazmıştı, bir yere:
    “Peki. Bir gün bir şey oldu (Aslında öyle durup dururken bir gün olmadı.) (Aslında hikayenin taa en başına dönersek; evet bir gün bir anda oldu ama hiç karıştırmayalım içinden çıkamayız.), ne olduğunu o gün anlayamadım, bugün de henüz anlayabilmiş değilim. Neyse işte o şey olduktan sonra ben yalnızlığıma tek başıma devam edemediğimi fark ettim. Bana eşlik edenin de benimle aynı şeyleri hissettiğini öğrendim. Gördüm ki iki insanın özlerinde koşulsuz hüküm süren yalnızlıkları bir yolda yürüyebiliyorlar. Gördüm ki yalnızlığını iki kişi yaşayabiliyorsun…”

    İşte ben hayal kurmanın hayalini kuran biriyim ve bu yazıyı okurken kendi içimden çıktım, başka bir yere gittim.
    Kalabalıkların içinde yanlız değil, yanlızlıkların içinde kalabalık olduğumuz bir yere. Eşit olduğumuz, özgür olduğumuz bir yere. Erkek veya kadın değil, insan olduğumuz bir yere.

  13. aynaimarzi

    Yorum çok güzel, diyecek bir şey kalmadı zaten. Teşekkürü bir borç bilirim :)

Leave a Reply