Etme Bulma Dünyası

Son yazımdan bu yana epey geçmiş ama zaten çok güncel bir blog tutmuyordum bildiğiniz gibi. Her zamanki halim yani. Neler olmuş bitmiş son zamanlarda yazayım, çünkü baya doluyum sanırım.

*Son yazımda evin tadilatta olduğunu söylemiştim ya. İşte yeni bitti daha o tadilat ve benim odam çatı katına taşındığı için sıfırdan dolap ve kütüphane yaptırmam gerekiyor. Ancak ailemin parası tadilata gittiği için başım kel kaldı açıkçası. Sonuçta zorlayabilmeye de yüzüm yetmiyor ama bakalım ne zaman düzene gireceğim. Bu arada filmlerde oluyor ya böyle çatı arasında bir yatak, bir iki kutu filan. Hoş da görünüyor filmlerde ama bendeki öyle olmuyor maalesef. Çünkü çok karışıyor dolap olmayınca :/

*Ben daha düzenimi oturtamamışken bir olay da kurstan çıktı. Bu yıl evlenen bir hoca var, o evlilik hazırlıkları yaptığı için kurbana kadar idaretimlik grubu bana kaldı. Tefsir vermem gerekiyormuş ve her gün 4-5 sayfa olmalıymış. Bu haberi duyduğumda üzüldüm çünkü aynı kursta fıkıh ve siyer derslerine, farklı bir kursta da başka bir fıkıh dersine giriyorum. Ama hiç biri tefsir kadar vakit almıyor, çünkü toy olduğum bir alan (tefsir vermeyi istiyorum ama her gün çok fazla). 2 sayfayı yapmak için 3 saatim gitti geçen gün. Bir de her gün olması çok kötü, çünkü iki haftada bir cumartesi günü öğlene kadar da gitmem gerekecek. Haftada en sevdiği gün cumartesi olan benim için üzücü bu ama inşallah kurbandan sonra düzelecek. Eğer düzelmezse de ben itiraz edeceğim.

Bu kadar mızmızlandım ama üç aylık bir tatilin rehaveti de ancak böyle giderdi zaten.

*Hat dersime kayıt oldum yeni yıl için, dersimi de gösterdim (kaldım tabi ki). Özlemişim çok, herhalde en sevdiğim ders bu.

*Açık ilköğretimi bitiriyorum kasım ayında inşallah. Zaten bir matematik bir de ingilizce dersi kalmıştı. Sonrasında Mart ayında açık liseye gideceğim sanırım. Ama tanıştığım bir kaç kız açık lisede sınav yerinde bazen hocaların kıyafet sorunu yaptıklarını söyledi. Bakalım ne olacak.

*Annemle alışveriş yapmaktan nefret ederim. Çok kararsız olduğu için epey bir inceler ve çok vakit alır. Ama dün basiretim bağlandı ve abim, annem ben çıktık alışverişe. İlk Cevahir’e gittik, annem bir işini halletti, yemek yedik. Sonra annem banyo için bir şeyler alacak diye başka bir mağazaya gitti (cevahir dışında). Sonra Çağlayan’a geçtik kapı kolu almak için. İkindi namazı geçiyordu orada bir camide namaz kıldık, sonra kahrolası (çünkü çok kalabalık!) ikea’ya gittik. Orada annem sağolsun 3 saat rahat gitti ve kasaya geldiiik. Önümüzdeki kızların işi uzun sürdü epey, ödemede bir sıkıntıları oldu sanırım. Bu sefer annem onlara söylenmeye başladı, o söylenince içime de bir kurt düştü şimdi bizim alışveriş ödemesinde de bir problem çıkmasın diye. Cidden de ödeme yaparken annemin kartının limiti dolduğu için kaldık öyle ortada ve fena şekilde rezil olduk. Etme bulma dünyası işte, annemin söylendiği durum ona ne kadar uzak geliyordu, oysa beş dakika sonra daha beteri başına geldi. Bu da ona ders oldu sanırım, bana da ders oldu; bir daha annemle alışverişe gitmemem gerektiğine dair.

14 Responses to “Etme Bulma Dünyası”

  1. Ekrem

    Yazıyı okudukça güldümerini … Dert mi bunlar şimdi :) Sana tavsiyem bunları daha da sıklaştırarak yapmalısın. Kredi kartı mevzuu ise her insanın başına gelebilecek şeyler. Hatta sıkıntıya düşmeniz ise gördüğüm kadarıyla tamamen senin bu husustaki titizliğinden. Kitaplık işini nasıl yapacağın hususunda… parçalayıp rahatlıkla değiştirebileceğin şeyler tercih erdersen (modüler sistem deniyordu galiba) sıkıldıkça değiştirirsin yerlerini. Bu hususta daha teferruatlı yardımcı olabilirim… Böyle iyi, böyle iyi … ;)

  2. Bir Garip Vampir

    Bir zamanlar ne çok çatı katı hayalleri kurmuşumdur, ama gel gör ki, hiçbir zaman bir çatı katında yaşama imkânı bulamadım. Hâlâ ne zaman bir filmde görsem ya da bir kitapta okusam o eski arzu depreşiverir. Fakat ne yazık ki, bundan sonra artık hiçbir çatıya sığmam mümkün değil. Nereden nereye…

    Bu arada tebrikler; resmi seküler eğitim basamaklarını hızla atlıyorsun anladığım kadarıyla. Üniversiteyi de düşünmelisin muhakkak, zîrâ zeki ve öğrenmeye meraklı insanlara en çok oralarda ihtiyaç var. Umarım o malum kıyafet sorunuyla da asla karşılaşmazsın (gugli gugli gugli, go away!)

  3. aynaimarzi

    Ya kusuruma bakmayın, yorumlar mail’e gelmemiş maalesef. O yüzden yanıtlayamadım, çok özür dilerim hepinizden.
     
    @Ekrem,
    Dert değil zaten, sadece üstüste, tatil sonrası gelince bünye şaşıp kalıyor. Kütüphane konusunda ise odam o kadar değiştirmeye müsait değil, kitaplar da epey var, o yüzden sabit kalacağım maalesef. Kredi kartı mevzusu dediğin gibi ama bir mağazaya, bir yere gittiğimde hep cüzdanını girmeden kontrol ettiğim için biraz ağır geldi sanırım bana, hep öyle para yetmeme korkusu vardır içimde :)
     
    @Vampir,
    Ya çatı katı biraz büyükçe olursa harika olur tabi ama benimki daha çok çatı katında bir oda ve öyle büyük de değil, hele o filmlerde veya kitaplarda bahsedildiği gibi romantik tarzda hiçten değil. Ya benimki öyle değil ya da gerçek olunca güzel gelmiyor, bir de nisbeten sıcak oluyor evin diğer yerlerine oranla.
     
    Seküler eğitim konusu ise epey karışıktı benim için, net bir karara daha geçen yıl vardım. Çünkü bu eğitimi isteyen benim gibi kişiler (İslami eğitim almış kişiler) ailem ve çevremdeki herkes tarafından özentilikle suçlanıyordu. Aldığın eğitim neyine yetmiyor şeklindeki itirazlar da vazgeçiriyordu beni. Ama hem öğrenmeyi seviyorum hem de ileride ailemden ayrılıp kendime ait bir yaşam kurabilmem için bir plan yapmak istiyorum. Arap dili ve Edebiyat’ı da ilgimi çekiyor, içinde bulunduğum durumda aldığım Arapça’yı geliştirip daha fazla eğitim alabileceğim bir yer de olmadığı için seküler eğitimin diplomasına ihtiyaç duydum. Benim amacım zaten üniversiteye gidebilmek (zeki olduğum için değil ama öğrenmeye meraklıyım evet:)) ama onda da iki türlü sorun çıkıyor, kıyafetimle sanırım Türkiye’de ilelebet okuyamam, bir gün okuyabilecek olsam bile ailem haremlik selamlık uygulamasının olmadığı bir yere göndermezler. Ama Suriye veya Ürdün’e gidip okuyabilirim diye en azından Türkiye’de liseyi bitireyim dedim.
     
    Hız konusunda ise, bir sistem getirmişler yeni, bir yıla 8 yılı verebiliyorsunuz, öyle yaptım ben de. Geçen yıl başladım işte, bu yıl da liseye geçmiş olacağım kısmetse.

  4. aynaimarzi

    Bu arada odam da oluyor inşallah, bakalım ne kadar sürecek :)

  5. Bir Garip Vampir

    Kıyafet sorunu konusunda Türkiye bir eşik noktasına geldi daha uzun süre devam etmesi zor gözüküyor. Şu an zaten yasal olarak varsa da fiilen, de facto yöntemlerle aşılıyor pek çok üniversitede.

     

    Haremlik selamlık meselesine gelince, elbette belli kesimler tarafından karma olmayan yapıların talep edilmesini anlayışla karşılarım, ama öte yandan bu yapıların eleştirisini de elzem buluyorum, zîrâ aşırı ortodoks bir kabuldür ve halihazırda kadın ve erkek arasındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin dinsel-geleneksel ayaklarından birini oluşturuyor. Bu noktada din açısından yapılması gereken çok şey var, ama belki en önemlisi Kur’an ve sünnetin mahiyeti hakkında ciddi bir kapı aralamak ve bu metinlerin sosyo-tarihsel/konjonktürel bağlamı üzerinde şimdiye kadar yapılandan çok daha cesur bir şekilde düşünmek olacaktır(örnekleri de vardır, bkz. Mahmud Muhammed Taha)

  6. aynaimarzi

    Türkiye’de ele alınan kıyafet sorunu genelde başörtü üzerinden yapılıyor, eğer bir kapı aralaması varsa da bu başörtüyü kapsıyor sadece. Benim giydiğim kıyafet biraz fazlalaşsa başörtüsü sorunundan daha fazla büyür gibime de geliyor (iran ne kelime!). O yüzden bu konuda umutlu değilim.
     
    Haremlik selamlık meselesini dediğiniz gibi bir kapı aralamak için düşünmek ve bir nevi yeniliğe açık olmak gerekir. Fakat benim ailem (annem-babam, baba tarafım) belli bir yaştan sonra tam bir ortodoks şekilde İslam’ı yaşamaya başladılar (buna dönüş diyorlar hatta), o yüzden de belli konularda hiç bir şekilde geri adım atmıyorlar, buna dair tevilleri de ehli sünnetten sapkınlıkla suçluyorlar (dahası hanefi mezhebinde bile tevile gitmiyorlar). Yani onları ikna edebilmek için Kuran’dan başka sağlam hadis kaynakları ve bir de İmam-ı Azam kadar saygı duyacakları bir mezhep imamı gerekli :)
     
    Bu minvalde, bu görüşteki insanlara göre Mahmud Muhammed Taha, Fazlur rahman, Ali Şeriati hep sapkın kimseler. Hatta hatırlıyorum babam bende Ali Şeriati ile Fazlur Rahman’ın kitaplarını gördüğünde bunlar bidatçı, okuma saparsın sonra sen de demişti. Aslında kendileri tasavvufun içinde, yani onlar da mesela bir vehhabilere göre bidatçı, Peygamber zamanında olmayan bir şeyi dine sokmakla suçlanıyorlar ama bu onlara öyle gelmiyor. Esasında olay düşünmeyi başından reddetmeleri sanırım, çünkü düşününce yapılan tezatlıklar, akla uymayan pek çok şey keşfedilecek ve bu onları yeniliğe götürecek ki en istemedikleri şey. Peki bir şeyi istemeyen insanı neyle ikna edebilirsin ki?

  7. aynaimarzi

    Tabi İmam’ı Azam’a saygı duymalarının sebebini de araştırmak gerekli. Mesela İmam’ı Azam’ın yaşadığı devirde yaşasalardı bence onu da yenilikçilikle suçlardı bizimkiler. Ama aradan bir 1000 yıl geçince ve o fikir Osmanlı’da olduğu gibi kökleşince saygın bir görüş, şimdilerde ortaya atılan her fikirse bidat olarak kabul ediliyor. Bu da işin aslının taklit yoluyla olduğunun bir göstergesi sanırım.

  8. Bir Garip Vampir

    Başörtüsünün ötesi elbette zor gözüküyor.

     

    Diğer meseleye gelince, gayet güzel bir özet vermişsin zaten. Eğer bir yapı değişime büyük ölçüde kapalıysa ve referanslar sürekli geçmişe dönükse, orada artık geriye sadece taklit kalmış demektir. Tarih durur, aklın kendi kendisine ket vurur. Kendi muğlak sınırları içinde bile hiçbir şekilde homojen olmayan yorum ekolleri din içinde birer dine dönüşürler zamanla. Elbette İslâm tarihine bakınca, bu süreçten kaçınmak ne kadar mümkündü çok tartışma götürür, ama şurası kesin ki, böyle bir eşikten bir kez geçince, sonra içinden çıkılması çok zor. Bu durumda artık insanların ikna olmaya bile ikna edilmesi çok emek ve zaman gerektirecektir. Velhasıl, dinlere epistemolojik ve tarihsel bir çerçeveden yaklaşan biri için burada haddinden fazla teorik ve pratik sorun var ne yazık ki.

  9. aynaimarzi

    Geçen gün tefsir dersi verirken bir ayet ilgimi çekti özellikle, Maide suresi 103, 104. ayetlerde müşriklerin akletmeyip taklit yoluyla babalarının yolundan gitmelerinden bahsediliyor. Ve bu yapılanın taklit ile olması da eleştiriliyor. E taklit yoluyla, yani babasının sırf İslam’da olması yüzünden, araştırmadan müslümanım diyenler de bu ayete girmiyor mu dedim öğrencilerime, hala da aynı şeyi düşünüyorum. Bir tefsir kitabında ise bu duruma şöyle bir şey denmiş:
     
    “Normalde taklit kötüdür ama bizim yolumuz hak olduğu için bunda bir problem yoktur, hak olmayan yolda taklit akılsızlıktır.”
     
    İbni Arabi de şöyle demiş, akıl iyiyi kötüyü ayırt edemez, şeriat bunu onun yerine ayırt eder. Yine klasik tefsir kitaplarında kıyas yapmanın, sorgulamanın, isyan etmenin hep kötü olduğu ve bunu yapanın ilk şeytan olması (ben ateşim, topraktan daha hayırlıyım şeklindeki kıyası) gibi şeylerden bahsedilir ve akıl yürütmenin kötülüğünden bahsedilir. Bunlar o kişinin içine korku salınmasına sebep verir ve neticede düşünmekten korkar insan. Bu da yeniliği, isyanları istemeyen devletler için bulunmaz bir nimettir sanırım.
     
    Tabi farklı düşünen kişiler de olmuş, mesela İmam Gazali akıl yürütmeden yapılan imanı yeterli bulmaz, hatta kişide şüphe varsa şüphesini tatmin edene kadar araştırıp düşünmesi gerekir der. Tabi onun da akıl derken kalple karışık bir akıl mı, yoksa sırf mantıktan ileri gelen bir akıl mı kastettiğini net bilmiyorum. Neticede aklın da bir sınırı olduğunu söylüyor.
     
    Taklit belki de en çok din kılıfı altında muteber olduğu için dinlerde gözüküyordur? Belki dine bir maddeden ayrı ve kutsal bir gözle bakıldığında tarihi durduracak ve her daim taklit edilebilecek bir şey olarak bakmak, insanların taklit etme isteklerine bir kılıftır? Mesela yeni gelen her nesilden şikayetçi olur bir eskisi, yenilikçi diye kötüler. Bu sırf dinle alakalı değil bence ama din buna diğer her şeyden çok daha uygun bir zemin hazırlıyor.
     
    Tabi şu da var, İslam çözünüyor, yani en sıkı yaşayanlar bile bir yerden sonra değişime başlıyor. Ailem çok radikal gözükse de küçüklüğüme göre daha bir rahat (bir internetin evimizde olması bile onlar için çok büyük bir adım). Ve radikal gruplar da bu çözünmeden rahatsız oldukları için radikalleşiyor ama değişim o kadar hızlı ki, etkilenmeyeni zor.

  10. Bir Garip Vampir

    Çok şey söylenebilir yazdıkların hakkında, ama şimdilik kısaca şu kadarını söylemeyi yeterli bulayım. Din neredeyse bütün insanlar için verilidir. Hemen hepsi bir dinin içine doğar ve o inanç sistematiği içinde yetişirler. Çoğu için dinsel bir seçim gerçek anlamda hiçbir zaman söz konusu olmaz ve o hâl üzere de göçüp giderler ne yazık ki! Merak ediyorsanız, şöyle bir anket çalışması yapabilirsiniz. Yarın sokakta ya da Internet üzerinde insanlara Kitab-ı Mukaddes’i hiç okuyup okumadıklarını bir sormayı deneyin ya da diyelim Upanişadları? Neden Hıristiyan ya da Hindu değil de Müslüman olduklarına dair, yüzeysel bilginin ötesinde elle tutulur bir cevapları olmadığını göreceksiniz? Ki bunların büyük bir çoğunluğu, bırakın başka inanç yapıları üzerine okuma, düşünme ve sorgulamayı, Kur’an’ı bile anlayabilecekleri bir dilden okuma ihtiyacı hiç duymamış olacaklardır. Aynı anketi Çin’de de yapabilirsiniz, sonuç değişmez. Çinliler de hak yolunu bulduklarına kalpten inanarak ölürler. Din onlar için de büyük oranda bir çocukluk ninnisidir.

  11. aynaimarzi

    Ben de dahilim o insanlara bir bakıma. Belki biraz dinim hakkında bir şeyler biliyorum ama o da yine ailem sayesinde. Bir hristiyan veya hindu olsalar ben de öyle olacaktım mesela. Ancak yine de biraz düşününce insan tam öğretilene uymuyor, bir kapı aralayıp kendine dair bir yol tutturuyor. Dahası en doğrunun kendi yolu olduğu iddiasında bulunmak zorlaşıyor. Tabi bunun için biraz düşünmek yeterli ama insanlar için din artık merkezde değil zaten, gelenek olarak kalmış bir şey. Haliyle üzerine kafa yoracakları başka şeyler oluyor (bu yüzden dediğiniz gibi kendi dinlerinin bile ne dediğinden habersiz bir şekilde oluyorlar).

  12. aynaimarzi

    Şöyle bir link vereyim, farklı düşünen müslüman bir ilahiyatçı kadınla yapılan bir röportaj:

    http://www.milliyet.com.tr/ozel/islam/#

  13. Mert

    Öncelikle ortamdaki ciddiyetten biraz uzaklaşacağım için özür dilerim, zevkle okudum; ama bunu söylemek zorundayım:

    Bunu bize yapmaya hakkın yok. Evet, kesinlikle buna hakkın yok.

    Vampir gibi benimde (ve daha başka pekçok insanın) hayallerimi güzel bir çatı romantizmi süsler ve senin gelip bunu realist açıklamalarla yıkmaya hakkın yok. Yoksa bizde birazcık düşünsek; en basitinden yamuk bir tavan (yamuk olmasının yanında sürekli kafayı vurmakta cabasıdır (ki ben sürekli vuracağıma adımdan çok eminim)) gibi gerçeklerin farkına varamaz mıyız mı sanıyorsun?

    Ama varmıyoruz. Neden? Çünkü beynimiz bunu bilinçli olarak reddediyor. Peki sen ne yapıyorsun? Peh…

    Kim ödeyecek bu parçalanan hayallerin bedelini?
    (=
    -
    Yeni sorumluluklarında en şahane başarılar dilerim, sorumluluk alma yatkınlığını öngörü sayarsak çok başarılı olacaksın gibi duruyor.

    Bir de bu ne hızlı bir hayat senin ki? Biz sekiz sene süründük o sıralarda, sen bir senede hooooop! =)

  14. aynaimarzi

    Odama alışmaya başladım gibi, bakalım kitaplarımı kurduğumda belki o hayallerimizdeki çatı odası olacak? Eğer güzel olursa fotoğrafını çeker hayallerinizi yıkılmaktan kurtarırım, kötü olursa da susarım bir şey demem. Ayrıca hayalin benim bir realist açıklamamla yıkılıyorsa nasıl bir hayal o hı :p

    Sorumluluklarıma alışmaya başladım, hatta hoşuma bile gidiyor. Evdeki ahaliden epey sıkılmışım farkında olmadan, fazla doluluk iyi geliyor bu yüzden. Bir de tefsir zevkli gidiyor, bakalım sıkılacak mıyım :)

    Ya okula başladığımda 5′e gidiyordu kuzenim, aa ben senden ilerdeyim diyince, sene sonu görüşelim dedim. Sene sonunda bir baktı ben 8. sınıftayım. E bir sınavla geçilse sınıf ben de geçerim, hıh dedi hehe :D

Leave a Reply