Oradan Buradan

Btg editör yazılarını biraz blog havasında yazıyorum ya, buraya da hiçten uğrama gereği duymamaya başladım. Esasında biraz daha özel bir blog açtım kendime ama, kendime bile itiraf edemeyeceğim şeyleri yazamadğım için boş boş duruyor.

2011 yılına ilk girerken ki zaten bir gün evvelsi de yeni yaşımdı, pek mutsuzdum. Aslında umutsuzdum, zaten umutsuz olunca mutsuz oluyorum ki karamsar bir karaktere sahip olduğum için genelde umutsuz oluyorum. Ama sonra Arap devrimleri paldır küldür başladı. Bir şeylere biraz daha inanmaya başladım o günlerde, tabi karamsarlığın belirgin özelliği peşimi bırakır mı? Yapıştı sağolsun.

Eskiden karamsar olduğumu da kabullenmezdim ben. Gerçekçi bakıyorum diye övünürdüm aileme karşı hem. Ama şimdi farkediyorum bu özelliğimi. Hatayı farketmek de yolun yarısıymış ya, biraz umut zerketmeye çalışıyorum o yüzden bünyeme. Bu yılın ana teması bu olmalı.

***

Bugün saçımı kestirdim. Aslında erkek saçı gibi kısacık yaptırmak istiyordum ama sonra yaşın 30′lara dayandı mı yaparsın öyle dedim kendi kendime. Yaşını başını almış kadınlarda kesinlikle uzun saçı sevmiyorum zira. Buna bağlı olarak saçımı aşama aşama kısaltıyorum zaten hehe.

Bu yıl aslında insanlarla kavga yapmayı öğrenmem lazım. Yani bir tek annemle kavga edebiliyorum ben, başka kimseyle kişisel bir sebep yüzünden kavga edemiyorum. Zaten o aşamaya varacak bir insan ilişkisine de girmiyorum hiç. Ancak siyasi bir şey tartışıyorum o kadar. Keşke sinirlendiğim insanlara sinirlendiğimi gösterebilsem.

***

Hat dersim bu aralar iyi gidiyor. Harf aşamasını bitirdim, artık cümle yazıyorum. Bu da geçtiğim ilk cümleli ders:

Bundan bir sonraki dersimi de ilk gösterişte geçtim. Sülüs hattında ilk defa ilk gösterişte geçtiğim için pek bir sevindim aslında.

***

Son olarak, çatı katı odam epey güzel oldu. Kütüphanem oldu baştan aşağı üç bölmeli, bir de camsız 3 rafım. Ama üç koli kitap da ayırdım ve birilerine de vermedim. Çünkü ben daha evvel okusam da şimdi faydasız görüyorum onları, kötü kitaplar. Başkalarının zamanlarını ziyan etmelerine gerek yok diye düşündüm.

8 Responses to “Oradan Buradan”

  1. Aranel Surion

    Şimdi hepsini okuyup bunu mu sormuşsun diyebilirsin ama faydasız ve kötü kitaplarını merak ettim. İsim ve özet alabilir miyiz onlara? :)

  2. aynaimarzi

    Yok niye diyeyim :)

    Komplo teorili kitaplar, yahudilerin oyunları bunlar tarzı yazılmış tarih kitapları, kişisel gelişim kitapları, popülerliği yüzünden aldığım kitaplar vs.

  3. Bir Garip Vampir

    Kötü ve hatalı bilgiyi tecrübe etmek, bunun farkına varabilmiş kişiye diğerlerinden çok daha sağlam bir temel verecektir. Bu yüzden o kitaplara çok da kem gözle bakma, arada bir içine tıkıldıkları kutulardan çıkar en azından, temiz bir nefes çeksinler içlerine.

    Karamsarlık mevzuunda da bir iki şey yazmak gerekirdi, lâkin bekleyebilir, sonsuza kadar bekleyebilir hattâ.

  4. aynaimarzi

    Kusuruma bakmayın, bloga uzun süre yorum gelmeyince bakmayı unutuyorum, mail’inde de bir arıza var. Ulaşmıyor niyeyse.

    Okuduğum o kitaplar için pişman değilim. Çünkü şimdi anlamsız gelmesi o zaman anlamsız geldiği manasına gelmiyor. O zaman önem vererek, ilgilenerek okuyordum. Şimdi beğendiğim kitapları okumaya götüren bir sebep de, neye ne zaman ilgi duyarsam onunla ilgili okumalarım olmuştur. Ama benim elimle başkasının okumasını istemem, hani bir kütüphaneye bağışlamayı düşünmedim o yüzden. Atık kağıt işçileri alsın diye çöp konteynırının yanına koydum hatta :/ (Çünkü evde onları koyabileceğim boş bir alan da kalmadı.)

    Bir de, şimdi aklıma geldi Aranel, bu çöpe yolladıklarım arasında oyungezer dergilerinin de pek çok sayısı var, bir kaçını kenara ayırdım sadece. Level dergisinden de öyle. Bir Btg var diye cd’leri atmaya kıyamadım.

  5. aynaimarzi

    Aslında böyle atma huyum yoktu, 10 yıllık dergileri saklıyordum kenarda sonuçta ama ev tadilattan geçince anne olma duygularım mı depreşti de elime geçenleri şak şak diye ayırdım bilemiyorum. Ama hala daha attığım için pişman değilim.

  6. Bir Garip Vampir

    Doğrusu benzer kitaplardan bende de epey bir yekûn var. Tehlikeliler evet, ama benim için tanıklıktan başka bir şey değiller artık. Türkiye’nin düşünsel geçmişine dair yazılı belgeler olarak saklıyorum onları. Bazıları, eski kitaplık dediğim raflarında yarım asırı geçkin zamandır yatıyorlar, bugün insan onları tamamen lüzumsuz bulsa bile yaşlarına hurmeten atamaz artık. Yazarlarının çoğunu toprak bürüdü, ama onlar ciltleri kırış kırış ihtiyarlar gibi birbirlerinden güç alıp dayanıyorlar hâlâ. Şimdilik benim küllerimi de görmelerine razıyım.

     

    Level demişken, onun da 1998′den beri 6-7 yıllık sayılarının büyük kısmı var elimde. Birikmiş dergileri yakın bir zamanda yüklü bir şekilde temizledim, ama onlara kıyamadım doğrusu. Aynı şekilde PC Gamer dergisinin sayılarını da saklamayı tercih ettim.

  7. Elladan

    Kadıköy’de Akmar Pasajı’nın sol çaprazında açılan yeni Burger King’in hemen yanında ufak bir sahaf vardır. Kapısının önünde eski ya da iade edilmiş yakın tarihli dergileri de satar. Sanırm bir 8-9 sene önce o yokuştan aşağı inerken orada Level dergisini görmüştüm, merak edip baktım altında ne var diye, bir başka sayısı, ve bir başka sayısı. Bende sadece Ağustos 2000 sayısından itibaren vardı Level, orada 2000 yılının bütün sayılarını (biraz 99′da vardı sanki) bir arada görünce çok sevinmiştim. Tezgâhla ilgilenen kız kahkahalarla gülmeme önce anlam verememiş sonra o da gülmüştü. Troya Hazineleri’ni bulmuş Schliemann havasındaydım resmen dergileri sıraya dizerken. Aldım 2000 yılının bütün sayılarını (tamam Eylül hariç, ne yapayım bulamadım hiçbri yerde) otobüste eve gidene kadar da karıştırdım hepsini, ağırdı da bayağı. Sonradan anladım ki zenginler de sanat eseri ya da eski eserleri toplarken benzer şeyler hissediyor olmalılardı . Parçası olamadığın bir geçmişe parasını vererek sahip olma duygusu. Bir şeyleri geri getirme şansı. Belki, ben de oradaydım, diyebilmenin hazzı. Ve şimdi tekrar elime alınca da artık geri gelmeyecek olan zamanlara bir özlem. Hepsini hatırladım son paragrafı okuyunca.

    Demem o ki, atmayaydın be Ayşe.

  8. aynaimarzi

    Ya, ben özlemeyi de seviyorum. 10 yıldır biriktirdiğim dergilere dönüp bir kere bile bakmadıysam bu zamana kadar, çok da önemsemediğimi gösteriyor. Ben mesela BtG’ye daha çok önem veriyorum, onları bir kaç çeşit arşivledim bile ama dergi için o kadar da aynı şeyleri hissetmiyorum sanırım :)

    Bir sahafa götürme işi için de biraz fazla tembelim açıkçası :P

Leave a Reply