Doğum Günü

Bugün benim doğum günümmüş de haberim yokmuş :D

Tarihi 29 Aralık sanıyorum, gündüz bir arkadaşım kutladı doğum günümü, ben “hayır canım yarın benim doğum günüm” dedim o da aa, ben böyle kaydetmişim dedi, itiraz da etmedi. Neyse akşam misafir vardı (abimi evlendiriyoruz :D), hazırlık yaparken telefon geldi, en sevdiğim insanlardan birinden:

- Ayşe doğum günün kutlu olsuuuun!

- Ya benim doğum günüm bugün değiil, 30′unda ayın!

- Saçmalama bugün 30′u, doğum günün :D

- Yok yahu, 29′u olmalı bugün :(

En sonunda kabullendim, yorucu bir gündü belki misafirlerden ötürü ama, güzel geçti. Gecenin sonunda babaannemden gelen doğum günü armağanı da iyiydi, gelsinparalar :)

Neyse işte yazdım bunu, hem güzel günümü paylaşmak istediğim için, hem de şaşkınlığıma çok şaştığım için :)

Kötü Kötü Rüyalar

Rüyaların bilinçaltıyla alakası olduğunu düşünüyorum da, bir bilinçaltının kendisi bu kadar mı karışık olur ya! Sanki Bizans entrikası çeviriyor devamlı içten içe. Bir gecede gördüğüm türlü türlü rüyalar, ayrıca arada uyanıp bir evvelki bölümle sonrakini de birleştiriyorum sanırım. Derse gitmeden yazayım buraya da, sonra iyice düşünürüm yorumunu.

*Evvela hat hocamı gördüm, çok fazla hatı önemsemiyormuşum, dersi geçemediğimde canım yeterince sıkılmıyormuş. Böyle gidersem hattat olamazmışım, sınıfın en kötüsüymüşüm, hocam bunları tek tek sıralıyor rüyamda. Oysa gerçekte hiç bu şekilde birisine hitap ettiğini görmedim :/

*Bir arkadaşımdan tam anlamıyla yararlanmaya çalışıyorum. Yani arkadaş ayağına eşyalarını, telefonunu kullanıp onu zarara uğratıyorum, sonunda pişman olup ödemeye kalkışıyorum bir şeyleri. Öderken de dedem araya giriyor harçlık veriyor.

*Bir talebemin sözde belalısı varmış, bu beni görünce talebeme benzetip peşime takılıyor. Garip bir adam, ben toplumsal kurallara uymayan bir davranışta bulunup başka insanların hakkına geçiyorum diye uyarıyor beni, haklısın diyip üzülüyorum. Ama başımdan savamıyorum, bir şekilde izimi kaybettiriyorum.

(Rüyanın burasında uyanıyorum korkuyla, sonra rüyaymış diyip yatıyorum tekrar.)

*Bu sefer son zamanlarda hiç görüşmediğim kuzenimi görüyorum rüyamda. Tatil beldesi gibi bir yere gideceğiz, ama yukarıdaki belalı tekrar ortaya çıkıyor. Sonunda “bak seni Allah’a havale eder, kıyamette yakana yapışırım, uzak dur artık!” diyince bırakıyor.

Rüyalara baktığımda şu belalı adam hariç hepsini bir şeye oturtabiliyorum. Zira bu hafta hat dersimin ikisinde de kaldım, dedem harçlık verdi, kuzenimi görmesem de başkasından haberini aldım. Dün gece ailemle kurban tatilini nerede geçirelim tandanslı bir araştırma yaptım. Ama neden arkadaşımdan faydalanmaya çalışıyorum? O çakma delikanlı kim? Onların cevabını bulamadım ben de.

Karakter Tahlili

Bir şeyi farkettim ben, erkek hayranlığı var bende. Erkeklerin zekasına, mantığına, sanatına hayranlık besliyordum ki bu esasında körlüğe de sebep veriyordu. Belki erkekleşmeye kadar götürecek bir özentilik, belki yarım akıllı kadınlar sözünün geçersizliğini kanıtlama çabaları bir erkek kopyasına dönüştürecekti beni, hala dönüştürme tehlikesi var. Bu hayranlık bir abiye sahip olmakla alakalı mı bilemiyorum, ama kendimi bildim bileli abimle benzer zevklere düşkünlüğümüz var, yine de bana biçilen kadın rolünü de tam inkar edemedim sanırım hiç bir zaman. Futbol oynamak kadar evcilik oynamayı, bilgisayar oyunlarına sahip olmak kadar Barbie bebeklerimin de olmasını istedim hep.

Toplumun biçtiği iki rolü de üstlendim bu ilk çocukluk devrinde, sonra ergenlik çağı denilen delilik zamanlarımda da sürdü bu. Ama sanırım o zamandaki deliliğin getirdiği bir cesaretle aşkı yaşadım, yine bu yaşadığım şeyde de çift yönlülüğüm sürdü, bir yandan kadına biçilen bağlılık, öbür yanda erkeklere biçilen aşk için mücadele (yine de bu devirde daha bir kadınsı duygular yaşadığımı belirtmem gerek). Sonrasında bu durumdan çıkarılan dersler, erkekleri gözlemleme sonucu onların daha bağımsız yaşamalarının kilit noktasını bulmayla geçen seneler; sanırım beni erkeksileştirdi. Erkekler şairdi, en romantik yazılar onlardan çıkıyordu veya her alanda başarılı oluyorlardı, çünkü aşkları için bağlılık göstermeyi değil, farklı kanallara akıtarak o kanallarda uzmanlaşmayı öğrenmişlerdi. İşte bunu taklit etmeye çalışırken fazla hayran olmaya başladığımı farkettim.

Artık aşktan çok toplumsal olayları konuşmayı seviyordum (hala öyle), annem dahil kadınların konuşmaları aptalca geliyordu, ailesel toplantılarda amcamlarla oturmayı annemlerle oturmaya tercih ediyordum (yine hala ediyorum). Babamın mantıksallığı gözümü kör etti, annemin ne kadar fedakar olduğunu unutturdu. Oysa kadınlığın (ya da öğretilmiş kadınlık diyelim) bana getirisi vardı, empati yeteneğim güçlüydü, sevdiklerim için bir şey yapmak ibadet gibiydi. Ve erkekler (buradaki genellemenin dışındakilere selam ederim, sözüm size değil; alınmayın :p) çok şey başarmışlarsa da çok daha fazla acı çektirmişlerdi. Dolayısıyla bir erkeğin kopyası olmak isteyebileceğim bir şey değil, artık daha iyi anlayabiliyorum. Etrafımda gördüğüm kadınlar gibi olmak da istemiyorum açıkçası, işimi görmek için bir erkeğe muhtaç olma fikri (hem duygusal hem maddi yöden) öldürüyor beni. İşte dileğim iki cinsin de güzel yanlarını toparlayıp bunu karakterime yedirmek; özenti olmadan. Sanırım bu da kaçınılmaz olarak devamlı iç çatışmaları getirecek ki yorgunluğum bu yüzden. Bilmem ki başarabilir miyim?

Ya bu kendimle uğraşmalarım beraberinde karaktersizlik getirirse? En iyisi akışına mı bırakmalı nedir?

Buddypoke!

Son zamanlarda tadını çıkarmaktan zevk aldığım bir kaç keyfim var. Salıncakta uzanıp kitap okumak, Planets vs. Zombies oynamak ve Facebook’taki Buddypoke uygulamasıyla uğraşmak! Oradaki karakterimi çok seviyorum :)

Şimdi bir kaçını gif formatında kaydetmiştim, paylaşayım sizinle de:

Zombi dans!
Cancağızımla zombileşmemiz
Meditasyon sözde bu ama, daha çok murakaba hali gibi :)
Şeker zombi Roselyn ile rock konserimiz
Şeker zombi Roselyn ile Leviathan’ı sevmemiz.
Çikolatalı kedi ile hulahop
Night Eagle ile Video Games!

Planets vs. Zombies oyunu da harikaymış, bir oturdum mu 3 saat kalkamıyorum başından. Zaten Anasayfamız‘daki logo da buradan arak :)

Bir de son olarak sözlükteki bir yazımı paylaşmak istiyorum, zira dün gece 2′de oturdum yazmaya, bittiğinde saat 6′idi. O da şurada.

İstanbul’dan bir Çağlayan geçti

Hiç ihtimalimde olmayan bir şey oldu bugün. Cancağızım İstanbul’a gelmiş, güzelce haberleşemiyoruz benim cep telefonumun yokluğundan dolayı. Ama görüşmek de istiyoruz fena şekilde. Biraz Oyungezer forumlarından, biraz telefon kulubelerinden görüşmemiz sonucu buluşabildik bugün. Sultanahmet’te olacağım demişti bugün, dersten çıktıktan sonra bir arayayım, şansıma yakalayabilirim dedim ve o da ne! Gülhane parkının oradalarmış :)

Tramvayla geçtim Sultanahmet’e ama, meğer sirkecidelermiş. Bir kaç dakika sonra Çağlayan karşımdaydı. Sıkıca bir sarıldıktan sonra Dark Templar ve bir kaç arkdaşın daha olduğu masaya geçtik, cancağızımla bir muhabbete daldık ki :)

Biraz sonra bir başka sürpriz, Damla abla geldi! Damla abla da çok tatlıydı, saçların çok yakışmış Damla abla ^^

Biraz BtG’den, biraz Oyungezer dergisindeki Ekran Dışı’ndan, biraz kitaplardan bahsettik. Zaten grubun hıdırellez festivaline, benim de eve gitmem gerekiyordu. Ama 1 saatlik bir buluşma yeterli oldu benim için, çok teşekkür ederim hepinize. Tatlı muhabbetiniz çok sardı :)