Çatışma

Kendimle yoğun bir çatışma dönemindeyim. Hiç memnun değilim halimden. Blogum da bundan nasibini aldı :)

Tasarım filan hazır, el işi göz nuru değil yani. Buna da sinirleniyorum ya, neyse. İdaretimlik kullanayım, ötekisinden çok sıkıldım. Öyle işte, pek yazasım da yok. Biraz uzaklaşmak belki de en iyisi…

Sabır

En zayıf olduğum konulardan birisidir sabır. Aceleci bir yapım da olduğu için, yapmak istediğim bir şeyi hemen başarabilmeyi istiyorum. Yapamayınca kızıyorum kendime, iç çatışmalarım oluyor. Oysa sabredip çalışmak gerekiyor. Serinkanlı düşünemediğim için karışıyor her şey, bozuyorum düzenimi. Eğer başarılı olmak istiyorsam sabretmeyi de öğrenmeliyim; ama insanın huyunu değiştirmesi zor oluyor çok. Şimdi neler oldu:

Birincisi html bilgim sadece blog temalarının bir iki kodunu değiştirmekle sınırlı olduğu için istediğim blog tasarımını yapamıyorum. Uzun zamandır uğraşmama rağmen yapamadım ve bunu becerememek moralimi bozuyor çokça. Bu sabah, namaza kaldırırken annem beni, uyku sarhoşluğuyla başlamışım ona anlatmaya:
” Bak, başlık var bir tane, işte onu sola kaydırmam gerekiyor, biraz da yukarı almam lazım” (elimle gösteriyormuşum bir de). Hatırlıyorum da şimdi, annem de:
“Onun (bilgisayar demiyor nedense) başında çok duruyorsun, dediklerine bak sabah, sabah.” demişti, şaşırmış bir yüz ifadesiyle.
Eğer bir şeyler yapmak istiyorsam, html’yi iyice öğrenmem gerekiyor. Photoshopla birlikte yoğunlaşmam gereken nokta bu sanırım.

İkincisi Dvd’im bozuldu. Nedenini bilmiyorum gerçi şüphelendiğim bir şey var; fakat kesin değil. Zaten yazmıyordu; ama şimdi okumuyor da. Dün buna da çok sinirlendim. Aslında zaten alacağım harici Dvd writer’ı daha çabuk almam gerekti şimdi. Yine de laptop olduğu için harici bir Dvd’ye bağlı kalmam gerekiyor artık.

Kotayı aşmışım bir de, 5 GB olmuş. Bir kaç ay evvelsine kadar ’3 GB’ı nasıl doldururum ki ben?’ diye düşünüyordum. Babamla konuştum ‘kotasıza geçeyim, farkı ben öderim’ diye.
“Limitsiz demek pc’nin karşısında daha fazla durman demek, yeter sana bu kadar” diye karşılık verdi; ama mantıksız da gelmedi, tavırlarından anladığım kadarıyla. Şimdilik bir söyledim; çok üstünde durmama gerek yok, bir iki gün sonra derim tekrar. Abim de izine gelince geçebilirim diye düşünüyorum, inşallah bir aksilik çıkmaz.

Derslerimse iyi, aslında önemli olan da bu. Bu aralar pc’ye ve internete gereğinden fazla değer veriyorum. Benim istediğim sanal ve gerçeği dengede tutabilen birisi olmak. Galiba başarmak zor bunu, nedense pc daha cazip geliyor.

Özetlemem gerekirse aslında bunların hiç biri ufak bir üzüntüye değecek kadar bile sorun sayılmaz; ama insanın başında büyük sorunlar olmasa bile mızmızlanması eksik olmuyor. Zaten mızmız birisi oldum, hiç sevmediğim bir şeydir oysa, düzeltmem lazım.
İşe sabırlı olmayı öğrenerek başlamalıyım, başarısız ola ola başarılı olabilmeyi, yeri geldiği zaman başarısızlığı kabul edebilmeyi ve başarabilmek için sakince düşünüp alternatif üretebilmeyi…

Son olarak bu aralar iftarı sabırsızlıkla beklememi sağlayan bir tatdan bahsetmek istiyorum:
Arap kahvesi… Çok farklı ve hoş bir tadı var. İftarı bu kahve ve hurmayla açıyorum, hem fazla yememi engelliyor (doyuyor insan), hem de zindelik veriyor. Bizdeki toz şeklinde, bir fincan için 1 tatlı kaşığı kadar dolu dolu bu tozdan koyuyorum ve üstüne bir fincan su ekliyorum, iyice kaynayınca süzgeçle süzüyorum. Farklı tatları seviyorsanız ve hep aynı tarz kahve içmekten sıkıldıysanız bir bakın derim (Kahve deniyor; ama içinde kafein var mı bilmiyorum, daha çok bitkisel toz gibi).

Yeni

Bir ders vardı kabul edilmeyi beklediğim. Kabul edilmişim, yarından itibaren başlıyorum. Allah muvaffak etsin, cidden istediğim bir dersti. Düzgün bir şeyler yazamıyorum bu ara, aklımda var ama toparlayamıyorum zihnimi. Bu arada bazı sebeplerle birlikte Tuana nickini değiştirdim (her ne kadar level forumlarında değiştiremesem de), bundan sonra Ayna-i Marzî nickim, resmen duyurmuş olayım :)

Yalnız yaşamak

Anne ve babamın, yurtdışına gitmeleri sebebiyle 15 günlüğüne Çınarcıktaki evde yalnız yaşıyorum. Gerçi anneannemler üst katta; ama günde bir defa o da ziyaret maksadıyla çıkıyorum yanlarına.

Hoşuma gitti yalnız yaşamak. Karışan kimse yok; istersem sabah 6’da yatıyorum, istersem yemek yemiyorum; koca bir eve tek başıma yayılıyorum. Belki yalnız yaşamanın, sadece 15 günlüğüne olacağını bilmesem bu kadar hoşlanmazdım; belki de hoşlanırdım bilemiyorum.

İnsanlardan nefret etmem, severim hatta; fakat bir kişiye ihtiyaç da duymam. Eskiden daha farklıydım; özlediğim kişiler olurdu. Büyüdükçe sanki duygusuzlaştım. Hiçbir şey eskisi gibi etkilemiyor beni. Hani derler ya taş kalpli, öyle bir şey sanırım. Niye böyle olduğumu bilmiyorum; bu durumdan hem memnunum hem rahatsız.

Sanırım asosyal oldum; ama farkında değilim. Bundan rahatsızlık duyuyorum; fakat bulunduğum durumdan da tuhaf bir şekilde memnunum. Acaba bilgisayar bağımlısı mı oldum? Bu her şeyi açıklar mı? Galiba sebeplerini bulamayacağım :)

Oradan buradan

Geçen hafta baya bir sıkıntılıydım. Aslında sıkıntının kaynağı boş kalmamdı; ama insan sıkıntılıyken düşünemiyor bunları. Annem de benim sıkıldığımı görünce Çınarcığa anneannemlerin yanına gidelim dedik. Güzel geçti dedemleri görmek de iyi oldu. Dönmeyecektik ama hem seçim hem de arkadaşımın kınası olduğu için dönmek zorunda kaldık. Kına da iyi oldu, uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı görmüş oldum. Öyle bir muhabbete daldık ki yataklara çekildiğimizde sabah saat 06’idi. Böylece geçen haftaki sıkıntım geçmiş oldu.

Bir şeyi farkettim:

Mutsuz olup herşeye sıkıldığım zamanlar, aslında kendimi işe yaramaz boş birisi olarak gördüğüm zamanlar oluyor. Ne zaman bir şeyleri başarıp, bir işe yaradığımı hissedersem o zaman hem mutlu hem de kendimi seven birisi oluyorum. Bu yüzden eğer mutsuz olmak istemiyorsam vaktimi boş olarak geçirmeyip doldurmam gerekiyor.

Bir sevindiğim şey de yaklaşık bir ay kadar evvel şurada yazmış olduğum konu hakkında ilerleme kaydetmiş olmam. Tabi bunun bir ay değil tüm ömür boyu sürmesi için daha çok uğraşmam gerekiyor.

Yine bir şey farkettim:
Gittikçe ben bu blogu daha çok sevmeye başlıyorum yahu. Böyle arkaplanı değiştirmek, html ile uğraşmak çok eğlendiriyor beni. Gittikçe bağlanıyorum, hani eskiden (gerçi bilmiyorum hala var mıdır; ama bir ara pek bir meşhurdu) sanal bebekler vardı. Böyle tuşlarla yemek yedirip aşı filan yapıyorduk; ihmal edersek ölüyordu. Onları çok severdim ben, bu blog da aynı duyguyu yaşatıyor bu aralar bana. Galiba bir şeylere emek verdikçe sevgim artıyor.
Bu vesile ile Çağlayan’a da çok teşekkür etmek istiyorum; zira bu blog olayıyla Leviathan sayesinde tanıştım.

Baya bir karışık oldu; ama son bir şey daha eklemek istiyorum;

Bu gece Regaip gecesi (kandil), regaip ihsanlar manasına geliyormuş. Bu gece hakkında iki rivayet var:

1-) Peygamberimiz (s.a.v.), bu gece annesinin rahmine düşmüş ( yalnız bu zayıf olan rivayet).
2-) Peyamberimiz (.s.a.v.), ilk defa bu gece Mevla Teala’nın nuruyla tanışmış, ve bu sebeple 12 rekat namaz kılmıştır.

Hepinizin Regaip kandilini tebrik eder ve dualardan unutmamanızı dilerim.

Not: Bayılıyorum kitaplardaki şu sayfa altı notlarına. Dürdane adlı kitabı okurken rastladım:

Zampara kelimesi farsça bir kelime olup, aslı zenne perestmiş. Kadına tapan manasına geliyormuş, bunu da eklemek istedim :)

Birazcık özgürlük

Birazcık özgürlük istiyorum, şöyle çantamı alıp en azından bir çınarcığa gidecek kadar. Bu kadarcık bir istek bile ailem tarafından geri çevriliyor. İstediğim yalnız bir hayat veya alıp başımı bilinmeyen bir yere gitmek de değil, sadece feribotla 1-2 saate ulaşabileceğim yer.

Ama yook izin yok, emir büyük yerden. Neymiş öyle tek başına gidilemezmiş, anlamaya çalışıyorum onları ama bu kadarına da pes.

İsyan bayraklarımı çıkarmadım daha. Sabır aşamasındayım. Yalnız gittikçe büyüyen bir yanardağ gibiyim. Biraz daha dolarsam hiç beklenilmeyecek şekilde patlayabilirim. Bazı şeyleri izah etmeye çalışsam da anlamıyorlar.

Birazcık özgürlük ya, çok mu bu kadarcık isteğim?

Dur, kendine gel!

Hayatta en çok istediğim iki şey vardır:

1-) Başarılı olabilmek (sadece bir işte değil, hayatımın tümünde başarılı olabilmek.).
2-) Güzel ahlak sahibi olmak. Güzel ahlakın tanımı bana göre şöyledir:

Dürüst olmak, yalan söylememek, çıkarcı olmamak, kimsenin arkasından konuşmamak, insanlara karşı sabırlı olup yardımcı olmak, karşılıksız iyilik yapabilmek, hiçbir şekilde haddini aşmamak, anne- babaya öf bile demeyecek şekilde saygılı davranmak; asi olmamak, kişinin düşüncelerine saygılı olabilmek, kalp kırmamak.

Peki, bu ahlaka sahip miyim? Kesinlikle hayır! Anneme- babama kayıtsız şartsız itaat etmiyorum, itiraz edecek bir şey buluyorum hep. Hele ki yaşlı annesine su getirip, annesinin uyuduğunu görünce suyla birlikte, annesi uyanana kadar ayakta duran insanın ahlakı nerede benimki nerede?

Özellikle bu aralar arkadan konuşuyorum. Kendi başıma kaldığım vakitte bunu düşünüp kendimden iğreniyorum yani aslında yaptığım gerçekten mide bulandırıcı bir şey; ama o an düşünmüyorum bunu. Bir anlık gaflet sonucu oluyor, sonra da niye yaptım bunu diye hayıflanıyorum. Oysaki düşünerek hareket etsem önüne geçebileceğim bir şey bu. Galiba etrafımdaki insanlardan çabuk etkilenmemle alakası var; ama bu bir mazeret olamaz.

Bu yazıyı yazmamın amacı kesinlikle kendimi suçluluk duygusundan temize çıkarmak değil. Aksine bu yazıyı okudukça yaptığım hataları tekrarlamayıp bundan bir ders almak ve haddimi aşmamak. Kısacası kendime diyorum:

Dur, kendine gel! Ahlak sahibi olmadan başarılı olamazsın. Sakın ama sakın haddini aşma, kendini bil. Düşüncesizlik yüzünden kendinden iğreneceğin hataları yapma. Eğer haddini aşarsan elindeki tüm nimetlerden olursun. Sars kendini, ne yaptığını sanıyorsun? İki saniyelik eğlence için arkadan konuşmanın ne kadar zavallıca bir şey olduğunu görmüyor musun? Annene babana asi olarak mutlu olabileceğini mi düşünüyorsun? Hayatında çizdiğin sınırları aşarsan nasıl kendine saygı duyacaksın? Eğer başarılı olmak istiyorsan, silkin ve kendine gel!