Hoş geldin blog

Sunucuları yenileyince belirsiz bir müddet gimişti blog. Özlemişim ama ya, hoş geldin Dûr Bîn, sefalar getirdin :)

(daha düzgün bir yazı yazacağım tabi ki:))

-Kız yaylalarda gelin olasıca! Hani geliyorlar mı seni görmeye, var mı sevdiğin birisi?

- Yaa, dede!

Elini ağzına götürüp, fermuar çekerdi kızdığımı görünce. Bazen de hepten kızdırmak için, aa bir de dedesinden utanmıyor aaa derdi.

Dedem gözüme hep o ağzını fermuar gibi kapatışıyla geliyor. Bir dede değil, arkadaştı adeta. Hep dedemden anlatasım var, ama sanki anlattığımda tüm büyüsü gidecek. Onun kalbini, insanlığını, cömertliğini anlatmak istiyorum devamlı; ama bir şeyler düğümleniyor işte.

Öldü dendi inanmadım, ta ki yerde sere serpe görünceye kadar. O an… Gitmiyor gözümün önünden. Yaşıyorum gündüzleri, sanki her şey normalmişcesine. Devam ediyor yaşam ne de olsa değil mi? Gece gelince ama, kendine karşı da maskeler takabiliyor mu ki insan? Sanki gittikçe daha çok koyuyor yokluğu.

Bir gün, buralar bağ bahçe tabi, yol sormak için geliyor oradan geçen kişiler. Diyor dedem, bir şartım var, ancak öyle tarif ederim yolu. Nedir o şart? Bir yolun tarifi için de şart mı koşuyorsun diye şaşırıyorlar yol soranlar. Meğer o gün güveç yapmış, gelip misafirim olacaksınız, yiyeceksiniz öyle yolu tarif edeceğim demiş.

Dedem, çocuk gibi adeta. Kalbi kırılsa da çok sürdürmez, sürdüremezdi. Fani hayat, oğullarından biri daha 4. gününde mirası ortaya getiriyor. Baba? Bir evlat ölse baba miras mı düşünür?

Nefret kusasım var, sanki ölümler için suçlu arıyorum. Ölüm, geldi işte, öylece alır gider. Ama ama’ları dinlemez ki? Nefret kime? Ama işte, sanki birilerinden nefret edince acı hafifliyor. Anneannem? Sağlığında dedeme demediğini bırakmayan kadın. Yas tutuyor, evinden adımını dışarı atmadan. O da suçlu hissediyor kendini belli ki. Önümüzdeki maçlara bakmamız lazım gibi bir hava var kalan herkeste. Ben de dahil. Hani nasıl bir acı bu? Yoksa maskelerden başka birisi mi?

Ama gitmiyor işte dedemin son hali. Kanser yemiş bitirmiş, dağ gibi adamı. 4 ay, 30 kilo kaybı. Bir deri bir kemik ama hala vakur yüzü, ölmüş olmasına rağmen bir o kadar güzel, bir o kadar öpülüp koklanası.

Allah rahmet eylesin, ruhuna El Fatiha. Önümüzdeki maçlara bakacağız değil mi?

Yeni adresime hoş geldiniz

Son zamanlarda blogtaki yazılarım iyice içeriksiz hale geldi. Zaten öyle ahım şahım yazmıyorum, nisbeten elle tutulur olanları da BtG için saklıyorum.  Anubis Frmén diğer zombilere olduğu gibi bana da blog açınca, iki blogu götürebilmem mümkün olmayacağı için, böylece buraya taşınmış oldum. Fazla değişiklik de yapmak istemedim, ama yine de tasarım değişti (tasarımın orjinal adı washme, ben biraz genişletip değişiklikler yaptım üstünde). Bir de Chatbox’u eklersem pek bir eksiği kalmayacak sanırım :)

İsterseniz bloglarınızdaki adresi değiştirmeyebilirsiniz, zira buraya aktarılıyor. Dilerseniz aynaimarzi.beneaththeground.org olarak da değiştirebilirsiniz. WordPress’in içe aktarma özelliğini de çok tadir ettiğimi belirteyim. Blogger’den epey farklıymış WordPress, ama buna da alıştım sayılır. Bu arada bir de Mecelle-i Fürahnek adında kültür blogu açtık zombilerle, izlediğimiz film, okuduğumuz kitap, dinlediğimiz müzikle ilgili yazılar mevcut, tabi daha çok yeni.

Evet, bundan sonra buradan devam ediyorum, hoş geldiniz hepiniz yeniden :)

“Bu aralar çok yoğunum” bahanesi.

Bir arkadaşınız, sizden çok uzaklaşır, o derece ki hatırlayınca içiniz sızlar. Karşılaşırsınız bir gün, tabi hemen siteme başlarsınız:
“Nerelerdesin yahu, göremiyoruz ne zamandır, nasıl özlettin kendini. Unuttun bizi.”

Bu soruma cevap aşağı yukarı şu oluyor:
“Çok yoğunum bu aralar, dersler, işler, okuyacaklarım, sorumluluklarım…Kusura bakma ya, hep aklımdasın inan. “

Bir tören geçidindeki ritüel gibi cevap da şöyle olur:
“Cidden çok doluymuşsun, zormuş işin de senin.”

Söyleyen kişi de inanmamaktadır aslında söylediğine; zira her zaman, hepimiz doluyuz; ama kimi zamanlarda önceliklerimiz değişir. Bu yoğunum bahanesi aslında o kişinin öncelikleri arasında olmayı bırakın, ilgileneceklerinin sonundasınız manasına geliyor.

Eskiden “bu aralar çok yoğunum” bahanesini anlayamazdım. Bir telefon açmak, hatır sormak bu kadar zor mu, diye geçirirdim içimden; ama belli etmezdim. Şimdi bu bahaneyi kullanıyorum ben de çok, takındığım maskemle birlikte. Kim sitem etmeye kalkışırsa bahanem hazır:
“Çok yoğunum bu aralar…”

Arkadaşlar genelde anlıyorlarmış havasına girirerek, ritüele uyuyor. Ama iş büyüklere gelince, onlar son derece açıksözlü olarak sitemlerini devam ettiriyorlar. Kim bilir, kaç yıldır dinlemekten bıkmışlardır bu bahaneyi. Öncelikler arasında değil, unutulanlar arasında olmaktan nasıl hüzün duydukları sitemlerinde çıkıyor aslında ortaya.

Evet, bu bahane sadece ama sadece önceliklerim arasında değilsin maalesef demek oluyor. Karşıdaki kişi de mevut olan durumu kabullenmemek için belki de, anlamamazlığa vererek sana inanıyormuş gibi görünüyor. O da en az senin kadar kullanıyor bu bahaneyi zira. Yine de hiç modası geçmiyor sanırım, aşağı yukarı 9-10 yıldır karşılaşıyorum, hala daha güncellğini korumakta.
İşin kötü yanı hiç sevmememe rağmen bu bahaneyi, çok kullanıyorum artık ve vicdan azabı çekiyorum; ama yeterince çektirmiyor ki hala aynı.

Aslında herkese onları niye aramadığımı söyleyebilmeliyim.

“Babaaanne sana gelmiyorum, zira gelsem de hep Kuran-ı kerim okuyup dua ediyorsun, benimle konuştuğun yok. Anneanne seni aramıyorum, zira hep dedemden şikayet ediyorsun. Filan arkadaşım seni aramıyorum, zira uzaklaşalı ortak yanımız kalmadı hiç.”

Bu arada blog, bu aralar çok yoğun olduğum için seninle de ilgilenemiyorum, işte dersler, iş, güç, sorumluluklar. Tabi sen de kafa sallarsın şimdi, “vah, vah, kolay gelsin.” şeklinde.
Aslında seni niye boşluyorum söyleyeyim; zira şu anda önceliklerim arasında değilsin. Başka önceliklerim var ve sen maalesef ikinci planda kalıyorsun. Ayrıca istediğim temayı sende uygulayamadığım zamandan beri bir soğukluk var içimde sana karşı. Belki söylemedim bunu hiç sana; ama sabırlı davranırım, sonunda ise çok uzaklaşırım. Sende de böyle oldu sanki, istediğim şekli sana veremediğim zamandan beri uzaklaştım senden. Hiç değilse sana karşı dürüst olabileyim, maskesiz bir şekilde…

Sulanan Beyin

Bir yazı vardı kaç gündür aklımda, tam yazacağım bu son olsun dedim. Başladım ki canım birden temayı değiştirmek istedi. Rahat durmadığım için yerimde uğraştım yine kaç saat, halbuki neyime yaz işte güzel güzel yeni gönderini. Başına niye bela alıp kaç saattir onun başındasın, yeter artık diye bir de annenlerden azar işitiyorsun ki? Hiç işte.

Yazıyı düzenleme seçeneği de yokmuş, taa gönderileri düzenleden girdim tekrar. Daha yarım ama gerisini de yarın hallederim artık, tabi bir tane de yazı ile birlikte.