Garip Bir Rüya

Evvelki gece değişik bir rüya gördüm. Sanırım seçimlerle fazla ilgilendim bu sene, onunla alakalı :)

İçlerinde arkadaşlarımın da olduğu bir grupla oturma odasında oturuyor, epey konuşuyoruz. Hani rüyalarda olur ya, konu, alevi-sunni çatışması ve Maraş Katliamına gelmiş. Birden bizim mahalle muhtarına çok benzeyen bir amca beni tartaklamaya başlıyor (şu orta yaşlı solcu amcalardan). “Katliam fotoğraflarını ben de gördüm” diyişlerime “Sen hiç bir şey bilemezsin o katliama dair, o kan kokusunu duymamışsın, neyi anladığını iddia ediyorsun!” şeklinde çıkışıp devam ediyor tartaklamaya. İşin değişik tarafı arkadaşlarımdan kimsenin olaya karışmaması. “Sunniler de öldürülüyor, bak Filistin’e, Irak’a” diye ağlamaya başlayınca sanırım bırakıyor beni tartaklamayı. Yine rüyalarda olacak bir şekilde birden, bu sefer farklı bir arkadaş grubu, ama yine o amcayla yemek yemek için yer aramaya başlıyoruz, çatışma bitmiş, herkes neşeli bir şekilde konuşuyor. Bir yer buluyoruz , ama bu sefer Melih Gökçek karşımızda! “Olm şunu versene yav” tarzı bir konuşması var, epey sırıtıyor filan. Gerisini de hatırlamıyorum zaten.

Sanırım muhtar kılığındaki amca bilinçaltımdaki vicdanımdı, arkadaşlarımın karışmamasını da buna bağlıyorum. Ama Melih Gökçek nedir ya?!

Korkarak Yaşarsan…

Kandili arkadaş ve hocalarımla beraber geçirdim dün, uyumadım hiç. Yani nasıl bir içime birikmişlik varsa artık, sabaha kadar konuştum, tartıştım; çenem düştü. 8 Mart’ın da vermiş olduğu bir coşkuyla kadın hakları, İslam’da kadının yeri, siyaset… Birini bir hocamla, diğerini öbür hocamla, birini arkadaşlarımla konuştum, durdum. Artık yorgun düşüp uyudular, ben de eve geldim (sabah 8′de).

İlginç gelen bir nokta, başta neredeyse hepsi erkeğin önde oluşundan bahsederlerken, bir zaman sonra bunun toplumsal koşullarla oluştuğunu kabul ettiler, hatta anladım ki, zaten içten içe öyle kabul ediyorlardı. Ben bastırınca sözel olarak da kabul ettiler. Hepsi zeki, tuttuğunu koparabilen, fedakar, becerekli kadınken erkeğin önde olduğunu kabul etmeleri saçma gelmişti bana zaten.

Bu yazıda esas değineceğim şey başka. Öğrencim bana gül almış, üzerine bir de hadis yazmış: “Korkarak yaşarsan, yalnızca yaşarsın.”
Bizim ailede pek meşhurdur, her konudan bir ilahi mesaj geldiğini kabul etmek. Ben de etkilenmiş olacağım bu durumdan ki, “Peygamberimiz (s.a.v.), bana mesaj yolluyor, korkmadan yaşamamı istiyor sanırım” şeklinde mırıldanırken, bir yandan da İslam’daki Allah korkusuna olan vurguyu düşünüyordum. Hatta hadisi, “Allah korkusundan başka bir korku kastediliyor” şeklinde tevil ettim. Eve geldiğimde de baktım hemen, ama böyle bir hadise rastlayamadım. Sanırım Nietzsche’nin, “Korkarak yaşarsan hayatı yalnızca seyredersin.” sözü, hadis diye kitaba girmiş :D

Esasında 8 Mart ile ilgili kişisel bir yazı yazmıştım ama, vazgeçtim, geçirmedim bilgisayara. Böyle daha iyi.

Fotoğraf Procesi

Detaylar şu linkte!

Her türlü katılımı bekliyoruz. Hem güzelce bir katılım olursa fotoğrafları da basıp yollayacağım katılımcılara. Ne dersiniz, ortaklaşa söyleyeceğimiz şeylerin olması hoş olmaz mıydı?

Hastalık yatağa düşürürse

İnsan evladı garip ya. Mütemadiyen pohpohlanmayı, nazlanmayı epey seviyor. Hele ki hasta ise!

4-5 yılın üstüne yatağa düşecek derecede hasta oldum. Vaay, evde bir ihtimam, bir ihtimam. Annemden, abime, babama herkes titredi üstüme. İlaçların, tavsiyelerin biri gidiyor, diğeri geliyor. İtiraf etmekten utanıyorum ama, hoşuma gitmiyor değil bu.

Neden hoşumuza gidiyor peki bu ihtimam, nazlanma, pohpohlanma?

Acaba diyorum bebekliğimize olan bir özlem mi hani. Böyle şefkat, sevgi isteğini günlük yaşamda örtüyoruz, ama hastalandığımızda savunmasız kaldığımız için reddedemiyoruz. Böyle durumlarda aileme bazı konularda niye karşı gelemeyeceğimi daha iyi anlıyorum mesela. Ailem her şeyin ötesinde karşılıksız, kimsenin sevemeyeceği şekilde seviyor beni. Onları üzmek pahasına bazı isteklerimi gerçekleştirsem de mutlu olamayacağımın farkındayım.

Neyse madem hastalık dedik birazcık faydam dokunsun, şu dört gündür bana hazırlanan ilaçları yazayım buraya da, gripe yakalanmış arkadaşlara faydası olur belki :)

Evvela, hastalığın ilk aşaması çok önemli. Eğer vücudunuzda kırgınlık hissediyorsanız hemen tedbirinizi almalısınız. Bu aşamada bir fincan ılık su, bir tatlı kaşığı bal, yarım limon ve bir gripini karıştırıp sabah akşam, iki gün içiyorsunuz. Öğlen vitamin takviyesi de iyi gelebiliyor.

Eğer ki hala geçmediyse tylol hot zamanı gelmiştir (yine zencefille birlikte). İki gün de bunu deneyebilirsiniz.

Esasında babam bana başta antibiyotik vermek istedi, fakat kabul etmedim, çünkü antibiyotiğin yan etkilerini sevmiyorum, ama yatağa bir kere düştünüz mü kalkamıyorsunuz başka türlü. Bu arada çorba içmek ve bol bol dinlenmek gerekiyor tabi.

Bir de, madem paylaşmaya hevesli bir ruh hali içerisindeyim, bilgisayarımın masaüstünü yeniledim, onun ekran görüntüsünü de koyayım istedim:

(Sağ üst köşedeki fişleme de ne olaki? diyorsanız, cevabına sadece bir kaç gün var! Hayır ergenekon’a özenmedim, yok derin devletle ilişkim filan!)

Biraz hat

İki tane de hat dersimden örnek koyayım dedim:

Bu geçtiğimiz hafta geçmiş olduğum bir ders, kırmızı noktalar ölçü olarak kullanılıyor hat dersinde. Hocam ölçmüş, biraz büyük kaçmış cim harfi; ama diğerlerinde hata bulmadığı için geçebildim bu dersi. Ayrıca harflerin noktalarını koymayı unutmuşum, ama bir şey demedi hoca, gençliğime verdi herhalde :P
Fotoğraftan da görüldüğü üzere harflere bakarak yazmamız gerekiyor (üstte kitaptan örnek var). “Hahayt ne var öyle bakarak yazmakta, saniyede yazarım” diyene itina ile hat malzemeleri (kamış, kağıt, mürekkep) gönderilir :D


Bu dersim ise bu hafta gösterdiğim bir ders ve kırmızılardan da belli olduğu gibi kaldım bu derste. O çayımsı etrafı bulaşık bardakta ise bitki çayı bulunuyor (tarçından ötürü öyle bulanık). Görünüşü aldatmasın sizi, tadı harikadır (kimi kandırıyorum acaba :P cidden tarçın da katıyorum, harika oluyor ama).

Bir dersin aşamaları ise şöyle gerçekleşiyor genelde:

1. hafta = Dersi ilk gösteriş:
Şekil A’da olduğu gibi bu derste muhakkak kalır ve “olsun ilk derste muhakkak kalınır” diye teselli ederim kendimi, pek moralim bozulmaz.

2. hafta (biraz geçme umuduyla gidilir):
Genelde bu derste de kalırım, ama hep geçmeyi umut ederim. Ühühü yine olmadı, neyse gelecek hafta diye teselli etmeye çalışırım kendimi ama pek beceremem.

3. hafta (söz konusu derse de kimi zaman geçer, kimi zaman kalırım umuduyla gidilir):
Bu gösterişte epey bir ümidim olur, ta ki hatalar kırmızı ile gösterilene kadar. Her gösterilişte çöker omuzlarım, en sonunda kendimi teselli edecek hiç bir şeyim kalmaz. Genelde bu hafta moralim de bozuk geçer, biraz bunalıma girdiğim de olur. Kendimi bir şeye yaramaz, beceriksiz olarak görür ve suçlarım hep. Eğer bu hafta geçersem pek gurur duyarım kendimle.

4. hafta (sona yaklaşılmıştır artık):
Bu hafta hep geçmişimdir. Artık geçtikten sonra deymeyin keyfime! Hemen bir gururlanmalar filan, tabi tüm havam gelecek hafta söner. Çünkü yeni derste kalmışımdır.

Velhasıl yaklaşık bir yıl evvel hobi olarak başladığım hat dersi artık moralimi etkileyebilecek denli ciddi olmuştur benim için, zaman geçtikçe hepten bağlandım bu derse. Zaten ruh halimi de eğitiyor, gururlanamıyor insan, illa ki müteavizi olacaksın bu derste. Yoksa acısı çok feci çıkıyor :)

Ne zaman sonra gelen düzenleme: Geçtim harflerin son kısmını da: şuradan bakabilirsiniz.