Kadın Hareketinin el kitabı haline gelmiş, pek çok kişi tarafından da bilinen Kendine Ait Bir Oda’ya dair bir şeyler söyleyebileceğime inanmak için biraz cahil cesareti gerekiyor sanırım. Ancak Virginia Woolf’un biz Kadınlara yaptığı tavsiyesini tutup çekinmeden düşüncelerimi dile getirmeye çabalacayacağım.
Virginia Woolf, “Akıl ve yetenek bakımından bizimle eşit olduğunuzu söylüyorsunuz, o halde neden içinizden Shakespeare, Newton, Einstein, Da vinci gibi yazar, dahi, sanatkarlar çıkmıyor?” şeklinde erkeklerin kurduğu cümlelerden yola çıkarak yaptığı araştırma ve düşüncelerini paylaşıyor bu kitapta. Benzer fikirleri olan erkekler kaldı mı ki dediğinizi duyar gibiyim, ama Oyungezer camiasında arada sırada da olsa bu cümleyi anımsatan göndermeler olmuyor değil. Bazı erkek forum üyelerinin kendilerine aşkın bir konum vererek kadın oyuncuların eksikliğini, oyun alanındaki seslerinin azlığını ilginç sebeplere bağladıklarını görürürüz. Ama bu cümleleri kuranlar acaba Türkiye’deki Oyun Sektörü’nün nasıl bir aşamada olduğunu görürler mi ki? Dünya çapındaki ülkelerle karşılaştırarak Oyun Sektörü’ne dair, ülke (hadi erkekler diyelim) olarak hangi aşamada olduğumuzu bir an düşünmemiz, tüm diğer sorulara da cevap teşkil eder esasında. SSorunun cevabı; çevre, şartlar, yüzyılların verdiği çeşitli toplumsal ön koşullar diye uzayıp gider (benzer bir kolaya kaçarak cevaplama örneğ hali hazırda “Türkiye’yi neler bekliyor?” başlığı altında devam ediyor hatta. Tabi bu sefer özne kadın değil, Kürt olarak çıkıyor karşımıza).
Virginia Woolf ise soruya cevap vermek için kütüphaneye gidip İngiliz yazarların yapıtlarını incelemeye koyuluyor. Neticede şuna karar veriyor, iyi bir yapıt çıkarabilmek için öfke, üzüntü, hırs gibi duygulardan arınmış bir ruh sakinliği içinde olmak gerekiyor.
“Sanatçının ruhunun ve kafasının, içindeki yapıtı eksiksiz ve olduğu gibi açığa çıkaracak o mucizeye yaklaşan büyük çabayı ortaya serebilmesi için Shaskespeare’in aklı ve ruhu gibi berrak, uyum içinde olması gereklidir. İçinde tek bir engel, bir tek öğütülmemiş yabancı madde olmamalıdır.
…Yeryüzünde yapıtını eksiksiz dile getirebilmiş biri varsa o da Shakespeare’dir. Berrak, hiçbir engel tanımamış bir zihin varsa o Shakespeare’inkidir.”
1661 yılında yaşamış olan soylu Lady Winchilsea, zengin de olduğu için boş vakit bulabilmiş, şiir yazmakla uğraşan bir kadındır. Ancak şiirlerinde öfke ve hüzün görürürüz, bu öfke onun ruh halini sakatlar:
“Nasıl da anlamsız kurallarla düşürülmüşüz!
Biz, doğanın değil eğitimin aptalları
Aklın tüm gelişmelerinden alıkonulmuş;
Sıkıcı, bildik ve tasarlanmış;
Biri öbürlerinin arasından sivrilse
Daha canlı bir düş gücü ve hırsın etkisinde,
Öylesine güçlü gelir ki karşı güçler
Başarı umudu asla korkuları dengeleyemez.”
Kadının yapıtlar çıkarabilmesi için öfkelerden, nefretten arınması gerekir. Erkeklerden nefret etmek, onların bulundukları halleri kıskanmak ancak zihini bulandırır. İşte bu nefretten kurtulması için kendine ait kilidin olduğu, kimselerin rahatsız edemeyeceği bir odası olmalıdır kadının. Kendine ait bir parası olması gerekir elbette bunun için. Çünkü kadınlar yoksul bırakılmıştır ve yoksul bir insanın da fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi bile zorken boş ve ruhunun serbest dolaşacağı bir zaman bulması neredeyse imkansızdır. Ki cidden kadınlar kendilerine ait odalara kavuştukça, eğitim alabildikçe, özgürleştikçe güzel yapıtlar, şahaserler ortaya çıkarabilmişlerdir. Jane Austen*, Ursula K. Le Guin, Susan Sontag, Adalet Ağaoğlu, Behice Boran, Suna Kan ve bir kaç aydır Babe of Month’ta adı geçen kadınları sayabiliriz özel bir araştırma yapmadan.
Kadınların paraya ihtiyacı vardır ve günümüzde para kazanmak hiç de kolay değildir. İşte Feminizm’in neden sadece “Sosyalist feminizm” çerçevesi içinde haklı savunmalar yapabileceğinin cevabı da bu esasında. Çünkü kadının yapacağı en büyük hata erkeği, onun söylemlerini taklit etmektir. Kadının amacı sadece kendi yoksulluğunu değil, erkek, kadın herkesin yoksulluğunu ortadan kaldırabilmek için (ama bu esnada erkek şiddetine karşı da uyanık olarak) çözümler aramaktır. Yoksa var olan sistemde erkeğin basit bir kopyası olmaktan öteye gidemeyeceği gibi hakettiği konuma da gelemeyecektir.
Kendine Ait Bir Oda’ya dönersek; Virginia Woolf, her şeyden öte kuru bir hemcins savunuculuğu yapmamış, yeri gelmiş çuvaldızı kadınlara da batırmıştır. Elbette özeleştiri yapmak gerekir, ama bu özeleştirinin bir cinsiyet bağlamında değil de, kişisel olması gerektiğini düşünüyorum. Bir kadının amacı kuru bir şöhret kazanmak olmamalıdır, bir kadının cinsiyetine karşı en büyük sorumluluğu, kendisinden sonraki nesil için de örnek alınacak bir karakter olmasıdır. Nasıl ki bizden önceki kadınların gücünü görmek kendimize olan güvenimizi artırıyor, aynı şekilde etrafımızdaki küçük kadınlara da o güveni gösterebilmemiz ve bunun için de elbette çok çalışmamız gerekir.
Son olarak “neden bir erkek kadının kendi seviyesinde olamayacağını düşünür ve bunun iddiası bile onu öfkelendirir?” der Virginia Woolf ve cevabı da şöyle verir:
“Kendine güven olmadan beşikteki bebekler gibiyiz. Ve bu, düşünülemez, ama aynı zamanda paha biçilmez niteliği en kısa zamanda nasıl oluşturabiliriz? Başkalarının kendimizden daha aşağı düzeyde olduğunu varsayarak. Kendimizden doğuştan gelen bir üstünlüğü olduğunu düşünerek -bu, zenginlik, mevki, düzgün bir burun olabilir-. Çünkü insan imgeleminin öbür insanlar üzerinde oynadığı etkileyici oyunların sonu yoktur. Böylece ele geçirmek, yönetmek zorunda olan babaerkilin çok sayıda, gerçekte insan soyunun yarısı kadar insanın (kadınların), doğuştan kendisinden zayıf olduğuna inanmasının önemi ortaya çıkıyor.”
*Ki Jane Austen’in kendisine ait bir odası, özgür ortamı bile yoktu, oturma odasında pek çok kardeşinin arasında, yine de öfkelerden ve kötü duygulardan arınmış bir şekilde yazmayı başarabilmiştir der Virginia Woolf.



Öyle ki, içlerinde bugün örneği dahi bulunmayan bazı sazlar, gravür, minyatür ve başka dökümanlardan yararlanarak tekrar imal edilmiş. Bir başka örnek de, günümüz notasyonundan epeyce farklı olarak yazılmış ve tek nüshası British Museum’da bulunan Ali Ufki Bey’in Mecmua-yı Saz-u Söz ‘ün yeniden derlenmesi.
