Archive for March, 2009

16
Mar

   Posted by: aynaimarzi    in Film

Çoğu yaşıtlarımın (ve benden bir önceki kuşağın) dövüş sanatlarına ilgisinin sebebi Bruce Lee’dir, benim daha çok Street Fighter’daki Chun Li’dir, ama olsun. Sonuçta bu satırları okuyanlardan en azından bir kişi (1) (yer ile paralel olacak şekilde) iki ayağını tam olarak açma ve çeşitli Kung Fu hareketleri yapmaya çabalayarak, değişik sesler çıkarmak gibi uğraşlar içerisinde olmuştur. (Belki de dövüş sanatı eğitimi almıştır, kim bilir?)

İlerleyen yıllarda da Chun Li ile temelleri atılan bu sevgi, Jet Li ile biraz daha kök saldı, ancak üzeri küllenmişken İp Man yeniden körükledi sanırım.

Ip Man (esasında Yip Man) usta, temelleri budistli bir rahibe tarafından oluştulmuş Kung Fu stili olan Wing Tsun (ya da wing chun) (2) eğitimi almış ve bu stilin dünyaya açılmasına sebep olmuştur (ayrıca Bruce Lee’nin de hocasıymış). Zengin ve asil bir aileden gelen şifu Yip Man, ailesiyle birlikte sakin ve huzurlu bir şekilde yaşamaktadır. Usta olmasına rağmen yanlış kişilerin elinde ölümcül bir silah haline gelebilir düşüncesiyle Wing Tsun stilini öğretme taraftarı değildir, ancak olaylar ilginç bir şekilde fikirlerini değiştirir Yip Man ustanın.

Ip Man filminin elbette ki en güzel ve defalarca izlenesi sahneleri, dövüşlerin bulunduğu sahnelerdir. Dövüş demek yanlış gibi duruyor, çünkü Yip Man’ın o kadar estetik bir hareketler bütünü var ki, ağzımız açık bir şekilde hayranlıkla bakıyoruz ekrana. Tabi bu cümleden filmin geri kalanı işe yaramaz gibi bir fikir çıkmasın, aksine hikayesi, müziği, ustanın ailesiyle; insanlarla olan ilişkisi, karakterinin sakinliği güzelce hissettirilerek bir bütün olarak sunulmuş. Eğer ilk paragrafta değindiğim gruplardan biriyseniz, büyük ihtimalle zaten izlemişsinizdir, ama izlemediyseniz de harika sahnelerden oluşan bu filmi kaçırmayın derim. Hem belli mi olur, filmin sonuna geldiğinizde Wing Tsun stilini öğrenme isteğinize yenik düşerek bir denersiniz (ciddi ciddi düşünmeye başladım şahsen :p).

Linkler:
Wing Chun Türkiye

Şifu Emin Boztepe Gösterisi

(1) İstatistik de yapmadık ki, yoksa hiç okunmuyor da, boş hayallere mi kapılıyorum :O

(2) Wing Tsun stilinin hikayesi için: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=15649654

Tags: , ,

16
Mar

It’s a Free World…

   Posted by: aynaimarzi    in Film

 hspace=

Özgürlük kavramını ele alalım evvela; genel kanıya göre tüm gayelerden, kurallardan soyutlanmış, bireysel isteklerinin sürüklediği yöne doğru hiç bir engel tanımaksızın hareket etmektir özgürlük. Sürüklenmek diyorum, çünkü kendine ait etik kurallar; gayeler olmaksızın bir kimse, “özgürlük, özgürlük!” derken, memnun olmayacağı, hiç de istemediği bir hale dönüşmüş bulur kendisini. Bahsettiğim etik kurallar, gayeler, illa ki toplumun belirlediği çerçeve içerisinde olan ahlak kuralları değil aslında. Kişinin düşünüp tartarak oluşturduğu bir kurallar zinciri diyebiliriz daha çok.

Paul Laverty‘nin yazmış olduğu, Ken Loach‘ın (Land and Freedom, Bread and Roses) yönetmiş olduğu “it’s a free world…” de gayesiz, bireysel özgürlüğün kişiyi nerelere sürüklediğinin hikayesi bir bakıma. Elbette Angie karakterinin yaşadıkları, seçimleri üzerinden bizi yargılayan bir konuma oturtmaktan ziyade,seçimlerimizin bizi nerelere sürükleyebileceğine dair dikkatimizi çekmek için bir uyarı niteliği taşıyor.

Angie işsizlerden alınan belirli bir para karşılığı, onlara iş bulma vaadinde bulunan (elbette kandırmacalarla dolu) bir ajansta çalışmaktadır. Bu ajanstan (tacizlere karşı bir tavır alması sebebiyle de) kovulan Angie kendi ajansını kurmaya karar verir. Özgürlüğüne düşkün, hırslı, güçlü, başarılı olmaya odaklanan, güzel, kısacası çağımızın ideal kadınıdır Angie. İdealistliği daha fazla kişisel başarı olan ve olabildiğince bencilce bir yaşamı arzulayan, aşama aşama erkeğe dönüşmekte olan modern bir kadın. Yardım ettiği insanları bile daha sonra hatırlamayacak duruma doğru sürüklenir Angie. Parkta babasının dürüst olması gerektiği telkinlerine umursamaz davranarak, “sen düşük maaşlı bir işte dürüstçe bir yaşamı seçmiş olabilirsin baba, ama burası özgür bir dünya.” diyerek görüşünü açıklar açıklamasına ya, gözlerinde dönüşmüş olduğu şeyden nefret ettiğinin izlerini görürüz.

Ataerkil düzenin içinde ezilen kadın, içinde bulunduğu duruma itiraz ettiğini sanırken, eleştirdiği şeye, bir erkeğe dönüşmeye başlamıştır. Angie karakteri de bunun bir yansımasıdır yalnızca; yargılayacak bir halde de bulunamayız, benzer bir konumda aynı seçeneklerin peşinden gideceğimizi hissederiz için için.