16
Mar

It’s a Free World…

   Posted by: aynaimarzi   in Film

 hspace=

Özgürlük kavramını ele alalım evvela; genel kanıya göre tüm gayelerden, kurallardan soyutlanmış, bireysel isteklerinin sürüklediği yöne doğru hiç bir engel tanımaksızın hareket etmektir özgürlük. Sürüklenmek diyorum, çünkü kendine ait etik kurallar; gayeler olmaksızın bir kimse, “özgürlük, özgürlük!” derken, memnun olmayacağı, hiç de istemediği bir hale dönüşmüş bulur kendisini. Bahsettiğim etik kurallar, gayeler, illa ki toplumun belirlediği çerçeve içerisinde olan ahlak kuralları değil aslında. Kişinin düşünüp tartarak oluşturduğu bir kurallar zinciri diyebiliriz daha çok.

Paul Laverty‘nin yazmış olduğu, Ken Loach‘ın (Land and Freedom, Bread and Roses) yönetmiş olduğu “it’s a free world…” de gayesiz, bireysel özgürlüğün kişiyi nerelere sürüklediğinin hikayesi bir bakıma. Elbette Angie karakterinin yaşadıkları, seçimleri üzerinden bizi yargılayan bir konuma oturtmaktan ziyade,seçimlerimizin bizi nerelere sürükleyebileceğine dair dikkatimizi çekmek için bir uyarı niteliği taşıyor.

Angie işsizlerden alınan belirli bir para karşılığı, onlara iş bulma vaadinde bulunan (elbette kandırmacalarla dolu) bir ajansta çalışmaktadır. Bu ajanstan (tacizlere karşı bir tavır alması sebebiyle de) kovulan Angie kendi ajansını kurmaya karar verir. Özgürlüğüne düşkün, hırslı, güçlü, başarılı olmaya odaklanan, güzel, kısacası çağımızın ideal kadınıdır Angie. İdealistliği daha fazla kişisel başarı olan ve olabildiğince bencilce bir yaşamı arzulayan, aşama aşama erkeğe dönüşmekte olan modern bir kadın. Yardım ettiği insanları bile daha sonra hatırlamayacak duruma doğru sürüklenir Angie. Parkta babasının dürüst olması gerektiği telkinlerine umursamaz davranarak, “sen düşük maaşlı bir işte dürüstçe bir yaşamı seçmiş olabilirsin baba, ama burası özgür bir dünya.” diyerek görüşünü açıklar açıklamasına ya, gözlerinde dönüşmüş olduğu şeyden nefret ettiğinin izlerini görürüz.

Ataerkil düzenin içinde ezilen kadın, içinde bulunduğu duruma itiraz ettiğini sanırken, eleştirdiği şeye, bir erkeğe dönüşmeye başlamıştır. Angie karakteri de bunun bir yansımasıdır yalnızca; yargılayacak bir halde de bulunamayız, benzer bir konumda aynı seçeneklerin peşinden gideceğimizi hissederiz için için.

This entry was posted on Monday, March 16th, 2009 at 10:41 am and is filed under Film. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a reply

Name (*)
Mail (will not be published) (*)
URI
Comment