Archive for the ‘Albüm’ Category

6
Apr

‘Alkışlarla Yaşıyorum’

   Posted by: hurin

Soru: “Alkışlarla Yaşıyorum” sözü size neyi ifade ediyor?

a) Eş dost alkışıyla hayatını idame ettirmeye çalışan bir düşkünün nasılsın? sorusuna yanıtı
b) Vergi yüzsüzü bir popçunun “ayda ne kadar kazanıyorsunuz?” sorusuna yanıtı
c) Çok eğlenceli bir site. Gülmekten yerlere yatıracak videoları var valla
d) Dertli gönüllere giren işte benim Zeki Müren !

Zeki Müren’in 1970′li yıllarda TRT radyosunda yaptığı “Zeki Müren ile Başbaşa” adlı programının kayıtları geçtiğimiz yıl 3 cd halinde piyasaya çıktı. İlgi görmesi üzerine, başka firmalar da eski arşivlere el atıp bunları bir bir günışığına çıkarmaya başladılar. (Esasen bu Zeki Müren bereketinde büyük payı olan Kalan Müzik’i anmadan geçmemek gerek)

Zeki Müren’in 1980′lerden önceki dönemde, yani henüz arabeskle etkileşime girmemiş, eğlence dünyasındaki sansasyonel çıkışlarından eser olmayan işleriyle ilgilenen bendeniz, işbu Zeki Müren bereketinden ziyadesiyle istifade etti. Mükemmel Türkçesiyle okuduğu şarkıları yeniden ve dahi yeniden keşfetti. Bu albümde yer alan besteler sahne ve gazinoları hatırlatan formdan kesinlikle çok uzakta. 

Albümde yer alan şarkıları burada tek tek sıralamaya gerek görmüyorum. Zaten bu bilgiler internette bol bol bulunmakta. Burada adından kısaca bahsettiğimiz albümü dinleyip beğenenler, Kalan Müzik’ten çıkan “Zeki Müren 1955-63 Kayıtları” “Zeki Müren Selahattin Pınar Şarkıları” ve “Zeki Müren Sadettin Kaynak Şarkıları” adlı 3 albümü mutlaka arşivlerine eklemeliler.

 

“Size doyum olmaz sevgili dinleyicilerim. Ama n’apayım ki zamanı bize doyuran saatin iki siyah parmağı, akreple yelkovan, bana ‘hadi güle güle’ diye işaret ediyorlar. Gelecek hafta aynı vakitte i’şallah yine görüşmek üzere, hadi alla’sma’ladık…”

2
Apr

Bezmârâ - Bir Mirastan Esintiler

   Posted by: hurin Tags: ,

 

 

Usta kemençe sanatçısı Fikret Karakaya’nın öncülüğünde kurulan Bezmârâ (bir toplantıyı süsleyen, ona renk katan anlamına geliyor), geleneksel Osmanlı/Türk musikisine ait “kayıp sesleri aramak” ve unutulmuş bazı sazları tekrar günyüzüne çıkarmak gibi önemli bir misyona sahip.

 

Öyle ki, içlerinde bugün örneği dahi bulunmayan bazı sazlar, gravür, minyatür ve başka dökümanlardan yararlanarak tekrar imal edilmiş. Bir başka örnek de, günümüz notasyonundan epeyce farklı olarak yazılmış ve tek nüshası British Museum’da bulunan Ali Ufki Bey’in Mecmua-yı Saz-u Söz ‘ün yeniden derlenmesi.

Topluluğun yer aldığı birçok konserin yanında Kalan Müzik’ten çıkan “Mecmua’dan Saz ve Söz” ve “Yitik Sesin Peşinde” adlı iki adet albümü mevcut. Bu toplulukla ilk kez tanışacaklar için albümlerini dinlemeden önce en azından youtube’dan konser görüntülerini izlemeleri tavsiye olunur.

http://www.youtube.com/watch?v=gkR4KQNYvao

http://www.youtube.com/watch?v=SzHV0O4KJn8

 

11
Jan

Replikas - Zerre (Peyote Müzik)

   Posted by: montezaus Tags: ,

Az buz değil, tam on sene geçmiş Replikas kurulalı. O zamandan beri köprünün altından çok sular aktı şüphesiz. Onlarla ilk tanıştığımız zamanlara kıyasla bugün artık karşımızdaki bambaşka bir Replikas ise de bunca zaman boyunca müziklerini seven insanların gözünde hala aynı yeri koruyabilmeyi başardılar bir şekilde. Bunda müziğe bizim olduğumuz yerden bakıyor olmaları,  müziklerinde ve düşüncelerindeki ifadeleri, yeri geldiğinde yaptıkları değişiklikleri doğrudan bize sunuyor olmaları ve bütün bunları da en başından beri sahip oldukları kendi müziklerini yapma iddiasını koruyarak yapmaları büyük rol oynuyor sanırım. Bugün, belki olgunluk albümleri denilebilecek dördüncü albümleri Zerre’yi çıkarırlarken müzikleri ne kadar değişmişse de eski dinleyicilerinin beğenisini kazanmayı başarıyorlar yine.

Zerre’yle değiştiğini gördüğümüz şeylerden bahsedeceksek ilk önce şarkı sözlerden bahsetmek gerek bence. Sözler hiç olmadığı kadar öne çıkmış Zerre’de. Daha önce şarkılar daha çok grubun müzikal anlamda durduğu yerin işaretçileriyken, Zerre’de müzikal olduğu kadar grup elemanlarının düşünsel olarak durdukları yerin ifadesi olmalarıyla dikkat çekiyor. Müziğin sözleri yansıtacak biçimde şekillendirilmesi daha önceden de alışkın olduğumuz bir şeydi; ancak sözlerdeki temaların üzerine müzikal olarak bir şeyler eklemek adına müzikal sadeliği, enstrümanların geri planda kalmasını Replikas belki de ilk defa bu kadar fazla göze alıyor. Diğer türlüsü zaten grubun müziği düşünüldüğünde yadsınacak bir şey olmazdı, ancak Boş Vücut gibi şarkılarda karşımıza çıkan yalın müzikal ifade tarzı grup adına dikkat çeken bir yenilik. Bu durum şarkısözleri üzerinde ne kadar durulduğunun da göstergesi aynı zamanda. Sunulan içerik oldukça zengin. Daha çok felsefi, belki tasavvufi denilebilecek temalar üzerinde yoğunlaşılmış. Rockın daha çok batıda karşılaşılabilinen çizgisinde bir müzik yapmalarına rağmen daha önce pek çok ropörtajlarında “müziğimizi dinleyen bizim doğulu bir grup olduğumuzu kolayca farkedebilir” iddiasını dile getiren grup (daha önce Replikas dinlemediyseniz anadolu rock gibi bir şeyden bahsettiğimi düşünmeyin lütfen), bu albümde düşünceleri bakımından da doğu ve anadolu kaynaklı etkileşimlerini dinleyicileriyle paylaşıyor denilebilir belki bir yerde.

Müzikleri konusunda bir fikir edinmek için MySpace sayfalarını ziyeret etmek en doğrusu olacaktır herhalde. Diğer albümleriyle karşılaştırınca iki üç şarkılarındaki elektronik düzenlemelerin dikkat çektiği söylenebilir, ki grupta bu işi hakkıyla yerine getirebilecek insanlar da şüphesiz mevcut. Bu konuda çalışması bulunan da birden fazla eleman var zaten grupta. Özel olarak bildiğim, grubun gitaristi Barkın Engin var mesela, Bilgi Üniversitesi’nin kampüsünde görüp ‘hayırdır, acaba müzik bölümünde mi okuyor Bilgi’nin” demiştim, meğer orda ders veriyormuş. Kendi MySpace sayfasında da solo çalışmaları varmış zaten o konuda. Neyse gruba dönersek, bir diğer farkın da kayıt tekniklerinde olduğu söylenebilir. Özellikle davulun kayıt kalitesini en üst seviyeye çıkartmak için özel bir yer aramışlar, büyük kapalı konser salonları gibi yerler bakarlarken eski Gökçeada Cezaevi binasını bulup, orada kayıt yapmaya karar vermişler. Nitekim kayıt kalitesi olarak olarak Zerre’nin diğer albümlerden farkı, özellikle davulu dinlediğinizde kolayca farkedilebiliyor.

Albümün Türk müziği adına belki en olumlu yönüyse taşıdığı Peyote Müzik etiketi. Görünce şaşırmıştım, meğer plak şirketi açmaya karar vermiş Peyote. Çıkardıkları ilk albüm de Zerre olmuş. Üşenmedim, bir ropörtajları varmış onu da buldum hatta size. Bir konser sahnesi olarak farkı Türk müzisyenler ve müzikseverler için zaten belliydi, umarım bu farkı plakçılığa da başarıyla taşımaları kısmet olur. Son yıllarda Peyote sahnesi pek çok grup için önemli bir yerdi, bazılarının çıkış yeri, bazılarının devam etmeleri bir yerlere gelebilmeleri için güç-motivasyon kaynakları oldu. Aynı zamanda bir sinerjinin de merkeziydi. Sahne olarak yaptıklarını plak şirketi olarak devam ettirir, bünyesindeki barındığı pek çok iyi grubun albümlerini bizlerle buluştururlarsa Türk müzik dünyasındaki büyük bir eksiği giderirler bence.

Şarkı Listesi
1- Bu Sıkıntı
2- Zerre
3- Bugün Varım Yarın Yokum
4- Dulcinea
5- Bitti Deme
6- Vakt-i Kerahat
7- Bozuk Düzen
8- Boş Vücut
9- Gülmediğin günler
10- Hortum
11- Eksik
12- Ruh-feza
(Ayrıca Ruh-Feza bittikten sonra biraz daha beklerseniz Tuaf isimli bir şarkının daha olduğunu görebilirsiniz, öyle bir hidden track olmuş o da)

Bildiğim grupları orjinalliklerine göre sıralayacak olsam The Dresden Dolls kesinlikle ilk sıralarda anacağım gruplardan olurdu. Kendilerine ait, böylesine ayırt edilebilir bir müzikal karaktere sahip olan çok az grup vardır gerçekten de. Brechtian punk cabaret olarak isimlendirdikleri tarzlarıyla pek çok insanın beğenisini kazanan, üç çok başarılı albüm çıkarmış olan grup, bu sene içerisinde çıkardığı No, Virginia albümüyle yayınlanmamış çalışmalarını, yıllardır birikmiş B-sideslarını sevenleriyle paylaşmayı amaçlamış.

Üç albümden bu kadar yayınlanmamış parça çıkmış olması olağandışı sayılabilecek olsa da grubun yeni bir müzikal tarzı olabildiğince iyi yansıtma kaygısı taşıdığını dikkate alırsak bu durumu normal karşılayabiliriz. Keza bu albümde yer alan parçalar da Amanda Palmer’ın (piyanist, vokal) dediğine göre pop tarzına fazla yakın oldukları için ayıklanmış, diğer albümlerde yayınlanmamış. Oturtmak istedikleri farklı bir tarz varken grubun en ufak bir sıradanlık hissinde gözünün yaşına bakmadan parçaları albüm dışında bırakmaları da anlaşılabilir olsa gerek.

Ancak bu durum No, Virginia albümünün zayıf kalmasının da başlıca sebebi olmuş. Ne piyano alıştığımız The Dresden Dolls piyanosu, ne şarkı sözleri grubun sevdirdiği tadda, temalarda, aynı şekilde şarkıların yapılandırmaları, ritmler… Kısaca sayabileceğiniz her türlü müzikal öğe grubun güçlü, ilgi çekici yanlarını tam olarak yansıtamıyor. Hal böyleyken şarkıları iyileştirmekten vazgeçip zamanında onları bir kenara koymuş olan grup elemanları, tekrar üzerlerine eğildiklerinde de çok bir şey eklememişler. Lirikleri zayıf olan parçalar -Amanda Palmer bu konuda özellikle çok yaratıcı, çok üretken olmasına rağmen- öyle bırakılmışlar, pop denilen, müzikal anlamda zayıf kalan parçalar kaderlerine terkedilmiş, üzerlerinde çok uğraşılmamış, parçalar her yönüyle üvey evlat muamelesi görmüş gibi.

Bir diğer hayalkırıklığı yaratan noktaysa kimi şarkılarda sözlerin, kimilerindeyse melodilerin yayınlanmış şarkıları fazlaca andırıyor oluşu. Belki yayınlanmamış parçalardaki sözlerin, temaların bazıları yayınlanan şarkılara ilham vermiş, belki gene bu albümdeki şarkıların yapılandırmaları kendilerinden sonra hazırlanmış, ancak grubun yayınladığı albümlerde yer almış olan şarkılar hazırlanırken de kullanılmış ama Dresden Dolls’un, sevenlerini iki yıl gibi uzun bir süre beklettikten sonra eskiyi bu kadar andıran, yeni şeyler sunmayan parçalarla onların karşılarına çıkmaları hiç de iyi durmamış. Grup bu sürede No, Virginia‘da yayınlanan parçalar haricinde bir şeyler üzerinde çalışmamış, yakın zamanda yeni bir albüm çıkarmaya da hazırlanmıyorsa bu süreyi oldukça boş geçirmiş gibi görünüyorlar.

Gene de eğlenceli parçalardan yoksun değil albüm, seveceğiniz şarkılar bulacaksınızdır mutlaka. Ancak bu fırsatı grubun önceki albümlerini (tekrar?) keşfetmek için kullanırsanız daha faydalı olabilir. The Dresden Dolls daha önce duymadığınız bir grupsa kendilerine bir kulak vermenizi tavsiye ederim.

Grup Elemanları:
Amanda Palmer - Vokal, Piyano
Brian Viglione - Davul

Önceki Albümleri:
2003 - The Dresden Dolls
2004 - A Is For Accident
2006 - Yes, Virginia

Linkler:
Websiteleri
MySpace Sayfaları
Videoklipler: Good Day, Girl Anachronism, Coin-Operated Boy, Sing (The Alternate Cut)Sing (Chapter II / Original), Backstabber, Backstabber: The Dresden Dolls vs. Panic! at the Disco, Shores of California, Night Reconnaissance

Şarkı Listesi:
1. Dear Jenny
2. Night Reconnaissance
3. The Mouse and the Model
4. Ultima Esperanza
5. The Gardener
6. Lonesome Organist Rapes Page-Turner
7. Sorry Bunch
8. Pretty in Pink
9. The Kill
10. The Sheep Song
11. Boston

2
Nov

Kaiser Chiefs - Off With Their Heads (2008)

   Posted by: montezaus Tags: , ,

Tam şu anda, kalbim kadar temiz bu boş, beyaz ekrana bakarken bu albümü neden incelediğimi düşünüyordum. Albümü beğendiğimi söyleyebilmeyi bırakın, oturup hernangi bir şarkısını bir kere daha dinleyeceğimi bile sanmıyorum açıkçası. Ama gene de buradayım, okuduğunuz işbu satırları kaleme almaktayım. Nedenini ben de tam olarak bilmiyorum; herhalde albümü indirirken kendi kendime beklentiye girmemden, üstüne o hevesle bir de “dinleyeyim de mecelleye yazayım ben bunu” diye düşünmüş bulunmamdandır.  Ya da Kaiser Chiefs’in zamanında şarkılarıyla kendini sevdirmiş bir grup olmasından da olabilir, ki bu gerçek Off With Their Heads’in başarısızlığını örtmekte yetersiz kalıp, ancak yarattığı hayalkırıklığını arttırıyor maalesef.

Şarkılarına bakınca, grubun söyleyecek yeni bir sözünün, yapacak yeni bir şeyinin kaldığını söyleyebilenin oldukça zor olduğunu görüyoruz. Ortaya bir albüm çıkmış ama rafları doldursun diye çıkarılmış sanki. Üzerine düşünülmüş, kayda değer bir şeyler yapılmış gibi görünsün diye feci zekice olduğu sanılan bir ton ucuz laf, gözlem, slogan aralara serpiştirilip oldukça bayat ve boş olan şarkılar makyajlanmaya çalışılmış ama bunu yaparak pek de bir şey başarılamamış.

Sorun albümde iyi-güzel hiçbir şeyin olmayışı değil aslında. Bir iki iyi, eğlencelik parça var mesela. Ya da son zamanlarda baya bir isim yapmış olan, kendine ait Versions adında oldukça keyifli bir albümü de bulunan Mark Ronson’ın prodüktörlüğünün albüme kattıklarından da bahsedebilirdik. Ama geri kalan her şeyin aptallık derecesinde tek düze, tahmin edilebilir ve fabrikasyon ürünü niteliğinde oluşu albümdeki iyi şeyleri anmadan önce elimizi bir kere daha vicdanımıza götürmemize neden oluyor. Yeni bir şey sunan, içeren parça olduğunu söylemeye gerçekten de bin şahit lazım. Şarkı isimlerinden tutun, şarkılarda söylenenlere, şarkıların yapılandırılmalarına kadar her şey orjinallikten, kaliteden olabildiğince uzak. Hızımı alamayıp, huzurunuzda Brezilya dizileri, hatta ve hatta Dünyayı Kurtaran Adam ne kadar orjinalse bu albüm de anca o kadar orjinaldir diyiveriyorum hatta. Aman tanrım, ne yaptım ben böyle?

Neyse, pek olumlu bir şey söylemeyi beceremediysek de en azından incelediğimiz her şeyin iyi olması gerekmediğini göstermiş olduk. Aylardır Oyunezer köşesini okuyor oluşunuz sizin de bir şeyler ezme güdünüzü harekete geçirdiyse Mecelle’de her zaman hoş karşılanacağınızı aklınızda bulundurabilirsiniz =). Ezmeyelim de besleyelim mi zaten, ne yapalım böylesini? Hakettiğini buldun Kaiser efendi, sızlanma hiç.

Linkler:
Grubun Websitesi
MySpace Sayfaları
Klipler: Never Miss A Beat, Spanish Metal
Canlı Performanslar: Never Miss A Beat, Like It Too MuchCan’t Say What I Mean

Şarkı Listesi:
1. Spanish Metal
2. Never Miss a Beat
3. Like It Too Much
4. You Want History
5. Can’t Say What I Mean
6. Good Days Bad Days
7. Tomato in the Rain
8. Half the Truth
9. Always Happens Like That
10. Addicted to Drugs
11. Remember You’re a Girl

29
Oct

Niyaz - Nine Heavens

   Posted by: aynaimarzi Tags: , ,

Doğuya olan merakımı hep sorgulamışımdır. Doğuyu özel kılan neydi? doğu dillerine, ülkelerine, kültürlerine olan merakımın sebebi gördüğüm eğitimden mi kaynaklanıyordu ki? Hayır, sebebini bulumadığım başka bir şeyler vardı. Ta ki bir gün Anıl, Azam Ali’den bahsedip o büyülü sesini dinletene kadar.

Azam Ali’nin sesi doğuyu anlatıyor, doğuya olan merakımın cevaplarını sunuyordu. Hüzünlü, acı, tatlı, en önemlisi de hisli. O derece ki, şehrin monoton gündelik hayatında rutinleşmiş işlerin körelttiği, çeşitli etkenlerle taşlaşmış ruhuma “hissetmeyi” hatırlatıyordu, yani insan olduğumu. Tıpkı doğu gibi. Her dinleyişte buruk bir tat bırakmayı da başarıyordu. Nasıl da hissetmeyi unuttuğumu hatırlattığı için belki de.

Kim peki bu hisli hisli söyleyerek bizi büyüleyen kız?

Kendisi İran doğumlu; fakat daha ufakken annesi tarafından Hindistan’a gönderiliyor. Daha sonraları rejimin İran’a gelmesiyle birlikte hep beraber Amerika’ya göç ediyorlar. Azam Ali’nin solo çalışmaları olduğu gibi (Elysium for the Brave; Portals of Grace), Niyaz ve Vas gruplarında da vokal olarak çıkıyor karşımıza. Ayrıca Mercan Dede’nin Nefes adlı albümündeki Dem isimli şarkıyı seslendirdiğini de ekleyeyim. Nine Heavens ise Niyaz grubuyla birlikte çıkardığı son albümü. Fakat belirtmem lazım ki Azam Ali’yi ilk defa dinleyecekseniz Portals of Grace albümünü dinlemelisiniz, zira ilk dinlemede Niyaz grubuyla çıkardığı albümler biraz farklı gelebilir.

Gelelim Niyaz’a. Azam Ali tarafından kurulmuş bir grup Niyaz (ayrıca Niyaz kelimesi bektaşilikte de saygı duruşunu ifade için kullanılıyor). Grubun adı olan Niyaz isimli bir albüm çıkarmışlardı 2005 yılında. Zaten Nine Heavens da tarz olarak evvelki albümden çok farklı değil, dinlediğinizde aynı havayı alıyorsunuz yeni albümden de. Loga Ramin Torkian (Azam Ali’nin kocası, 2003 yılında evlenmişler); Carmen Rizzo müzik ve şarkıların oluşumunda Azam Ali ile ortaklaşa çalışırken, Ulaş Özdemir bağlama, Ömer Avcı davul ve bendir, Pandit Radha Prasad ise bansuri gibi çeşitli çalgılarla eşlik etmişler.

Albüm’de ilk göze çarpan parça Aşık Dertli’nin yazmış olduğu “Beni Beni” adlı türkü ki Azam Ali bu şarkıyı çok içli bir şekilde söylemiş (Türkçe olarak hem de). Yazdığı eserlerle Urdu diline büyük katkılar sağlamış Emir Hüsrev Dehlevi’nin iki şiirini de bestelemişler (Molk-E-Divan, Sadrang). Geri kalan parçalar da gerek Urduca yazılmış şiirler (Tamana, Ishq - Love And The Veil) gerekse de Farsça geleneksel halk şarkılarından oluşuyor (Allah Mazare ve Feraghi). Tabi asıl güzel ve bizi sevindiren albümün bir de akustik versiyonunun olması ki asıl bu versiyonunu beğendim ben. Özellikle Beni Beni ve Allah Mazera akustik versiyonunda defalarca dinlenesidir, bıkmadan usanmadan dinlettiriyor.

Web sayfasından da bahsetmek istiyorum biraz. Tezhip ve hat ile yazılmış harflerden/kelimelerden oluşan çok hoş bir tasarımı var, özellikle reviews (hat örnekleri) ve news (tezhip örnekleri) bölümündeki tasarımda gözüm kaldı diyebilirim. Zaten siteye ilk girdiğinizde Beni Beni türküsü karşılıyor sizi.

Hazır Beni Beni demişken söyleyeceklerime Aşık Dertli’nin şu sözleriyle son vereyim bari:

Dertliye tükenmez nice dert verdin, ala dert verdin,
ne çekmeğe sabır; ne gayret verdin,
ne saltanat verdin; ne devlet verdin,
ya niçin getirdin dost dost,
dünyaya beni beni; dost beni beni…

1- Beni Beni
2- Tamana
3- Feraghi: Song of Exile
4- Ishq: Love and the Vei
5- Allah Mazare
6- Iman
7- Molk-e-Divan
8- Hejran
9- Sadrang.

Akustik versiyon:
1- Allah Mazare
2- Beni Beni
3- Sadrang
4- Tamana
5- Feraghi: Song of Exile
6- Hejran
7- Ishq: Love and the Vei
8- Molk-e-Divan (acoustic)