Archive for the ‘Albüm’ Category

Bildiğim grupları orjinalliklerine göre sıralayacak olsam The Dresden Dolls kesinlikle ilk sıralarda anacağım gruplardan olurdu. Kendilerine ait, böylesine ayırt edilebilir bir müzikal karaktere sahip olan çok az grup vardır gerçekten de. Brechtian punk cabaret olarak isimlendirdikleri tarzlarıyla pek çok insanın beğenisini kazanan, üç çok başarılı albüm çıkarmış olan grup, bu sene içerisinde çıkardığı No, Virginia albümüyle yayınlanmamış çalışmalarını, yıllardır birikmiş B-sideslarını sevenleriyle paylaşmayı amaçlamış.

Üç albümden bu kadar yayınlanmamış parça çıkmış olması olağandışı sayılabilecek olsa da grubun yeni bir müzikal tarzı olabildiğince iyi yansıtma kaygısı taşıdığını dikkate alırsak bu durumu normal karşılayabiliriz. Keza bu albümde yer alan parçalar da Amanda Palmer’ın (piyanist, vokal) dediğine göre pop tarzına fazla yakın oldukları için ayıklanmış, diğer albümlerde yayınlanmamış. Oturtmak istedikleri farklı bir tarz varken grubun en ufak bir sıradanlık hissinde gözünün yaşına bakmadan parçaları albüm dışında bırakmaları da anlaşılabilir olsa gerek.

Ancak bu durum No, Virginia albümünün zayıf kalmasının da başlıca sebebi olmuş. Ne piyano alıştığımız The Dresden Dolls piyanosu, ne şarkı sözleri grubun sevdirdiği tadda, temalarda, aynı şekilde şarkıların yapılandırmaları, ritmler… Kısaca sayabileceğiniz her türlü müzikal öğe grubun güçlü, ilgi çekici yanlarını tam olarak yansıtamıyor. Hal böyleyken şarkıları iyileştirmekten vazgeçip zamanında onları bir kenara koymuş olan grup elemanları, tekrar üzerlerine eğildiklerinde de çok bir şey eklememişler. Lirikleri zayıf olan parçalar -Amanda Palmer bu konuda özellikle çok yaratıcı, çok üretken olmasına rağmen- öyle bırakılmışlar, pop denilen, müzikal anlamda zayıf kalan parçalar kaderlerine terkedilmiş, üzerlerinde çok uğraşılmamış, parçalar her yönüyle üvey evlat muamelesi görmüş gibi.

Bir diğer hayalkırıklığı yaratan noktaysa kimi şarkılarda sözlerin, kimilerindeyse melodilerin yayınlanmış şarkıları fazlaca andırıyor oluşu. Belki yayınlanmamış parçalardaki sözlerin, temaların bazıları yayınlanan şarkılara ilham vermiş, belki gene bu albümdeki şarkıların yapılandırmaları kendilerinden sonra hazırlanmış, ancak grubun yayınladığı albümlerde yer almış olan şarkılar hazırlanırken de kullanılmış ama Dresden Dolls’un, sevenlerini iki yıl gibi uzun bir süre beklettikten sonra eskiyi bu kadar andıran, yeni şeyler sunmayan parçalarla onların karşılarına çıkmaları hiç de iyi durmamış. Grup bu sürede No, Virginia‘da yayınlanan parçalar haricinde bir şeyler üzerinde çalışmamış, yakın zamanda yeni bir albüm çıkarmaya da hazırlanmıyorsa bu süreyi oldukça boş geçirmiş gibi görünüyorlar.

Gene de eğlenceli parçalardan yoksun değil albüm, seveceğiniz şarkılar bulacaksınızdır mutlaka. Ancak bu fırsatı grubun önceki albümlerini (tekrar?) keşfetmek için kullanırsanız daha faydalı olabilir. The Dresden Dolls daha önce duymadığınız bir grupsa kendilerine bir kulak vermenizi tavsiye ederim.

Grup Elemanları:
Amanda Palmer - Vokal, Piyano
Brian Viglione - Davul

Önceki Albümleri:
2003 - The Dresden Dolls
2004 - A Is For Accident
2006 - Yes, Virginia

Linkler:
Websiteleri
MySpace Sayfaları
Videoklipler: Good Day, Girl Anachronism, Coin-Operated Boy, Sing (The Alternate Cut)Sing (Chapter II / Original), Backstabber, Backstabber: The Dresden Dolls vs. Panic! at the Disco, Shores of California, Night Reconnaissance

Şarkı Listesi:
1. Dear Jenny
2. Night Reconnaissance
3. The Mouse and the Model
4. Ultima Esperanza
5. The Gardener
6. Lonesome Organist Rapes Page-Turner
7. Sorry Bunch
8. Pretty in Pink
9. The Kill
10. The Sheep Song
11. Boston

2
Nov

Kaiser Chiefs - Off With Their Heads (2008)

   Posted by: montezaus Tags: , ,

Tam şu anda, kalbim kadar temiz bu boş, beyaz ekrana bakarken bu albümü neden incelediğimi düşünüyordum. Albümü beğendiğimi söyleyebilmeyi bırakın, oturup hernangi bir şarkısını bir kere daha dinleyeceğimi bile sanmıyorum açıkçası. Ama gene de buradayım, okuduğunuz işbu satırları kaleme almaktayım. Nedenini ben de tam olarak bilmiyorum; herhalde albümü indirirken kendi kendime beklentiye girmemden, üstüne o hevesle bir de “dinleyeyim de mecelleye yazayım ben bunu” diye düşünmüş bulunmamdandır.  Ya da Kaiser Chiefs’in zamanında şarkılarıyla kendini sevdirmiş bir grup olmasından da olabilir, ki bu gerçek Off With Their Heads’in başarısızlığını örtmekte yetersiz kalıp, ancak yarattığı hayalkırıklığını arttırıyor maalesef.

Şarkılarına bakınca, grubun söyleyecek yeni bir sözünün, yapacak yeni bir şeyinin kaldığını söyleyebilenin oldukça zor olduğunu görüyoruz. Ortaya bir albüm çıkmış ama rafları doldursun diye çıkarılmış sanki. Üzerine düşünülmüş, kayda değer bir şeyler yapılmış gibi görünsün diye feci zekice olduğu sanılan bir ton ucuz laf, gözlem, slogan aralara serpiştirilip oldukça bayat ve boş olan şarkılar makyajlanmaya çalışılmış ama bunu yaparak pek de bir şey başarılamamış.

Sorun albümde iyi-güzel hiçbir şeyin olmayışı değil aslında. Bir iki iyi, eğlencelik parça var mesela. Ya da son zamanlarda baya bir isim yapmış olan, kendine ait Versions adında oldukça keyifli bir albümü de bulunan Mark Ronson’ın prodüktörlüğünün albüme kattıklarından da bahsedebilirdik. Ama geri kalan her şeyin aptallık derecesinde tek düze, tahmin edilebilir ve fabrikasyon ürünü niteliğinde oluşu albümdeki iyi şeyleri anmadan önce elimizi bir kere daha vicdanımıza götürmemize neden oluyor. Yeni bir şey sunan, içeren parça olduğunu söylemeye gerçekten de bin şahit lazım. Şarkı isimlerinden tutun, şarkılarda söylenenlere, şarkıların yapılandırılmalarına kadar her şey orjinallikten, kaliteden olabildiğince uzak. Hızımı alamayıp, huzurunuzda Brezilya dizileri, hatta ve hatta Dünyayı Kurtaran Adam ne kadar orjinalse bu albüm de anca o kadar orjinaldir diyiveriyorum hatta. Aman tanrım, ne yaptım ben böyle?

Neyse, pek olumlu bir şey söylemeyi beceremediysek de en azından incelediğimiz her şeyin iyi olması gerekmediğini göstermiş olduk. Aylardır Oyunezer köşesini okuyor oluşunuz sizin de bir şeyler ezme güdünüzü harekete geçirdiyse Mecelle’de her zaman hoş karşılanacağınızı aklınızda bulundurabilirsiniz =). Ezmeyelim de besleyelim mi zaten, ne yapalım böylesini? Hakettiğini buldun Kaiser efendi, sızlanma hiç.

Linkler:
Grubun Websitesi
MySpace Sayfaları
Klipler: Never Miss A Beat, Spanish Metal
Canlı Performanslar: Never Miss A Beat, Like It Too MuchCan’t Say What I Mean

Şarkı Listesi:
1. Spanish Metal
2. Never Miss a Beat
3. Like It Too Much
4. You Want History
5. Can’t Say What I Mean
6. Good Days Bad Days
7. Tomato in the Rain
8. Half the Truth
9. Always Happens Like That
10. Addicted to Drugs
11. Remember You’re a Girl

29
Oct

Niyaz - Nine Heavens

   Posted by: aynaimarzi Tags: , ,

Doğuya olan merakımı hep sorgulamışımdır. Doğuyu özel kılan neydi? doğu dillerine, ülkelerine, kültürlerine olan merakımın sebebi gördüğüm eğitimden mi kaynaklanıyordu ki? Hayır, sebebini bulumadığım başka bir şeyler vardı. Ta ki bir gün Anıl, Azam Ali’den bahsedip o büyülü sesini dinletene kadar.

Azam Ali’nin sesi doğuyu anlatıyor, doğuya olan merakımın cevaplarını sunuyordu. Hüzünlü, acı, tatlı, en önemlisi de hisli. O derece ki, şehrin monoton gündelik hayatında rutinleşmiş işlerin körelttiği, çeşitli etkenlerle taşlaşmış ruhuma “hissetmeyi” hatırlatıyordu, yani insan olduğumu. Tıpkı doğu gibi. Her dinleyişte buruk bir tat bırakmayı da başarıyordu. Nasıl da hissetmeyi unuttuğumu hatırlattığı için belki de.

Kim peki bu hisli hisli söyleyerek bizi büyüleyen kız?

Kendisi İran doğumlu; fakat daha ufakken annesi tarafından Hindistan’a gönderiliyor. Daha sonraları rejimin İran’a gelmesiyle birlikte hep beraber Amerika’ya göç ediyorlar. Azam Ali’nin solo çalışmaları olduğu gibi (Elysium for the Brave; Portals of Grace), Niyaz ve Vas gruplarında da vokal olarak çıkıyor karşımıza. Ayrıca Mercan Dede’nin Nefes adlı albümündeki Dem isimli şarkıyı seslendirdiğini de ekleyeyim. Nine Heavens ise Niyaz grubuyla birlikte çıkardığı son albümü. Fakat belirtmem lazım ki Azam Ali’yi ilk defa dinleyecekseniz Portals of Grace albümünü dinlemelisiniz, zira ilk dinlemede Niyaz grubuyla çıkardığı albümler biraz farklı gelebilir.

Gelelim Niyaz’a. Azam Ali tarafından kurulmuş bir grup Niyaz (ayrıca Niyaz kelimesi bektaşilikte de saygı duruşunu ifade için kullanılıyor). Grubun adı olan Niyaz isimli bir albüm çıkarmışlardı 2005 yılında. Zaten Nine Heavens da tarz olarak evvelki albümden çok farklı değil, dinlediğinizde aynı havayı alıyorsunuz yeni albümden de. Loga Ramin Torkian (Azam Ali’nin kocası, 2003 yılında evlenmişler); Carmen Rizzo müzik ve şarkıların oluşumunda Azam Ali ile ortaklaşa çalışırken, Ulaş Özdemir bağlama, Ömer Avcı davul ve bendir, Pandit Radha Prasad ise bansuri gibi çeşitli çalgılarla eşlik etmişler.

Albüm’de ilk göze çarpan parça Aşık Dertli’nin yazmış olduğu “Beni Beni” adlı türkü ki Azam Ali bu şarkıyı çok içli bir şekilde söylemiş (Türkçe olarak hem de). Yazdığı eserlerle Urdu diline büyük katkılar sağlamış Emir Hüsrev Dehlevi’nin iki şiirini de bestelemişler (Molk-E-Divan, Sadrang). Geri kalan parçalar da gerek Urduca yazılmış şiirler (Tamana, Ishq - Love And The Veil) gerekse de Farsça geleneksel halk şarkılarından oluşuyor (Allah Mazare ve Feraghi). Tabi asıl güzel ve bizi sevindiren albümün bir de akustik versiyonunun olması ki asıl bu versiyonunu beğendim ben. Özellikle Beni Beni ve Allah Mazera akustik versiyonunda defalarca dinlenesidir, bıkmadan usanmadan dinlettiriyor.

Web sayfasından da bahsetmek istiyorum biraz. Tezhip ve hat ile yazılmış harflerden/kelimelerden oluşan çok hoş bir tasarımı var, özellikle reviews (hat örnekleri) ve news (tezhip örnekleri) bölümündeki tasarımda gözüm kaldı diyebilirim. Zaten siteye ilk girdiğinizde Beni Beni türküsü karşılıyor sizi.

Hazır Beni Beni demişken söyleyeceklerime Aşık Dertli’nin şu sözleriyle son vereyim bari:

Dertliye tükenmez nice dert verdin, ala dert verdin,
ne çekmeğe sabır; ne gayret verdin,
ne saltanat verdin; ne devlet verdin,
ya niçin getirdin dost dost,
dünyaya beni beni; dost beni beni…

1- Beni Beni
2- Tamana
3- Feraghi: Song of Exile
4- Ishq: Love and the Vei
5- Allah Mazare
6- Iman
7- Molk-e-Divan
8- Hejran
9- Sadrang.

Akustik versiyon:
1- Allah Mazare
2- Beni Beni
3- Sadrang
4- Tamana
5- Feraghi: Song of Exile
6- Hejran
7- Ishq: Love and the Vei
8- Molk-e-Divan (acoustic)

28
Oct

Bloc Party - Intimacy (2008)

   Posted by: montezaus Tags: ,

Aralık sayısıyla 2008′e veda ederken bu sene çıkan albümlerden atladıklarıma da tekrar bir bakayım, mecellemize kazandırayım dedim. Tabii bu haylazlar da kabahatlerini biliyorlar, ‘biz ilk olalım, bi kere hızını aldı mı yemediğimiz laf kalmaz monte dededen’ diyip bir heves öne çıktılar ama yanıldıklarını da pek bir geç anladılar. Şşt kime diyorum Kele -hasbinallah nası isimmiş bu da-, inmeyecek o ayak, tek ayak havada, hadi canım. Uyarmayacağım bir daha.

Öncelikle Bloc Party ile daha önce tanışmamış olanlara diğer albümlere öncelik vermelerini tavsiye edeyim. Grubun albümlerini kronolojik olarak; Silent Alarm, A Weekend In The City, Intimacy sırasıyla dinlemenizde grubu daha iyi tanımanız bakımından fayda var. Gerçekten çok da iyi çalışmalar bulunmakta saydığım albümlerde. Hem grubun karakterini daha iyi anlamaya, hem de grubun bu albümü çıkarırken bir yere kadar sadık kalma kaygısı güttüğü geçmişini görebilmeye katkısı olacağını düşünüyorum ilk olarak önceki albümlerini dinlemenin.

Neyse efenim; başarılı bir geçmişi olan, sevgimizi de kazanmış bulunan grubumuzun yeni albüm çıkardığını duyduğumuzda da heyecanlandık dolayısıyla. Önceki albümlere damgasını vurmuş Helicopter, Banquet, Like Eating Glass, Song For Clay, Hunting For Witches gibi şarkıları aklımızda, geri kalan diğer birçok iyi parçayı da unutmadan açtık albümü, başladık dinlemeye vakit kaybetmeden. Neler buldun neler gördün derseniz, öncelikle karşımda müzik çizgisini önemli ölçüde değiştirmiş bir Bloc Party’yi bulduğumu söyleyebilirim. Kele Okereke’nin (vokal) ağzından dökülen ilk sözün ‘I want to declare a war’ olmasıyla da grubun cephanesini hazırlamış, bu değişimi gerçekleştirmeye hazır ve istekli olduğunun işaretini de alıyoruz zaten bir yerde.

Anladığım kadarıyla, grubun alışıldık Bloc Party çizgisinin dışına çıkma, müziklerini farklılaştırma isteğinin altında yatan neden artistik ifadeye daha bir ağırlık verme, ciddiyet kazandırma arzusu olmuş. Örneğin fazlaca kullanılan synthesizerların çok da özensizce kullanılmadığını, liriklerdeki ifadeleri kuvvetlendirmesinin, bu amaçla şarkıya uygun bir hava kazandırmasının amaçlandığını farketmek mümkün. Aynı şekilde şarkılardaki vokal kullanımının, gitar kullanımının, kimi yerlerdeki ritmler, özellikle aksak ritmlerin ve şarkıların etkileyici, atmosferik anlamda kuvvetli biçimle sonlandırılmasının da albümdeki genel anlatımı, belki kaygı, hayalkırıklığı, arzu, istek, ihtiyaç gibi hisleri taşıyacak şekilde kurgulanmış olduğu söylenebilir.

Ancak sonucun yeterince bütünlük göstermeyişi, grubun elektronik ve deneysel çabalarının müzik içerisinde belki o kadar da anlamlı bir yere oturtulamayışının sorun olduğu söylenebilir. Intimacy bu anlamda ilk dinlediğimde alışamadığım, sevemediğim albümlerden biri oldu. Hatta benim için çok kötü bir albüm olmaktan kötü bir albüm olmaya terfi edişi bile baya uzun sürdü aslında. Belki Bloc Party’nin Silent Alarm zamanlarındaki belirgin, ayırtedilebilir müzikal karakterine fazlaca alışık olduğumdandır ama Intimacy’deki elektronik öğeleri gerçekten yersiz, anlamsız bulmuştum uzun bir süre için. Şimdi belki de alıştığımdan, o zaman gereksiz gelenler fazlaca kulağımı tırmalamadığından grubun bu anlamda yaptığı olumlu şeyleri daha kolay farkedebiliyorumdur ama grubun müziklerini deneyselleştirme, elektronikleştirme işini daha iyi kotaramayacağı anlamına gelmiyor bu. Tamam her şeye rağmen iyi denilebilecek bir albüm, ama özellikle yeniliklerin yapıldığı böyle bir döneminde Bloc Party’nin daha bitmiş bir iş çıkarması çok daha iyi olurdu.

Vurgulamadan geçmeyelim, albümün Kele Okereke’in yaşadığı bir ayrılık sonrası ortaya çıkmış ve birçok şarkıda ayrılık temasının işleniyor oluşu bir dönem çokça dillendirilmişti. Bu anlamda albüm lirikleri bakımından da belirli bir iddiaya sahip, ancak bilemiyorum, pek değerlendiremedim kendi adıma. Şarkı sözlerinin iyiliği-kötülüğü herkese göre değişir tabii ama Bloc Party bu yönüyle nedense çok da tatmin etmemiştir beni hiçbir zaman. Onun dışında eski Bloc Party dinleyicilerindenseniz ve grubun elektronik olaylara girmesine de şüpheyle yaklaşıyorsanız Bloc Party’nin sizleri de unutmadığını söyleyelim. Albümde Halo, Trojan Horse gibi grubun alışıldık müzik tarzını bir yere kadar taşıyan iyi şarkılar da bulunmakta.

Linkler:
Grubun Resmi Websitesi
Myspace Sayfaları
Grupla Ropörtaj (Xfm)
Bir Diğer Ropörtaj (BBC)
Canlı Performans: Ares, Halo (radyo yayını), Trojan Horse, Signs

Şarkı Listesi:
1. Ares
2. Mercury
3. Halo
4. Biko
5. Trojan Horse
6. Signs
7. One Month Off
8. Zephyrus
9. Better Than Heaven
10. Ion Square

Blogumuzda ağırladığımız Türk müzisyenler yalnız kalmasın, başka kimleri misafir edebiliriz diye düşündüğüm bu günlerde bütün sessizliğine, önplana çıkmadaki isteksizliğine rağmen piyango Aydın Esen’e vuruverdi. Türkiye’deki demek yetersiz kalacak, dünyadaki sayılı müzik yeteneklerinden, dahilerinden birisi olmasına rağmen, tanınan birisi olmaya dair en ufak bir istek taşıdığını gösterecek bir belirtiyi yıllardır bizden esirgeyen Aydın Esen ısrarlarımızı kıramayarak beri geldi, hoş geldi.

Kendisi dünyanın en yetenekli jazz piyanistlerinden sayılsa da müziğini jazzla, müzisyenliğini de piyanistlikle sınırladığını söylemek haksızlık olur. Çağdaş müziğin öncü beyinlerinden Aydın Esen’in yarattığı müzikal dünya; yeryüzünün, insanlığın, medeniyetin, kültürlerin yarattığı her türlü müzikal motiften arınmış, müziğin evrensel, kozmik anlamıyla düşünülüp işlendiği bir yer. Bu anlamda canlı performanslarında jazz çaldığı görülse de, hem bu durum çoğu stüdyo kayıdında böyle değil, hem de jazz ve jazza yakın tarzda müzik yaptığı zaman bile jazzın ya da herhangi bir müzik türünün sahip olabileceği sınırlamalardan arınmış bir piyano performansı dinlediğini insan çabucak farkedebiliyor.

Aydın Esen’in müzik hayatının yeniliğin peşinde başlayıp yeniliğin içinde devam ettiğini söylemek doğru olur.  Her halükarda müziği yeni seslerle, yeni kavramlarla, yeni şekillerde yaptığını söyleyebiliriz. Bu da varolan zamanın müzik anlayışının güncel sorularıyla müzisyenlik kimliğini kazandığı günlerde uğraşıp, verilen cevaplara hakim olmaya, yeri geldiğinde bu cevaplarda pay sahibi olmaya başladığı anlamına geliyor, ki bugünün Aydın Esen’ini anlamak için de onun bu geçmişini görmek, bu geçmişin üzerinde yepyeni müzikal sorular, sesler, kavramlar yarattığının farkında olmak gerekiyor. İşte böyle bir noktada, müziğin kozmik dilini kendi dili bellemenin bile kendi entellektüel geçmişinde çoktan yer edinmiş olduğunu gördüğümüz müzisyenin besteleri kimi zaman anlaşılmaz gelse bile, zaman içerisinde içerisindeki güzellikler, gerek kendi içerisindeki yeni müzikal öğe ve kavramlar, gerekse mevcut müzikal kavramlara verdiği yeni şekillerle kendini bize gösteriyor.

Aydın Esen’in kendi sitesindeki tanıtım yazısı oldukça iyi hazırlanmış. Kendisini daha yakından tanıtmak için olduğu gibi alıntılıyorum. Sayfasının linkini aşağıda, linkler bölümünde bulabilirsiniz. Onun dışında özellikle son iki albümünün; Extintion ve Light Years’ın, sanatçının geldiği noktayı görmek açısından dinlenmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.

Piyano ve bestecilik eğitimine iki yaşında babasının eğitmenliğinde başladı ve birkaç yıl sonra bu eğitime İstanbul Konservatuarı’nda devam etti. Daha gencecik yaşına rağmen duyma, üretme ve yazma yetilerine sahipti. Aydın Esen’in ilk hocası olan babası onu seslerin sonsuz dünyasına çekmeyi başarmıştı. Zamanının akademik tavırlarıyla baş ederken ve insanlara yeni sesleri kabul ettirmekle uğraşırken, kendisi sürekli yeniliğin peşindeydi. Esen, konservatuardayken armonik teorilerin bazı kurallarını değiştirmeyi bile başarmıştı. 20.yy.’ın akustik müzik bestekarlarının uzak durmayı tercih ettiği elektronik müzik yaşamının bir parçası olmuştu. 10 yaşından önce zamanımızın modern müzik problemleriyle ilgilenmesi, onu farklı yapan unsurlardandır.

Aydın Esen, 80′lerin başında piyano, bestecilik ve orkestra şefliği konularında çalışmalar yapması için Oslo’daki Norveç Eyalet Müzik Akademisi’ne davet edildi. Farklı orkestralarla Avrupa’yı turladı ve her yerde bir stüdyo müzisyeni gibi çalıştı. 1983′te ABD’nin yolunu tuttu. Tam bursla Boston’daki Berklee Müzik Okulu’na gitti. Normalde 4 yılda bitirilen okulu 1 senede, üstelik “Sanatçı Diploması” adı verilen en yüksek dereceyle bitirdi. Daha sonra New England Conservatory of Music’te piyano ve bestecilik üzerine yüksek lisans yaptı. 80′lerin sonlarına farklı kıtaları gezerek geldi. 1987′de müzisyen eşi Randy K. ile New York’a taşındı.

Miroslav Vitous, Woody Shaw, Can Kozlu, Randy K., Vinnie Colaiuta, Pat Metheny, Roy Haynes, Anthony Jackson, Steve Smith, Baron Browne, Frank Gambale, Kai Eckhardt, Peter Herbert, Dave Liebman, Peter Erskine, Tiger Okoshi, Gary Burton, Daniel Humair, George Garzone, Mino Cinelu, Michel Portal, Trilok Gurtu vb. isimlerle çalıştı. Eddie Gomez ve Marcello Pellitteri ile 1986 yılında yaptıkları “Trio” albümleri büyük ses getirmişti. 1987′de bir aylık Japonya turnesinde Tiger Okoshi, Miroslav Vitous, Bob Mintzer ve Bob Moses ile birlikte çaldı. Daha sonraki çalışma ve turnelerinde basçı Jonas Hellborg ve baterist Kenwood Dennard ile birlikte çalıştı. 90′ların başında Miroslav ile tekrar bir araya geldi, ikili aralarına Trilok Gurtu’yu alarak bir yıllığına turneye çıktı.

Esen; bestecilik, klavyedeki virtüözitesi ve elektronik müzikte yaptıklarından dolayı sayısız ödüle layık görülmüştür. İlk ödülünü 1989 yılında, Paris’te düzenlenen Uluslararası Piyano Yarışması’nda kazanmıştır. Stüdyo müzisyeni ve solo sanatçısı olarak yaptığı çalışmalar Columbia/Sony Records, Polygram, Arista, JMS, Gramavision, Label Bleu and Music City etiketleri altında mevcuttur. 1989 yılında Randy K., Francis Bourrec, Peter Herbert ve Can Kozlu ile yaptığı “So Many Lifetimes” adlı kayıt dünya çapında büyük yankı uyandırmış ve yılın kaydı seçilmiştir. Aynı yıl içerisinde Esen’e, Avusturyalı gitarist Wolfgang Mutspiel ve Bob Berg ile “Timezones”da çalma teklifi de sunulmuştur. Çıktığı Paris, Avrupa ve Japonya turnelerinde büyük heyecanla karşılanan Esen’in 90′ların başında Mick Goodrick, George Garzone, Can Kozlu ve Peter Herbert ile birlikte yaptıkları “Pictures” albümü Japonya’da yılın albümü seçilmiştir.

1991 yılında “Edges” çatısı altında Miroslav Vitous, Jerry Bergonzi ve Daniel Humair ile bir araya geldi. 1992 yılında Columbia/Sony Records etiketi altında “Anadolu” isimli albümü New York’ta kaydetti. Bu kayıt sürecinde Anthony Jackson, Dave Holland, Peter Erskine, Dave Liebman, Mino Cinelu, Dave Bargeron, Jon Faddis, Randy Esen ile birlikte çalışmıştır. Bütün bu kayıtlar uluslararası arenada boy göstermiş ve büyük takdir toplamıştır. 1995 ve 1996 yıllarını kapsayan Japonya turnesinde Esen, Tiger Okoshi, Miroslav Vitous, Bob Moses, Bob Mintzer, Chip Jackson, Gary Burton ve saygın Japon müzisyenlerle birlikte çalmıştır. Bu arada çağdaş müzik hakkında konferans ve seminerler vermeye devam etmiştir.

1995 yılında Brezilyalı besteci ve gitarist Sergio Brando ile çok özel bir albüm olan “Landscapes” i, 1996 yılında ise klarnet ustası ve besteci Andrew Anello ile New York’ta “x-Centrix” adlı albümü yapmıştır. Esen’le birlikte çalışan gitarist Emily Remler, kendisinden “This Is Me” albümüne beste yapmasını ve aynı albümde çalmasını rica etmiştir. Daha sonra bir süreliğine baterist Steve Smith, basçı Anthony Jackson, gitarist Frank Gambale ve vokalist eşi Randy Esen ile turneye çıkmış, aynı grup 2000 yılına girerken “Timescape” isimli albümde birlikte çalışmıştır.

“Timescape” adlı albüm 1999 yılının Kasım ayında piyasaya çıkmıştır. Bu albümde klavyede Aydın Esen, basta Baron Browne, bateride Steve Smith ve vokalde Randy Esen yer almaktadır. Albüm, 2000 yılında en iyi albüm olarak ödüllendirilmiştir. Sanatçı, 1999 yılında “Enfas” isimli başka bir albüme de imza atmıştır. Yine aynı sene, Esen’in eski dostu, usta basçı Kai Eckhardt’ın çıkış albümü olan “Honor Simplicity, Respect the Flow”da klavye çalmıştır.

Sanatçının Mayıs 2001′de Miroslav Vitous ve Vinnie Colaiuta ile birlikte yaptığı “Living” adlı albüm, müzikteki yeni boyutları göz önüne sermektedir.

Aydın Esen, 2002 yılında da çeşitli çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışmalar geleceğin çağdaş müziği hakkında ipuçları içermektedir.

Linkler:
Websitesi
Extinction ve Light Years Albümlerinin Özel Sitesi
Myspace Sayfası
Bir Ropörtajı (Okunması özellikle tavsiye olunur)
Canlı Performanslar: 1, 2, 3,
TRT’nin Kendisiyle Gerçekleştirdiği Bir Ropörtaj: Dahi Müzisyen Aydın Esen - Bölüm 1, Bölüm 2

Albümleri:
1989 - Aydin Esen
1988 - So Many Lifetimes
1989 - Pictures
1992 - Anadolu
1992 - Radio Edits
1998 - Enfas
1999 - Timescape
2001 - Living
2005 - Flashpoint
2005 - Dialogo
2006 - Light Years
2006 - Extinction

27
Aug

Liars

   Posted by: montezaus Tags: , , , , ,

Liars’ı ilk dinlediğimde bambaşka bir müzik yapıyorlardı. Yeni nesil indie grupları yeni yeni isim yaparlarken, bize de müziğin böylesine verimli, hareketli bir dalını keşfetmenin keyfini sürmek düşüyordu. O zamanlar iki albümleri vardı. ilk albümleri, 2002 tarihli ‘They Threw Us All In A Trench And Stuck A Monument On Top’ indieye yakın, post-punk denilebilecek bir tarzdaydı, oldukça da eğlenceli, iyi bir albümdü. Ancak ikinci albümleri, ‘They Were Wrong So We Drowned’ oldukça farklıydı. Grup ilk albümlerindeki müzik tarzını tamamen bir kenara koymuş; müziklerini şekilsizleştirmiş, biçimsizleştirmiş; deneysel bir iş çıkarmıştı ancak bu işin altından da pek iyi kalkamamışlardı. Hem ilk albümleriyle kazandıkları fan kitlesini hayalkırıklığına uğratan, hem de kaydıkları yeni müzikal çizgide de beğeni toplayamayan grup için bu albüm kolayca başarısızlık olarak nitelenebilirdi.

Bütün bunlara rağmen, çok da uzak olmayan bir zamanda Liars’ın üçüncü ve dördüncü albümlerini edinmemle, grubun deneysel macerasıyla ilgili söyleyecek hiçbir olumsuz lafım kalmamıştı. Özellikle ‘Drum’s Not Dead’ albümü bu alandaki favori albümlerimden birisi oldu. Enstrümanların başarıyla kullanıldığı, yoğun bir atmosferi olan grubun üçüncü albümüyle Liars oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Sonic Youth gibi grupları andıran albümü deneysel müzik seven birisiyseniz mutlaka baştan aşağı dinlemenizi öneririm.  Aynı zamanda konsept albüm olma özelliğine sahip Drum is Not Dead, Drum ve Mt.Heart Attack adlarına sahip iki karakter üzerinden korkaklık ve güven kavramlarını konu ediyor.

Grup son albümleriniyse kendi isimleriyle adlandırmayı tercih etmiş. Liars adını taşıyan albüm grubun müzikal geçmişinin özeti gibi, hem ilk albümlerini andıran hareketli parçalar, hem de ikinci, üçüncü albümlerindeki deneysel tarzda işler yer almış. Buna rağmen deneysel işlerin biraz arkaplanda kalmış olduğu söylenebilir, bu albümle belki de ilk albümleriyle kazanmış oldukları fanlarının tekrar gönüllerini almak istemiş olabilirler. Sailing to Byzantium gibi şarkılarla edebi metinlere de göndermelerin de yapıldığı bu albümde grup kesinlikle iyi bir iş çıkarmış.

Drum’s Not Dead albümü benim için özellikle öne çıkarken diğer albümlerindeki işleri de yok saymamak lazım. Her bir albümde de sevdiğim şeyler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim kendi adıma. Bu arada ben bu yazıyı yazarken grubun Radiohead ile turluyor olduğunu öğrenmek bana ‘bu nasıl adalet, bu nasıl dünya’ dedirtti. Biz de böyle turlar istiyoruz arkadaş. Olmaz ki ama.

Linkler:
Myspace Sayfaları
Web Siteleri
Grupla Ropöjlar - Yıl: 2003, 2007, 2007
Liars live at Bloomsbury Ballroom, Londra  - 3 Aralık 2007
Klipler: Plaster Casts Of Everything, Houseclouds, We Fenced Other Gardens With The Bones Of Our Own,
Canlı Kayıtlar: Broken Witch
Drum’s Not Bread DVD’sinden: A Visit From Drum, Drum Gets A Glimpse, You Drum

Albümler:
They Threw Us All In A Trench And Stuck A Monument On Top (2002)

1. Grown Men Don’t Fall in the River, Just Like That
2. Mr. Your on Fire Mr.
3. Loose Nuts on the Veladrome
4. The Garden Was Crowded and Outside
5. Tumbling Walls Buried Me in the Debris With ESG
6. Nothing Is Ever Lost or Can Be Lost My Science Friend
7. We Live NE of Compton
8. Why Midnight Walked But Didn’t Ring Her Bell
9. This Dust Makes That Mud

They Were Wrong So We Drowned (2004)

1. Broken Witch
2. Steam Rose from the Lifeless Cloak
3. There’s Always Room on the Broom
4. If You’re a Wizard Then Why Do You Wear Glasses?
5. We Fenced Other Gardens with the Bones of Our Own
6. They Don’t Want Your Corn - They Want Your Kids
7. Read the Book That Wrote Itself
8. Hold Hands and It Will Happen Anyway
9. They Took 14 for the Rest of Our Lives
10. Flow My Tears the Spider Said

Drum’s Not Dead (2006)

1. Be Quiet Mt. Heart Attack!
2. Let’s Not Wrestle Mt. Heart Attack
3. A Visit from Drum
4. Drum Gets a Glimpse
5. It Fit When I Was a Kid
6. The Wrong Coat for You Mt. Heart Attack
7. Hold You, Drum
8. It’s All Blooming Now Mt. Heart Attack
9. Drum and the Uncomfortable Can
10. You, Drum
11. To Hold You, Drum
12. The Other Side of Mt. Heart Attack

Liars (2007)

1. Plaster Casts of Everything
2. Houseclouds
3. Leather Prowler
4. Sailing to Byzantium
5. What Would They Know
6. Cycle Time
7. Freak Out
8. Pure Unevil
9. Clear Island
10. The Dumb in the Rain
11. Protection

Moe Joe Album Kapagi

Blues dinlemekten, blues çalmaktan ya da her ikisini birden yapmaktan hoşlanıyorsanız, muhtemelen kendinizi yakın hissedeceğiniz bir grup Moe Joe. İyi, kaliteli blues yapmakla kalmıyorlar; blues yaparken aldıkları keyfi de bir şekilde sonuna kadar notalara dökebiliyor. Müzikal kalitelerinin yanısıra dinleyene verdikleriyle keyifle de taktir ettiğim gruplardan birisi oldular gerçekten.

Müzikal kalite demişken söylemem gerek, şarkılarında hangi enstrümanı dinlerseniz dinleyin, performansın içerisine ustalıkla katılmış küçük nüansların farkedilmeyi beklediğini göreceksiniz. Gitar olsun, saksafon olsun, mızıka, klavye olsun; üst düzey sololar atarlarken, solo dışında da rifflerinin sabit olmadığını, müzisyenlerin notalarda yaptıkları ufak değişiklerle kalitelerini gösterdiklerini, hem şarkının içindeki hissi daha iyi verebildiklerini, hem de dinleme keyfini arttırdıklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Onun dışında bass ve bateri de monotonluktan epey uzak. Bluesda bu iki enstrümanın rütinlerini bozmadığı durumlarla özellikle çokça karşılaşılabildiğinden Moe Joe’nun burada da beklentilerimizi yüksek tutmamıza imkan vermiş olması beni ayrıca mutlu etti.

Grubun bence blues adına en iyi yanlarından birisi, pek çok blues stilinde işler çıkarmış, bunu yaparken de hepsindeki duyguyu, hissi başarıyla verebilmiş oluşu. Bu anlamda Chicago Istanbul Mainline oldukça zengin bir albüm olmuş.

Moe Joe resmi olarak dağılmış değilse bile bu grubun ilk ve tek albümü olmuş. Ama konserleri nadir de olsa oluyormuş sanırım. Bir yerlerde rastlarsanız kaçırmayın derim. Çok fazla biyografik bilgi vermedim ama Myspace sayfalarında bu konuda Türkçe materyal bulunabilmekte, aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Linkler:
Myspace Sayfaları

Şarkı Listesi:
1. Black Coffee Blues
2. Lonesome Grassman
3. SunLight
4. Born In Izmir
5. Come On Home
6. Blues Is A Raindown
7. Spank Ma Monkey
8. Two Trains Runnin’ Two Bears R
9. Rooters And Pigeons
10. I BeLieve
11. Sundown

Sabahın dokuzunda uyanıp, kendi kendime “napıcam lan bu saatte” derken bir anda keşfediverdiğim bir grup oldu İstanbul Blues Kumpanyası. Aslında bileni de oldukça fazlaymış İBK’nın. Daha önce pek çok organizasyonda kendilerini göstermiş olmalarının yanında, Efes Pilsen Blues Festivali’nde yer almış ilk Türk grubu olma unvanına da sahipler.

‘Kökler’ (1997, Ada Müzik) ve ‘Şair Zamanlar’ (1999, Doublemoon) olmak üzere iki albümleri mevcut, ancak bu iki albüm arasında da büyük farklılıklar olduğunu söylemek mümkün. Kökler albümünde blues çizgisine daha sadık bir görüntüye sahiplerken, Şair Zamanlar’da etnik öğelere de sahip, kimi zaman deneyselleşen, okuduğum kadarıyla canlı performanslarda da doğaçlamaların daha ağırlıklı olarak yer aldığı bir müzikal çizgiye kaymışlar. Kökler albümünü ve o albümü çaldıkları canlı birkaç kayıt dinlememle, dinlediğim en iyi Türk blues grubu unvanını kendilerine vermem bir oldu. Babazula, Siya siyabend gibi etnik, geleneksel öğelere müziklerinde yer veren gruplara da kulağınız aşina ise, Şair Zamanlar’dan da muhtemelen keyif alacağınızı söyleyebilirim. Bu albümlerinde geleneği terk etmeden, hatta gelenekten beslenerek modern müzik yapma iddiasına sahipler.

Grup elemanlarına bakıldığında diğer çalışmalarıyla da oldukça iyi işler çıkarmış, adlarından söz ettirmiş müzisyenler olduklarını söyleyebiliyoruz. Ben şahsen Orçun Baştürk’ü görünce ayrı bir mutlu oldum. Replikas’tan ve Kafabindünya’dan zaten tanımaktaydık kendisini. Siya Siyabend’in Babylon’daki, dağılmadan önce verdikleri son konserlerinden sonra arkadaşımla “bu bateristi nerden tanıyoruz abi biz” sorularını sormamıza vesile olmuş birisidir ayrıca kendisi. Burada görünce ayrı bir mutlu olduğum dediğim gibi. Diğer grup elemanlarını ve İBK’ndan sonraki çalışmalarını aşağıda bulabilirsiniz.

İBK ne yazık ki günümüze kadar devam edememiş. Şair Zamanlar albümünü çıkarmalarından sonra aralarındaki, kendi ifadeleriyle müzikal yaklaşım farkları nedeniyle çalışmalarına belirsiz bir süreyle ara vermeyi seçmişler. Linkler başlığı altından ulaşabileceğiniz myspace sayfalarında grubun detaylı biyografisini bulabilirsiniz, daha fazla bilgi için oraya yönlendireyim sizi. Keşfetmekten de, paylaşmaktan da bir blues sever olarak oldukça mutlu olduğum, gurur duyduğum bir grup İstanbul Blues Kumpanyası. En azından bir kulak vermenizi ısrarla tavsiye etmekteyim.

Grup Elemanları ve IBK Sonrası Çalışmaları
Sarp Keskiner - vokal, gitar, kaval, harmonika (Saska, Kırıka, Moe Joe, G.R.O.S., solo çalışmalar)
Salih Nazim Peker - saz, elektronik saz, buzuki (Kırıka, Kordonboyu)
Vefa Karatay - bass (Moe Joe, King Bees, Yavuz Çetin, Blues Mobile)
Tuğrul Aray - tenor saksofon (King Bees, Olcay Saral Duo, solo çalışmalar)
Orçun Baştürk - davul, konga (Replikas, Saska, Kırıka, Kafabindunya, solo çalışmalar)
Ozun Usta - dümbelek (Naapjazz, Tamburada, Randiman Kakara)
Ertan Tekin - Zurna, ney

Linkler:
Şair Zamanlar MySpace Sayfası
Efes Pilsen Blues Festivali (1997) kayıtlarının yer aldığı MySpace sayfaları
National Geographic’te IBK (WTF demeyin lütfen =) )
İBK, Adana 1997 Canlı Performansından Görüntüler 1 2 3 4 5 6

Albümleri:
Kökler (1997, Ada Müzik)
kökler

1. Alleuia
2. God Put The Rainbow In The Sky
3. Chanson De Mardi Gras
4. Black Coffee Blues
5. Sea Line Woman
6. Early Morning Stomp
7. Blues On Fidayda
8. Sleep Deep Blues
9. Grassfunk No:8
10. Jesus Met The Woman At The Well
11. Workin’ Power
12. Loner
13. Whiskey Jar Blues
14. Pick A Bale Of Cotton
15. Black Mule Rag
16. Ma Right Mind
17. Freedom Birds Of Africa (Ken Saro Wiva Et Fela)

Şair Zamanlar (1999, Doublemoon)

1. Biskotin
2. Dürüst Duman
3. Fourty-Four
4. Whiskey headed Woman No.3
5. Derbeder
6. Kırıkk Hayatlar
7. Kurbağalı Bodrum
8. Çiğdem Pilavı
9. Hüseyni Twist
10. Şair Zamanlar
11. İzmir’e Donüş
12. On the Road Again

27
Jul

Gilles Peterson in Africa (2005)

   Posted by: montezaus Tags: , , ,

Gilles Peterson in Africa

Aslında şu aralar yazmak istediğim başka şeyler vardı, ama Gilles Peterson Afrika’dan öyle şarkılar bulup getirmiş ki kendimi bir anda bu satırları yazarken buluverdim.  BBC Radio1′da bir ara her hafta internetten takip ettiğim Worldwide programını yapan, Türkiye’de de Radio Oxigen’da (FM 96.0) programı yayınlanan Gilles Peterson’ın ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya, müzikten müziğe geçerken Afrika’yı da ayrı bir albümle andığını bu sabaha kadar bilmiyordum doğrusu. Daha önceleri Gilles Peterson in Brazil ile bossa novanın ötesinde Brezilya’da yapılan müziği bize ulaştıran DJ, bu sefer de 60ların, 70lerin Afrika’sından bugüne kadar, yaşlı kıtanın jazzı kendi müziğiyle birleştirmesiyle ortaya çıkarttığı müziği derlemiş.

Aralarında daha önceden bildiğim yalnızca, Etiyopya müziği ile jazz sentezi yaparak ethio-jazz akımını yaratan Mulatu Astatqe’nin bulunduğu isimleri bir araya getirerek keşfedilmesi müthiş zevk veren Fela Kuti, Manu Dibango, Antibalas Afrobeat Orchestra gibi isimlerin yaptıkları müziğin bizlere ulaşmasında albüm köprü görevi üstlenmiş.

Jazz seviyorsanız bu albümle Afrika’da yapılanlara da bir kulak vermenizi öneririm. Albüm iki CD’den oluşuyor. The Soul isimli ilk CDde genellikle eski isimler yer alırken, ikinci CD olan The Spirit’te IG Culture, Masters at Work gibi modern zaman prodüktörlerinin işlerine de yer verilmiş.

Linkler:
Gilles Peterson’ın BBCdeki Programı
Gilles Peterson’ın Web Sayfası
Mulatu Astatqe - Asmarina
Antibalas Afrobeat Orchestra - at MacRock | at Evolve Festival
Fela Kuti - Teacher Don’t teach Me No Nonsense | Music is a Weapon | Water No Get Enemy | Sorrow Tears & Blood

Şarkı Listesi:
CD1 - The Soul
1. Gilles Peterson - Intro
2. Oscar Sulley - Bukom Mashie
3. Peter King - Ajo
4. Manu Dibango - New Bell
5. Fela Ransome Kuti & Africa 70 - Ye Ye De Smell
6. Antibalas Afrobeat Orchestra - Indictment
7. Feqadu Amdé Mesqel - Asmarina
8. Mulatu Astatke - Mulatu
9. Miriam Makeba - Samba
10. Letta Mbulu - Mahlalela
11. Abdullah Ibrahim - Did You Hear That Sound (Toshio Matsuura Remix)

CD2- The Spirit
1 Masters At Work - MAW Expensive (A Tribute To Fela)
2 Osborne - Afrika
3 Konono No. 1- Lufuala NDonga (Edit)
4 Lekan Babalola -  Aso Kere (IG Culture Mix))
5 Cesaria Evora - Angola (Carl Craig Remix)
6 Thievery Corporation - The Heart’s A Lonely Hunter
7 Dennis Ferrer - Funu (Hi-Life Mix)
8 Blaze - Jump 4 Luv (Shelter Main Mix)

27
Jul

Souad Massi - Raoui

   Posted by: aynaimarzi Tags:

Hani bazı sesler vardır, sizi bilmediğiniz yerlere götürür; lakin bilmediğiniz, görmediğiniz o topraklarda gezinirken size müziğiyle eşlik eden sakinleştirici tınısı sayesinde paniklemenize olanak sunmaz. Elinde gitarı, çoğu zaman Arapça, nadir olarak da Fransızca söylediği ve ud, def, bendir, gimbri gibi çeşit çeşit enstrümanların eşlik ettiği Souad Massi şarkıları da buna benzer bir etki yapıyor dinleyen üzerinde. 1972 Cezayir doğumlu Souad Massi, büyük kardeşinin teşvikiyle birlikte gençliği boyunca müzik eğitimi alıyor. Cezayir’de Atakor adlı bir Rock grubu kursa da solo olarak kariyerine devam etmek istiyor ve isteğine ancak Fransa’da ulaşabileceğine inanıp Fransa’ya yerleşiyor. Raoui, Deb, Mesk Elil ve 2007 yılında çıkarmış olup bu üç albümünden en beğenilen şarkıların toplandığı Aqustic the Best of Souad Massi adlı toplam 4 albümü var.

1- Raoui (Rivayet eden, hikaye anlatıcı)
2- Bladi
3- Amessa
4- Tant Pis Pour Moi
5- Hayati
6- Nekreh El Kelb (bu kalbi çirkin görüyorum manasında)
7- Denya (Dünya, yaşam)
8- Khsara Aalik
9- Rani Rayha
10- J’ai Pas De Temps
11- Awham (Şüphe)
12- Lamen (El-eman, güven)
13- Enta Dari (Sen benim yurdumsun)
14- Matebkiche (Ağlama)

Bu albüm kimi yerlerde bana Tinariwen Aman İman’ı çağrıştırdı, mesela Amessa adlı şarkıda olduğu gibi. İlk şarkı albüme de adını veren Raoui. Sakin bir şarkı, gitarla açılıyor ve Souad Massi tüm içtenliğiyle hikayecinin kendisine bin bir geceyi, insanlığın tarihini anlatmasını istiyor.  Raoui ile hüzünlenmişken ud ile açılan Bladi’de neşeleniyoruz biraz.  Bladi’den sonra Amessa’ya geçiyor ki albümde en sevdiğim şarkılardan biridir bu, enstrüman olarak da son derece neşeli bir şarkı ve Massi yine müziğe uygun bir coşkunlukla söylüyor. Daha sonra Tant Pis Pour Moi başlıyor, dingin bir şarkı ve albümdeki iki Fransızca şarkıdan birincisi, diğeri de zaten J’ai Pas De Temps (geri kalanlar Arapça).  Hayati’nin başında yine güzel bir taksim dinliyoruz, bu şarkının uzaklara götüren bir havası var. Hüzünlü havanızda bir kuş cıvıltısıyla dingin bir havaya bürünürsünüz ya, bu şarkı da hüzün ve dinginliği bir arada sunuyor bize. Nekreh El kelbi’de ise Akdeniz havası var sanki, sahilde bir akşamüstü çalınan türden hani. Geri kalan şarkılar da albümdeki bu hüzün (Rani Reyha, El-Eman), neşe (Denya, Ente Dari) ve dinginlik (J’ai Pas De Temps, Matebkiche) halini paylaşıyorlar. Awham’da ise biraz rock havası var, oldukça güzel.

2001’de çıkan albüm 2002’de Dünya müziği ödülü olan BBC Radio 3’ü aldı. Şahsen benim de Souad Massi’nin en beğendiğim albümlerinden oldu Raoui. Kimi zaman ritmik, kimi zaman dingin, Souad Massi’nin güzel sesiyle hüzünlendirici bir albüm. Bir de Deb albümü var, ama onun incelemesi de başka zamana kaldı artık =)

Web sitesi

Myspace